HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 22 OCAK 2022, CUMARTESİ

Cehennem çiçekleri açmadan

22.12.2020 00:00:00
'Cehennem çiçekleri açmadan' seslendirme dosyası:

Çok garip huylarımız var.

Yalanı; yalanla örtmeye çalışıyoruz. 

Sadakat, sevgi, gerçeği korumak, iyilik yapmak… Bütün bunların hepsi eski moda alışkanlıklar olmuş. 

 Seçilmek için yalan söylemek, seçildikten sonra yalan söylemek, iktidardan düşmemek için yalan söylemek, düştükten sonra yalan söylemek… 

İyi de nereye kadar?

Kırk sene önce saçlarımız uzunmuş. Eski fotoğraflara bakarken fark ettim. 

Hani söylerler ya "aklı kısa" diye. Hinlik düşünmeyen, başkalarını aldatmayan, doğru bildiğini langadanak söyleyen, gizlisi saklısı olmayan, politik davranmayan, karşısındakinin kırılıp-dökülmesine aldırmadan gerçekle yüzleşmesini isteyen gençlerdik. 

Çevre kirliliğini sokağa çöp atmak, denize atık dökmek, ormanları ve gölleri kirletmek olarak tanımlayan; gerçekten de saçı uzun ama aklı kısa gençlermişiz.  Üç kuruşluk işlerde namusumuzla çalışıp, akşam eve helal ekmek götürürken emeğimizin, akıl gücümüzün, zamanımızın, hele-hele gençliğimizin çalındığını fark etmemişiz. 

Yaratıcıyı; cezalandırıcı olarak gösterip, cennet ve cehennemle korkutanların; bize pek çok şeyi yasak ve günah olarak gösterenlerin, söylediklerinin tamamen aksini yaptıklarını, yetim malı yiyenlerin, devleti soyanların,  saf insanların duygularını kullananların asıl hırsızlar olduğunu görememişiz. 

Doğrular öylesine eğilip bükülmüş ki, yerden kalkamamışlar. Yalanlar ise öyle bir makyaj yapmış ki, değme güzellere taş çıkartmış, dünyayı sarmış… 

Şimdi ortaya çıkan her gerçek içimizi acıtıyor. 

Çernobil sonrası Karadeniz'de açan cehennem çiçeklerinden bize kimse bahsetmemiş… Özellikle kadınların, ninelerin-dedelerin, kundaktaki bebelerin geçim kaynağı ve geleceği olan çay bahçeleri, tarım ürünleri, içme suları, toprağı kirlenirken ardından gelecek ölümlerden dostlarımızı, kardeşlerimizi koruyamamış, onları uyarmamışız…

Çernobil'in çevresinde yakın zamanda meydana gelen yangının; mevcut radyasyon miktarını 20 kat arttırdığı şeklindeki dış basın ve bilim adamlarının uyarıları gündemde. Sınırlarımızın dışında kaldığı için kimse aldırış etmiyor. Bilim adamı değiliz ama çok şükür okur-yazarız. 

Dün olduğu gibi bu gün de aynı şeyleri yaşıyoruz. Koronadan ilimizde ölenleri, mahallemizde hasta olanları, duasız gömülenleri bunların gerçek sayılarını bilmiyoruz. Gerçekler; dün olduğu gibi bugün de saklanıyor. 

Demek ki siyasi iktidarlar değişse de uygulamalar değişmiyor.

Tıpkı Çernobil sonrası radyasyon serpintisinden nasibini alanların uzun vadede kansere yenik düşmeleri sonucu gerçeklerin inkâr edilmesi gibi. 

Bugün daha büyük tehlikeler ile karşı karşıyayız. Karadeniz sahilindeki yolun kenarında beton barınaklara gömülen radyoaktif atıklar bırakıldıkları yerde duruyor. Saklanması konusunda iyileştirici hiç bir önlem alınmadı. Hurda adı altında, küçük iskelelerden yurda sokulan ve yeniden kazanıma konu olan atıklar ise ne durumda, hangi fırınlarda eritilip saç veya demir haline getiriliyor, nerelerde kullanılıyor bilmiyoruz. 

Bir bilim adamı temizlik ürünlerinde mutlara alkol kullanılması gerektiğini belirttiği için çevresinde aforoz ediliyor. 

Bir belediye başkanı ilindeki ölü sayılarını açıkladı diye savcılığa çağrılıyor. 

Koronayı önlemek için gece ve hafta sonu sokağa çıkma yasağı uygulayanlar; hiç kimseye -belki belli bir kesime- bağışıklığı güçlendirecek ve tedavi edecek ilaç veya içecekleri tavsiye edemiyor. Halkın uzun bir süredir cahil bırakıldığının farkında olmayan bilim adamları, bizim için yararlı olacak besinleri bilimsel isimleri ile duyuruyorlar, kimse anlamıyor…

Anlayanlar da alamıyor.

Nükleer felaketin yanı sıra medeniyet zannettiğimiz, ayak uyduramadığımız, bilişim teknolojisi de bizi zorluyor. Dile getirilmese de, tüm insanlık, adım-adım izleniyor, kodlanıyor, hastalıktan alışverişe kadar pek çok alışkanlığı kaydediliyor. Gen haritaları çıkıyor; sadece yenilir ve yenilenebilir kaynaklardan altın madenlerine kadar her şey kayıt altına alınıyor. Kısacası, büyük bir "gözaltı" var.  Her birimizin cebindeki telefonlar sadece bizim haberleşmemizi sağlamıyor, bilgilerimizi de yayıyor. Bunu abartılı bir öngörü olarak kabul edebilirsiniz ama durum böyle… 

İktidarlar eğitilmiş insan gücüne her ülkede daha fazla ihtiyaç duyuyorlar. Yaklaşan tehlikenin farkında olanlar güvenmeleri gereken insanları, özgeçmişlerine bakarak kendi ülkelerinde eğitiyorlar. Teknoloji ile destekliyorlar. Başka ülkelerin bilim insanlarını çalıyor, çalıştırıyorlar. Gerektiğinde bilgiyi satın alıyorlar. 

Halktan gizledikleri şey tehditler değil; aksine felaket senaryoları…  

Gerçeği korumak öyle zor bir iştir ki, güç ile birleşmesi gerekir. Ancak güçlü olan gerçeği açıklar ve geleceği kurmak için hareket edebilir. 

Devleti yönetenlerin vatandaşı kandırmaya hakkı ve yetkisi yoktur. Çünkü onlar halkın efendisi değil, vekilidir. 

Her gün cehennem çiçekleri, ölüm bahçelerinde açmaya, yurdumuzu büyük bir keder ve umutsuzluk hissi sarmaya devam ediyor. "Evde kal, sabret Türkiye" demekten başka bir yol bulamayanlar dört gözle Çin aşısını bekliyorlar. 65 yaş üstü ve 20 yaş altının gece ve hafta sonu yasaklarının bir anlamı yok. Bu aşıyı bekleyiş boşuna değil elbette…

Virüsü Çin'in yarattığını; dolayısı ile önleyecek aşının da Çin'de hazır olduğunu sağır sultan bile duydu. Türkiye; Çin için her zaman iyi bir dost oldu. Avrupa ülkelerince yasaklanan mallarını bile Tayvan, Singapur gibi uzak doğu ülkeleri üzerinden sattı. İyi bir tüketici, sağlam ve ayakta kalması gereken bir müşteri olduğunu gösterdi. Bugün piyasada Amerikan, İtalyan ve Hollanda malları yok. Neye elinizi atsanız hepsi Uzak Doğu ürünü.  

Bir yanda Suriye sınırındaki gelişmeler, öte yanda Akdeniz krizi, Türk-Yunan sınırındaki hareketlenmeler sadece bizi değil, Çin'i de düşündürüyor. 

İnkâr edilemeyecek tek gerçek Türk insanının yaşadıkları karşısında çok sabırlı olduğudur. Çok şükür münferit olaylar dışında Avrupa'daki gibi bir ayaklanma ve baş kaldırış yok. 

Sanırım Eyüp Peygamber bile dayanamazdı…

İnanmamız gereken bizim de Kanada gibi virüsü sıfırlayıp eski günlere döneceğimize dair öngörülerdir. 2021 yılının Avrupa'da Türkiye yılı olacağı, 2023'te bütün dertlerden kurtulacağımızı kâhin Anna şimdiden söylüyor. 

Ne yapalım? İşimiz artık kâhinlere, uyduruk hocalara kaldı…

Horasan'dan gelerek Anadolu'yu aydınlatanlardan da eser yok. 

Önemli olan aklımızı başımıza alıp, kendi ülkemiz cehenneme dönmeden akıl ve bilim yolu ile çözümleri bulmak.  

Bir yanda Çernobil'den yayılan pis kokuları izlemek, öte yanda Korona belasını Çin aşısı ile bertaraf etmek ve etrafımızdaki savaş rüzgârlarını dindirecek barış yollarını bulmak ya da kestirip atacak son hamleleri bir an evvel yapmak zorundayız…

Daha çok cehennem çiçeğinin açmasını beklemeden…

 
Taner Tümerdirim / diğer yazıları
- Bir ‘ağabey’ ölünce… / 22.01.2022
- Sıra kavgası… / 18.01.2022
- Sabretmek ve affetmek / 15.01.2022
- Tehlikeli deneyler / 11.01.2022
- Hacı Murro ve Tofaş / 08.01.2022
- Vitrindeki elektrikli tren / 04.01.2022
- Gürültü ve sonrası… / 29.12.2021
- Fakirlik nereden belli olur? / 25.12.2021
- Düşündüren sözler… / 21.12.2021
- Zor görevler / 18.12.2021
- Başlıksız / 14.12.2021
- İzcilik gibi bir milli teşkilat nasıl dini teşkilat oldu? / 11.12.2021
- Deprem gerçeği… / 07.12.2021
- Gönül çağlayanı kuruyunca… / 04.12.2021
- Okul her yerdedir / 27.11.2021
- Gençliğin gücü… / 25.11.2021
- Görmezden gelmek / 20.11.2021
- Sakallı Celal Efendi / 16.11.2021
- “Dostlar beni hatırlasın…” / 13.11.2021
- Atatürk denince… / 09.11.2021
- 'Vera'yı unutan toplum / 06.11.2021
- İndirin perdeleri, güneş battı! / 03.11.2021
- Cumhuriyeti korumak… / 29.10.2021
- Nedamet güneşi… / 26.10.2021
- 'Langa' hıyarı / 23.10.2021
- Köyler ve Levanten düşünceler / 19.10.2021
- Fütuhu’l gayb ‘Âlemlerin Kapısı’ / 18.10.2021
- Gençler için hangisi doğru? / 17.10.2021
- Gençler için hangisi doğru? / 16.10.2021
- Türk izciliği örgütleniyor / 13.10.2021
- ...Ve tarihi eserden şehir mobilyaları… / 05.10.2021
- Belediyeler kimin tarafında? / 28.09.2021
- Edirne sokakları… / 25.09.2021
- Türkiye’nin milli duruşa ihtiyacı var… / 22.09.2021
- 1999 Spor Şûrası / 17.09.2021
- Baş ucumda iki bardak durur… / 14.09.2021
- Basketbol kampları ve Hayri Koyuncu / 12.09.2021
- 9 Eylül’ü kimse unutturamaz / 10.09.2021
- ‘Hüseyin Boğuldu’ ve ‘Süt Veren’ Şelalesi / 07.09.2021
- Felaket senaryoları / 05.09.2021
- Eskiler satıyorum… / 31.08.2021
- Cumhuriyet'e giden yol / 28.08.2021
- Atatürk'ü rahat bırakın, vatanı kurtarsın / 24.08.2021
- Bir şeyleri değiştiremeden yaşamak… / 21.08.2021
- Bir toplum gönüllüsü: İzmir Baba / 17.08.2021
- Türk gençlerini bekleyen yeni tehlike: Uyuşturucu / 15.08.2021
- Türkiye, Amerika ile savaşabilir mi? / 10.08.2021
- Çiçeklerin ölümü… / 07.08.2021
- Muhalefet, iktidarı denetlemektir / 03.08.2021
- Vicdan terazisi… / 31.07.2021
- Kaz Dağları’ndan esen rüzgâr: Erkut Onart / 27.07.2021
- Çoçuklar… / 20.07.2021
- Yaşadıklarımız… / 17.07.2021
- …Ve bir gün bitiverir hayat… / 13.07.2021
- Akıl tutulması… / 11.07.2021
- Düzen sokaktan başlar / 06.07.2021
- Sudan korkan nesil / 04.07.2021
- Çok büyüğüne gerek yok… / 29.06.2021
- Bir Babalar Günü daha geçti / 25.06.2021
- Siyasetin dengeleri değişiyor / 22.06.2021
- Devir, gençlerin devri… / 19.06.2021
- Kahvenin köpüğü… / 15.06.2021
- “Milli dil…” / 12.06.2021
- Denizin çığlığı / 08.06.2021
- Mora’nın tohumları / 04.06.2021
- Yine Atatürk düşmanlığı, yine vurdumduymazlık / 01.06.2021
- 29 Mayıs: Batının kara günü… / 28.05.2021
- Haydar Hoca’nın kitapları… / 25.05.2021
- İki insan - İki acı… / 23.05.2021
- İki insan - İki acı ... / 22.05.2021
- Hasan Tahsin ya da Osman Nevres neden önemlidir? / 18.05.2021
- Bayramları sakladık , güneşi sarmaladık … / 14.05.2021
- Nevi şahsına münhasır insanlar… / 11.05.2021
- Yönetim beceriksizliği bizim sonumuz olacak / 03.05.2021
- Yorgun fenerler… / 30.04.2021
- İzmir’de bir tarih: Kemeraltı / 27.04.2021
- Vatandaşın coşkusu öfkeye dönüyor / 23.04.2021
- Firavunların sonu / 20.04.2021
- Aydınlanma zamanı… / 16.04.2021
- 14 Nisan unutulur mu? / 13.04.2021
- Ramazan ayı ve hoşgörü / 09.04.2021
- İnandığın şey gerçeğindir / 06.04.2021
- Atıklar ve Avrupalı yaşlılar cenneti... / 02.04.2021
- Sadece karın doyurmak yetmez / 31.03.2021
- Bir ormanın içinde… / 22.03.2021
- Kendini inkâr eden 'milli' bakanlık / 19.03.2021
- Milli devlet yok mu oluyor? / 16.03.2021
- Yol kenarı çocukları... / 12.03.2021
- Kara elmasın karası... / 10.03.2021
- Kara elmasın karası... / 09.03.2021
- Zamanın ötesinde yaşamak... / 05.03.2021
- Sevgili Haydar Hocam... / 02.03.2021
- Her şey eskisi gibi olacak mı? / 26.02.2021
- Kışı eğlenceye çevirenler / 23.02.2021
- Derneklerin işi zor... / 19.02.2021
- 18 ve 20 yaş aymazlığı… / 16.02.2021
- Edirne sokakları... / 12.02.2021
- Geleceğin mimarları, geleceğin liderleri… / 09.02.2021
- Kestane kokusu… / 05.02.2021
- Uludağ ve milli parklar... / 02.02.2021
- 'Milli' olmayı kaybetmek... / 29.01.2021
- Milli paranın gücü / 26.01.2021
- Milli devlet olmadan, beyin göçü durdurulamaz / 22.01.2021
- Süt, ekmek ve gazete… / 19.01.2021
- Aklın arkasındaki krallık: Amerika / 15.01.2021
- Ülkü birliği ve bir ulusu yok etmek… / 08.01.2021
- Su özgürlük istiyor… / 05.01.2021
- Çin’e kolera aşısı gönderen Türkiye! / 31.12.2020
- Kanlı Noel… / 29.12.2020
- Cehennem çiçekleri açmadan / 22.12.2020
- ‘Şimdi sıra bende…’ / 13.12.2020
- Öğretmenler; ‘Uzay çağı başladı, biz sınıfta kaldık’ / 08.12.2020
- Atatürk size minnettardır / 01.12.2020

Yeni Mesaj arşivinde 'tarihte bugün'

Yeni Mesaj Gazetesi arşivi 2001 yılına kadar eksiksiz içerikle erişime açık olup ayrıca tüm arşivde anahtar kelimelerle arama yapmak da mümkündür.

22.12.2019, 22.12.2018, 22.12.2017, 22.12.2016, 22.12.2015, 22.12.2014, 22.12.2013, 22.12.2012, 22.12.2011, 22.12.2010, 22.12.2009, 22.12.2008, 22.12.2007, 22.12.2006, 22.12.2005, 22.12.2004, 22.12.2003, 22.12.2002, 22.12.2001


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2022

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.