Bir ülkenin sağlık sistemini değerlendirirken genellikle aynı rakamlara bakıyoruz.
Kaç hastane var?
Kaç yatak var?
Kaç yoğun bakım yatağı var?
Kaç MR ve tomografi cihazı bulunuyor?
Bunların hepsi önemli.
Ancak hastanın günlük hayatını doğrudan ilgilendiren başka bir sayı daha var:
Hastaneye kaç dakikada ulaşabiliyoruz?
Çünkü sağlık hizmetinin bir şehirde bulunmasıyla vatandaşın o hizmete kolaylıkla ulaşabilmesi aynı şey değildir.
Türkiye son yıllarda sağlık hizmetlerini büyük merkezlerde toplama yönünde önemli bir dönüşüm yaşıyor. Bunun en görünür örneği şehir hastaneleri.
Temmuz 2026 itibarıyla Sağlık Bakanlığının açıkladığı verilere göre Türkiye'de 27 şehir hastanesi hizmet veriyor. 13 şehir hastanesinin inşaatı devam ederken 7'si ihale ve proje aşamasında.
Ortaya çok büyük bir sağlık kapasitesi çıkıyor.
Fakat kapasiteyi büyütürken başka bir şeyi de ölçmemiz gerekiyor:
Mesafeyi.
Hastane büyüyor, mesafe de büyüyor mu?
Şehir hastanelerinin avantajlarını görmezden gelemeyiz.
Yüksek teknoloji...
İleri yoğun bakım...
Özellikli ameliyatlar...
Çok sayıda branşın aynı merkezde bulunması...
Laboratuvar ve görüntüleme kapasitesi...
Büyük merkezler özellikle komplike hastaların tedavisinde önemli avantaj sağlayabilir.
Sorun büyük hastanelerin yapılması değildir.
Asıl soru şudur:
Büyük hastaneler yapılırken şehir içerisindeki mevcut sağlık ağı ne oluyor?
Eğer yeni bir büyük hastane mevcut hastanelere ilave kapasite oluşturuyorsa vatandaş kazanır.
Fakat şehir içerisindeki birkaç hastane kapatılıyor veya fonksiyonları azaltılıyor ve bunların toplam kapasitesi şehrin dışındaki tek bir dev komplekste toplanıyorsa konu değişir.
Bu durumda yatak sayısını koruyabilir, hatta artırabilirsiniz.
Ama sağlık hizmetini vatandaştan kilometrelerce uzaklaştırmış olabilirsiniz.
Ankara bu tartışmayı incelemek için önemli örneklerden biri.
Bilkent Şehir Hastanesinin hizmete girmesiyle birlikte Ankara'daki bazı köklü kamu hastanelerinin hizmetleri yeni merkeze aktarıldı. Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi gibi uzun yıllardır şehir merkezinde hizmet veren kurumlar bu dönüşümün parçası oldu.
Burada mesele nostalji değildir.
Bir hastanenin binasının eski veya yeni olması da değildir.
Sorulması gereken soru şudur:
Sağlık hizmetinin coğrafyası nasıl değişti?
2025 yılında yayımlanan bilimsel bir çalışma Ankara metropoliten alanında tam da bunu araştırdı.
Araştırmacılar 484 mahalleden hastanelere 29 bin 40 farklı rota oluşturarak sürüş mesafelerini ve ulaşım sürelerini değerlendirdi.
Sonuçlar Ankara içerisinde sağlık hizmetine erişimin homojen olmadığını gösterdi.
Keçiören, Çankaya, Yenimahalle, Altındağ ve Mamak'ta hastane erişilebilirliği görece yüksek bulunurken Sincan, Pursaklar ve Etimesgut'ta daha düşük erişilebilirlik saptandı.
Bu bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Aynı şehirde yaşamak, sağlık hizmetine aynı kolaylıkla ulaşmak anlamına gelmiyor.
Sağlıklı bir insan için hastaneye 10 veya 15 dakika daha fazla yolculuk yapmak önemsiz görünebilir.
Ama konu sağlık olduğunda dakikanın değeri değişir.
Kalp krizi...
İnme...
Travma...
Ciddi kanama...
Doğum...
Solunum sıkıntısı...
Bu durumlarda sağlık hizmetine ulaşmak için geçen zaman günlük hayatımızdaki sıradan yolculuk süresi değildir.
Uluslararası araştırmalar hastane kapanmalarının etkisinin her hastalıkta aynı olmadığını gösteriyor. Bu nedenle "hastane uzaklaşırsa ölüm mutlaka artar" gibi bilimsel olarak savunulamayacak bir genelleme yapmamak gerekir.
Fakat özellikle zamana duyarlı hastalıklarda mesafenin önem taşıdığına ilişkin ciddi bilimsel bulgular mevcut.
ABD'deki kırsal hastane kapanmalarını inceleyen sistematik bir derlemede, kapanmalar sonrasında vatandaşların en yakın acil sağlık kuruluşuna ulaşmak için gereken yolculuk süresinin yaklaşık 11 ila 15,7 dakika arttığı bildirildi.
Bu rakam küçük görünebilir.
Kalp krizi geçiren bir hasta için aynı şeyi söyleyebilir miyiz?
Uluslararası literatürde dikkat çekici alanlardan biri de doğum hizmetleri.
Doğum ünitelerinin kapanmasını ve doğum hizmetlerine mesafenin artmasını inceleyen 31 araştırmayı değerlendiren sistematik derlemede, uzaklığın artmasıyla hastaneye ulaşmadan gerçekleşen doğumların artması arasında görece tutarlı bir ilişki bulundu.
Anne ve bebek ölümleri açısından araştırmaların sonuçları ise aynı derecede kesin değil.
Bu ayrım önemli.
Bilimsel veriyi savunduğumuz fikre uydurmamalıyız.
Ama mevcut kanıtın söylediğini de görmezden gelemeyiz:
Sağlık hizmetinin hastaya olan mesafesi önemsiz değildir.
Hastanelerin merkezileştirilmesi yalnız Türkiye'ye özgü değil.
Danimarka bunun en dikkat çekici örneklerinden biri.
Danimarka'da 2006 yılında yaklaşık 40 akut hastane bulunurken sayı 2022'de 21'e kadar indirildi.
Aynı süreçte büyük ve ileri teknolojiye sahip "süper hastaneler" oluşturuldu.
Ama Danimarka modelinin yalnız yarısını görürsek yanlış sonuca varırız.
Danimarka sadece küçük hastaneleri kapatıp büyük hastaneler yapmadı.
Aynı zamanda birinci basamağı, belediye sağlık hizmetlerini, koruyucu sağlık uygulamalarını ve hastane dışındaki bakım sistemlerini yeniden yapılandırdı.
Yani hastane uzaklaştırılırken sağlık hizmetinin tamamının hastadan uzaklaşmaması için başka bir ağ oluşturulmaya çalışıldı.
Bu ayrım Türkiye açısından son derece önemli.
Türkiye de aile hekimliği sistemini geliştirmeye çalışıyor.
2025 yılından itibaren aile hekimlerinin hastanelerden doğrudan bazı kan tetkikleri, röntgen, mamografi ve çeşitli görüntüleme işlemlerini talep edebilmesine yönelik dijital entegrasyon önemli bir adım.
Hastanın sırf tetkik istemek için hastane polikliniğine gitmesini azaltabilir.
Fakat güçlü birinci basamak yalnız daha fazla tetkik istemek değildir.
Dünya Sağlık Örgütü güçlü birinci basamağın temel özellikleri arasında ilk temas erişilebilirliğini, bakımın sürekliliğini, koordinasyonu, kapsamlı hizmeti ve insan merkezliliği sayıyor.
Buradaki en önemli kelimelerden biri:
Süreklilik.
Aile hekimi hastasını tanıyacak.
Kronik hastalığını takip edecek.
Gerektiğinde uzman hekime yönlendirecek.
Uzman hekimden dönen hastanın tedavisini izleyecek.
Hastaneye gitmesi gerekmeyen hastayı hastaneye göndermeyecek.
Ama hastaneye gitmesi gereken hastanın da doğru hastaneye zamanında ulaşmasını sağlayacak.
İşte güçlü birinci basamak budur.
Sadece yapılan tetkik sayısını artırmak değildir.
Dünyadaki deneyimlerden çıkarılması gereken sonuç "büyük hastane yapmayalım" değildir.
İleri sağlık hizmetlerinin belirli merkezlerde toplanmasının tıbbi gerekçeleri vardır.
Nadir ameliyatların deneyimli ekiplerce yapılması...
İleri yoğun bakım hizmetlerinin merkezileştirilmesi...
Onkoloji, transplantasyon ve kompleks cerrahinin multidisipliner merkezlerde yürütülmesi...
Bunların hasta sonuçlarını iyileştirebildiğine ilişkin uluslararası literatür vardır.
Ama buradan bütün sağlık hizmetlerinin dev merkezlerde toplanması gerektiği sonucu çıkmaz.
Doğru model belki de üç basamaklıdır:
Güçlü aile hekimliği + hastaya yakın yerel hastane + ileri tedavi için büyük referans merkezi.
Bunlardan biri eksildiğinde sistemin dengesi bozulabilir.
İşte küçük ve orta ölçekli hastanelerin sağlık sistemi içerisindeki değeri tam bu noktada ortaya çıkıyor.
Her küçük hastanenin her ameliyatı yapması gerekmez.
Her hastanede her teknoloji bulunmak zorunda değildir.
Ama her hastanın da basit bir uzman muayenesi, küçük bir cerrahi işlem veya sık görülen bir hastalığın tedavisi için yüzlerce dönümlük sağlık kampüsüne gitmesi gerekmemelidir.
Yerel hastaneler büyük referans merkezlerinin rakibi değildir.
Onların filtresi ve tamamlayıcısı olabilir.
Hasta yerel düzeyde çözülebilecekse orada tedavi edilir.
İleri tedavi gerekiyorsa büyük merkeze yönlendirilir.
Tedavisi tamamlandığında yeniden yaşadığı bölgedeki sağlık ağı tarafından takip edilir.
Böyle bir model hem büyük hastanelerin yükünü azaltır hem hastayı sağlık hizmetine yakın tutar.
Sağlık Bakanlığının önümüzdeki yıllarda çok basit ama güçlü bir göstergeyi kamuoyuyla paylaşması faydalı olabilir:
Türkiye'de bir vatandaşın hastaneye ortalama ulaşım süresi kaç dakika?
Bunu yalnız Türkiye ortalaması olarak da vermeyelim.
İl bazında...
İlçe bazında...
Kırsal-kentsel ayrımında...
65 yaş üzerinde...
Toplu taşımayla...
Özel araçla...
Acil sağlık hizmetlerinde... ölçelim.
Yeni bir şehir hastanesi açıldığında sadece:
"Şu kadar yatak kazandırdık" demeyelim.
Bir soru daha soralım:
Bu yatırım vatandaşın sağlık hizmetine ulaşma süresini nasıl değiştirdi?
Bir hastane kapatıldığında veya başka bir merkeze taşındığında da aynı analizi yapalım.
Çünkü sağlık planlamasının gerçek birimi yalnız yatak değildir.
Bazen dakikadır.
Türkiye büyük hastaneler yapmaya devam edebilir.
İleri teknolojisini geliştirebilir.
Şehir hastanelerini güçlendirebilir.
Ama bunu yaparken şehirlerin içerisinde yıllar içerisinde oluşmuş sağlık ağını ve hastaya yakın hastaneleri de korumamız gerekir.
Çünkü bir hastanenin büyüklüğünü metrekaresiyle ölçebiliriz.
Sağlık hizmetinin değerini ise hastaya ne kadar yakın olduğuyla da ölçmek zorundayız.
Kaç hastane var?
Kaç yatak var?
Kaç yoğun bakım yatağı var?
Kaç MR ve tomografi cihazı bulunuyor?
Bunların hepsi önemli.
Ancak hastanın günlük hayatını doğrudan ilgilendiren başka bir sayı daha var:
Hastaneye kaç dakikada ulaşabiliyoruz?
Çünkü sağlık hizmetinin bir şehirde bulunmasıyla vatandaşın o hizmete kolaylıkla ulaşabilmesi aynı şey değildir.
Türkiye son yıllarda sağlık hizmetlerini büyük merkezlerde toplama yönünde önemli bir dönüşüm yaşıyor. Bunun en görünür örneği şehir hastaneleri.
Temmuz 2026 itibarıyla Sağlık Bakanlığının açıkladığı verilere göre Türkiye'de 27 şehir hastanesi hizmet veriyor. 13 şehir hastanesinin inşaatı devam ederken 7'si ihale ve proje aşamasında.
Ortaya çok büyük bir sağlık kapasitesi çıkıyor.
Fakat kapasiteyi büyütürken başka bir şeyi de ölçmemiz gerekiyor:
Mesafeyi.
Hastane büyüyor, mesafe de büyüyor mu?
Şehir hastanelerinin avantajlarını görmezden gelemeyiz.
Yüksek teknoloji...
İleri yoğun bakım...
Özellikli ameliyatlar...
Çok sayıda branşın aynı merkezde bulunması...
Laboratuvar ve görüntüleme kapasitesi...
Büyük merkezler özellikle komplike hastaların tedavisinde önemli avantaj sağlayabilir.
Sorun büyük hastanelerin yapılması değildir.
Asıl soru şudur:
Büyük hastaneler yapılırken şehir içerisindeki mevcut sağlık ağı ne oluyor?
Eğer yeni bir büyük hastane mevcut hastanelere ilave kapasite oluşturuyorsa vatandaş kazanır.
Fakat şehir içerisindeki birkaç hastane kapatılıyor veya fonksiyonları azaltılıyor ve bunların toplam kapasitesi şehrin dışındaki tek bir dev komplekste toplanıyorsa konu değişir.
Bu durumda yatak sayısını koruyabilir, hatta artırabilirsiniz.
Ama sağlık hizmetini vatandaştan kilometrelerce uzaklaştırmış olabilirsiniz.
Ankara bize önemli bir şey söylüyor
Ankara bu tartışmayı incelemek için önemli örneklerden biri.
Bilkent Şehir Hastanesinin hizmete girmesiyle birlikte Ankara'daki bazı köklü kamu hastanelerinin hizmetleri yeni merkeze aktarıldı. Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi gibi uzun yıllardır şehir merkezinde hizmet veren kurumlar bu dönüşümün parçası oldu.
Burada mesele nostalji değildir.
Bir hastanenin binasının eski veya yeni olması da değildir.
Sorulması gereken soru şudur:
Sağlık hizmetinin coğrafyası nasıl değişti?
2025 yılında yayımlanan bilimsel bir çalışma Ankara metropoliten alanında tam da bunu araştırdı.
Araştırmacılar 484 mahalleden hastanelere 29 bin 40 farklı rota oluşturarak sürüş mesafelerini ve ulaşım sürelerini değerlendirdi.
Sonuçlar Ankara içerisinde sağlık hizmetine erişimin homojen olmadığını gösterdi.
Keçiören, Çankaya, Yenimahalle, Altındağ ve Mamak'ta hastane erişilebilirliği görece yüksek bulunurken Sincan, Pursaklar ve Etimesgut'ta daha düşük erişilebilirlik saptandı.
Bu bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Aynı şehirde yaşamak, sağlık hizmetine aynı kolaylıkla ulaşmak anlamına gelmiyor.
10 dakika gerçekten önemli mi?
Sağlıklı bir insan için hastaneye 10 veya 15 dakika daha fazla yolculuk yapmak önemsiz görünebilir.
Ama konu sağlık olduğunda dakikanın değeri değişir.
Kalp krizi...
İnme...
Travma...
Ciddi kanama...
Doğum...
Solunum sıkıntısı...
Bu durumlarda sağlık hizmetine ulaşmak için geçen zaman günlük hayatımızdaki sıradan yolculuk süresi değildir.
Uluslararası araştırmalar hastane kapanmalarının etkisinin her hastalıkta aynı olmadığını gösteriyor. Bu nedenle "hastane uzaklaşırsa ölüm mutlaka artar" gibi bilimsel olarak savunulamayacak bir genelleme yapmamak gerekir.
Fakat özellikle zamana duyarlı hastalıklarda mesafenin önem taşıdığına ilişkin ciddi bilimsel bulgular mevcut.
ABD'deki kırsal hastane kapanmalarını inceleyen sistematik bir derlemede, kapanmalar sonrasında vatandaşların en yakın acil sağlık kuruluşuna ulaşmak için gereken yolculuk süresinin yaklaşık 11 ila 15,7 dakika arttığı bildirildi.
Bu rakam küçük görünebilir.
Kalp krizi geçiren bir hasta için aynı şeyi söyleyebilir miyiz?
Doğumhaneler uzaklaşınca ne oluyor?
Uluslararası literatürde dikkat çekici alanlardan biri de doğum hizmetleri.
Doğum ünitelerinin kapanmasını ve doğum hizmetlerine mesafenin artmasını inceleyen 31 araştırmayı değerlendiren sistematik derlemede, uzaklığın artmasıyla hastaneye ulaşmadan gerçekleşen doğumların artması arasında görece tutarlı bir ilişki bulundu.
Anne ve bebek ölümleri açısından araştırmaların sonuçları ise aynı derecede kesin değil.
Bu ayrım önemli.
Bilimsel veriyi savunduğumuz fikre uydurmamalıyız.
Ama mevcut kanıtın söylediğini de görmezden gelemeyiz:
Sağlık hizmetinin hastaya olan mesafesi önemsiz değildir.
Dünyada da hastaneler büyüyor
Hastanelerin merkezileştirilmesi yalnız Türkiye'ye özgü değil.
Danimarka bunun en dikkat çekici örneklerinden biri.
Danimarka'da 2006 yılında yaklaşık 40 akut hastane bulunurken sayı 2022'de 21'e kadar indirildi.
Aynı süreçte büyük ve ileri teknolojiye sahip "süper hastaneler" oluşturuldu.
Ama Danimarka modelinin yalnız yarısını görürsek yanlış sonuca varırız.
Danimarka sadece küçük hastaneleri kapatıp büyük hastaneler yapmadı.
Aynı zamanda birinci basamağı, belediye sağlık hizmetlerini, koruyucu sağlık uygulamalarını ve hastane dışındaki bakım sistemlerini yeniden yapılandırdı.
Yani hastane uzaklaştırılırken sağlık hizmetinin tamamının hastadan uzaklaşmaması için başka bir ağ oluşturulmaya çalışıldı.
Bu ayrım Türkiye açısından son derece önemli.
Sağlık ocağına daha fazla tetkik yetkisi vermek yeterli mi?
Türkiye de aile hekimliği sistemini geliştirmeye çalışıyor.
2025 yılından itibaren aile hekimlerinin hastanelerden doğrudan bazı kan tetkikleri, röntgen, mamografi ve çeşitli görüntüleme işlemlerini talep edebilmesine yönelik dijital entegrasyon önemli bir adım.
Hastanın sırf tetkik istemek için hastane polikliniğine gitmesini azaltabilir.
Fakat güçlü birinci basamak yalnız daha fazla tetkik istemek değildir.
Dünya Sağlık Örgütü güçlü birinci basamağın temel özellikleri arasında ilk temas erişilebilirliğini, bakımın sürekliliğini, koordinasyonu, kapsamlı hizmeti ve insan merkezliliği sayıyor.
Buradaki en önemli kelimelerden biri:
Süreklilik.
Aile hekimi hastasını tanıyacak.
Kronik hastalığını takip edecek.
Gerektiğinde uzman hekime yönlendirecek.
Uzman hekimden dönen hastanın tedavisini izleyecek.
Hastaneye gitmesi gerekmeyen hastayı hastaneye göndermeyecek.
Ama hastaneye gitmesi gereken hastanın da doğru hastaneye zamanında ulaşmasını sağlayacak.
İşte güçlü birinci basamak budur.
Sadece yapılan tetkik sayısını artırmak değildir.
Büyük hastane + güçlü yerel ağ
Dünyadaki deneyimlerden çıkarılması gereken sonuç "büyük hastane yapmayalım" değildir.
İleri sağlık hizmetlerinin belirli merkezlerde toplanmasının tıbbi gerekçeleri vardır.
Nadir ameliyatların deneyimli ekiplerce yapılması...
İleri yoğun bakım hizmetlerinin merkezileştirilmesi...
Onkoloji, transplantasyon ve kompleks cerrahinin multidisipliner merkezlerde yürütülmesi...
Bunların hasta sonuçlarını iyileştirebildiğine ilişkin uluslararası literatür vardır.
Ama buradan bütün sağlık hizmetlerinin dev merkezlerde toplanması gerektiği sonucu çıkmaz.
Doğru model belki de üç basamaklıdır:
Güçlü aile hekimliği + hastaya yakın yerel hastane + ileri tedavi için büyük referans merkezi.
Bunlardan biri eksildiğinde sistemin dengesi bozulabilir.
Küçük hastanenin değeri burada ortaya çıkıyor
İşte küçük ve orta ölçekli hastanelerin sağlık sistemi içerisindeki değeri tam bu noktada ortaya çıkıyor.
Her küçük hastanenin her ameliyatı yapması gerekmez.
Her hastanede her teknoloji bulunmak zorunda değildir.
Ama her hastanın da basit bir uzman muayenesi, küçük bir cerrahi işlem veya sık görülen bir hastalığın tedavisi için yüzlerce dönümlük sağlık kampüsüne gitmesi gerekmemelidir.
Yerel hastaneler büyük referans merkezlerinin rakibi değildir.
Onların filtresi ve tamamlayıcısı olabilir.
Hasta yerel düzeyde çözülebilecekse orada tedavi edilir.
İleri tedavi gerekiyorsa büyük merkeze yönlendirilir.
Tedavisi tamamlandığında yeniden yaşadığı bölgedeki sağlık ağı tarafından takip edilir.
Böyle bir model hem büyük hastanelerin yükünü azaltır hem hastayı sağlık hizmetine yakın tutar.
Sağlıkta yeni performans göstergesi: Dakika
Sağlık Bakanlığının önümüzdeki yıllarda çok basit ama güçlü bir göstergeyi kamuoyuyla paylaşması faydalı olabilir:
Türkiye'de bir vatandaşın hastaneye ortalama ulaşım süresi kaç dakika?
Bunu yalnız Türkiye ortalaması olarak da vermeyelim.
İl bazında...
İlçe bazında...
Kırsal-kentsel ayrımında...
65 yaş üzerinde...
Toplu taşımayla...
Özel araçla...
Acil sağlık hizmetlerinde... ölçelim.
Yeni bir şehir hastanesi açıldığında sadece:
"Şu kadar yatak kazandırdık" demeyelim.
Bir soru daha soralım:
Bu yatırım vatandaşın sağlık hizmetine ulaşma süresini nasıl değiştirdi?
Bir hastane kapatıldığında veya başka bir merkeze taşındığında da aynı analizi yapalım.
Çünkü sağlık planlamasının gerçek birimi yalnız yatak değildir.
Bazen dakikadır.
Türkiye büyük hastaneler yapmaya devam edebilir.
İleri teknolojisini geliştirebilir.
Şehir hastanelerini güçlendirebilir.
Ama bunu yaparken şehirlerin içerisinde yıllar içerisinde oluşmuş sağlık ağını ve hastaya yakın hastaneleri de korumamız gerekir.
Çünkü bir hastanenin büyüklüğünü metrekaresiyle ölçebiliriz.
Sağlık hizmetinin değerini ise hastaya ne kadar yakın olduğuyla da ölçmek zorundayız.
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
- Hastaneye kaç dakikada ulaşıyoruz? / 07.10.2026
- Sağlıkta büyümek her zaman iyi midir? / 06.10.2026
- Hastaneler hastalığı mı, hastayı mı tedavi ediyor? / 05.10.2026
- Türkiye stagflasyona mı gidiyor? / 22.09.2026
- Acemoğlu’nun dönüşümü: Aklın yolu bir / 18.09.2026
- Türkiye’nin büyüme sorunu / 16.09.2026
- Kâğıt üstündeki hedefler, çarşıdaki yangın: 20 yıllık OVP karnesi ne söylüyor? / 04.09.2026
- Enflasyon düşerken gelir dağılımı ne oluyor? / 01.09.2026
- Betona değil üretime yatırım / 31.08.2026
- Yüksek faizin görünmeyen faturası / 30.08.2026
- Sağlıkta büyümek her zaman iyi midir? / 06.10.2026
- Hastaneler hastalığı mı, hastayı mı tedavi ediyor? / 05.10.2026
- Türkiye stagflasyona mı gidiyor? / 22.09.2026
- Acemoğlu’nun dönüşümü: Aklın yolu bir / 18.09.2026
- Türkiye’nin büyüme sorunu / 16.09.2026
- Kâğıt üstündeki hedefler, çarşıdaki yangın: 20 yıllık OVP karnesi ne söylüyor? / 04.09.2026
- Enflasyon düşerken gelir dağılımı ne oluyor? / 01.09.2026
- Betona değil üretime yatırım / 31.08.2026
- Yüksek faizin görünmeyen faturası / 30.08.2026
























































