Bugüne kadar siyasi partilerden, sivil toplum örgütlerinden, akademisyenlerden, yargı mensuplarından vs. hep aynı şeyleri duyduk; Hukukun üstünlüğü tartışılmaz. Yargının bağımsızlığı şarttır. Adalet karşısında herkes eşittir vs. diye.
Olması gereken anlayış bu ama iş ispata gelince özellikle siyasilerin elinde hiçbir delil olmadığı için bu lafları hep havada kaldı.
Geçmişten bu güne mahkemelerin bağımsızlığı hep gündem oldu. Verdikleri kararlar tartışıldı. Mevcut yasalar ve işbaşına gelen iktidarlar, sayı çoğunluğu ile çıkardıkları yasalardaki açıklar nedeniyle, hukukun çaresiz kaldığı dönemlerde oldu.
AKP iktidarına kadar hiçbir iktidar döneminde hukukun bu kadar çaresiz, yargının da bu kadar tartışmalı kararlara imza attığı pek görülmedi.
Düşünsenize hükümet, idam mahkûmu, bebek katili ile oturuyor, kararlar alıyor. Devletin elamanları, devletin ve milletin varlığına kasteden, askerimizi, insanımızı katledenlerin inlerine kadar gidiyor ama hukuk çaresiz, ne yapacağını bilemiyor.
Meclis kürsüsünden bile devletin, milletin varlığı alenen tehdit ediliyor. Hukuk suskun, susturulmuş.
Kamu görevlileri yetkilerini aşarak açıklama ve icraatlar yapıyor, iktidarın temsilcisi gibi hareket ediyor ama hukuk yine suskun. Bu hukuk nasıl üstün olacak?
Diğer taraftan ülke gündeminden yolsuzluklar düşmüyor. Bu yolsuzluklara karışanların bazıları ailelerine kadar medya tarafında milletin önüne konuyor, savcılar bütün gayretleri ile ne var ne yok her bulguyu delil yapma gayretine giriyor.
Diğer taraftan ise suçları belgelenmiş, isimleri belli, mağdurları ortada olan davalarda aynı gayret gösterilmediği gibi yargı mensuplarını da yargı kendi içinde yargılıyor.
Belediyeler hakkındaki iddialar almış başını gidiyor. Ama ne hikmetse bazı belediye başkanları görevden alınıyor, yargılanıyor. İktidara ait belediyeler hakkındaki iddialar araştırılmaya bile gerek görülmüyor. Haliyle vatandaş soruyor; Savcılar hukukun adamı mı, hükümetin adamı mı?..
Ve gerçekten kendini hukuka adamış, hukukun üstünlüğüne inanan hukukçuların, hukuki olarak tarif edemedikleri Ergenekon ve Balyoz süreçleri.
Bitmez, dediğin bu süreçler bitirilecek gibi gözüküyor. Çıkacak kararı da az çok herkes tahmin edebiliyor. Ama yinede merakla bekliyoruz…
Çıkacak karar ne olursa olsun toplumu ikna etmeyecektir. Bugün hala 1960, 1980 mahkemelerinin verdiği kararları konuşuyor, tartışılıyor ve bu kararları aldıran zihniyetleri sorguluyorsak, bugünkü mahkemeleri ve aldıkları kararlarda sorgulanacaktır.
8 Nisan’da Silivri’de Ergenekon davasında karar duruşması yapılacaktı. Bu sürecin hukuksuz olduğuna inanan, yargının taraf olduğunu savunan parti, toplum örgütleri ve vatandaşlarımız Silivri’ye hareket etti. Neden? Sürecin hukuksuz olduğunu ve alınacak kararın yanlı olacağına inandıkları için protesto etmek amacıyla.
Şahsen beklerdim ki, bu protestoda ellerde yalnızca Türk Bayrağı olsun. Diller yalnızca vatan ve milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik söylemler haykırılsın. Ama olmadı. Silivri’ye gelenlerden bazıları, kendilerini gösterme gayretiyle, hukuksuzluk isyanlarını hukuksuzca yaptı.
Mahkeme salonunda olanları ise Muharrem Abi (Bayraktar) 10 Nisan tarihli köşesinde anlattı.
Benim gelmek istediğin nokta ise Silivri’de gerek mahkeme salonunda ve gerekse dışarıda yaşananlara ilişkin hükümetin gösterdiği yaklaşımdı.
Hükümetin birinci adamı Erdoğan bu yaşanılanları şöyle ifade etti; “Cumhuriyet tarihinde ilk kez bağımsız mahkeme saldırıya uğramıştır. Bağımsız yargıya yönelik bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz.”
Hükümetin ikinci adamı Bülent Arınç ise şöyle dedi: “Maalesef yargı bugün baskına uğramıştır…”
Şimdi! Üstün ve bağımsız olan bir kurum neden böyle toplu bir saldırıya ve baskına maruz kalır?
Acaba bu kurum birilerinin tekeline mi girdi ki, başka birileri saldırı ve baskın yapmak zorunda hissetti kendilerini? Öyle ya! Bu bireysel bir eylem değildi. Bilmem, yargı bu fikrime ne der!
Olması gereken anlayış bu ama iş ispata gelince özellikle siyasilerin elinde hiçbir delil olmadığı için bu lafları hep havada kaldı.
Geçmişten bu güne mahkemelerin bağımsızlığı hep gündem oldu. Verdikleri kararlar tartışıldı. Mevcut yasalar ve işbaşına gelen iktidarlar, sayı çoğunluğu ile çıkardıkları yasalardaki açıklar nedeniyle, hukukun çaresiz kaldığı dönemlerde oldu.
AKP iktidarına kadar hiçbir iktidar döneminde hukukun bu kadar çaresiz, yargının da bu kadar tartışmalı kararlara imza attığı pek görülmedi.
Düşünsenize hükümet, idam mahkûmu, bebek katili ile oturuyor, kararlar alıyor. Devletin elamanları, devletin ve milletin varlığına kasteden, askerimizi, insanımızı katledenlerin inlerine kadar gidiyor ama hukuk çaresiz, ne yapacağını bilemiyor.
Meclis kürsüsünden bile devletin, milletin varlığı alenen tehdit ediliyor. Hukuk suskun, susturulmuş.
Kamu görevlileri yetkilerini aşarak açıklama ve icraatlar yapıyor, iktidarın temsilcisi gibi hareket ediyor ama hukuk yine suskun. Bu hukuk nasıl üstün olacak?
Diğer taraftan ülke gündeminden yolsuzluklar düşmüyor. Bu yolsuzluklara karışanların bazıları ailelerine kadar medya tarafında milletin önüne konuyor, savcılar bütün gayretleri ile ne var ne yok her bulguyu delil yapma gayretine giriyor.
Diğer taraftan ise suçları belgelenmiş, isimleri belli, mağdurları ortada olan davalarda aynı gayret gösterilmediği gibi yargı mensuplarını da yargı kendi içinde yargılıyor.
Belediyeler hakkındaki iddialar almış başını gidiyor. Ama ne hikmetse bazı belediye başkanları görevden alınıyor, yargılanıyor. İktidara ait belediyeler hakkındaki iddialar araştırılmaya bile gerek görülmüyor. Haliyle vatandaş soruyor; Savcılar hukukun adamı mı, hükümetin adamı mı?..
Ve gerçekten kendini hukuka adamış, hukukun üstünlüğüne inanan hukukçuların, hukuki olarak tarif edemedikleri Ergenekon ve Balyoz süreçleri.
Bitmez, dediğin bu süreçler bitirilecek gibi gözüküyor. Çıkacak kararı da az çok herkes tahmin edebiliyor. Ama yinede merakla bekliyoruz…
Çıkacak karar ne olursa olsun toplumu ikna etmeyecektir. Bugün hala 1960, 1980 mahkemelerinin verdiği kararları konuşuyor, tartışılıyor ve bu kararları aldıran zihniyetleri sorguluyorsak, bugünkü mahkemeleri ve aldıkları kararlarda sorgulanacaktır.
8 Nisan’da Silivri’de Ergenekon davasında karar duruşması yapılacaktı. Bu sürecin hukuksuz olduğuna inanan, yargının taraf olduğunu savunan parti, toplum örgütleri ve vatandaşlarımız Silivri’ye hareket etti. Neden? Sürecin hukuksuz olduğunu ve alınacak kararın yanlı olacağına inandıkları için protesto etmek amacıyla.
Şahsen beklerdim ki, bu protestoda ellerde yalnızca Türk Bayrağı olsun. Diller yalnızca vatan ve milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik söylemler haykırılsın. Ama olmadı. Silivri’ye gelenlerden bazıları, kendilerini gösterme gayretiyle, hukuksuzluk isyanlarını hukuksuzca yaptı.
Mahkeme salonunda olanları ise Muharrem Abi (Bayraktar) 10 Nisan tarihli köşesinde anlattı.
Benim gelmek istediğin nokta ise Silivri’de gerek mahkeme salonunda ve gerekse dışarıda yaşananlara ilişkin hükümetin gösterdiği yaklaşımdı.
Hükümetin birinci adamı Erdoğan bu yaşanılanları şöyle ifade etti; “Cumhuriyet tarihinde ilk kez bağımsız mahkeme saldırıya uğramıştır. Bağımsız yargıya yönelik bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz.”
Hükümetin ikinci adamı Bülent Arınç ise şöyle dedi: “Maalesef yargı bugün baskına uğramıştır…”
Şimdi! Üstün ve bağımsız olan bir kurum neden böyle toplu bir saldırıya ve baskına maruz kalır?
Acaba bu kurum birilerinin tekeline mi girdi ki, başka birileri saldırı ve baskın yapmak zorunda hissetti kendilerini? Öyle ya! Bu bireysel bir eylem değildi. Bilmem, yargı bu fikrime ne der!
Akın Aydın / diğer yazıları
- Yusuf Tekin’e teşekkür etmek lazım / 27.04.2026
- Ermenilere taziye, CHP’ye mehter tepkisi / 26.04.2026
- Numan Kurtulmuş’tan tarihi 'BOP' itirafı / 24.04.2026
- Madem gündem ‘ulusal egemenlik’ o halde söz sahibinin / 23.04.2026
- Türkiye’nin gerçeği ‘Kör sadakat’ / 22.04.2026
- Tom Barrack’a haddini bildirecek yok mu? / 21.04.2026
- Orban ‘amaca giden her yol mubahtır’ anlayışının kurbanı oldu / 20.04.2026
- Türkiye ile İsrail’i karşı karşıya getirme oyunu / 19.04.2026
- ABD, saltanatını korumak için İran’da / 18.04.2026
- ‘Türkiye, güven ve huzur adası olma vasfını sürdürmektedir’ demiştiler / 17.04.2026
- Ermenilere taziye, CHP’ye mehter tepkisi / 26.04.2026
- Numan Kurtulmuş’tan tarihi 'BOP' itirafı / 24.04.2026
- Madem gündem ‘ulusal egemenlik’ o halde söz sahibinin / 23.04.2026
- Türkiye’nin gerçeği ‘Kör sadakat’ / 22.04.2026
- Tom Barrack’a haddini bildirecek yok mu? / 21.04.2026
- Orban ‘amaca giden her yol mubahtır’ anlayışının kurbanı oldu / 20.04.2026
- Türkiye ile İsrail’i karşı karşıya getirme oyunu / 19.04.2026
- ABD, saltanatını korumak için İran’da / 18.04.2026
- ‘Türkiye, güven ve huzur adası olma vasfını sürdürmektedir’ demiştiler / 17.04.2026




























































