logo
31 EKİM 2026

Selanik’ten Kavala’ya: Taşlar konuşuyor, tarih bizi çağırıyor

31.10.2026 00:00:00
 
Yunanistan seyahatimizin asıl gayesi Selanik'te Atatürk'ün doğduğu evi ziyaret etmekti. Fakat Selanik'ten Kavala'ya uzanan yolculuğumuz ilerledikçe gördüm ki bu coğrafyayı yalnızca Atatürk'ün doğduğu şehir üzerinden okumak yeterli değil. Çünkü baktığınız her yerde başka bir tarih katmanı karşınıza çıkıyor. Roma var. Bizans var. Osmanlı var. Ve bütün bu dönemlerin izleri bugün aynı şehirlerin sokaklarında yan yana yaşamaya devam ediyor. Selanik bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

Şehrin merkezindeki Rotunda'ya

Yunanistan seyahatimizin asıl gayesi Selanik'te Atatürk'ün doğduğu evi ziyaret etmekti. Fakat Selanik'ten Kavala'ya uzanan yolculuğumuz ilerledikçe gördüm ki bu coğrafyayı yalnızca Atatürk'ün doğduğu şehir üzerinden okumak yeterli değil. Çünkü baktığınız her yerde başka bir tarih katmanı karşınıza çıkıyor. Roma var. Bizans var. Osmanlı var. Ve bütün bu dönemlerin izleri bugün aynı şehirlerin sokaklarında yan yana yaşamaya devam ediyor. Selanik bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

Şehrin merkezindeki Rotunda'ya girdiğimizde ilk bakışta Roma döneminin izleri görülüyor. Yapının tarihi 4. yüzyılın başlarına kadar uzanıyor. Önce kiliseye dönüştürülen Rotunda, 1591 yılında camiye çevrilmiş ve Hortacı Süleyman Efendi Camii adıyla 1912'ye kadar bu işlevini sürdürmüş. Yani bugün Rotunda dediğimiz yapıyla Osmanlı kaynaklarındaki Hortacı Süleyman Efendi Camii aynı binadır. Bugün yapının yanında hâlâ yükselen minare, şehirdeki yaklaşık beş asırlık Osmanlı hâkimiyetinin en belirgin şahitlerinden biri. Selanik'te bir tek burada minare kalmış desem yeridir. Beni daha fazla etkileyen ise giriş bölümündeki Osmanlı kitabeleri oldu. Taşın üzerine işlenmiş yazılar hâlâ orada. Üzerlerinde geçen yüzyılların aşınması var ama yok olmamışlar. Başınızı kaldırdığınızda Osmanlıca ve Arapça kitabeleri görüyorsunuz. Tarihin anlatımını değiştirebilirsiniz ama yaşanmış olanı ortadan kaldıramazsınız.

Selanik'te dikkat çeken bir diğer Osmanlı eseri Bey Hamamı. Sultan II. Murad tarafından 1444 yılında yaptırılmış. Selanik'in 1430'da Osmanlı hâkimiyetine girmesinden sonra inşa edilen ilk büyük kamu yapılarından biri ve bugün Yunanistan sınırları içerisinde ayakta kalan en büyük Osmanlı hamamlarından. Üstelik hamam olarak kullanılması 1960'lı yıllara kadar devam etmiş. Bu yapıların önünde durunca Osmanlı'nın Balkanlar'daki varlığının yalnızca askerî bir hâkimiyetten ibaret olmadığını daha açık görüyorsunuz. Hamamıyla, çarşısıyla, camisiyle, çeşmesiyle, imaretiyle şehir kuran bir medeniyet söz konusu.

Kavala'da ise bu gerçek çok daha belirgin. Eski şehrin dar sokaklarından yukarı çıkarken karşınıza çıkan İmaret, beni gezi boyunca en fazla etkileyen yapılardan biri oldu. Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından doğduğu şehre kazandırılan bu büyük yapı; medrese, mektep, ibadet mekânları, öğrenci odaları, aşevi ve sosyal yardım birimleriyle başlı başına bir külliye niteliğinde. Yani "imaret" denildiğinde yalnızca fakirlere yemek dağıtılan bir mutfaktan söz etmiyoruz. Eğitim var, ibadet var, barınma var, yoksulu gözetme var, insan var.

Mehmet Ali Paşa'nın 19. yüzyılın başlarında memleketine bıraktığı bu eser bugün otel olarak kullanılıyor olsa da ayakta. İmaretin hemen çevresinde Mehmet Ali Paşa'nın konağı ve heykeliyle karşılaşıyorsunuz. Konağın Yunanistan'da ayakta kalan 18. yüzyıl Osmanlı sivil mimarisinin önemli örneklerinden biri olarak korunması ayrıca dikkat çekici. Burada insan ister istemez düşünüyor: Kavalalı Mehmet Ali Paşa kimdi? Kavala'da doğmuş, Osmanlı idari ve askerî dünyasının içinden yükselmiş, Mısır'da yeni bir düzen kurmuş son derece önemli bir tarihî şahsiyetti. Sonradan Osmanlı Devleti'yle ciddi siyasi ve askerî ihtilaflara girmiş olması bu gerçeği değiştirmez. Bugün doğduğu şehir onun adını, evini, heykelini ve yaptırdığı imareti muhafaza ediyor.

Kavala'da beni düşündüren bir başka yapı ise bugün Aziz Nikolaos Kilisesi olarak kullanılan eski İbrahim Paşa Camii oldu. Yapı 16. yüzyılda İbrahim Paşa Camii olarak inşa edilmişti. Osmanlı döneminde Kavala'nın eski şehir bölgesindeki başlıca camilerden biriydi. Daha sonraki dönemde kiliseye çevrildi ve Aziz Nikolaos adıyla kullanılmaya başlandı. Bugünkü Kavala Belediyesi kaynakları dahi yapının Osmanlı dönemindeki İbrahim Paşa Camii kimliğini açıkça kaydediyor.

Bence mesele tam da burada başlıyor. Bir caminin kiliseye çevrilmiş olmasına bakıp yalnızca bugünkü kullanımını görmek başka şeydir; o binanın birkaç asırlık geçmişini de okuyabilmek başka şey. Tarih, son kullanılan isimden ibaret değildir. Selanik'te Rotunda'nın kapısındaki kitabeler de, minaresi de; Bey Hamamı da; Kavala'daki İmaret de, Mehmet Ali Paşa Konağı da, İbrahim Paşa Camii de bize aynı şeyi söylüyor: Balkanlar'da Osmanlı geçmiş bir hatıra değil, hâlâ taşın üzerinde okunabilen bir gerçektir.

Bu seyahat bana şunu yeniden gösterdi: Şehirler de insanlar gibidir. Hafızaları vardır. Adlarını değiştirebilirsiniz. Binaların kullanım amacını değiştirebilirsiniz. Sokağın tabelasını değiştirebilirsiniz. Fakat taşın hafızasını bütünüyle silemezsiniz. Selanik'ten Kavala'ya yürürken biz biraz da o taşların anlattığı hikâyeyi dinledik. Ve gördük ki bazen tarih kitapta değil, tam karşınızda durur.
 
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.