Tarihin belli dönemlerinde ve bir kaç ülkenin bir araya gelmesi ile kurulan paktların, ne maksatla ve hangi ülkelerin tehdit olarak görmesi sonucu gerçekleştirildiği sorusuna yanıt aramak ve bulmak, çok daha sağlıklı olacaktır.
Paktların oluşmasından önce bence sorgulanması gereken husus şu olmalıdır.
Bilindiği üzere tüm devletler için, dost ve düşman tanımı söz konusudur.
Kurulan paktların da bu tehdit algılamasına göre şekillendiği, bilinen bir gerçektir.
Bizim tarihimizde ve özellikle de Cumhuriyet dönemi sonrası kurulan paktların, ne maksatlarla kurulduğuna ve hangi devletleri tehdit olarak algıladıklarına bir göz atalım.
İlk olarak bakacağımız pakt, 'Balkan Paktı'dır.
Atatürk'ün öncülüğünde 9 Şubat 1934'te Atina'da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan Balkan Paktı, üye ülkelerin sınırlarını karşılıklı olarak güvence altına alan bir barış ve güvenlik anlaşmasıdır.
Bu paktın amacı ise, İtalya ve Almanya'nın bölgedeki yayılmacı politikalarına karşı Balkanlar'da güvenlik sağlamaktı.
Dikkat ederseniz bu paktın hedefinde veya tehdit algısının odağında, Rusya gibi ilişkilerimizin çok iyi olduğu süper güç konumunda ki bir devlet yoktu.
Atatürk özellikle Rusya ile ilişkilere çok önem vermiş ve kendisinden sonrada bu ilişkilerin aynen sürdürülmesi tavsiyesinde bulunmuştu
Bu paktın 2.Dünya Savaşı nedeniyle dağıldığını ve daha sonra yeniden inşa edildiğini görüyoruz.
Ama bu Paktla bir önceki pakt arasında çok önemli bir fark vardı.
Neydi bu fark birlikte inceleyelim.
1953 Balkan Paktı:
Tarih, 28 Şubat 1953, Ankara.
Üye Ülkeler: Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya.
Dikkat edilirse Romanya bu Pakta alınmamıştır.
Paktın kuruluş amacı:
Sovyetler Birliği'nin Doğu Avrupa ve Balkanlar üzerindeki baskısına ve tehdidine karşı caydırıcılık sağlamak.
Atatürk döneminde tehdit kimdi ve şimdi neden Rusya tehdit olarak algılanmıştı.
1953 yılındaki Balkan Paktı'na Romanya'nın alınmamasının temel sebebi, bu ülkenin Sovyetler Birliği'nin kontrolünde bir Doğu Bloğu devleti olmasıydı.
Yani Menderes döneminde, Amerikalıların dayatmaları sonucu dost ve düşman algımız değişmiş ve komşumuz Rusya'yı tehdit olarak kabul etmiştik.
Dolayısıyla Atatürk'ün dış politika hedefinden sapılmış ve dost ve düşman tanımımız ABD'ye göre şekillenmişti.
Gelelim Sadabat Paktına.
Sadabat Paktı, Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında 8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran'daki Sadabat Sarayı'nda imzalanmıştır.
Yani Atatürk döneminde ve Atatürk'ün talimatıyla.
Bu paktın temel amacı, Doğu sınırlarının güvenliğini güvence altına almak, komşu ülkeler arasında barışı korumak ve İtalya'nın Orta Doğu'daki yayılmacı politikalarına karşı ortak bir savunma ve dayanışma ortamı yaratmaktı.
Yani dikkat edilirse, bu Paktın hedefinde kesinlikle Rusya'nın olmadığını görürüz.
Şimdi ise Atatürk sonrası yapılan Bağdat Paktına ve amacına bir göz atalım:
Bağdat Paktı, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği'nin Orta Doğu'da yayılmasını önlemek amacıyla, Türkiye ve Irak öncülüğünde 24 Şubat 1955'te imzalanan ve daha sonra İngiltere, Pakistan ve İran'ın katıldığı bir güvenlik ve savunma ittifakıdır.
Kimin döneminde, Menderes'in.
Kim dahil edilmiş Pakta, İngiltere!
Yani kurda kuzuları emanet etmek gibi bir şeydi bu.
Ve en son yapılan meşhur anlaşmaya gelelim.
Türkiye - S.Arabistan - Pakistan Paktı:
Bilindiği üzere Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında, 7 Ağustos'ta ortak bir savunma anlaşması imzaladı.
Bu anlaşmanın en önemli yanı veya maddesi ise, bir ülkeye saldırının tüm ülkelere yapılmış sayılacağına hükmeden anlaşma olmuştu.
Yani NATO'nun 5.Madesi gibi.
"Mekke paktı" olarak anılan bu anlaşmanın, üç ülkenin bölgedeki rakiplerine yönelik bir hamle olduğu yorumları da yapılıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da katıldığı bir televizyon yayınında, mekanizmayı "teknik olarak NATO'nun 5. Maddesi ile aynı" sözleriyle tanımladı.
Tarafların açıklamalarında bu anlaşma; herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışına dayanan, bölgesel ve küresel barış ile istikrarı güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir iş birliği olarak sunuluyor.
Peki, bu Pakt gerçekte neden yapılmıştı?
Atatürk döneminde yapılan Paktların hiçbirisi, Rusya ve İran'ı hedef almıyordu.
Atatürk dönemi sonrası yapılan Paktların hemen tamamı, Rusya veya İran'ı hedef alıyor.
Sizce burada bir gariplik veya planlı bir proje yok mudur?
1944 yılında ise ABD Başkanı Roosevelt, yardımcısı olan Willkie'yi yazmış olduğu "Tek Bir Dünya Devleti" adlı eserini bütün dünya devletlerine anlatması ve kabul ettirmesi için görevlendirir.
Bu eserde özetle şunlar yazılıdır:
Dünyadaki bütün kaynaklar, tek bir devlette toplanmalıdır.
Tek bir devlette silah olmalı ve diğerleri silahtan arındırılmalıdır.
Tek dünya devleti tarafından öne sürülen, tek bir din kabul edilmelidir.
Söz konusu olan bu din, Müslümanlık, Hristiyanlık ve Musevilikten kırıntılar barındırmalıdır.
Yani tarif edilen model, FETÖ tarafından ortaya atılan "Dinlerarası Diyalog" faaliyetinden başkası değildi.
Bu eser Türkiye'deki yöneticilere de kitapçık olarak verilmiş ve topluma aktarılması ve kabul ettirilmesi istenmişti.
"Tek Bir Dünya Devleti" kitapçığında başka neler yazılıydı.
Tarif edilen Tek dünya devletinin, ABD olacağı ve kurulacak olan Asya, Ortadoğu ve Avrupa bölgesel federasyonlarının, bu devlete bağlanacağı yazılıydı.
Ortadoğu için önerilen bölgesel federasyonda, Arapların da olması isteniyordu.
Ancak bu federasyonda olması sakıncalı bulunan iki devletin varlığı, çok ama çok dikkat çekiyordu.
Rusya ve İran!
Esasen bu çalışmanın temelleri, 1921'lerde atılmıştı.
İlk kez bu fikirleri ortaya atan kişi, İngiliz yazar H. G. Wells'ti.
Atatürk bu şahsın "Tek Dünya Devleti" görüşlerine Nutuk'ta yer verir ve bunun bir hayal olduğuna vurgu yapar.
Konu çok kapsamlı ve derin boyutlarıyla tebarüz eden bir meseledir.
Özet olarak denilebilir ki, Atatürk'ün tavsiyelerine uyulmadığı için başımıza gelmedik bela kalmamıştır.
Şimdilerde oluşturulan üçlü Paktın bize sağlayacağı katkıdan çok, tahmin edilemeyecek derecede zararları söz konusu olacaktır.
Elbette ki bu durumu lehimize çevirebilmek elimizdedir.
Mesela bu Pakta İran, Mısır, Irak ve Suriye'yi alabilirsek, 86 milyon bu anlaşmanın arkasında durur.
Yapabilirseniz helal olsun.
Paktların oluşmasından önce bence sorgulanması gereken husus şu olmalıdır.
Bilindiği üzere tüm devletler için, dost ve düşman tanımı söz konusudur.
Kurulan paktların da bu tehdit algılamasına göre şekillendiği, bilinen bir gerçektir.
Bizim tarihimizde ve özellikle de Cumhuriyet dönemi sonrası kurulan paktların, ne maksatlarla kurulduğuna ve hangi devletleri tehdit olarak algıladıklarına bir göz atalım.
İlk olarak bakacağımız pakt, 'Balkan Paktı'dır.
Atatürk'ün öncülüğünde 9 Şubat 1934'te Atina'da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan Balkan Paktı, üye ülkelerin sınırlarını karşılıklı olarak güvence altına alan bir barış ve güvenlik anlaşmasıdır.
Bu paktın amacı ise, İtalya ve Almanya'nın bölgedeki yayılmacı politikalarına karşı Balkanlar'da güvenlik sağlamaktı.
Dikkat ederseniz bu paktın hedefinde veya tehdit algısının odağında, Rusya gibi ilişkilerimizin çok iyi olduğu süper güç konumunda ki bir devlet yoktu.
Atatürk özellikle Rusya ile ilişkilere çok önem vermiş ve kendisinden sonrada bu ilişkilerin aynen sürdürülmesi tavsiyesinde bulunmuştu
Bu paktın 2.Dünya Savaşı nedeniyle dağıldığını ve daha sonra yeniden inşa edildiğini görüyoruz.
Ama bu Paktla bir önceki pakt arasında çok önemli bir fark vardı.
Neydi bu fark birlikte inceleyelim.
1953 Balkan Paktı:
Tarih, 28 Şubat 1953, Ankara.
Üye Ülkeler: Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya.
Dikkat edilirse Romanya bu Pakta alınmamıştır.
Paktın kuruluş amacı:
Sovyetler Birliği'nin Doğu Avrupa ve Balkanlar üzerindeki baskısına ve tehdidine karşı caydırıcılık sağlamak.
Atatürk döneminde tehdit kimdi ve şimdi neden Rusya tehdit olarak algılanmıştı.
1953 yılındaki Balkan Paktı'na Romanya'nın alınmamasının temel sebebi, bu ülkenin Sovyetler Birliği'nin kontrolünde bir Doğu Bloğu devleti olmasıydı.
Yani Menderes döneminde, Amerikalıların dayatmaları sonucu dost ve düşman algımız değişmiş ve komşumuz Rusya'yı tehdit olarak kabul etmiştik.
Dolayısıyla Atatürk'ün dış politika hedefinden sapılmış ve dost ve düşman tanımımız ABD'ye göre şekillenmişti.
Gelelim Sadabat Paktına.
Sadabat Paktı, Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında 8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran'daki Sadabat Sarayı'nda imzalanmıştır.
Yani Atatürk döneminde ve Atatürk'ün talimatıyla.
Bu paktın temel amacı, Doğu sınırlarının güvenliğini güvence altına almak, komşu ülkeler arasında barışı korumak ve İtalya'nın Orta Doğu'daki yayılmacı politikalarına karşı ortak bir savunma ve dayanışma ortamı yaratmaktı.
Yani dikkat edilirse, bu Paktın hedefinde kesinlikle Rusya'nın olmadığını görürüz.
Şimdi ise Atatürk sonrası yapılan Bağdat Paktına ve amacına bir göz atalım:
Bağdat Paktı, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği'nin Orta Doğu'da yayılmasını önlemek amacıyla, Türkiye ve Irak öncülüğünde 24 Şubat 1955'te imzalanan ve daha sonra İngiltere, Pakistan ve İran'ın katıldığı bir güvenlik ve savunma ittifakıdır.
Kimin döneminde, Menderes'in.
Kim dahil edilmiş Pakta, İngiltere!
Yani kurda kuzuları emanet etmek gibi bir şeydi bu.
Ve en son yapılan meşhur anlaşmaya gelelim.
Türkiye - S.Arabistan - Pakistan Paktı:
Bilindiği üzere Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında, 7 Ağustos'ta ortak bir savunma anlaşması imzaladı.
Bu anlaşmanın en önemli yanı veya maddesi ise, bir ülkeye saldırının tüm ülkelere yapılmış sayılacağına hükmeden anlaşma olmuştu.
Yani NATO'nun 5.Madesi gibi.
"Mekke paktı" olarak anılan bu anlaşmanın, üç ülkenin bölgedeki rakiplerine yönelik bir hamle olduğu yorumları da yapılıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da katıldığı bir televizyon yayınında, mekanizmayı "teknik olarak NATO'nun 5. Maddesi ile aynı" sözleriyle tanımladı.
Tarafların açıklamalarında bu anlaşma; herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışına dayanan, bölgesel ve küresel barış ile istikrarı güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir iş birliği olarak sunuluyor.
Peki, bu Pakt gerçekte neden yapılmıştı?
Atatürk döneminde yapılan Paktların hiçbirisi, Rusya ve İran'ı hedef almıyordu.
Atatürk dönemi sonrası yapılan Paktların hemen tamamı, Rusya veya İran'ı hedef alıyor.
Sizce burada bir gariplik veya planlı bir proje yok mudur?
1944 yılında ise ABD Başkanı Roosevelt, yardımcısı olan Willkie'yi yazmış olduğu "Tek Bir Dünya Devleti" adlı eserini bütün dünya devletlerine anlatması ve kabul ettirmesi için görevlendirir.
Bu eserde özetle şunlar yazılıdır:
Dünyadaki bütün kaynaklar, tek bir devlette toplanmalıdır.
Tek bir devlette silah olmalı ve diğerleri silahtan arındırılmalıdır.
Tek dünya devleti tarafından öne sürülen, tek bir din kabul edilmelidir.
Söz konusu olan bu din, Müslümanlık, Hristiyanlık ve Musevilikten kırıntılar barındırmalıdır.
Yani tarif edilen model, FETÖ tarafından ortaya atılan "Dinlerarası Diyalog" faaliyetinden başkası değildi.
Bu eser Türkiye'deki yöneticilere de kitapçık olarak verilmiş ve topluma aktarılması ve kabul ettirilmesi istenmişti.
"Tek Bir Dünya Devleti" kitapçığında başka neler yazılıydı.
Tarif edilen Tek dünya devletinin, ABD olacağı ve kurulacak olan Asya, Ortadoğu ve Avrupa bölgesel federasyonlarının, bu devlete bağlanacağı yazılıydı.
Ortadoğu için önerilen bölgesel federasyonda, Arapların da olması isteniyordu.
Ancak bu federasyonda olması sakıncalı bulunan iki devletin varlığı, çok ama çok dikkat çekiyordu.
Rusya ve İran!
Esasen bu çalışmanın temelleri, 1921'lerde atılmıştı.
İlk kez bu fikirleri ortaya atan kişi, İngiliz yazar H. G. Wells'ti.
Atatürk bu şahsın "Tek Dünya Devleti" görüşlerine Nutuk'ta yer verir ve bunun bir hayal olduğuna vurgu yapar.
Konu çok kapsamlı ve derin boyutlarıyla tebarüz eden bir meseledir.
Özet olarak denilebilir ki, Atatürk'ün tavsiyelerine uyulmadığı için başımıza gelmedik bela kalmamıştır.
Şimdilerde oluşturulan üçlü Paktın bize sağlayacağı katkıdan çok, tahmin edilemeyecek derecede zararları söz konusu olacaktır.
Elbette ki bu durumu lehimize çevirebilmek elimizdedir.
Mesela bu Pakta İran, Mısır, Irak ve Suriye'yi alabilirsek, 86 milyon bu anlaşmanın arkasında durur.
Yapabilirseniz helal olsun.
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- Türkiye-Pakistan-S.Arabistan Paktı’na farklı bir bakış açısı / 17.08.2026
- ABD dolar saltanatını kaybettiği için savaşıyor / 15.08.2026
- Federasyon ufukta değil, kapıda! / 14.08.2026
- Türkler Osmanlı'da hamaldı / 13.08.2026
- 10 Ağustos 1920 Sevr / 10 Ağustos 2026 çerçeve yasa / 12.08.2026
- Federasyonun fidesi dikiliyor! / 11.08.2026
- “Kürt sorunu” var diyenler iyi okusun! / 10.08.2026
- “Atatürk Kürtlere özerklik vermişti” iftirasını çürütüyoruz / 06.08.2026
- Lozan’da bilinmeyen gerçekler: Gizli madde yok, gizli oturum var / 04.08.2026
- Atatürk olsaydı madenler milletin olurdu / 03.08.2026
- ABD dolar saltanatını kaybettiği için savaşıyor / 15.08.2026
- Federasyon ufukta değil, kapıda! / 14.08.2026
- Türkler Osmanlı'da hamaldı / 13.08.2026
- 10 Ağustos 1920 Sevr / 10 Ağustos 2026 çerçeve yasa / 12.08.2026
- Federasyonun fidesi dikiliyor! / 11.08.2026
- “Kürt sorunu” var diyenler iyi okusun! / 10.08.2026
- “Atatürk Kürtlere özerklik vermişti” iftirasını çürütüyoruz / 06.08.2026
- Lozan’da bilinmeyen gerçekler: Gizli madde yok, gizli oturum var / 04.08.2026
- Atatürk olsaydı madenler milletin olurdu / 03.08.2026

























































