logo
17 NİSAN 2026

‘Türkiye, güven ve huzur adası olma vasfını sürdürmektedir’ demiştiler

17.04.2026 00:00:00
'Etrafımızdaki tüm bu istikrarsızlıklara, savaşlara ve krizlere rağmen Türkiye, güven ve huzur adası olma vasfını sürdürmektedir…

Bu ateş çemberi içinde Türkiye'yi hem güvenli bir liman hem de güçlü bir istikrar aktörü olarak ayakta tutuyoruz…'

23 yıllık tek parti iktidarının lideri Sayın Erdoğan'ın son bir haftada kurduğu cümlelerden sadece ikisi bunlar.

Hem insan başlığında, hem toplum başlığında sağlıkta, eğitimde ekonomide, iç politikada ve dış politikada yaşadığımız gerçekler maalesef bu iddiaları doğrulamıyor.

Bir maalesef daha ki (!) Erdoğan'da, iktidarı da, ittifakı da kendi gerçekleriyle yüzleşmiyor, yanlış yaptıklarını kabul etmiyorlar.

Urfa ve Maraş'ta yaşanan dehşet ilk değildi. Gidişatın bu noktaya geleceği belliydi. Bu noktada da kalmayacağı çok aşikar.

Ülkemiz, okullarda her gün bu tip olaylar yaşanmakta. Son iki olayda vefat ve yaralı sayılarımız çok olduğu için tepkilerde yüksek oldu. Ama siyaset yine duruşunu bozmadı.

İktidar ve ittifakı yaşanan olaydan duydukları üzüntüyü dile getirip suçlu olarak dijital medya ve dizileri gösteriyorlar. Bir de her zaman ki gibi 'siyasete karıştırmayın' diye de ekliyorlar.

Muhalefette üzüntü dile getirip iktidarı hedef gösteriyor. Medya ise kimin, tarafında ise ona göre ses yükseltiyor.

Vatandaş olarak hem iktidara hem de muhalefete soruyorum: Millet, size durum tespiti yapıp, üzüntü dile getirip, sebep açıklamanız için mi yetki verdi?

Suçlu kim?

Ak troller ve onların okumuş olanları anında suçluyu ilan ettiler: 'Cumhuriyet sistemi, laiklik, halife olsaydı bunlar olmazdı…' Şaka değil bizzat okuduklarım…

Diğer kesimde, Yusuf Tekin üzerinden tarikat, cemaat vurgularıyla suçlu arıyor.

Suçlu ben, sen, o, biz, siz ve onlardır. Bu suç hepimizindir. Topyekûn, milli ve manevi değerlerimize sırt döndük, kimliğimizi inkar ettik yani kendimizi yetiştiremediğimiz için bizim yetiştirdiklerimizde böyle oldu, oluyor.  

Anne-babalar suçludur, öğretmenler suçludur, medya suçludur.

Siyasiler ise hem suçludur hem de her olaydan sorumludur.

'Filler tepişir, çimenler ezilir'. Doğru mu, doğru. Siyasetçiler her gün birbirlerini suçluyor hatta tehdit ediyorlar. Yani tepişiyorlar. Ezilen ise hep halk oluyor.

İktidar 23 yıldır eğitimde, sağlıkta, yargıda, ekonomide vs. paketler hazırlıyor, kanunlar çıkarıyor, yönetmelikler açıklıyor. Ama her gelen gün bir önceki günden daha kötü oluyor.

Neden mi?

Çünkü 'önce insan' demediler, insanı öncelik yapmadılar. İdeolojilerini öne çıkardılar, koltuklarını öne çıkardılar ve bunları korumak için insanları sınıflandırıp, kendileri için ikna ettiler.

Oysa siyasetin amacı bireyi kendi lehine, devlet ve millet lehine kazanıp, yetiştirmektir. Yani yaşamak isteyen devlet, vatandaşını yaşatmak zorundadır.

Merhum Prof. Dr. Haydar Baş Hocam: 'Yeni sistemler geliştirmemize, değişik kanunlar çıkarmamıza rağmen sorunlarımızı halledemememizin, istikrarı yakalayamamamızın temel sebebi, sorunlara olan yanlış yaklaşımımızdır.

Meselelerin temeline; kurumları, sistemleri, kanunları koymak yerine; o kurumda çalışan, o sistemi işleten ve o kanunu uygulayacak insanı ele almalıyız.

Toplumları ihya etmek maksadıyla hazırlanan programlar, 'sisteme göre insan değil, insana göre sistem" esasına göre yapılmalıdır' derdi.

Baş Hocamızın yapmasına izin vermediler, kendileri de yapmadılar.

Yüzleşme

Sayın Erdoğan bir yüzükle yola çıkarken hedefini şöyle açıklıyordu: 'Eğer ülkemizde bir mağdur, bir mazlum varsa, onun sorumluluğu doğrudan bizim üzerimizdedir. Koyunu, kurt kapsa, hesabı bizden sorulur'.

23 yılın sonunda anladık ki;

Terör eylemleri, okul saldırıları, cinayetler, iş kazaları, depremler, yangınlar, kadın cinayetleri, açlık, oksulluk gibi bütün başlıklar hariçmiş!

Sahifeyi çevirelim

Ülke uyuşturucu üssüne döndü, yolsuzluklar patladı. Hiçbir İçişleri Bakanı istifa etmedi.

İnsanımız otellerde yanarak can verdi. Turizm Bakanı istifa etmedi.

Depremlerde on binlerce insanımızı kaybettik. Şehircilik Bakanları istifa etmedi.

Sağlıkta akıl almaz dehşetler, skandallar yaşandı. Sağlık Bakanı istifa etmedi.

Milli Eğitimin hali ortada. Bakan istifa etmedi.

Tarımda ithalatçı olduk. Bakan istifa etmedi.

Yargının hali ortada. Bakan istifa etmedi.

Başta ne demiştik? Önce insan, demiyorlar. Önce parti, önce makam. Vakit kalırsa reklam…

Yargı demişken

Üniversite öğrencisi Gülistan Doku Ocak 2020'de kayboldu! Cesedi hala bulunamadı. Ailesi 6 yıldır feryat ediyor, isimler, deliller ortaya koyuyor.

6 yılsonunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla 7-8 ilde düzenlenen operasyonlarda aralarında Zeinal Abakarov ve dönemin Tunceli Valisi'nin oğlu Mustafa Türkay Sonel'in de bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı. İddialar vahim. 6 yıl hiçbir adım atılmaması ise daha da vahim.

Adalet Bakanı Akın Gürlek konuya ilişkin: "Dosya faili meçhule kalmıştı. Başsavcılık soruşturmayı yürütüyor. Başsavcılık delilleri topladı. Çok titiz çalıştı. Soruşturmanın sonuna kadar gidilmeli' dedi.

Sayın Bakan! Ya diğerleri? Giresun'da Rabia Naz. Elâzığ'da Yeldana Kaharman. Ankara'da Nadira Kadirova. Hepsinde AKP'li isimlerin adı geçiyor. Bilginize…

 
Akın Aydın / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.