Çalışma hayatı ve paylaşım
Milli Devlet’in ekonomi ve sosyal hayattaki çözümleri olan Milli Ekonomi Modeli, her şeyden önce Sosyal Devlet projeleri ile piyasalarda eksik kalan tüketimi dengelemekte, üretim hızına eşit bir tüketim hızı oluşturmaktadır
17.08.2026 00:42:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Milli Devlet'in ekonomi ve sosyal hayattaki çözümleri olan Milli Ekonomi Modeli, her şeyden önce Sosyal Devlet projeleri ile piyasalarda eksik kalan tüketimi dengelemekte, üretim hızına eşit bir tüketim hızı oluşturmaktadır.
Tam istihdam ve sürekli büyüme, ancak böyle bir denge ile sağlanabilir. Tam istihdamın olduğu bir ekonomide, terazinin ibresi tam ortalı olacaktır; ancak böyle bir ortamda isteyen istediği ücretler ile çalışma hakkını elde edebilir.
Yoksa Friedman'ın dediği gibi, bugünkü işsizlik oranlarının yaşandığı kapitalist ekonomilerde özgürlüğün olduğunu söylemek hayalden ibarettir: "Bireyler belli tür bir değişime taraf olup olmama konusunda fiilen özgürdürler, böylece her işlem tamamen gönüllüdür. ...

Çalışabileceği başka işverenler olduğu için, çalışan işveren tarafından yapılan zorlamadan korunur" Gerçekte kapitalizm, temel yaklaşım olarak tam istihdamı hiçbir zaman zaten hedeflememektedir. Bunun üç temel sebebi vardır.
1– Kapitalizm, gelir paylaşımında, tercihini "sermayeyi elinde tutanlardan yana" kullandığı için, düşük ücreti hedeflemiştir; zaten 2013 yılı itibariye 2 dolar günlük gelirin altında çalışan 770 milyon insan da bunu göstermektedir.
2– Kapitalizm'de geliri artan işçi sınıfı fobisi vardır ki –toplumun ciddi bir oranını oluşturmaktadır– bunlar daha fazla çocuk sahibi olacaktır. Halbuki kapitalizme göre kaynaklar sınırlıdır ve fazla nüfus istenmemektedir.

3– Gelirleri, bireyleri kimseye muhtaç olmadıkları bir seviyeye çıkardığında; birey daha fazla düşünmeye ve ülke siyasetinde olan lara daha fazla vakit ayırmaya başlayacaktır. Örneğin ülkesindeki madenlerin neden başkaları tarafından kullanıldığını daha yüksek sesle sorgulayacaktır. Bu da kapitalizmin önünü kesmektedir. Halbuki akşam evine götürecek ekmeği dahi bulmakta zorlanan bireylerin, öyle çok da fazla etrafında olup bitenlerle ilgilenmesi mümkün değildir.
Sosyal Devlet/Milli Devlet ise, sadece tam istihdamı sağlamakla kalmayacak; aynı zamanda işçi ücretlerindeki artışı, işverenin de sırtına yıkmayacaktır. Sosyal Devlet'in gereği olarak desteklenen işçi, hem kendi işinde çalışacak, hem de işinden aldığı ücret haricinde Sosyal Devlet'ten sağlayacağı maddi desteklerle kalkındırılacaktır. Bu destekleri, kitabımızın değişik bölümlerinde izah ettik; örneğin, birey, vatandaşlık maaşı gibi "onurlu bir hayat standardı" seviyesine çıkartılırken, ne üretim maliyetleri artacak, ne de işverenin gelirinde bir kayıp olacaktır.

Sosyalist anlayışlar da bu bağlamda çözüm üretememişlerdir. Nitekim proleter demek, kelime olarak "çıplak birey" demektir. Sosyalist anlayışın hedef ufku işte budur; yani, her hangi bir sermaye birikimi olmayan bireyler veya her zaman işçi olarak kalmak zorunda olan bireyler…
Öte yandan bu konuyu özgürlükler kapsamında da değerlendirmek zorundayız… Liberallerin dikkat çektiği teşebbüs özgürlüğü, liberal–kapitalist modellerde sadece "sermayesi olanlar için" geçerlidir. Sosyalist ve Marksist modeller ise, kapitalist anlayışa, işçi özgürlüklerini kısıtladığı için karşı çıkarlar, bir başka kısır döngüye düşmekten kurtulamazlar.
Ancak Milli Devlet, bu meseleyi, iki proje ile çözüme kavuşturmaktadır:

1– İsteyen ve projesi olan herkese teminatsız, sıfır faizli kredi imkanı,
2– Bireylerin eğitim hayatları boyunca masraflarının Milli Dev let tarafından karşılanması.
Böylece bireylerin var olan kabiliyetlerinin açığa çıkmasıyla, gerçek adalet elde edilecektir. Bu yaklaşım ile, isteyen her işçi, eğer kabiliyeti ve projesi varsa, işveren olabilecektir.
Özetle diyebiliriz ki Milli Devlet'te işçi ya da işveren olmak, bir kader değil, bireylerin tercihi ve kabiliyeti meselesidir.
Öte yandan her birey veya sınıf, hem ihtiyaçlarının karşılanması, hem de devlet tüzel kişiliğinin devamı için birbirlerine muhtaçtır ve destek olmak zorundadırlar. Bu bakış açısı ile değerlendirildiğinde; işçi kesimi de, ekonomik olarak, hem piyasalarda üretimi sağlayan emek gücüdür, hem de piyasaların dengesini teminde etkili bir tüketicidir.

Ekonominin dengesi için, devletin üretim ve tüketim arasındaki açığı Sosyal Devlet projeleri ile kapatmak zorunda olduğuna Milli Ekonomi bahsinde değinmiştik. İşte işçilerin tüketim kabiliyetlerinin arttırılması bu gerekçe ile bir devlet yükümlülüğüdür.
En büyük sosyal adaletsizliklerden birisi işsizlik konusudur. Tam istihdamın sağlandığı ve sürekli büyümenin yakalandığı bir ekonomide artık işsizlikten bahsedilemez.
İşsizlik probleminin halli, sosyal adaletin sağlanmasında esas olduğu için bir devlet meselesidir. Bunun gerçekleştirilmesinde sadece üretime yönelik yatırımlara önem verilmeyecek, aynı zamanda tüketim de desteklenerek sürekli büyüme sağlanacaktır.
Becerikli ve kaliteli iş gücünün yetiştirilmesi de işçilerin ücretlerinde elbette etkilidir. Orta ve yüksek öğretim, sosyal ve iktisadi hedeflerin gerektirdiği insan gücü planlamasına göre yeniden yapılanacak, mesleki eğitime ve kalifiye ara teknik elemanın yetiştirilmesine önem verilecektir.
Çalışma şartlarının ve ücretlerin iyileştirilmesinde tam istihda mın sağlanması ve sosyal destekler, toplu sözleşmeleri kavga mantığından çıkararak; meselelerin uzlaşma ve anlaşma zemininde halline imkan tanıyacaktır.

Elbette sendika kurma, grev, lokavt ve toplu sözleşmeler, özgür ve demokratik ortamda çalışma hayatını düzenleyen ana unsurlardır. Ancak işçi kesiminin yukarıdaki imkanlarla iyileştirilen şartlarında, sınıflar arası farklılıklar en az seviyeye çekileceği için; Sosyal Devlet projeleriyle toplumsal barışın teminat altına alınması neticesinde çalışma hayatında birlik ve beraberlik sağlanacaktır.
Kısaca Milli Devlet'te, işçiler için yapmak istediklerimiz, bireysel olarak hayat standartlarını yükselterek insanca yaşamasını sağlamak gibi görünürken; aslında şartları iyileştirilen işçinin devleti ile barışık olarak ve milleti yararına daha iyi hizmet edeceği gerçeği de hayata geçirilmektedir.
Bu yarar, topyekun bir kalkınma demektir. Yüz yılardır süregelen işçi işveren arasındaki sürtüşme yanlış iktisadi modellerin uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Bu yanlış uygulamalar aynı zamanda toplumsal huzuru da bozmaktadır.
Milli Devlet, işçi ve emek meselesine getirdiği yepyeni açılımla, bu tarihi sürtüşmeyi tam tersine birlikteliğe çevirmekte; bu sayede hem toplumsal huzuru, hem de ekonomilerde sürekli büyümeyi hayata geçirmektedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Tam istihdam ve sürekli büyüme, ancak böyle bir denge ile sağlanabilir. Tam istihdamın olduğu bir ekonomide, terazinin ibresi tam ortalı olacaktır; ancak böyle bir ortamda isteyen istediği ücretler ile çalışma hakkını elde edebilir.
Yoksa Friedman'ın dediği gibi, bugünkü işsizlik oranlarının yaşandığı kapitalist ekonomilerde özgürlüğün olduğunu söylemek hayalden ibarettir: "Bireyler belli tür bir değişime taraf olup olmama konusunda fiilen özgürdürler, böylece her işlem tamamen gönüllüdür. ...

Çalışabileceği başka işverenler olduğu için, çalışan işveren tarafından yapılan zorlamadan korunur" Gerçekte kapitalizm, temel yaklaşım olarak tam istihdamı hiçbir zaman zaten hedeflememektedir. Bunun üç temel sebebi vardır.
1– Kapitalizm, gelir paylaşımında, tercihini "sermayeyi elinde tutanlardan yana" kullandığı için, düşük ücreti hedeflemiştir; zaten 2013 yılı itibariye 2 dolar günlük gelirin altında çalışan 770 milyon insan da bunu göstermektedir.
2– Kapitalizm'de geliri artan işçi sınıfı fobisi vardır ki –toplumun ciddi bir oranını oluşturmaktadır– bunlar daha fazla çocuk sahibi olacaktır. Halbuki kapitalizme göre kaynaklar sınırlıdır ve fazla nüfus istenmemektedir.

3– Gelirleri, bireyleri kimseye muhtaç olmadıkları bir seviyeye çıkardığında; birey daha fazla düşünmeye ve ülke siyasetinde olan lara daha fazla vakit ayırmaya başlayacaktır. Örneğin ülkesindeki madenlerin neden başkaları tarafından kullanıldığını daha yüksek sesle sorgulayacaktır. Bu da kapitalizmin önünü kesmektedir. Halbuki akşam evine götürecek ekmeği dahi bulmakta zorlanan bireylerin, öyle çok da fazla etrafında olup bitenlerle ilgilenmesi mümkün değildir.
Sosyal Devlet/Milli Devlet ise, sadece tam istihdamı sağlamakla kalmayacak; aynı zamanda işçi ücretlerindeki artışı, işverenin de sırtına yıkmayacaktır. Sosyal Devlet'in gereği olarak desteklenen işçi, hem kendi işinde çalışacak, hem de işinden aldığı ücret haricinde Sosyal Devlet'ten sağlayacağı maddi desteklerle kalkındırılacaktır. Bu destekleri, kitabımızın değişik bölümlerinde izah ettik; örneğin, birey, vatandaşlık maaşı gibi "onurlu bir hayat standardı" seviyesine çıkartılırken, ne üretim maliyetleri artacak, ne de işverenin gelirinde bir kayıp olacaktır.

Sosyalist anlayışlar da bu bağlamda çözüm üretememişlerdir. Nitekim proleter demek, kelime olarak "çıplak birey" demektir. Sosyalist anlayışın hedef ufku işte budur; yani, her hangi bir sermaye birikimi olmayan bireyler veya her zaman işçi olarak kalmak zorunda olan bireyler…
Öte yandan bu konuyu özgürlükler kapsamında da değerlendirmek zorundayız… Liberallerin dikkat çektiği teşebbüs özgürlüğü, liberal–kapitalist modellerde sadece "sermayesi olanlar için" geçerlidir. Sosyalist ve Marksist modeller ise, kapitalist anlayışa, işçi özgürlüklerini kısıtladığı için karşı çıkarlar, bir başka kısır döngüye düşmekten kurtulamazlar.
Ancak Milli Devlet, bu meseleyi, iki proje ile çözüme kavuşturmaktadır:

1– İsteyen ve projesi olan herkese teminatsız, sıfır faizli kredi imkanı,
2– Bireylerin eğitim hayatları boyunca masraflarının Milli Dev let tarafından karşılanması.
Böylece bireylerin var olan kabiliyetlerinin açığa çıkmasıyla, gerçek adalet elde edilecektir. Bu yaklaşım ile, isteyen her işçi, eğer kabiliyeti ve projesi varsa, işveren olabilecektir.
Özetle diyebiliriz ki Milli Devlet'te işçi ya da işveren olmak, bir kader değil, bireylerin tercihi ve kabiliyeti meselesidir.
Öte yandan her birey veya sınıf, hem ihtiyaçlarının karşılanması, hem de devlet tüzel kişiliğinin devamı için birbirlerine muhtaçtır ve destek olmak zorundadırlar. Bu bakış açısı ile değerlendirildiğinde; işçi kesimi de, ekonomik olarak, hem piyasalarda üretimi sağlayan emek gücüdür, hem de piyasaların dengesini teminde etkili bir tüketicidir.

Ekonominin dengesi için, devletin üretim ve tüketim arasındaki açığı Sosyal Devlet projeleri ile kapatmak zorunda olduğuna Milli Ekonomi bahsinde değinmiştik. İşte işçilerin tüketim kabiliyetlerinin arttırılması bu gerekçe ile bir devlet yükümlülüğüdür.
En büyük sosyal adaletsizliklerden birisi işsizlik konusudur. Tam istihdamın sağlandığı ve sürekli büyümenin yakalandığı bir ekonomide artık işsizlikten bahsedilemez.
İşsizlik probleminin halli, sosyal adaletin sağlanmasında esas olduğu için bir devlet meselesidir. Bunun gerçekleştirilmesinde sadece üretime yönelik yatırımlara önem verilmeyecek, aynı zamanda tüketim de desteklenerek sürekli büyüme sağlanacaktır.
Becerikli ve kaliteli iş gücünün yetiştirilmesi de işçilerin ücretlerinde elbette etkilidir. Orta ve yüksek öğretim, sosyal ve iktisadi hedeflerin gerektirdiği insan gücü planlamasına göre yeniden yapılanacak, mesleki eğitime ve kalifiye ara teknik elemanın yetiştirilmesine önem verilecektir.
Çalışma şartlarının ve ücretlerin iyileştirilmesinde tam istihda mın sağlanması ve sosyal destekler, toplu sözleşmeleri kavga mantığından çıkararak; meselelerin uzlaşma ve anlaşma zemininde halline imkan tanıyacaktır.

Elbette sendika kurma, grev, lokavt ve toplu sözleşmeler, özgür ve demokratik ortamda çalışma hayatını düzenleyen ana unsurlardır. Ancak işçi kesiminin yukarıdaki imkanlarla iyileştirilen şartlarında, sınıflar arası farklılıklar en az seviyeye çekileceği için; Sosyal Devlet projeleriyle toplumsal barışın teminat altına alınması neticesinde çalışma hayatında birlik ve beraberlik sağlanacaktır.
Kısaca Milli Devlet'te, işçiler için yapmak istediklerimiz, bireysel olarak hayat standartlarını yükselterek insanca yaşamasını sağlamak gibi görünürken; aslında şartları iyileştirilen işçinin devleti ile barışık olarak ve milleti yararına daha iyi hizmet edeceği gerçeği de hayata geçirilmektedir.
Bu yarar, topyekun bir kalkınma demektir. Yüz yılardır süregelen işçi işveren arasındaki sürtüşme yanlış iktisadi modellerin uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Bu yanlış uygulamalar aynı zamanda toplumsal huzuru da bozmaktadır.
Milli Devlet, işçi ve emek meselesine getirdiği yepyeni açılımla, bu tarihi sürtüşmeyi tam tersine birlikteliğe çevirmekte; bu sayede hem toplumsal huzuru, hem de ekonomilerde sürekli büyümeyi hayata geçirmektedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)






















































































































