Bir zamanlar bir "babanız" vardı. Bundan belki 10, belki 30, belki de 50 yıl önce siz henüz bu dünyada yok iken sizi hayal eden bir babanız vardı. Bukle bukle saçlarını okşayacağı, kucağına veya bebek pusetine alıp gezdireceği, ilk adımlarınızı atacağınızı, ilk bisikletinizi alacağı, doğum gününüzde ilk pastanızı keseceği, ilk oyuncağınızı alacağı günü özleyen…
İlk pikniğinizde düşüp dizinizi kanattığınızda, okulda ilk kavganızı yapıp ağladığınızda, ilk azarı işitip öğretmeninize küstüğünüzde, dudak büküp "ben bir daha okula gitmem" dediğinizde, kaleminizin ucunu birkaç kez kırıp açmaya çalışırken parmağınızı yaraladığınızda, okula geç kaldığınızda, ödevlerinizi yapamadığınızda, yolda yürürken canınız mis gibi bir simit çektiğinde, odanızın duvarlarını boya kalemleri ile berbat ettiğinizde, tarihi ve değerli pulları kestiğinizde, tuvalete gitmeye korkup salondaki limonu kuruttuğunuzda, ilk köpeğinizden korktuğunuzda, okuldan kaçıp disipline düştüğünüzde, bir teknenin küreklerine asılıp yelken tutuğunuzda, ilk aşkınızda, ilk isyanınızda sizi sakinleştirmeye çalışan bir babanız vardı.
Arabayı ilk kez kaçırıp vurduğunuzda, ilk işinizi kurduğunuzda, ilk paranızı kazandığınızda, kardeşinizle ilk kavgalarınızı yaptığınızda, ilk yurt dışına çıktığınızda, doğada ilk gecenizde, ay ışığının deniz üzerinde yakamozlarını ilk seyrettiğinizde ve cüzdanınızı ilk kaybettiğinizde, askere gittiğinizde veya bir yüksek okulu kazanıp okumak için evden ilk kez uzaklara gidip yerleştiğiniz yurt veya pansiyonda, belki otobüsle kavanoz kavanoz yemek gönderildiğinde, depremde, yağmurda, büyük yangında size kol kanat geren bir babanız vardı.
Aradan geçen yıllarda önemli günlerde aramayı unuttuğunuz için sizi affeden, sizin aramanız gerekirken onun sizi aramasına kızdığınız, uzak şehirlerde kaldığınızda anılarınızda beliren, ancak çoğu kez başarı veya başarısızlığınızın müsebbibi olarak gördüğünüz, sabır veya sabırsızlığınızın eseri olarak bildiğiniz, "aman başımın etini yeme, geleceğim, yapacağım, gideceğim" diyerek oyaladığınız bir babanız vardı.
Peki anneniz neredeydi?
O da vardı elbette… Babanızın kaygılarını paylaşan ya da onu en kızgın anında yatıştıran, sakinleştiren, belki de sadece kendi çocuklarından değil, başkalarının çocuklarından da sorumlu olan hem çalışan hem sizi yetiştirmeye çalışan anneniz…
Sonra bir gün aramalar, konuşmalar azaldı. Birde baktınız ki bir telefon sesi ile her şey sona erdi. Anneniz veya babanız yok artık…
Onların yaşarken gönüllerine düşen öksüzlük duygusu size miras kalmış…
Önünüzde bir tümsek, başında bir isimlik…
Bir zamanlar üzerinde gezindiğiniz, üstünüz tozlanmasın diye dikkat ettiğiniz, çamur bulaşmasından korktuğunuz tümseğe inanmayan gözlerle bakarsınız. Geride kalan günlerin, acı tatlı anıların bir film şeridi gibi önünüzden geçtiği, mutluluk veya pişmanlıkla kendi kendinizi sigaya çektiğiniz anlar yaşarsınız.
Ancak film bitmiştir artık. Ne yeniden senaryosunu yazabilirsiniz ne de yanlışları düzeltebilirsiniz.
Tek yapabildiğiniz bir demet gül, yasemin veya karanfili o tümseğin üzerindeki suluğa bırakır, arkanızı döner gidersiniz.
Tıpkı oğlunuzu veya kızınızı okumak için gittiği yabancı bir şehirde içinize sindiremediğiniz bir yurt odasında tek başına bırakıp, geleceği bilmeden bırakıp giderken duyduğunuz acıyı tekrar tekrar hissederek dönüp gittiğiniz gibi…
Geriye sadece birkaç damla gözyaşı, akıl bulanması, el ayak titremesi ve gönüldeki acı kalarak…
Anneler gününüz kutlu olsun. …
Unutmayın bir zamanlar bir babanız da vardı… Onlar yaşarken kıymetini bilin…
- BTP’nin Viyana seferi… / 11.02.2026
- Donald amca… / 10.02.2026
- Ahir zaman yolculuğu… / 14.01.2026
- Milliyetçilik ve din / 03.01.2026
- Değişen numaratör mü? / 01.01.2026
- Dolandırıcılık… / 25.12.2025
- İstikrarlı büyüme / 21.12.2025
- Geçmişin gözyaşları / 20.12.2025
- PAPA l. EFTİM ERENEROL / 01.12.2025






























































