Milyarlarca liralık fon işlemlerinin, yatırımcıların kayıplarının ve kamuoyuna yansıyan iddiaların aydınlatılması beklenirken gazetecilerin ifadeye çağrılması ve bazı gazeteciler hakkında gözaltı kararı verilmesi yeni bir tartışma başlattı. Kamuoyunun sorusu açık: Soruşturmanın önceliği, iddia edilen usulsüzlükleri ortaya çıkarmak mı, yoksa bu iddiaları gündeme taşıyanları susturmak mı?
Fon soruşturması, yalnızca finans piyasalarını değil, yargının tarafsızlığı ve basın özgürlüğünü de ilgilendiren bir tartışmaya dönüştü. İsmail Saymaz, Murat Ağırel ve Şaban Sevinç'in ifadeye çağrıldığı; Şaban Sevinç ile Mustafa Balcı hakkında gözaltı kararı verildiği yönündeki haberler, soruşturmanın yönü konusunda kamuoyunda soru işaretlerine yol açtı.
Elbette hiçbir gazeteci hukukun üstünde değildir. Gazeteciler hakkında somut bir suç şüphesi varsa bunun da hukuk çerçevesinde incelenmesi mümkündür. Ancak asıl mesele, soruşturmanın hangi iddialara, hangi delillere ve hangi somut eylemlere dayandığının açıklanmasıdır. Gazetecilik faaliyeti ile suç teşkil ettiği ileri sürülen eylemler birbirine karıştırılmamalıdır.
MİLYARLARLIK İDDİALARIN HESABI SORULDU MU?
Fon soruşturmasıyla ilgili kamuoyuna yansıyan iddialar, yüksek tutarlı işlemler ve bazı isimlerin elde ettiği öne sürülen kazançlar etrafında yoğunlaşıyor. Bu iddiaların her biri ayrı ayrı belgelerle incelenmeli; doğrulanmış bilgilerle henüz kanıtlanmamış iddialar birbirinden ayrılmalıdır.
Ancak vatandaşın beklediği, yalnızca gazetecilerin hangi açıklamaları yaptığının araştırılması değil; fonlardaki işlemlerin nasıl gerçekleştiğinin, kimlerin ne kazandığının, yatırımcıların zarar görüp görmediğinin ve varsa hukuka aykırılıkların ortaya çıkarılmasıdır.
Eğer usulsüzlük yapılmışsa bunun sorumluları kimlerdir? Para hangi işlemlerle el değiştirmiştir? Kamu gücünü kullanan veya siyasi bağlantıları bulunduğu öne sürülen kişiler varsa bunlar da aynı titizlikle inceleniyor mu?
Bu soruların cevabı, soruşturmanın güvenilirliği açısından belirleyicidir.
YARGIYA DÜŞEN GÖREV: İDDİALARI AYDINLATMAK
Yargının görevi, siyasi konumuna, ekonomik gücüne veya kamuoyundaki etkisine bakmaksızın iddiaları tarafsız biçimde araştırmaktır. Bu görev, yalnızca suç şüphesi altındaki kişileri değil, soruşturmanın nasıl yürütüldüğünü de kapsayan bir şeffaflık anlayışını gerektirir.
Savcılık, gazeteciler hakkında hangi somut açıklama veya eylem nedeniyle işlem yapıldığını kamuoyuna açık ve anlaşılır biçimde ortaya koymalıdır. Aksi durumda, hukuki işlemlerin basın özgürlüğü üzerinde baskı oluşturduğu yönündeki kaygılar büyüyebilir.
Öte yandan, gazetecilerin ifadeye çağrılması tek başına suçlu oldukları anlamına gelmediği gibi, soruşturma açılması da tek başına susturma amacı bulunduğunu kanıtlamaz. Bu nedenle hem gazeteciler hakkındaki işlemler hem de fon soruşturmasının mali boyutu, deliller üzerinden değerlendirilmelidir.
VATANDAŞIN SORUSU DEĞİŞMİYOR
Geçim sıkıntısı içindeki vatandaş, birikimini korumaya çalışırken yüksek tutarlı finansal işlemlerle ilgili iddiaların açıklığa kavuşmasını bekliyor. Böyle bir ortamda kamuoyunun gündemi, yalnızca kimin ifade verdiği değil, iddia edilen kazançların nasıl elde edildiği ve varsa mağduriyetlerin nasıl giderileceği olmalıdır.
İktidarın ve yargı makamlarının önünde önemli bir sınav bulunuyor: İddiaların üzerine eşit ölçüde gidildiğini göstermek, soruşturmanın kapsamını şeffaflaştırmak ve gazetecilik faaliyetinin suçlamaya dönüştürülmediği konusunda kamuoyunu ikna etmek.
Asıl soru şu: Fon soruşturması, varsa mali usulsüzlükleri bütün bağlantılarıyla ortaya çıkaracak mı; yoksa kamuoyunun dikkatini çeken açıklamalar üzerinden yeni bir tartışmanın içine mi sıkışacak?
Vatandaşın beklediği cevap, gazetecilerin susturulup susturulmadığı tartışmasının ötesinde, parasal iddiaların belgelerle aydınlatılması ve hukukun herkes için eşit uygulanmasıdır.