Denizlerimiz Ganj nehrine, şehirlerimiz Lahor kentine benzeyecek diye korkuyorum.
Pandemi yasakları kalkınca insanlarımız olan bitenden ders almamış olsa gerek, kazıktan kurtulmuşçasına deniz kenarlarına, parklara, kırlara koşturmaya başladılar.
Oysa tehdit henüz sona ermiş değil. Müsilaj belasına çözüm bulunmuş değil. Buna rağmen Marmara'da avlanan balıkları yemeye, kıyılarda 'bir şey olmaz' diyerek denize girmeye devam ediyoruz.
Meşhur bir benzetme var: "Sizin özgürlüğünüzün başladığı yerde, bir başkasının özgürlüğü kısıtlanıyor ise bu özgürlük değildir…" diye.
Oldum olası devletin kendini hissettireceği yerin sokaklar, caddeler olduğuna inanmışımdır. Eğer 50 kilometre hız sınırının olduğu bir yerde, sırf son model diye bir araba 120-150 yaparak araçların arasında kayak yapar gibi makas atıyorsa, dilenciler her kırmızı ışığı mesken tutup para istiyorlarsa, birileri pis bir bez parçası ve içinde ne olduğu belli olmayan bir sıvıyı camınıza sıkıp silmeye çalışıyorsa, ya da eliniz kolunuz dolu olduğu halde kucağında bir çocukla kadının biri gelip sizden yardım istiyorsa bunların tümü taciz ve özgürlük haklarınıza tecavüze girer.
Ters tarafınıza gelip kavgaya tutuştuğunuzda ise muhtemelen haksız çıkar, üstüne üstlük köşeye gizlenmiş çobanları tarafından dövülürsünüz. Siz güçlü çıkar döverseniz de hakkınızda suç duyurusunda bulunulur. Hele hele yaşı 18 in altındaysa yandınız.
Geçenlerde adamın biri elindeki çöp poşetlerini arabadan karayoluna çok büyük bir fütursuzluk içinde fırlatıp attı. Bizi teğet geçti, arkadaki arabanın camına yapıştı. Adam önünü göremediği için durmak ve cama çarpan çöpleri temizlemek zorunda kaldı. Bir şey olup olmadığını merak ettiğim için sağa çekip yardıma gittim. Arabayı kullanan kadın o kadar sinirlenmişti ki, kocası zor zapt etti. Kaçıp giden arabanın yanına kâr kalmasını içine sindiremiyordu. Neyse ki plakanın son rakamını almıştım. Sonrasını bilmiyorum tabii…
Küllüğünü yola boşaltanlar, çocuklarının kirli bezini atanlar, etrafı maske tarlasına çevirenler çoğunlukta. Hatalı park yapan, sokakları daraltanlar, caddelerde ikinci hatta üçüncü sırayı oluşturanlar görüyoruz.
Mazeret asla yeterli otopark olmadığı şeklindeki gerekçe olmamalıdır. Her şehrin kaldırabileceği bir araç yükü var iken yeni vasıtaların trafiğe çıkmasına izin vermek niyedir bunu da anlamak mümkün değil.
Alış veriş merkezleri günlük otoparka dönerken, yol kenarlarına tek sıra park yasağına göz yumulmasını da anlamak mümkün değil.
Milyarlarca lira verilerek alınan araçların geceleri sokaklara bırakılmasını da çözemiyorum.
* * *
Yukarıda bir kaçını dillendirdiğim sorunlar kemikleştikçe, insanlar inatlaşarak intikam almak istercesine davrandıkça daha da içinden çıkılmaz hale gelecek.
Bu ülkede şikâyet mekanizması sonunda kan davasına neden oluyor. Aykırı bir davranış ve olayın müdahalecisi devlet olduğunda ancak çözüm getirilebilir.
Hiçbir vatandaşın, düzeni korumak gibi bir iddia ile bir diğerine müdahale etme, devletin yetkisini kullanma hakkı yoktur. Vatandaş gördüğü yanlışla ilgili isimsiz ihbar hattını kullanmakla mükelleftir.
Her birimiz birbirimize karşı sorumluyuz.
Ancak kanun uygulayıcı değiliz. Olmamalıyız da…
Devlet; belediye veya kolluk kuvvetleri ile topluma karşı işlenmiş suçları takibe çalışır. Suç işleyenleri affetmeye veya hoş görü göstermeye yetkili değildir.
Bu nedenle düzeni korumaya önce sokaktan başlamak zorundasınız.
Aksi halde en başta da yazdığım gibi bir gün ölülerin yüzdüğü denizlere, çöp dağları arasında yürüdüğünüz sokaklara, kontrol edemediğiniz kent ve kasabalara izin vermiş, arabaların tren vagonu gibi gıdım gıdım ilerlediği trafikle karşı karşıya kalırsınız…
Bizden söylemesi…
- Bu çocuklara neler oluyor? / 19.04.2026
- Bir anma toplantısının düşündürdükleri / 13.04.2026
- Etiketli yıllar… / 11.04.2026
- Yağmur… / 06.04.2026
- İnsan olmanın ağırlığı… / 03.04.2026
- Gençlere fırsat vermek… / 31.03.2026
- Kadınların savaşı / 27.03.2026
- Köylerimiz… / 25.03.2026
- Geçmişte bir bayram günü… / 23.03.2026


























































