Türk ekonomisi zirveye varan bir krizle boğuşurken, insanımızın morali de bozuk.
2001 yılı içinde yaklaşık 300.000 kepenk kapandı. İşyeri faaliyetine son verildi. Bu 3 milyon esnafın %10'u demektir.
Böyle bir ortamda sosyal patlamalar meydana gelebilir. Fakat herşeye rağmen Sn. Derviş, dalgalı kur iddiasında direnmeye devam ediyor.
Hükümetin eli-kolu bağlıymış gibi olaya müdahale edemez olduğunu görüyoruz. Mevcut halden memnun olan bir kişi dahi yok. Fakat bu hale rağmen sessizlik devam ediyor.
Öte yandan 17 Eylül'de Parlamento toplanıp Anayasayı değiştirecek. Ekim oturumundan önce, AB'nin önüne yapılan değişiklikler koyulacak. Bu konuda parlamenterlerin hepsi gönüllü. Kaçan da kovan da AB'ye girme arzusunda. Amaçları belki aynı değil ama, tam bir eylem birliği göze çarpmaktadır.
Ekonomik yönden çökertilmiş bir ülke, direnci kırılmış bir ülke, eli-kolu bağlanılarak AB'ye teslim edilmek istenmektedir.
Özellikle Ankaralı aydınlarımıza düşen bir görev var. Parlamentoyu demokratik şartlar içinde takibe almaları gerekir.
Olan-biten işlere yakın olmak gerekir. Tek tek parlamenterler lider baskısı altında oldukları için bazan yanlışa ses çıkaramıyorlar. Onlara destek vermek gerekir. Parlamentonun aldığı kararlarda etkin olmak gerekir.
Gümrük Birliği anlaşmasında olduğu gibi gaflet edilmektedir. O zaman "bu bir zaferdir" diyenler, 60 milyon dolarlık ülke zararını nasıl izah edemiyorlarsa, ülke karabalta bir mantıkla AB'ye teslim edilirse, yine bunu izah edecek birisi bulunmayacaktır.
Türkiye 56 yıldan beri eksi 11.8'le en kötü noktaya düştü. Halk gerçekten mağdur ve ümitsiz. Millet olarak yeniden bir hesap yapmaktan; doğruyu bulup yanlıştan vazgeçmekten başka bir çare yoktur.
Ne olursa olsun, ancak Batıya dönük projeler uygulanmalıdır anlayışı iyice sorgulanmalı, milli çözümler bulunmalıdır.
Devlet-millet kaynaşması, birliği ve dayanışması sağlanmalıdır. Çeşitli sektörler diğerleriyle kardeş ve eşdeğer olduğuna inanmalıdır.
Kültürde ve politikada en ciddi gümrük duvarları koyulmalı, milli kaynaklar esas alınmalıdır.
Tanzimattan beri izlenen batı taklitçiliğine son verilmelidir.
Zira bu ülkenin genç ve dinamik nüfusu, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını milli projelerle işletirse her konuda başarıya rahatlıkla ulaşır.
Bu sebeple Eylül-Ekim 2001 önce Parlamentonun ve değerli halkımızın çok ayık geçirmesi gereken bir mevsim olmalıdır.
Taklitçi, ezberci, batıcı anlayışlarla hareket edilirse, milletin eli-kolu bağlanır. Onulmaz yaralar açılır. İş işten geçtikten sonra yapılacak müdahaleler artık fayda vermez.
Dileriz bu millet, kendine layık bir tavırla durumunu belirler, vesayet altına girmez.
2001 yılı içinde yaklaşık 300.000 kepenk kapandı. İşyeri faaliyetine son verildi. Bu 3 milyon esnafın %10'u demektir.
Böyle bir ortamda sosyal patlamalar meydana gelebilir. Fakat herşeye rağmen Sn. Derviş, dalgalı kur iddiasında direnmeye devam ediyor.
Hükümetin eli-kolu bağlıymış gibi olaya müdahale edemez olduğunu görüyoruz. Mevcut halden memnun olan bir kişi dahi yok. Fakat bu hale rağmen sessizlik devam ediyor.
Öte yandan 17 Eylül'de Parlamento toplanıp Anayasayı değiştirecek. Ekim oturumundan önce, AB'nin önüne yapılan değişiklikler koyulacak. Bu konuda parlamenterlerin hepsi gönüllü. Kaçan da kovan da AB'ye girme arzusunda. Amaçları belki aynı değil ama, tam bir eylem birliği göze çarpmaktadır.
Ekonomik yönden çökertilmiş bir ülke, direnci kırılmış bir ülke, eli-kolu bağlanılarak AB'ye teslim edilmek istenmektedir.
Özellikle Ankaralı aydınlarımıza düşen bir görev var. Parlamentoyu demokratik şartlar içinde takibe almaları gerekir.
Olan-biten işlere yakın olmak gerekir. Tek tek parlamenterler lider baskısı altında oldukları için bazan yanlışa ses çıkaramıyorlar. Onlara destek vermek gerekir. Parlamentonun aldığı kararlarda etkin olmak gerekir.
Gümrük Birliği anlaşmasında olduğu gibi gaflet edilmektedir. O zaman "bu bir zaferdir" diyenler, 60 milyon dolarlık ülke zararını nasıl izah edemiyorlarsa, ülke karabalta bir mantıkla AB'ye teslim edilirse, yine bunu izah edecek birisi bulunmayacaktır.
Türkiye 56 yıldan beri eksi 11.8'le en kötü noktaya düştü. Halk gerçekten mağdur ve ümitsiz. Millet olarak yeniden bir hesap yapmaktan; doğruyu bulup yanlıştan vazgeçmekten başka bir çare yoktur.
Ne olursa olsun, ancak Batıya dönük projeler uygulanmalıdır anlayışı iyice sorgulanmalı, milli çözümler bulunmalıdır.
Devlet-millet kaynaşması, birliği ve dayanışması sağlanmalıdır. Çeşitli sektörler diğerleriyle kardeş ve eşdeğer olduğuna inanmalıdır.
Kültürde ve politikada en ciddi gümrük duvarları koyulmalı, milli kaynaklar esas alınmalıdır.
Tanzimattan beri izlenen batı taklitçiliğine son verilmelidir.
Zira bu ülkenin genç ve dinamik nüfusu, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını milli projelerle işletirse her konuda başarıya rahatlıkla ulaşır.
Bu sebeple Eylül-Ekim 2001 önce Parlamentonun ve değerli halkımızın çok ayık geçirmesi gereken bir mevsim olmalıdır.
Taklitçi, ezberci, batıcı anlayışlarla hareket edilirse, milletin eli-kolu bağlanır. Onulmaz yaralar açılır. İş işten geçtikten sonra yapılacak müdahaleler artık fayda vermez.
Dileriz bu millet, kendine layık bir tavırla durumunu belirler, vesayet altına girmez.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Baki Bektaş / diğer yazıları
- Gerçek hayat ahiret hayatıdır / 09.09.2003
- Tek çare birlik / 11.09.2002
- Misyonerlik faaliyetlerinin boyutları / 30.05.2002
- Halkımız çok iyi bir gözlemci / 25.05.2002
- Derviş'e göre deniz bitti / 24.05.2002
- Aziz ol, Elazığ / 17.05.2002
- Kayseri, sen ne imişsin! / 15.05.2002
- Tek çare birlik / 15.04.2002
- Görebilmek / 08.04.2002
- En büyük terör işgaldir / 06.04.2002
- Tek çare birlik / 11.09.2002
- Misyonerlik faaliyetlerinin boyutları / 30.05.2002
- Halkımız çok iyi bir gözlemci / 25.05.2002
- Derviş'e göre deniz bitti / 24.05.2002
- Aziz ol, Elazığ / 17.05.2002
- Kayseri, sen ne imişsin! / 15.05.2002
- Tek çare birlik / 15.04.2002
- Görebilmek / 08.04.2002
- En büyük terör işgaldir / 06.04.2002

























































































