Çağımız büyük bir değişimin içinden geçiyor. Teknoloji gelişiyor, yapay zekâ hayatın her alanına giriyor, makineler insanın yaptığı pek çok işi üstleniyor. Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolaylaşıyor. Fakat bütün bu gelişmelerin ortasında gözden kaçırdığımız çok daha önemli bir mesele var: "Asıl mesele insandır."
Çünkü insanı merkeze almayan hiçbir gelişme, ne kadar parlak görünürse görünsün, insanlığın gerçek anlamda ilerlemesini sağlayamaz.
Bugün bir makinenin saniyeler içinde yaptığı işi hayranlıkla izliyoruz. Fakat aynı çağda insanların birbirine tahammülü azalıyor, merhamet zayıflıyor, yalnızlık çoğalıyor. Haberleşme imkânlarımız arttıkça gönüller arasındaki mesafe bazen daha da büyüyor.
Demek ki mesele sadece teknolojik gelişme değildir. Mesele, bu gelişmeyi hangi insanın kullanacağıdır. İnsan sadece maddeden ibaret değildir
Tasavvufun bize hatırlattığı en temel gerçeklerden biri şudur: İnsan yalnızca bedenden ibaret değildir. Onun bir nefsi, bir aklı, bir gönlü ve Allah'a yönelen bir ruh dünyası vardır.
İmam Ali Efendimiz'in, insanın kendi hakikatini aramasına işaret eden hikmetli sözlerinden biri şöyledir:
"İlacın sendedir, fakat farkında değilsin; derdin de sendedir, fakat görmüyorsun."
İnsan dış dünyayı değiştirmeye çalışırken kendi iç dünyasını ihmal ederse, kurduğu medeniyet ne kadar gelişmiş olursa olsun huzuru bulamayabilir.
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey yeni bir cihaz değil, kendimizi yeniden tanımaktır.
Çünkü nefsi büyüyen insanın elindeki imkân da büyüdükçe tehlike büyür. Güç ahlakla birleşmezse zulme, bilgi hikmetle birleşmezse kibre, servet paylaşma duygusuyla birleşmezse bencilliğe dönüşebilir.
Teknoloji insana hizmet etmelidir. Prof. Dr. Haydar Baş'ın insan merkezli ekonomi anlayışının temelinde de insanın yalnızca ekonomik bir unsur olmadığı gerçeği vardır.
Onun ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli'nde insan, sistemin aracı değil gayesidir. Ekonomi insan için vardır; insan ekonomi için değil.
Bu yaklaşım aslında tasavvufî bir hakikatin sosyal hayattaki karşılığını da düşündürüyor. İnsan, sahip olduğu imkânlarla değer kazanan bir varlık değildir. Değeri, Allah'ın yaratmış olduğu insan olmasıyla başlar.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın bugün savunduğu ekonomik ve sosyal anlayışta da insanın merkeze alınması, üretimin toplumun refahına hizmet etmesi ve devletin vatandaşını koruyan bir yapı olması gerektiği vurgulanıyor.
Bu bakış açısı bize önemli bir soru sorduruyor: Teknoloji insanın hayatını kolaylaştırırken, insanın kendisini de iyileştirebiliyor muyuz?
Eğer cevap hayırsa, üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir mesele var demektir.
Önce gönlü düzeltmek. Tasavvuf bize dünyadan kaçmayı değil, dünyaya esir olmamayı öğretir.
Elimizde teknoloji olabilir, servet olabilir, makam olabilir, bilgi olabilir. Fakat bunların hiçbiri gönlümüzü yönetmemelidir.
İnsan kendisini düzeltmeden dünyayı düzeltmeye kalkarsa, eski yanlışlarını yeni araçlarla büyütebilir.
Bu yüzden çağımızın en büyük meselesi yapay zekânın ne kadar gelişeceği değil; insan zekâsının vicdanla buluşup buluşamayacağıdır.
Yeni bir medeniyet kuracaksak önce yeni makineler değil, ahlaklı insanlar yetiştirmeliyiz.
Çünkü insan kaybolursa teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, ortada gerçek bir medeniyet kalmaz. Asıl mesele insan. Ve insanın asıl meselesi de kendisini bulmaktır. Vesselam…
Çünkü insanı merkeze almayan hiçbir gelişme, ne kadar parlak görünürse görünsün, insanlığın gerçek anlamda ilerlemesini sağlayamaz.
Bugün bir makinenin saniyeler içinde yaptığı işi hayranlıkla izliyoruz. Fakat aynı çağda insanların birbirine tahammülü azalıyor, merhamet zayıflıyor, yalnızlık çoğalıyor. Haberleşme imkânlarımız arttıkça gönüller arasındaki mesafe bazen daha da büyüyor.
Demek ki mesele sadece teknolojik gelişme değildir. Mesele, bu gelişmeyi hangi insanın kullanacağıdır. İnsan sadece maddeden ibaret değildir
Tasavvufun bize hatırlattığı en temel gerçeklerden biri şudur: İnsan yalnızca bedenden ibaret değildir. Onun bir nefsi, bir aklı, bir gönlü ve Allah'a yönelen bir ruh dünyası vardır.
İmam Ali Efendimiz'in, insanın kendi hakikatini aramasına işaret eden hikmetli sözlerinden biri şöyledir:
"İlacın sendedir, fakat farkında değilsin; derdin de sendedir, fakat görmüyorsun."
İnsan dış dünyayı değiştirmeye çalışırken kendi iç dünyasını ihmal ederse, kurduğu medeniyet ne kadar gelişmiş olursa olsun huzuru bulamayabilir.
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey yeni bir cihaz değil, kendimizi yeniden tanımaktır.
Çünkü nefsi büyüyen insanın elindeki imkân da büyüdükçe tehlike büyür. Güç ahlakla birleşmezse zulme, bilgi hikmetle birleşmezse kibre, servet paylaşma duygusuyla birleşmezse bencilliğe dönüşebilir.
Teknoloji insana hizmet etmelidir. Prof. Dr. Haydar Baş'ın insan merkezli ekonomi anlayışının temelinde de insanın yalnızca ekonomik bir unsur olmadığı gerçeği vardır.
Onun ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli'nde insan, sistemin aracı değil gayesidir. Ekonomi insan için vardır; insan ekonomi için değil.
Bu yaklaşım aslında tasavvufî bir hakikatin sosyal hayattaki karşılığını da düşündürüyor. İnsan, sahip olduğu imkânlarla değer kazanan bir varlık değildir. Değeri, Allah'ın yaratmış olduğu insan olmasıyla başlar.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın bugün savunduğu ekonomik ve sosyal anlayışta da insanın merkeze alınması, üretimin toplumun refahına hizmet etmesi ve devletin vatandaşını koruyan bir yapı olması gerektiği vurgulanıyor.
Bu bakış açısı bize önemli bir soru sorduruyor: Teknoloji insanın hayatını kolaylaştırırken, insanın kendisini de iyileştirebiliyor muyuz?
Eğer cevap hayırsa, üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir mesele var demektir.
Önce gönlü düzeltmek. Tasavvuf bize dünyadan kaçmayı değil, dünyaya esir olmamayı öğretir.
Elimizde teknoloji olabilir, servet olabilir, makam olabilir, bilgi olabilir. Fakat bunların hiçbiri gönlümüzü yönetmemelidir.
İnsan kendisini düzeltmeden dünyayı düzeltmeye kalkarsa, eski yanlışlarını yeni araçlarla büyütebilir.
Bu yüzden çağımızın en büyük meselesi yapay zekânın ne kadar gelişeceği değil; insan zekâsının vicdanla buluşup buluşamayacağıdır.
Yeni bir medeniyet kuracaksak önce yeni makineler değil, ahlaklı insanlar yetiştirmeliyiz.
Çünkü insan kaybolursa teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, ortada gerçek bir medeniyet kalmaz. Asıl mesele insan. Ve insanın asıl meselesi de kendisini bulmaktır. Vesselam…
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Asıl mesele insan / 08.10.2026
- Zenginlik nedir? / 06.10.2026
- Kul hakkının yeni yüzü / 05.10.2026
- Paramız artarken insanlığımız azalıyor mu? / 04.10.2026
- Kolay kazanç, ağır kayıp / 03.10.2026
- Dünya malı da bir imtihandır / 02.10.2026
- Umre: Bir ibadetten daha fazlası / 01.10.2026
- Cuma Mescidi: Müslümanların parayla imtihanı / 30.09.2026
- Mescid-i Kıbleteyn: Yönümüzü Allah belirler / 29.09.2026
- Mescid-i Kubâ: İlk adımın bereketi / 28.09.2026
- Zenginlik nedir? / 06.10.2026
- Kul hakkının yeni yüzü / 05.10.2026
- Paramız artarken insanlığımız azalıyor mu? / 04.10.2026
- Kolay kazanç, ağır kayıp / 03.10.2026
- Dünya malı da bir imtihandır / 02.10.2026
- Umre: Bir ibadetten daha fazlası / 01.10.2026
- Cuma Mescidi: Müslümanların parayla imtihanı / 30.09.2026
- Mescid-i Kıbleteyn: Yönümüzü Allah belirler / 29.09.2026
- Mescid-i Kubâ: İlk adımın bereketi / 28.09.2026
























































