logo
31 EKİM 2026

‘Devrim gerekiyor’ raporu, MEM’i işaret ediyor

AB konusunda uyardık. “AB devletlerinin ortak paraya geçişlerinin yanlış olduğunu, bu yanlışın çok ciddi ekonomik sıkıntılar oluşturacağını, gerekçelerini ortaya koyarak uyarmıştım

31.10.2026 01:20:00
Haber Merkezi
 
‘Devrim gerekiyor’ raporu, MEM’i işaret ediyor
‘Devrim gerekiyor’ raporu, MEM’i işaret ediyor
AB konusunda uyardık. "AB devletlerinin ortak paraya geçişlerinin yanlış olduğunu, bu yanlışın çok ciddi ekonomik sıkıntılar oluşturacağını, gerekçelerini ortaya koyarak uyarmıştım.

Bize kulak verilseydi AB'yi oluşturan ulusal devletlerin yıl içerisinde ihtiyaç duydukları finans, borçlanmadan maliyetsiz olarak temin edilebilirdi.

Biz bu uyarıları yaptığımızda başta AB topluluğu olmak üzere Türkiye'de ve bütün dünyada resmi olarak Euro ortak paraya geçiş, bayram havasında kutlanmıştı. Tarihler 2002'yi gösteriyordu.

O yıllarda gerekçelerini temellendirerek 'Ortak para AB'nin dağılmasına ve ekonomilerinin batmasına neden olacaktır. Göreceksiniz AB topluluğu 10-15 sene içerisinde çözülmeye, dağılmaya mahkûmdur' diye ifade ettiğimde kimse bizi duymak istememişti.

Avrupa halkları başta olmak üzere AB devletleri kaybetti. Öngörümüzü temellendirdiğimiz iktisadi mantığı kavramış olsalardı bunları yaşamamış olacaklardı.







'Devrim gerekiyor' raporu, MEM'i işaret ediyor

Milli Ekonomi Modeli'yle 2005 yılından bu tarafa her platformda dile getirdiğimiz gerçekler artık Kapitalizmin kaptan köşkünde oturanlar ve sistemin içerisinde olanlar tarafından ifade edilmeye, yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.

Başta ABD ve AB devletleri Kapitalizmin öldüğünü insanlıktan gizlemekle meşguller. Çirkin ölüye makyaj yaparak insanlığa sevdirmeye çalışıyorlar. Yolun sonu görünmüştür. Artık mızrak çuvala sığmamaktadır.

2017'nin son aylarında Bank of International Settlements (BIS) adlı dünyanın önde gelen altmış merkez bankasının üye olduğu uluslararası kuruluş tarafından bir araştırma yapılmıştır.

Bu kuruluş 'Merkez bankalarının bankası' diye de bilinir; üyelerine akıl verir, bankaların izlemesi gereken standartları oluşturur; finansal konularda araştırma yapar.







Herve Hannoun ve Peter Dittus, geçen yıla kadar bu bankada Genel Başkan Yardımcısı ve Genel Sekreter olarak görev yapmışlar ve bu yakınlarda Devrim Gerekiyor (Revolution Rquired) başlıklı bir rapor kaleme almışlardır. 

Hannoun ve Dittus'un, 2017 yılının son ayında yayınladıkları 111 sayfalık araştırma raporundaki tespitlere ve çözüm önerilerine baktığınızda, 2005 yılında ortaya koyduğumuz Milli Ekonomi Modeli'nin tespit ve çözümlerini görürsünüz.

Raporu –Revolution Required- okuyunca 'bunu yazanlar Avrupa'da yapılan Milli Ekonomi Modeli Kongrelerine katılan akademisyenlerden mi' acaba diye insan hafızasını yoklama ihtiyacı duyuyor!

Raporda, Amerika'nın liderliğinde en gelişmiş ülkeler tarafından yaşanmaz hale getirilen dünyanın genel bir fotoğrafının nasıl göründüğü ve bu fotoğrafın bir sonraki karesinin finansal bunalımla birlikte bir sistem krizine dönüşeceği belirtildikten sonra şu tespitler sıralanıyor:

"İklim değişikliği hızlanıyor. Dijitalleşme ve küreselleşme ücretleri aşındırıyor. Gelir eşitsizlikleri artıyor. Jeopolitik kargaşa yaygınlaşıyor. Yalanlar gerçek gibi sunuluyor. Gerçekler konuşulmuyor. Savaş fitili ateşleniyor. Halk kızgındır.







G7 ülkelerindeki modelin bir piyasa ekonomisinin temellerini aşındırdığını; bir sonraki finansal çöküntüye yol açacağını ve kapitalist sistemin dayandığı pek çok inancı sorgulatan bir sistem krizi doğuracağını düşünüyoruz."

Hannoun ve Dittus, eleştirdikleri 'G7 modelinin', aslında "Batı toplumlarının ABD öncülüğünde biçimlenen neoliberal örgütlenmesi" olduğunu belirtiyorlar.

Ayrıca "Bütün varlıkların özel mülkiyet haklarının güvencesi altında olmasına ve ekonomik aktörlerin kendi çıkarlarını izlemesine" dayanan Neoliberalizmin, ABD'nin öncülüğünde neoliberal örgütlenmeye dönüşerek, dünya insanlığının kucağına pimi çekilmiş, her an patlamaya hazır bomba gibi atıldığına da dikkat çekmektedirler.

Hannoun ve Dittus, Batı'nın ve ABD'nin savaş ekonomilerinden beslendiğini, bu yaklaşımın terörü tırmandırdığını, göçmen krizine yol açan felaketlere dönüştüğünü ve öngörülemeyen birçok sorunun ortaya çıkmasına neden olduğunu ifade etmişlerdir.

Hannoun ve Dittus'a göre, "Batı ülkelerinde para politikaları finansal piyasalar tarafından tutsak alınmaktadır. Sıradan yurttaşlar endişeli ve kızgındır, çünkü kendilerini ekonomik olguların tehdidi altında hissediyorlar; iktisat politikalarından dolayı haksızlığa uğradıklarını ve bunları değiştirecek güçlerinin olmadığını düşünüyorlar.







Tehditkâr ekonomik olgular, eşitsizliğin artması, pahalılık, işsizlik, güvencesiz iş ve emeklilik konularındaki kaygılar" olarak sıralanıyor.

İki deneyimli bankacı 'Devrim Gerekiyor'  başlıklı araştırmalarında, emperyalist devletlerin (G7'nin) dünya halklarını dörtnala savaş ve yıkıma sürüklemekte olduğunu tespit ediyor. Finans kapitalin devletleri tutsak aldığını, halk sınıflarını çaresiz bıraktığını nicel kanıtlarla ifşa ediyor.

Araştırmanın neticesini bir cümleyle ifade etmek gerekirse "kapitalizmin çevresine yıkım getirmekte olduğu ve yaşayanları gerçekten öldürdüğü" söylenebilir.

Hannoun ve Dittus'a göre G7 modelinin içerisinde er veya geç patlayacak dört saatli bomba, borçların artışı, savaşların ekonomiye getirdiği ek yük, küresel ısınma ve sahte G7 iklim değişikliği politikası ve teknolojinin getirdiği işsizliktir.







Hannoun ve Dittus'a göre bu bombaların patlamaması için bir düşünce devrimine ihtiyaç vardır. Yani G7 Modeli sürdürülemez politikalarını terk ederek "sürdürülebilir, yüksek karbon kullanımına dayalı olmayan, aşırı silahlanmayı durduran; azınlığın çıkarlarına değil, ortak çıkarlara öncelik veren; ekonominin meyvelerini daha adil dağıtan; yıllardan beri ekonomik ve finansal çıkarları hizmetkârı olan devletin tekrar daha geniş bir rol üstleneceği" bir ekonomiyi hedeflemelidir.

Hannoun ve Dittus'un ifade ettikleri patlamaya hazır dört bombanın bertaraf edilmesi ve hedefledikleri ekonominin hayata geçmesi Milli Ekonomi Modeli'nin uygulanmasını zaruri kılmaktadır.

Tezimiz okunduğunda bu iki araştırmacının Milli Ekonomi Modeli'nden etkilendikleri görülür. Zira önerdikleri çözümlerin beslendiği felsefe ve o felsefenin matematiği MEM tarafından 2005 tarihinden bu tarafa tüm dünya ile paylaşılmaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli eserinden)

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı.

30.10.2026 12:05:00 / Güncelleme: 30.10.2026 12:12:38
Haber Merkezi
 
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı. Binlerce partilinin katıldığı yürüyüşte Türk bayrakları, Atatürk posterleri ve BTP bayrakları taşındı; Cumhuriyet ve bağımsızlık sloganları atıldı.






BTP'nin yurt genelinde gerçekleştirdiği 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında İstanbul'da da coşkulu bir kortej yürüyüşü düzenlendi.






Zeytinburnu 15 Temmuz Meydanı'nda başlayan yürüyüşe çok sayıda partili ve vatandaş katıldı. Ellerinde Türk bayrakları, Atatürk posterleri ve BTP bayraklarıyla yürüyen katılımcılar, güzergâh boyunca "Mustafa Kemal'in askerleriyiz", "Bu vatan bizimdir, bizim kalacak", "Ne mutlu Türk'üm diyene", "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" ve "Bağımsız Türkiye" sloganları attı.






Meşaleler ve bando eşliğinde gerçekleştirilen yürüyüşe çevredeki vatandaşlar da alkışlarla destek verdi.






ATATÜRK VE ŞEHİTLER ANILDI, ANDIMIZ OKUNDU

Kortej yürüyüşünün sona erdiği noktada Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve tüm şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunuldu. Ardından İstiklal Marşı okundu.






İstiklal Marşı'nın ardından BTP'liler hep birlikte Andımız'ı seslendirdi.






BTP'nin İstanbul'daki Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, gerçekleştirilen halk oyunları gösterileriyle sona erdi.

Doğanın büyük tehdidi heyelan: Oluşum nedenleri ve çözüm önerileri

Heyelan, yeryüzünün dik yamaçlarında bulunan kaya, toprak veya kayaç kalıntılarının yer çekiminin etkisiyle kütle halinde aşağı ve dışa doğru kayması olaydır

29.10.2026 13:58:00
Hasan Gündoğdu
 
Doğanın büyük tehdidi heyelan: Oluşum nedenleri ve çözüm önerileri
Doğanın büyük tehdidi heyelan: Oluşum nedenleri ve çözüm önerileri
Doğal afetlerin en yıkıcı ve aniden gelişen türlerinden biri olan bu süreç, yer kabuğunun dinamik yapısının bir sonucudur. Yerküre milyonlarca yıldır şekillenirken dağlar yükselir, vadiler derinleşir; heyelan ise bu jeomorfolojik evrimin en baskın ve keskin mekanizmalarından biridir.






Heyelanın Oluşumunu Tetikleyen Temel Faktörler

Heyelan olayları hiçbir zaman tek bir nedene bağlı olarak gerçekleşmez; genellikle hazırlayıcı zemin koşulları ile tetikleyici dış etkenlerin birleştiği noktada patlak verir.

Jeolojik ve Litolojik Yapı: Kil, marn ve şist gibi suya doyduğunda kayganlaşan tabakaların yamaç eğimine paralel olarak uzanması, malzemenin tutunma direncini zayıflatır.

Eğim Derecesi: Yamaç ne kadar dikse, kütle üzerindeki yer çekimi bileşeni o kadar yüksek olur ve kayma eşiği o kadar kolay aşılır.






Su (Hidrolojik Faktörler): Şiddetli yağmurlar, ani kar erimesi veya yeraltı su seviyesindeki dalgalanmalar toprağın gözenek basıncını artırır. Su, hem malzemenin ağırlığını artırarak aşağı çeken kuvveti büyütür hem de iç sürtünmeyi azaltarak bir "kayganlaştırıcı" işlevi görür.

İnsan Faaliyetleri (Antropojenik Etkenler): Karayolu yapımı veya tarla açmak amacıyla yamaç eteklerinin bilinçsizce kazılması (yarılması), yamaç üst kotlarına aşırı yük bindiren yapılar inşa edilmesi, bitki örtüsünün tahrip edilmesi ve yanlış sulama yöntemleri heyelanı tetikleyen en büyük beşeri hatalardır.

Tektonik Hareketler ve Depremler: Şiddetli yer sarsıntıları, yamaç dengesini koruyan iç gerilmeleri aniden bozarak büyük kütlelerin saniyeler içinde aşağıya akmasına yol açabilir.






Türkiye'de En Çok Heyelan Yaşanan Yerler

Türkiye, genç oluşumlu bir ülke olması, dağlık ve engebeli topoğrafyası, kırıklı (faylı) yapısı ve iklim çeşitliliği nedeniyle heyelan afetine en çok maruz kalan coğrafyalardan biridir.

Ülke genelinde heyelanın coğrafi dağılımı incelendiğinde belirgin bölgesel yoğunlaşmalar görülmektedir:

Doğu ve Batı Karadeniz Bölümleri: Türkiye'de heyelanın başkenti şüphesiz Karadeniz kıyı kuşağı ve dağlarının kuzey yamaçlarıdır. Rize, Trabzon, Artvin, Giresun, Kastamonu, Sinop, Zonguldak ve Bartın illerinde heyelanlar yılın her döneminde görülebilir. Bunun temel sebepleri; yıl boyunca düşen yüksek miktardaki ve düzenli yağışlar, derin vadilerle parçalanmış dik yamaçlar, arazideki kil oranı yüksek zemin yapısı ve killi tabakaların eğime paralel uzanmasıdır.

Marmara Bölgesi'nin Güney ve Doğu Kesimleri: Özellikle Sakarya (Adapazarı çevresi), Kocaeli, Bursa (Uludağ yamaçları) ve Yalova gibi hem aktif fay hatlarına yakın hem de topoğrafik olarak engebeli ve yoğun yağış alan yerlerde büyük heyelan kütlelerine rastlanır.

Akdeniz Bölgesi (Toroslar Kuşağı): Antalya'nın dağlık ilçeleri, Mersin'in iç kesimleri ve Kahramanmaraş'ın engebeli alanları, kalker ve marn karışımı yamaç yapısının yağışlarla birlikte yumuşaması nedeniyle heyecan riski taşır.

Doğu Anadolu'nun Dağlık Kesimleri (Erzurum, Kars, Van çevreleri): İlkbahar aylarında karların ani bir şekilde erimesi ve toprak altındaki donmuş tabakanın (permafrost etkisinin veya çözülmenin) çözülmesiyle birlikte bu bölgede de geniş alanlı toprak kaymaları meydana gelir.






Heyelana Karşı Alınması Gereken Mühendislik ve İdari Önlemler

Heyelanları tamamen engellemek doğanın dinamikleri karşısında her zaman mümkün olmasa da can ve mal kayıplarını minimuma indirmek, doğru planlama ve mühendislik önlemleriyle mümkündür.

Yer Seçimi ve İmar Planlaması

Eski heyelan sahaları (paleo-heyelanlar) kesinlikle imara ve yerleşime açılmamalıdır.

Yamaç etekleri veya vadi tabanları yerine, zemin etütleri yapılmış güvenli ve sert zeminler yerleşim için tercih edilmelidir.

Mühendislik ve Tahkimat Yapıları (Sanat Yapıları)

İstinat Duvarları ve Gabion Kafesler: Yamaç eteklerine yapılan güçlü betonarme istinat duvarları veya taş dolu tel kafesler, kayabilecek kütleyi mekanik olarak tutar.

Ankraj ve Zemin Çivileme: Kayalık ve dik yamaçlarda çelik halatlar ve derin zemin çivileri kullanılarak tabakaların ana kayaya sabitlenmesi sağlanır.

Püskürtme Beton: Hava ve suyla temas ederek ufalanan, çözünen kaya yüzeylerinin havayla temasını kesmek ve erozyonu önlemek için özel beton tabakalarıyla kaplanması etkilidir.






Yüzey ve Yeraltı Su Kontrolü (Drenaj)

Heyelanı tetikleyen en büyük unsur su olduğu için suyun yamaçtan uzaklaştırılması hayati önem taşır. Yamaç boyunca açılacak ring kanalları ve yüzey hendekleri, yağmur sularının riskli bölgeye sızmasını engeller.

Yeraltı su seviyesini düşürmek amacıyla derin drenaj tünelleri ve yatay sondaj boruları (drenaj boruları) döşenerek su kontrollü bir şekilde tahliye edilir.

Biyolojik Önlemler ve Ağaçlandırma

Kök sistemleri derinlere inen ve toprağı saçak gibi saran ağaç türleri (örneğin derin köklü meşe, çam türleri ve yerel bitki örtüsü) yamaç stabilitesini artırır.

Yol yapım çalışmaları sonrasında açıkta kalan şev yüzeylerinin hızla hidro-tohumlama yöntemiyle yeşillendirilmesi erozyonu ve yüzey kaymalarını engeller.

Beşeri Faaliyetlerin Düzenlenmesi ve Erken Uyarı

Karayolu veya baraj gibi büyük altyapı projelerinde yamaç kesme (şev kazısı) işlemleri sırasında jeoloji mühendislerinin raporlarına birebir uyulmalı, yamaç dengesini bozacak aşırı kazılardan kaçınılmalıdır.

Riskli bölgelerde yerleştirilecek eğim ölçerler (inklinometreler), yer altı su seviyesi sensörleri ve radar sistemleriyle anlık hareketler izlenmeli, tehlike anında erken uyarı sistemleri devreye sokulmalıdır.

Plakasız motosikletle gelip kurşun yağdırdılar

Antalya'nın Manavgat ilçesinde plakasız motosikletle geldikleri restorana silahlı saldırı olayının şüphelisi olarak yakalanan 5 kişiden 3'ü çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanırken 2 kişi ise adli kontrolle serbest kaldı

29.10.2026 13:39:00
İHA
 
Plakasız motosikletle gelip kurşun yağdırdılar
Plakasız motosikletle gelip kurşun yağdırdılar
22 Ekim Pazar günü saat 03.58 sıralarında Manavgat ilçesi Evrenseki Mahallesi'nde bulunan restoranta plakasız bir motosikletle gelen 2 kişi tarafından 6 el ateş edilmesi Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı ekipleri alarma geçirdi.






Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı Olay Yeri İnceleme ekiplerinin olay yerinde yaptığı incelemelerin ardından Jandarmanın Dedektifleri JASAT ve Çolaklı Jandarma Karakol Komutanlığı ekipleri, gerçekleştirdikleri çalışma sonucunda olayın failleri ve olaya iştirak eden 5 kişiyi yakaladı.








Olayın ardından olay öncesi ve sonrası 120 saatlik kamera görüntüsü izleyen ekipler, olayı gerçekleştiren ve iştirak eden 5 kişiyi belirledi. Şüpheliler jandarmanın operasyonuyla yakalanırken şüphelerle birlikte 3 adet ruhsatsız tabanca, 1 adet ruhsatsız av tüfeği, 74 adet uyuşturucu hap, 65 adet tabancaya ait fişek, 117 bin lira, olayda kullanılan motosiklet ve tabanca ele geçirildi.








22 Ekim 2026 tarihinde Manavgat Evrenseki Mahallesinde bulunan restoranda meydana gelen silahlı saldırı olayının ardından Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı JASAT ve Çolaklı Jandarma Karakolu ekiplerinin çalışmaları sonucunda yakalanan 5 şüpheli Jandarmadaki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Manavgat adliyesine sevk edildi.








Silahla Ateş Etme, Tabanca İle Ateş Etmek Suretiyle Mala Zarar Verme, Genel Güvenliğin Kasten Tehlike Sokulması, 6136 Sayılı Kanuna Muhalefet, 2521 Sayılı Kanuna Muhalefet, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti ve kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçlarından hakim karşısına çıkan şüphelilerden Azad Ö., Furkan K. ve Ayberk B. tutuklanarak Manavgat Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna teslim edilirken, S. Ö. ve S. Ö. ise adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.






Bolu Dağı tünel çıkışında tır alev alev yandı

Anadolu Otoyolu'nun Bolu Dağı Tüneli çıkışında çekirdek yüklü tırın balatalarında çıkan ve dorsesine sıçrayan yangın, itfaiye ekiplerinin yaklaşık 30 dakikalık müdahalesiyle söndürüldü

29.10.2026 13:32:00
İHA
 
Bolu Dağı tünel çıkışında tır alev alev yandı
Bolu Dağı tünel çıkışında tır alev alev yandı
Yangın, Anadolu Otoyolu'nun İstanbul istikametinde, Bolu Dağı Tüneli çıkışında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, sürücüsünün kimliği henüz belirlenemeyen Bulgaristan plakalı BX 0835 HP plakalı çekirdek yüklü tırın balatalarında henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı.






Kısa sürede büyüyen alevlerin dorsenin bir bölümüne sıçraması üzerine bölgeye Kaynaşlı ve Düzce Belediyesi itfaiye ekipleri sevk edildi. Ekipler, alevlerin tırın tamamını sarmasını önlemek için çalışma yürüttü. Yangın nedeniyle otoyolun İstanbul istikametindeki bir şerit trafiğe kapatıldı.








İtfaiye ekiplerinin yaklaşık 30 dakika süren müdahalesiyle kontrol altına alınarak söndürülen yangında, tırın dorsesinin bir bölümü kullanılamaz hale geldi.








Yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için inceleme başlatıldı.

Bungalov yangını korkuttu: Alevler ormana sıçramadan söndürüldü

Bursa'da sobanın açık bırakılması sonucu çıktığı belirtilen yangın, itfaiye ekiplerinin hızlı müdahalesiyle kontrol altına alınarak söndürüldü

28.10.2026 13:09:00
İHA
 
Bungalov yangını korkuttu: Alevler ormana sıçramadan söndürüldü
Bungalov yangını korkuttu: Alevler ormana sıçramadan söndürüldü
Yangın, Nilüfer ilçesi Ayvaköy Mahallesi'nde ormanlık alanda bulunan bir bungalov evde çıktı. Sobanın açık bırakılması sonucu çıktığı belirtilen yangında, ev sahibi evinin yandığını öğrenince geri döndü.






Yangın ihbarı üzerine olay yerine kısa sürede ulaşan itfaiye ekipleri, alevlere müdahale etti. Ekiplerin hızlı çalışması sayesinde yangın, ormanlık alana sıçramadan söndürüldü.








Muhtemel bir orman yangınının önüne geçilirken, olayda bungalov evde maddi hasar meydana geldi.

"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"

Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Genel Sekreteri Talat Yavuz, "Öğretmenin otoritesi zayıflarken güvenli okulu güçlendiremeyiz. Araştırmamızın en çarpıcı sonuçlarından biri öğretmenin konumuna ilişkindir. Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor" dedi

27.10.2026 13:55:00
İHA
 
"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"
"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"
Eğitim-Bir-Sen, yaklaşık 8 bin öğretmen, öğrenci ve velinin katılımıyla gerçekleştirdiği 'Güvenli Okul ve Akran Zorbalığı: Türkiye'de Mevcut Durum, Risk Faktörleri ve Politika Önerileri' başlıklı araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Toplam 7 bin 793 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada okul güvenliği, öğretmen otoritesi, disiplin sistemi, akran ve siber zorbalık, bildirim mekanizmaları ile aile-okul iş birliği kapsamlı biçimde ele alındı. Araştırma kapsamında Türkiye genelinden 3 bin 198 öğretmen, 2 bin 315 öğrenci ve 2 bin 280 veli yer aldı. Çalışmayla okullardaki mevcut durumun ortaya konulması, zorbalık risklerinin değerlendirilmesi ve güvenli okul politikalarına yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlandı. Araştırmanın sonuçları, Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz'un katılımıyla düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Toplantıda araştırmadan elde edilen bulguların yanı sıra güvenli okul ortamlarının oluşturulmasına ve akran zorbalığıyla mücadeleye yönelik politika önerileri de paylaşıldı.






12 maddelik politika önerisi kamuoyuna sunuldu

Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, okullarda güvenliğin sağlanması ve akran zorbalığının önlenmesi amacıyla ulusal önleme çerçevesi oluşturulması, öğretmen otoritesinin güçlendirilmesi ve disiplin sisteminin yeniden değerlendirilmesi başta olmak üzere 12 maddelik politika önerisi açıkladı. Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından 7 bin 793 kişinin katılımıyla hazırlanan araştırmaya göre, okul güvenliği algısı öğrencilerde 3,24, velilerde 3,38, öğretmenlerde ise 3,48 olarak ölçüldü. Öğretmenlerin yüzde 90,7'si mesleğe başladıkları döneme kıyasla öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünürken, öğrencilerin yüzde 63,4'ü başka bir öğrenciye yönelik zorbalığa tanık olduğunu belirtti. Araştırmada hakaret, alay ve sosyal dışlanmanın yanı sıra siber zorbalığın da önemli bir sorun olduğuna dikkat çekildi. Velilerin yüzde 88'inin çocuklarının siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediği ortaya konuldu.








"Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz"

Eğitim-Bir-Sen olarak akran zorbalığı konularına detaylı bir şekilde yaklaştıklarını belirten Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, "Biz Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz. Meseleyi anlamaya, sahayı dinlemeye, veri üretmeye ve çözüm önermeye çalışıyoruz. Çünkü bizim için eğitim politikası yalnızca müfredat, sınav veya akademik başarı meselesi değildir. Çocuğun kendisini güvende hissetmediği, öğretmenin müdahale etmekte zorlandığı, ailenin ne yapacağını bilemediği bir ortamda nitelikli eğitimden söz edemeyiz. Bugün yayımladığımız araştırma da tam olarak bu anlayışın ürünüdür. Üç ayrı pencereden aynı okula baktık. Çalışmamızı önemli kılan hususlardan biri kapsamıdır. Araştırmamıza toplam 7 bin 793 kişi katıldı. Bunların 3 bin 198'i öğretmen, 2 bin 315'i öğrenci, 2 bin 280'i velidir. Öğretmenlerimizden 81 ilin tamamından, velilerimizden 75 ilden, öğrencilerimizden ise 61 ilden veri topladık. Dolayısıyla bugün önümüzde yalnızca öğrencinin anlattığı, yalnızca öğretmenin gözlemlediği veya yalnızca velinin dışarıdan değerlendirdiği bir tablo bulunmuyor. Aynı okul gerçekliğine öğretmenin, öğrencinin ve velinin gözünden birlikte baktık. Araştırmamızda okul güvenliğinden öğretmen otoritesine, disiplin sisteminden öğrencilerin yaşadığı zorbalık biçimlerine; siber zorbalıktan ailelerin tutumlarına ve okulun müdahale kapasitesine kadar geniş bir alanı inceledik" diye konuştu.

"Bu araştırmanın sonucu olarak 'Türkiye'de okullar güvensizdir' diyemeyiz"

Okul güvenliği ve akran zorbalığının ivedilikle ele alınması gerektiğini ifade eden Yavuz, "Bu araştırmanın sonucu olarak 'Türkiye'de okullar güvensizdir' diyemeyiz ama aynı şekilde, 'Çocuklar arasında bunlar olur, büyüyünce geçer' diyerek meseleyi küçümsemek de araştırmanın ortaya koyduğu gerekçelerle bağdaşmamaktadır. Önümüzde çözülmesi gereken bir mesele vardır ve bu mesele yalnızca çocukların kendi aralarında çözebilecekleri bir mesele değildir. Çocuklarımızın gördüğü okul ile yetişkinlerin gördüğü okul aynı değil. Araştırmadaki ilk dikkat çekici bulgulardan biri okul güvenliği algısında ortaya çıkıyor. Beş üzerinden değerlendirildiğinde okul güvenliği algısı öğretmenlerde 3,48, velilerde 3,38, öğrencilerde ise 3,24'tür. Yani okulun içinde yaşayan çocuklarımız, okul güvenliğini yetişkinlere kıyasla daha düşük değerlendiriyor. Bu fark bize önemli bir şey söylüyor. Bir okulun güvenli olup olmadığını yalnızca yetişkinlerin gözünden değerlendiremeyiz. Çocuğa da sormak zorundayız. Çocuk teneffüste ne yaşıyor' Sınıfta kendisini ne kadar güvende hissediyor' Dışlandığında kime başvuruyor' Alay edildiğinde bunu anlatabiliyor mu' Anlattığında bir şeylerin değişeceğine inanıyor mu' Güvenli okul politikası, tam da bu sorulara cevap verebilmelidir" şeklinde konuştu.








"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"

Öğretmenin otoritesinin okullarda giderek zayıfladığını dile getiren Yavuz, "Öğretmenin otoritesi zayıflarken güvenli okulu güçlendiremeyiz. Araştırmamızın en çarpıcı sonuçlarından biri öğretmenin konumuna ilişkindir. Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor. Fakat burada dikkate değer başka bir sonuç daha var. Öğrencilerin yüzde 71,8'i, velilerin ise yüzde 86'sı, öğretmenin sınıfta disiplinli bir tutum sergilemesini gerekli görüyor. Demek ki mesele öğrencinin veya velinin öğretmeni reddetmesi değildir. Mesele, öğretmenin meşru mesleki otoritesinin sistem tarafından ne kadar desteklendiği ile ilgilidir. Bizim öğretmen otoritesinden kastımız baskı ve keyfilik değildir. Çocuğu korkutmak hiç değildir. Biz; adalete, tutarlılığa, mesleki yeterliğe ve kurumsal desteğe dayanan bir öğretmen otoritesinden söz ediyoruz. Çünkü öğretmenin sınır koyamadığı, müdahale ettiğinde kendisini yalnız hissettiği bir okulda öğrenciyi korumak da zorlaşır. Disiplin sistemine ilişkin sonuçlar da bu bilgiyi teyit ediyor. Öğretmenlerin mevcut disiplin düzenlemelerine ilişkin genel değerlendirmesi 5 üzerinden yalnızca 2,53; sistemin caydırıcılığına ilişkin değerlendirme ise 1,98 düzeyinde. Bu tablo bize açıkça şunu söylüyor. Öğretmene 'zorbalığa müdahale et' demek yetmez. Öğretmenin arkasında işleyen bir sistem olmak zorundadır. Zorbalık yalnızca vurmak değildir. Araştırmadan çıkan bir diğer önemli sonuç da zorbalığın biçimine ilişkindir. Çocuklarımızın en fazla karşılaştığı davranışların başında fiziksel saldırıdan önce hakaret, alay, dedikodu ve sosyal dışlanma geliyor. Öğrencilerin yüzde 18,1'i ayda bir-iki kez, yüzde 10,5'i haftada bir-iki kez, yüzde 10,2'si ise hemen hemen her gün hakaret veya alaya maruz kaldığını ifade ediyor. Bu veriyi özellikle önemsiyoruz" ifadelerini kullandı.








"Bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez"

Akran zorbalığının, çocuğun okula ve öğretmenine olan güvenini azalttığını söyleyen Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez. Zorbalık, çocuğun okula olan güvenini de aşındırıyor. Araştırmanın belki de üzerinde en çok düşünülmesi gereken sonuçlarından biri de şudur. Zorbalığın sıklığı arttıkça öğrencinin yalnızca kendisini kötü hissetmesi söz konusu olmuyor, okula ve yetişkinlerin kendisini koruyabileceğine duyduğu güven de azalıyor. Araştırmada öğrencilerin yüzde 35,4'ü yaşadığı zorbalık deneyimlerinden en az orta düzeyde etkilendiğini ifade ederken, toplam öğrenci grubunun yüzde 18,3'ü etkilenme düzeyini 'çok' veya 'çok ciddi' olarak değerlendiriyor. Bu nedenle zorbalığı 'çocukların kendi arasındaki mesele' olarak görmemek zorundayız. Çünkü çocuk bir süre sonra yalnızca arkadaşına değil, okula da güvenini kaybedebiliyor. Çocuklarımız görüyor, onları çözümün parçası yapmalıyız. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 63,4'ü başka bir öğrenciye zorbalık yapıldığına tanık olduğunu söylüyor. Bu rakam bize bir risk kadar önemli bir imkanı gösteriyor. Çocuklarımız yalnızca zorbalığa maruz kalan veya zorbalık yapan kişiler değildir. Onlar aynı zamanda okul ikliminin aktörleridir. Bu yüzden akran destek sistemlerini güçlendirmeli, çocuklarımıza güvenli biçimde nasıl yardım isteyeceklerini ve arkadaşlarını nasıl destekleyebileceklerini öğretmeliyiz. Çocuğa 'Git arkadaşını korumak için kavga et' demiyoruz. Tam tersine; 'Doğru yetişkine haber ver, mağdur olan arkadaşını yalnız bırakma, zorbalığı alkışlama, normalleştirme' diyoruz. Zorbalık okul kapısında sona ermiyor. Bugün çocukların sosyal hayatı zil çaldığında sona ermiyor. Araştırmamıza göre öğrencilerin yüzde 69,9'unun akıllı telefonu, yüzde 58,8'inin kendisine ait sosyal medya hesabı var. Öğrencilerin yüzde 7,2'si son altı ay içerisinde çevrim içi ortamda hedef alındığını söylüyor. Günlük ekran süresi dört saatin üzerine çıktığında bu oran yüzde 14,9'a kadar yükseliyor. Daha dikkat çekici başka bir sonuç ise velilerle ilgili. Velilerin yüzde 88'i, çocuğunun siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediğini ifade ediyor. Bu bize şunu söylüyor. Artık okul güvenliğini okulun duvarlarıyla sınırlandıramayız. Sınıfta başlayan bir ilişki akşam telefon ekranında devam ediyor."

"Eğitim-Bir-Sen olarak 12 temel politika alanı öneriyoruz"

Akran zorbalığına karşı kapsamlı öneriler sunan Yavuz, sözlerine şöyle devam etti:
"Eğitim-Bir-Sen olarak 12 temel politika alanı öneriyoruz. Birincisi, Türkiye genelinde ortak standartları olan bir Ulusal Güvenli Okul ve Akran Zorbalığını Önleme Çerçevesi oluşturulmalıdır. İkincisi, öğretmenin meşru mesleki otoritesi yeniden güçlendirilmelidir. Üçüncüsü, disiplin sistemi yeniden değerlendirilmelidir. Dördüncüsü, her okulda güvenilir, görünür ve izlenebilir bir bildirim sistemi kurulmalıdır. Beşincisi, sözel, ilişkisel ve siber zorbalık daha görünür hale getirilmelidir. Altıncısı, kırılgan öğrenciler için erken fark etme ve güçlendirilmiş koruma mekanizmaları kurulmalıdır. Yedincisi, akranların koruyucu gücünden daha fazla yararlanılmalıdır. Sekizinci olarak, aile-okul iş birliği güçlendirilmelidir. Dokuzuncu olarak, dijital güvenlik okul güvenliğinin ayrılmaz bir parçası haline getirilmelidir. Onuncu olarak, Türkiye'de okul sosyal hizmeti sistemi kurulmalıdır. On birinci olarak, rehberlik ve psikososyal destek sistemi daha güçlü hale getirilmelidir. On ikinci ve son olarak, düzenli bir ulusal izleme ve veri sistemi kurulmalıdır."

Etkinliğe Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Yavuz'un yanı sıra Prof. Dr. Emrah Akbaş ve Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi ekibi katılım sağladı.

Susurluk'ta işçi servisi ile otomobil kafa kafaya çarpıştı: 10 yaralı

Balıkesir'in Susurluk ilçesinde işçi servisi ile ticari aracın kafa kafaya çarpıştığı trafik kazasında 10 kişi yaralandı. Araçta sıkışan sürücü, itfaiye ekiplerinin çalışmasıyla yaralı olarak kurtarıldı

26.10.2026 11:37:00
İHA
 
Susurluk'ta işçi servisi ile otomobil kafa kafaya çarpıştı: 10 yaralı
Susurluk'ta işçi servisi ile otomobil kafa kafaya çarpıştı: 10 yaralı
Kaza, Susurluk ilçesine bağlı Kepekler Mahallesi mevkiinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Bursa'nın Karacabey ilçesinden Susurluk istikametine seyir halinde olan A.Y. yönetimindeki 16 BOP 191 plakalı ticari araç ile Susurluk'tan Karacabey yönüne ilerleyen A.A. idaresindeki 16 BLU 665 plakalı işçi servisi kafa kafaya çarpıştı.






İtfaiye ekipleri yaralıları kurtardı

Çarpışmanın ardından olay yerine jandarma, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Susurluk Grup Amirliği'ne bağlı 5 personel ve 1 araçla müdahale edildi. İşçi servisinde bulunan 8 yaralı ile ticari araçta sıkışan sürücü A.Y., ekiplerin çalışması sonucu kurtarıldı. Kazada yaralanan toplam 10 kişi, olay yerindeki ilk müdahalelerinin ardından ambulanslarla hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı.








Kaza nedeniyle yolda trafik bir süre kontrollü olarak tek şeritten sağlandı. Trafik akışını olumsuz etkileyen başka bir durumun bulunmadığı bildirildi. Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.






Maden faciasında ölen 3 çocuk babasına son veda

Zonguldak'ın Kilimli ilçesindeki maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında hayatını kaybeden 3 çocuk babası Recep Çolakoğlu (45), gözyaşları arasında toprağa verildi. Babalarının tabutuna sarılarak ağlayan 3 kardeşin vedası cenazeye katılanları duygulandırdı. Çolakoğlu'nun amcası ise yeğeninin emekli olmasına rağmen çocuklarının eğitimi için yeniden madende çalışmaya başladığını belirterek, "Yılbaşına kadar çalışacağını söylemişti" dedi

24.10.2026 16:36:00
İHA
 
Maden faciasında ölen 3 çocuk babasına son veda
Maden faciasında ölen 3 çocuk babasına son veda
Gelik beldesindeki özel kömür ocağında meydana gelen patlamada yaşamını yitiren Recep Çolakoğlu için Zonguldak merkeze bağlı Osmanlı köyü Ali Büyük Mahallesi'nde cenaze töreni düzenlendi. Çolakoğlu'nun Türk bayrağına sarılı tabutu Ali Büyük Camisi'ne getirildi. Eşi Canan Çolakoğlu ile çocukları Yağmur (17), Rüzgar Mert (12) ve Elif (10), tabutun başında gözyaşlarına boğuldu.






Babalarını son kez uğurlamak için tabutun başına gelen 3 kardeş, gözyaşları içinde tabuta sarıldı. Çocukların feryatları arasında aile yakınları da gözyaşlarını tutamadı. Eşi Canan Çolakoğlu ve yakınları, cenaze töreninde taziyeleri kabul etti.









"Üç çocuğum okuyor, yılbaşına kadar çalışacağım demişti"

Cenaze töreninde gazetecilere konuşan Recep Çolakoğlu'nun amcası Sadullah Çolakoğlu, yeğeninin emekli olduktan sonra yeniden maden ocağında çalışmak istediğini anlattı. Çolakoğlu'nu çalışmaması yönünde uyardıklarını söyleyen amcası, "Tekrar ocaklara çalışmaya gitmek istedi. Emekli maaşı olduğunu söyleyerek 'Gitme' dedik. Üç çocuğunun olduğunu, okuduklarını söyledi. Yılbaşına kadar çalışacağını söylemişti. Vadesi de bu kadarmış, yapacak bir şey yok. Devletimiz sağ olsun diyoruz" ifadelerini kullandı.








Üç çocuğunun gözyaşları arasında toprağa verildi

Cenaze törenine Zonguldak Vali Yardımcısı Mutlu Almalı, Zonguldak milletvekilleri Muammer Avcı ve Saffet Bozkurt, Yeni Parti Zonguldak Milletvekili Eylem Ertuğ Ertuğrul, AK Parti İl Başkanı Mustafa Çağlayan, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda vatandaş katıldı.








Ali Büyük Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından Çolakoğlu'nun tabutu omuzlarda taşınarak aile mezarlığına götürüldü. Üç çocuk babası madenci, ailesinin ve yakınlarının gözyaşları arasında toprağa verildi.

Kontrollü yıkım sırasında kepçe molozların altında kaldı

Ankara'nın Pursaklar ilçesinde kontrollü yıkım sırasında bir kepçenin kolu molozların altında kaldı

24.10.2026 16:31:00
İHA
 
Kontrollü yıkım sırasında kepçe molozların altında kaldı
Kontrollü yıkım sırasında kepçe molozların altında kaldı
Olay, Ankara'nın Pursaklar ilçesindeki Saray semtinde meydana geldi.






İddialara göre, kontrollü yıkım kararı verilen bir binanın yıkımına gelen kepçenin kolu yıkım sırasında molozların altında kaldı. 






Kepçe operatörünün sağlık durumunun iyi olduğu belirlendi. 






Sıkışan kepçe, iş makinelerinin yardımıyla sıkıştığı yerden çıkartıldı.













Kırmızı ışık ihlali yapan kamyonet ortalığı savaş alanına çevirdi

Antalya'nın Manavgat ilçesinde kırmızı ışık ihlali yapan kamyonetin çarptığı otomobil hurdaya dönerken 2 kişi yaralandı

24.10.2026 10:41:00
İHA
 
Kırmızı ışık ihlali yapan kamyonet ortalığı savaş alanına çevirdi
Kırmızı ışık ihlali yapan kamyonet ortalığı savaş alanına çevirdi
Kazanın ardından yol araç trafiğine kapanırken, araçların kaldırılması ve yolun temizlenmesinin ardından yeniden açıldı.






Kaza, Aşağı Pazarcı Mahallesi İbrahim Sözen Caddesi'nde yaşandı. Edinilen bilgiye göre, kırmızı ışık ihlali yapan Nuri K.'nın kullandığı 07 AIJ 161 plakalı kamyonet, Atatürk Caddesi'nden İbrahim Sözen Caddesine çıkmakta olan Hasan Ş. idaresindeki 07 BDB 559 plakalı otomobil ile çarpıştı. 






Kazada otomobil sürücüsü Hasan Şehirli ile otomobilde yolcu olarak bulunan Aysel Şehirli yaralandı. Yaralılar 112 sağlık ekiplerinin olay yerindeki müdahalesinin ardından ambulansla hastaneye kaldırıldı.








Kaza anı güvenlik kamerasına saniye saniyesine yansırken, Atatürk Caddesi'nden gelen otomobilin kırmızı ışıkta beklediği, kendisine yeşil ışık yanmasının ardından hareket ettiği sırada kırmızı ışık ihlali yapan kamyonetin otomobile çarptığı anlar kayda girdi.




















logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.