Çanakkale mahşeri, Türk milletinin şahsında İslam'ın şanlı zaferlerinden biridir.Haçlı dünyası, İslam'ın son kalesi olarak gördüğü Türk milletini Çanakkale boğazında boğmak ve İslam medeniyetini tarih sahnesinden silmek üzre, tüm güçleriyle yüklenmişti.Fakat Haçlı karşısında, yüreğindeki Tevhid ve imanla arslan kesilen Yüce Türk milleti, Çanakkale'yi Haçlı ordularına dar etmiş, milyonlarca vatan evladı can vermiş, oluk oluk kan vermiş, ancak Haçlı'ya Çanakkale'yi geçilmez kılmıştı.Öyle iman, öyle bir Tevhid şahlanışıydı ki bu,ilahi yardım sağanak olmuş, melaike-i kiram Çanakkale mahşerine koşmuş, cümle erenler, evliya vü enbiya imdad eylemiş İslam'ın sancaktarı Yüce Türk milletine!“Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın!” Çanakkale kahramanlarını, Bedr'in arslanlarına böyle teşbih etmişti merhum Akif!Kapısının önünde küçücük bir kavga çıksa kafasını hemen kapıdan-pencereden içeri çekip kendini evinin kuytu bir tarafına atan yüreklerinden ve kimliklerinden Muhammed Rasulullah'ı silmiş İslam kisveli ödlekler ve Haçlı suyu yutmuş ördekler, ne Çanakkale kahramanlarını, ne de Bedr'in arslanlarını idrak edebilirler. Çanakkale kahramanları, Bedr'in arslanları gibi şanlı ve imanlı olur da; onların sahibi olan âlemlere rahmet Hz. Muhammed orada olmaz mı?!Evet, Çanakkale mahşerindeydi Rasulullah…Bedir'de “Allah'ım! Şayet şu bir avuç İslam mücahitleri helâk olursa, artık sana yeryüzünde ibadet edecek kimse kalmaz” (Taberî, 2/269) diye nâz ve niyaz ile Rabbine yakaran Hz. Peygamber; “Yetiş ya Muhammed, bu kale İslam'ın son kalesi, bu kale düşerse İslam düşer, Türk milleti yok olursa İslam yok olur” diye imdat dileyen Çanakkale kahramanlarına yetişiyordu.Bu böyledir… Yüce Allah, ne pahasına olursa olsun İslam'ına, vatanına ve peygamberine sahip çıkan mü'minlere yardım etmek üzere meleklerini seferber eder ve şöyle ferman buyurur: “Ben sizinleyim; ey melekler, haydi inananlara destek olun, ben inkâr edenlerin kalplerine korku salacağım. Haydi, vurun boyunlarına, vurun onların her parmağına...” (Enfâl, 8/12; Mücâdele, 58/22).Çanakkale'de de yaşanan bu imandı!Hz. Peygamberi hatırlayıp O'na ve Ehl-i Beytine salat ve selam eden ümmetini nasıl ayakta karşılıyor ise, kendisine imdat dileyene de Yüce Allah, Muhammed'ini öyle yetiştiriyor. Bu nasıl olur diyenlere Rasulullah'ın cevabı manidardır:“Öyledir; zira Yüce Allah, yeryüzüne peygamberlerin cesetlerini yemeyi haram kılmıştır” (Ebû Davud, Salât 207, (1047); Nesâî, Cum'a 5, (3, 91,92)Çanakkale mahşeri, bu gerçeklerin canlı şahidi ve canlı tarihidir.Alasonyalı Cemal Öğüt Hocaefendi'nin hatırası bir örnektir. Cemal Efendi, Milli Müdafaa Teşkilâtı'nın İstanbul başkanıdır, M. Kemal Atatürk'ün Kuvay-ı Milliye seferberliği çalışmalarını Beşiktaş'tan yürütmektedir. Evini merkez yapmıştır. Cumhuriyetin kuruluş ve inşasında hatırı sayılır emek sarf etmiştir. Hacı Cemal Efendi, 1928'de hacca gider, Mekke'deki vazifesini tamamladıktan sonra Medine'ye, Ravza-ı Mutahhara'ya varır.Vaktinin büyük bölümünü Mescid–i Nebevî'de geçirir. Türbedarlar, bir Türk evladı olarak kendisini bağırlarına basarlar. Şaşırır kalır Cemal Öğüt Efendi. Merakını gidermek için, bu büyük sevginin hikmetinden sorar. Yaşlı, nurani türbedar, “Allah ve Resûl'ünün siz Türk milletine olan muhabbeti, sizi sevmemi bana vacip kılar” der.Hayretler içinde kalan Cemal Öğüt Hocaefedi, türbedarı zorlar. Sır ehli türbedar nihayet sevginin hikmetini açıklar:1915 senesiydi. Ehl-i Salib, Çanakkale Boğazı'nda Türk milletine çullanmıştı. Hindistan ulemasından zahit ve keşfi açık bir zat, Ravza-ı Mutahhara'yı ziyarete gelmiş; dua ve niyazda bulunuyordu. Çok yakın sohbetlerimiz oldu. Ancak ne zaman söz başlasa gözyaşlarına boğuluyordu. Hıçkırarak ağlıyordu. Ahvalinden sual eylediğimde beni yanına oturttu ve şunları anlattı:“Yıllarca Rasulullah'ın hasretiyle yanıp kavruldum. Nihayet kapısına geldim. O'nun nispet kokusunu ta Hindistan'dan alırdım. Ancak şimdi Ravza'sının yanı başındayım. O'ndan ne bir koku, ne bir işaret, alamıyorum. Ne büyük bir günah işledim ki, bu haldeyim?! Perişanım. Ağlamam ve hüznüm bu yüzden…”Türbedar, der ki: O zahit kulu dinleyince, benim de içim hüzün doldu. O hüzün içinde yattım. Henüz sabah namazı vakti olmamıştı ki, Kainatın Efendisi karşımdaydı. Aklım adeta başımdan gider, soracağım şeyleri soramam. Ancak o mübarek başını kaldırır, içimdeki suale şöyle cevap verir: “Hindistanlı zata selam eyle, hissettiği doğrudur. Ben şu an Ravza'mda değilim, birkaç zamandır Çanakkale'deyim… Çok zor durumdaki kardeşlerimi yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı. Onlara yardım ediyorum…”Türbedar, gözleri yaş dolu vaziyette, “söyle bakalım Alasonyalı Hacı Cemal Efendi, Rasulullah'ın Çanakkale'de yardımına koştuğu Türk milleti sevilmez mi” der.Yarın Hintli zâtın, kendisini ziyaret edip dua isteyen Başbakan Adnan Menderes'e ikazını ve Çanakkale kahramanlarının Hz. Peygamber ile olan diyaloglarını aktaralım.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019





























































