logo
28 ŞUBAT 2026


Gazi şahlandı

12.11.2001 00:00:00
Kuvay-ı Milliye kadrosunu bağrına basan Gaziantep'li sanayici ve işadamları, 'bu vatan bu kadroyla kurtulur' dedi

Gaziantep'de düzenlenen kuvay-ı milliye toplantısında, Türkiye'de kuvay-ı milliye ruhunu yeniden ayağa kaldıran hareketin önderi Prof. Dr. Haydar Baş da bir konuşma yaptı. Yaptığı konuşmada devleti ve milletiyle, askeri ve siviliyle Türk milletinin bütün fert ve kurumlarının birlik, dirlik, beraberlik içinde olmaları gerektiğinin önemi ve olmazsa olmazlığına işaret ettiği konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş, içinde bulunduğumuz ekonomik çöküş konusunda da önemli tespit ve teşhislerde bulundu. Çözüm önerilerini tekrar tekrar ortaya koydu. Çözümün nasıl bir tavır ve projeden geçtiğini katılanlara anlattı. Programda, Prof. Dr. Haydar Baş'ın ekonomik görüşlerinin temellerini ihtiva eden bir çalışma da kitap halinde katılanlara dağıtıldı.

İCAZETİ BU AZİZ MİLLETTEN ALMAK ŞARTTIR

"Hangi şartlarda olursa olsun, Allah'ın izniyle, millet olarak biz bu ülkeyi, kurtarmaya muktediriz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yeter ki milleti idare eden irade milletten icazetini almaya niyetli olsun. Bu irade icazetini Atlantik ötelerinden, Batı kaynaklarından alırsa, her gün sailler gibi elini açarak para dilenir. Maalesef bugünkü tablo budur" tespitiyle sözlerine başlayan Prof. Dr. Haydar Baş, milletimizin emsalsiz özellikleri ve bu özelliklerin Gaziantep'in de içinde bulunduğu Güneydoğu bölgesine yansımaları hakkında şunları söyledi:

"Biz, bin yıldan beri İslam'a inanmış, onun şartlarını harfiyyen yerine getirmiş, nezaket ehli bir milletiz. Ecdadımız, İslam'ı Orta Asyada kabul ettikten sonra bugünkü Irak'ın bir şehri olan Samarra'ya gelmiş ve İslam'a asker olmuştur. Türk milleti daha ilk günden itibaren müslümanlara hadim ve hizmetçi olmuştur. Onun için bu yüce millete asakirullah ünvanı verilmiştir. Yüce Rabbımız da bu milletten çok büyük insan-ı kamiller, veliler zuhur ettirmiştir. Anadolu'nun hangi köşesine giderseniz gidin, buram buram evliya ruhaniyeti kokar. Sizi mest eder. Sakat gelirsiniz, sağlam gidersiniz. Hasta gelirsiniz, sıhhat bulursunuz. Moraliniz sıfıra inmiştir, moral bulursunuz. Hele Güneydoğu; burası bambaşka bir medeniyet merkezidir. Bütün dünyanın gözünün burada olması o bakımdan çok tabiidir. Burada Allah'ın yüce kulları, peygamberlerin medeniyetleri hakim oldu. Buraları, Hz. İbrahim'in, Hz. Musa'nın, Hz. Eyyüb Aleyhisselamın vs, yaşadıkları mukaddes, muazzez beldelerdir."

"Daha orta, lise çağlarında iken, herkes İstanbul'a ziyarete giderken, Allah'ın takdirine bakın ki bizi bir kuvvet bu tarafa iterdi. Hep bu tarafa gelirdik. Onun için benim gözümde Urfa bambaşka bir alemdir. Hz. İbrahim'in doğduğu mağarayı gördüğüm zaman sanki Halilurrahman denilen Allah'ın dostunun ruhaniyeti adeta bizi okşardı. Adeta 'hoş geldiniz, sefa geldiniz' derdi. O zamandan bu zamana ailemizle, çocuklarımızla birlikte bu medeniyetin izlerini görmek, insanlarını bizzat müşahade edip gönlümüze basmak için hep buralardayız. Bu topraklar çok farklı bir bölgedir. Türk'ün ruhunun özünün yaşadığı, yaşatıldığı bir bölgedir."

TÜRKİYE'NİN İHTİYACI SİYASETÇİ MODELİ

Prof. Dr. Haydar Baş, devamla Türkiye'nin ihtiyacı olduğu siyaset ve siyasetçi modeli hakkında bilgi verdi. Siyasetçinin fundamantalist değil ama dindar, şövenist değil ama milliyetçi olması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Haydar Baş görüşlerini şöyle dile getirdi:

"Siyasetçi, fundamantalist değil ama dindar olması lazımdır. Hesap vereceği Rabbı ile hukukunu iyi kurması lazımdır. Yürüdüğü zaman eğer ayağının altında karınca varsa, 'bu da bana sorulacak' demesi lazımdır. Böyle bir mütalaanın, müzakerenin, onun vicdanında hakim olması lazımdır. Bu millet böyle bir politikacı, siyasetçi bekliyor."

"İkincisi, siyasetçinin, şövenist değil milliyetçi olması lazımdır. Şövenist olmayan bir Türk milliyetçisi olması lazımdır. Bunun içerisinde Kürt vardır, Arap vardır; Laz, Çerkez, Boşnak, kısaca yediden yetmişe her insan vardır. Mesela Karadeniz'de, gecenin hangi vaktinde olursa olsun, bir kapıyı çaldığınızda, 'Tanrı misafiriyim' dediğinizde, hemen sizi 'hoş geldiniz' diyerek kabul ederler. Bir sofra ikram edilir. Toroslara gelin aynı şeyle karşılaşırsınız. Ben bunu yaşadım. Bizim Adil kardeşimizin anne-babasını ziyarete gittik. Gecenin saat ikisinde bize mükellef bir sofra hazırlandı. Dualar ettik. Burada da herhangi bir mahalleye gidelim; aynı manzarayı göreceğiz. Bu, örfümüz bir, adetimiz bir, geleneğimiz bir, maneviyatımız bir olduğu içindir. Kim demiş ki bu millet ayrıdır. Bu millet birdir, bir bünyedir, bir gövdedir. Onu bölmek isteyenler, yeminle konuşuyorum, başaramayacaklardır."

BU MİLLETİN KARDEŞLİ?İNİ HİÇ BİR GÜÇ BOZAMAYACAK

Prof. Dr. Haydar Baş, milletimiz üzerinde oynanan oyunlara dikkat çektiği konuşmasında devlet-millet, sivil-asker bütün fertlerin ve kurumların birlik, beraberlik içinde olmaları gerektiğine işaret etti. Prof. Dr. Baş şöyle konuştu:

"70'li, 80'li yıllarda bu topraklara geldiğim zaman, burada dönen dolapları siyasi iradeden tanıdıklarımıza aktarırdım. Ne sizler, ne bizler bilirdik ama, tevafuk-u ilahi öyle bir rastlantı olurdu ki adamlar, Ashab-ı Kehf'de, Halulilurrahman'da, şurada, burada karşımıza çıkardı. Misyonerler buralarda cirit atarlardı. Benim insanımın kalbini, gönlünü, aklını çalıyorlar, onu, kendi milletine, devletine, vatanına karşı organize ediyorlardı. Adamlar, Barış Gönüllülerini gönderiyor, biz bunlara çanak tutuyoruz. 'Niye böyle yapıyorsunuz? Siz, bu milletin hasmı mısınız? Niye bu milleti bölmeye çalışıyorsunuz?' diyorduk. Ama sözümüzü dinletemedik. En sonunda bu milletten bazı kardeşlerimizi dağlara çıkardılar. Bu, bir ailenin evladına sahip çıkamaması, bir ailenin aciz kalması, iflas etmesi demektir. Eğer siyasi irade, vicdanı varsa, başını iki diz kapağının ayağına koyup derin derin düşünmelidir. 'Ben nerede, nasıl bir yanlış yaptım ki Allah bana bu belayı verdi?' demelidir. Bu millet birdir, kardeştir. Bu kardeşliği hiç bir güç bozamayacaktır."

"Ben uzun yıllardan beri 'Devlet ve millet bir olması lazımdır' diyorum. Öyle oyunlar oynandı ki sadece bu bölgedeki değil diğer bölgelerdeki insanlarımızı da birbirine düşürdüler. Ben devlete, devlet bana karşı; bu noktaya geldik. Kahvede oturuyoruz; devleti yıkmanın hesaplarını yapıyoruz. Veya devlet iradesi dediğimiz kurum da millete ceza vermenin plan ve projesini yapıyor. Böyle bir ülkede huzur olur mu? Kalkınma olur mu? Beraberlik, kardeşlik olur mu? Onun için 'bu devlet de bu millet de bizimdir' diyoruz.

Onun için 'devlet ve millet bir bütündür' diyoruz. Hepimiz bir geminin yolcularıyız. 'Onun bu hatası, şu hatası var' deyip de birbirimizi yargılama süreciyle yola çıkarsak gemiyi deleriz. Battığımız zaman da geminin içindeki hepimiz helak olur, gideriz. Onun için biz devlete sahip çıkmak mecburiyetinde ve de mükellefiyetinde olan insanlarız. Huzurun, saadetin, maddi ve manevi kalkınmanın olabilmesi için devlet ve milleti kaynaşmasının zaruretine inanıyoruz."

"Sivil ve asker de bir bütündür. Ama farkındaysanız asker dendiği zaman tüyler diken diken oluyor. Ben, 'şu haklıdır, bu haksızdır' demiyor, bir tablo göstermek istiyorum. Asker dediğin evlat, benim çocuğumdur, yeğenimdir, torunumdur, senin kardeşindir, ağabeyindir. O halde asker ile sivil kardeş, bir ve beraber olacak. Yediden yetmişe bir vücudun organları gibi kimimiz el, kimimiz göz, kimimiz ayak, kimimiz kulak, kimimiz beyin, kimimiz kalp olarak bir bütün olma seferberliği için yola çıktık. Bu mantıkla yola çıkmak, birbirimize sarılmak şarttır. Yoksa iki insan bir yerde kardeş olamaz, huzur içinde bulunamazsa ne kadar büyük imkana sahip olursa olsun onların yapacağı hiç bir şey yoktur. Biz, birbirimizi için çok mukaddesiz. Çok muazzeziz. Biz, çok farklı bir milletiz. Peki niçin bu hale geldiğimizi düşünmeyecek miyiz? Onu da düşünecek, sualini kendi kendimize soracağız. Ama bu fitne döneminde değil. Evladın annesini, babanın çocuğunu sevmediği, saymadığı, sahip çıkmadığı bir ortamdan kurtulup dağdaki çobandan şehirdeki eşkiyaya kadar yediden yetmişe herkesin birbirine sahip çıktığı bir ülke, bir bütünlük haline geleceğiz ki o zaman yapacağımız işte bir bereket ve güzellik olabilsin."

EKONOMİDE DO?RU TEŞHİSİN ÖNEMİ

Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik ekonomik krize de değinen Prof. Dr. Haydar Baş, "Biz bu işi hem de onların bilmeyeceği, hayallerinin ulaşamayacağı kadar biliyoruz. Eğer beni dinlemiş olsalardı, gerçekten, 24 saatte ülkenin ekonomik problemlerini aşarlardı" diyerek bu kadar iddialı konuşmasının sebebini şöyle izah etti:

"Çünkü ben, hastalığı çok iyi görüyorum, tanıyorum da ondan konuşabiliyorum. Bu arkadaşlar, hastalığı tanımıyorlar. Tedavi yapacaklar, ortada mikrobu bilmiyorlar. Veya verem hastasını kanser ilaçları ile, grip hastasını verem ilaçları ile tedavi etmeye çalışıyorlar. Evvela doğru teşhis şarttır. Bu kardeşlerimiz ise bugüne kadar teşhisi yapamadılar. Onun için ne kadar tedbir alırlarsa alsınlar tedavi yapmaları mümkün değildir."

"İki sene evvel ne söyledi isek yine aynısını söylüyoruz. O zaman, 'enflasyon düşmez' dedik. Türkiye'de olan enflasyon talep enflasyonu değildir. Maliyet enflasyonudur. Şimdi farkındaysanız bu vergiler artacak deniliyor. Vergilerin çoğaldığı yerde sen 'enflasyon düşecek' diyorsan ya bu işi bilmiyorsun, yahut da bildiğin halde milleti kandırıyorsun, demektir. Halbuki enflasyonu düşürmek için mutlak surette maliyeti, yani vergileri, hammadde giderlerini, kredi faizlerini düşürmemiz lazımdır. Kredi faizlerini, vergileri arttıracak, sonra da ucuzluk yapacaksın; bu mümkün müdür? Bu durumda Derviş değil, Derviş'in şeyhi de gelse bir şey yapamaz."

PARA POLİTİKASINDA AKIL ALMAZ ÇARPIKLIK

Ekonomik sahadaki iç açıcı olmayan durumu anlatırken para politikasına da değinen Prof. Dr. Haydar Baş, bu konudaki uygulama çarpıklığına şöyle işaret etti:

"Dünyada her devletin kendi milli parası vardır. Bu paralarının ne kadarı tedavülde bulunduğu çok önemlidir. Mesela İngiltere'de bu miktar yıllık milli gelirinin % 35'idir. Almanya'da % 34'dür. Fransa'da aşağı yukarı aynıdır. Amerika'da ise bu miktar % 100'ün de üzerindedir. Yıllık milli geliri 1 katrilyon ise piyasada dolaşana parasının miktarı da bir katrilyondur. Türkiye'de ise tedavülde olan para miktarı milli gelirimizin % 2'sidir. Gerçek bu iken adam geliyor bana ekonomi biliyorum diye kendini satıyor. Ben rakamlarla konuşuyorum. Akadamisyenleri, tüccarları, TÜSİAD'ı, kim gelirse gelsin, 'hodri meydan!' diyorum. Ben miting meydanlarında, 'gelin düzeltelim' diyorum. Onlar ise kaçıyorlar. Bu vatan elbette benimdir. Ben şehit torunuyum. Ben bu ülkeye sahip çıkamayacağım, bu insana sahip çıkamayacağım da nereye sahip çıkacağım? Allah bunun hesabını bana sormaz mı? Elbette sahip çıkacağım. Onun için hasta hasta, sakat sakat buraya geldim."

"Sayın Başbakan'la, Sayın Derviş'le oturup konuşmak isterdim. Türkiye'de dolaşan para milli gelirin % 2'sidir. Dünyada bu % 34-35, asgari % 30'dur. Peki bu aradaki boşluğu nasıl dolduracaksınız? Hileler, oyunlar işte burada dönüyor. Bu oyunları biz gördüğümüz için de hiç benim tarafıma dönüp bakmıyorlar. Sendikasyon kredileri adı altında dış dünyadan bankalara krediler alıyorlar. Alınan bu kredilere devlet ve milletin yılda ödediği miktar şu andaki bütçenin % 45'idir. Yani 100 katrilyon bütçemiz varsa, yılda 45 katrilyon TL'yi faiz olarak veriyoruz. Dolaşması gereken para tedavülde dolaşmadığı için biz bu kadar parayı meccanen ecnebilere peşkeş çekiyoruz. '2002 yılında enflasyonu düşüreceğiz', deniliyor. Ama 2002 yılına 45 katrilyon faiz borcuyla giriyoruz. 45 katrilyonla 2002 yılına giren bir devlet bu yılda enflasyonu nasıl düşürecek ki? Siz kimi kandırıyorsunuz? Onun için diyorum ki bu adamlar ya ekonomiyi bilmiyorlar, ya dünyayı kandırıyorlar. Yahut da bildikleri halde yalan konuşuyorlar. Bu 45 katrilyonun ödenmesi lazım. Ödemek için istesen de istemesen de senden vergi alacaklar. Verdiğimiz vergiler ise faize gidiyor. Millet menfaatine tek kuruş bir faide elde edilemiyor. Bu yanlış sisteme bağlı olmak adına bu kadar zararı, bu kardeşlerimiz, milletin sırtına semer olarak koyuyor ve de bundan vazgeçmiyorlar. Vazgeçmek istese de IMF öyle bir yakalamış ki; 'Benim dediğimin dışına çıkamazsın' diyor. İşte biz bu noktada 'IMF'ye öyle geriye dön, marş marş demek lazım ki ne oldu, nasıl oldu deme imkanını elde edemesin' diyoruz."

ESARETE SON VERMENİN YOLU

IMF'ye bağımlılıktan ülkenin kurtarılması ile birlikte Türkiye'nin ihtiyacı olan paranın nereden, nasıl bulunacağı konusunda Prof. Dr. Haydar Baş özetle şunları söyleyerek konuşmasını bitirdi:

"Ben zaten milli gelirimin % 30'unu para olarak basmamışım. Onun için emisyonu genişleteceksiniz. Ayrıca yılda 30 katrilyonluk da kuyudata girmeyen gelirimiz var. Bunu da işin içerisine koyarsak şu anda T. C. Devletinin en az 50 katrilyon TL basması gerekir. Bunu bastığınız zaman piyasada para deniz haline gelir. Bu bir matematiktir. O zaman işçiden niye vergi alacaksın? 'Haydar Hoca vergi almayacak' diyorlar. Vallahi de almayacağım, billahi de almayacağım. Memurdan vergi alınmayacak. Vallahi de alınmayacak, billahi de alınmayacak. Ben bu işin ruhunu biliyorum. Onların elini öptüğü ağabeyleri Batılılar bu konuda benim elimi öpmüşlerdir. '100 milyardan da vergi almayacağız' demiştik. O da şimdilik kaydıyladır. Onların bıraktığı bir takım yükler vardır. Bu yükleri bir senede, bilemediniz iki senede devreden çıkarttığınız zaman ben Koç'tan da Sabancı'dan da vergi almayacağım. Onun için rahat etsinler. Biz, insanları cendereye koyup preslemek için var olan insanlar değiliz. Biz medeni bir milletiz. İnsanlığı, iffeti, haysiyeti, şecaati, merhameti, rifkati, adaleti bütün insanlığa göstermiş bir ecdad nesliyiz."

"Şimdi bir tanesi çıkmış, 'Onlar IMF'nin şartlarını niye yerine getirmediler. Biz, kamçı yemeden yerine getireceğiz' diyor. Ondan sonra da milleti kurtaracak. Senelerce fanatik cümleler seçtik. Küt diye kafayı duvara vurduk. Sonra millete döndük, "Ne bu asker, ne bu devlet bize hiç bir hak tanımıyor. Gel Avrupa'ya gidelim" dedik. Avrupa Birlikçisi olduk. Peki zamanında adam olsaydın netice böyle olur muydu? Sen dün ne yaptın ki bu gün ne yapacaksın? Sakın ha aldanmayın. Vallahi bir şey yapacakları yok. Onlar yine yanlış üzere amel edip icra-i faaliyette bulunuyorlar. Bunlar bu yanlışı da bilmiyorlar. Niye devleti küçültmek istiyorlar? Devlet, bunların emelleri önünde bir engel. Onun kalkması lazım ki her tarafa ellerini soksunlar. Merkez Bankası özerkleşti. Koskocaman T.C. Devleti, kendi Türk Lirasını kendi iradesi ile basamıyor. Allah aşkına bu esaret değil de nedir? Onun için IMF'ye marş marş git diyeceğiz."

Bahçelievler'de zehir tacirleri jandarmayı hedef aldı


Bahçelievler'de uyuşturucu satan şüphelilerce açılan ateş sonucu 1 jandarma yaralandı.

28.02.2026 01:46:00
Haber Merkezi/AA
Bahçelievler'de zehir tacirleri jandarmayı hedef aldı
Bahçelievler'de zehir tacirleri jandarmayı hedef aldı

Bahçelievler'de uyuşturucu madde sattığı belirlenen şüphelilerce açılan ateş sonucu 1 jandarma yaralandı, 2 şüpheli gözaltına alındı.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, uyuşturucu madde imal ve ticaretine yönelik Eyüpsultan İlçe Jandarma Komutanlığınca yürütülen çalışmalar kapsamında, uyuşturucu madde sattığı tespit edilen şüphelilerle Bahçelievler'de 27 Şubat'ta temas gerçekleştirildiği belirtildi.

Açıklamada, "Uyuşturucu madde alışverişi sırasında bölgede konumlanan JASAT ekiplerinin hareketlenmesi üzerine, şüpheli şahıslar tarafından görevlilere ateş açılmış, meydana gelen silahlı çatışmada Jandarma Uzman Çavuş B.B. kolundan yaralanmıştır. Şüphelilerden H.K. ve O.I. yakalanmış olup, üçüncü şüphelinin yakalanmasına yönelik kolluk çalışmaları devam etmektedir." ifadeleri kullanıldı.

Olayla ilgili olarak şüpheliler hakkında "görevli memura mukavemet", "6136 Sayılı Kanuna muhalefet" ve "kasten öldürmeye teşebbüs" suçlarından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı kaydedildi.

Yalova'daki olayla ilgili İddianame hazırlandı

Yalova'nın Çınarcık ilçesinde komşularının saldırısında yaralanan baba ve kucağındaki 14 aylık kızıyla ilgili şüpheli hakkında 36 yıla kadar hapis cezası talebinde bulunuldu

 

27.02.2026 17:03:00
Anadolu Ajansı
Yalova'daki olayla ilgili İddianame hazırlandı
Yalova'daki olayla ilgili İddianame hazırlandı

Yalova Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame, Yalova 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

İddianamede, baba Muhammet Baca'nın ailesiyle Esenköy beldesi Liman Mahallesi'ndeki binaya 9 ay önce taşındıkları, bahse konu apartmanda şüpheli Ş.E'nin ağabeyi S.E'nin de oturduğu ve bu sebeple tarafların birbirlerini tanıdıkları belirtildi.

Ayrıca S.E. ile Muhammet Baca arasında çocukların ses çıkarması, apartmanda yapılan işlemler konusunda tartışmalar yaşanmaya başladığı, bu tartışmalar sonucu tarafların birbirlerini birçok kez şikayet ettikleri aktarıldı.

İddianamede, aileler arası husumetin bulunduğunun ortada olduğu, olayın meydana geldiği tarihte müşteki Muhammet Baca'nın, kızı olan mağdur M.İ.B. ile iftar alışverişi yapmak için aracıyla çarşıya gittiği, alışveriş bitiminde ikametlerinin bulunduğu sokağa gireceği sırada şüphelinin ağabeyi S.E. ile karşılaştığı ve tartışma yaşadıkları ifade edildi.

Ardından baba Baca'nın ikametine gittiği ve jandarmayı arayarak şikayetçi olduğu, olay yerine bir süre sonra jandarma ekiplerinin geldiğine vurgu yapılan iddianamede, şüpheli Ş.E'nin apartman girişinde bulunan çocuk skuter aletini eline alarak kucağında mağdur M.İ.B. olmasına rağmen Muhammet Baca'nın önce omzuna daha sonra da yüzüne vurduğu ilk darbenin mağdur M.İ.B'ye isabet ettiği belirtildi.

Adli Tıp Kurumu raporunda, Muhammet Baca'nın yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte olduğu, M.İ.B'nin ise yaşamını tehlikeye sokacak ve kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı kaydedildi.

İddianamede skuterin "silahtan sayılabilecek eşya" kapsamında değerlendirildiği, şüphelinin eylemini doğrudan kastla gerçekleştirdiği kanaatine yer verildi.

Şüpheli Ş.E. hakkında, Muhammet Baca'ya yönelik eylemi nedeniyle 3 yıldan 9 yıla, M.İ.B'ye yönelik eylemi nedeniyle ise 9 yıldan 27 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Öte yandan olay sonrası ortaya çıkan güvenlik kamerası görüntülerinde, Muhammet Baca'nın darp öncesinde kızını binaya bıraktığı anların yer aldığı görüldü.

Yalova'nın Çınarcık ilçesinde 20 Şubat'ta baba ve kızının komşusu tarafından darbedildiği öne sürülen olayla ilgili gözaltına alınan Ş.E. tutuklanmıştı. Darbedildiği iddia edilen 14 aylık M.İ.B, Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki tedavisinin ardından taburcu edilmişti. 

Yarısı Bizden için vatandaşlara "riskli yapı" kolaylığı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İstanbul'da 31 Aralık'a kadar ev ve iş yerini riskli yapı ilan ettirenlerin Yarısı Bizden kampanyasından faydalanabileceğini bildirdi

27.02.2026 15:14:00
AA
Yarısı Bizden için vatandaşlara "riskli yapı" kolaylığı
Yarısı Bizden için vatandaşlara "riskli yapı" kolaylığı
Bakan Kurum, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada, İstanbul İlinde Yürütülecek Kentsel Dönüşüm Uygulamaları Kapsamında Yapım İçin Yardım Verilmesine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Kararın yürürlüğe girmesine ilişkin Cumhurbaşkanı kararının Resmi Gazetede yayımlandığını bildirdi.

Yarısı Bizden kampanyasının 22 Şubat 2024'te Cumhurbaşkanı kararnamesi ile yürürlüğe girdiğini anımsatan Kurum, kararnamede yapılan değişiklikle, 31 Aralık 2026'da sona erecek kampanya ile ilgili vatandaşların lehine önemli bir düzenleme yapıldığını belirtti.

Bakan Kurum, "Yarısı Bizden kampanyamızla ilgili İstanbulluların uzun süredir beklediği bir adımı hayata geçirdik. 31 Aralık'a kadar ev ve iş yerini riskli yapı ilan ettiren tüm vatandaşlarımız kampanyadan faydalanabilecek. 2025 ve 2026 yılında riskli ilan edilen yapıların tamamı kampanya kapsamına alınacak" bilgisini verdi.

Kurum, değişiklikle, ev ve iş yerini yenilemek isteyenler için riskli yapıların yıkım, ruhsat, kat irtifakı ve hak sahipliği tespiti gibi süreçlerin de zaman aldığı dikkate alınarak hak kaybı yaşamamaları için 31 Aralık 2026'ya kadar riskli yapı ilan edilen tüm bağımsız bölümlerin kampanyadan faydalanmasının önünün açıldığını ifade ederek, "Bu sayede 2025 ve 2026 yıllarında ilan edilen riskli yapıların tamamı Yarısı Bizden kampanyasından faydalanabilecek" dedi.

Yarısı Bizden kampanyası

Kampanyanın bina bazlı dönüşüm desteği kapsamında her bir konut için 875 bin lira hibe, 875 bin lira kredi ve 125 bin lira taşınma desteği veriliyor.

Bu şekilde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının her bir konut için sağladığı 1 milyon 875 bin liralık finansman desteğinden faydalananlar, evlerini yüklenici firmalarla yeniden inşa ettirebiliyor.

İş yerleri için de 437 bin 500 lira hibe, 437 bin 500 lira kredi, 125 bin lira taşınma desteği sunuluyor. Bakanlığın sağladığı 875 bin liralık finansman desteğinden faydalanan vatandaşlar, iş yerlerini yüklenici firmalarla yeniden inşa ettirebiliyor.

Alan bazlı site benzeri büyük dönüşümlerde ise TOKİ veya Emlak Konut inşaatları üstleniyor. Bu modelde her bir hak sahibi için 875 bin liralık hibe desteği ve 125 bin liralık taşınma desteği sağlanıyor. Hibe tutarı bina maliyetinden düşürülüyor, arta kalan borç ise yine uzun vadeli uygun ödeme koşullarıyla taksitlendiriliyor.

Ferdi Zeyrek davası 20 Mayıs'a ertelendi

Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek'in evinin havuzunda elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesine ilişkin davanın ikinci duruşması görüldü. Mahkeme heyeti, beklenen ek bilirkişi raporunun henüz dosyaya sunulmaması nedeniyle davayı 20 Mayıs tarihine ertelerken, tutuksuz sanıkların adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasaklarını kaldırdı

27.02.2026 12:10:00 / Güncelleme: 27.02.2026 12:14:21
İHA
Ferdi Zeyrek davası 20 Mayıs'a ertelendi
Ferdi Zeyrek davası 20 Mayıs'a ertelendi
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek'in, 6 Haziran 2025 tarihinde evinin havuzundaki arızayı kontrol etmek isterken akıma kapılarak hayatını kaybetmesiyle ilgili davanın görülmesine Manisa 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. 10 tutuksuz sanığın yargılandığı davanın ikinci oturumunda tanık beyanları alınırken, yargılama sürecindeki yeni gelişmeler kayda geçti.

"Makine dairesinde su vardı, sigorta inikti"

Duruşmada dinlenen tanık Ali Altınordu, olay günü sabah namazına giderken Başkan Zeyrek'in evinden su aktığını fark ettiğini belirterek, "Namaz sonrası Ahmet Bey ile birlikte çevreyi kontrol ettik. Makine dairesinde yaklaşık bir karış su olduğunu gördük. Tahliye borusunun çalışmadığını ve sigortanın inik olduğunu görünce müdahale etmeden oradan çıktık. Akşam eve geldiğimde ise Ferdi Bey'in acı olayını öğrendim. Sitede her malik kendi havuzunun bakımını yaptırırdı" dedi.

Sitede ikamet eden diğer tanıklar Muzaffer Esenkaya ve Ozan Özer ise sitenin yapım süreci ve havuz bakımları hakkında bildiklerini paylaştı. Tanık Esenkaya, inşaat aşamasında teknik konulara hakim olmadıklarını, kendi dairesinde de zaman zaman elektrik sorunları yaşandığını ifade etti. Tanık Ozan Özer de havuzun temizlik işleriyle Yalçın isimli görevlinin ilgilendiğini ancak teknik bir sorumluluğunun bulunmadığını dile getirdi.



Adli kontrol tedbirleri kaldırıldı

Duruşmada söz alan sanıklar ve müdafi avukatları, müvekkillerinin kusurlarının bulunmadığını savunarak beraat talebinde bulundu. Mahkeme heyeti, 9 Eylül Üniversitesi'nden beklenen ve havuzun elektrik tesisatı, akım koruma sistemleri ile yapı denetim süreçlerini aydınlatacak olan ek bilirkişi raporunun ulaştırılması için süre verilmesine hükmetti. Ayrıca mahkeme, tutuksuz yargılanan sanıklar hakkındaki adli kontrol tedbirleri ile yurt dışı çıkış yasaklarının kaldırılmasına karar vererek duruşmayı 20 Mayıs 2026 tarihine erteledi.

Olayın geçmişi

Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, 6 Haziran 2025 gecesi evinin havuzundaki bir arızayı kontrol ettiği sırada elektrik akımına kapılmış, kaldırıldığı hastanede 3 günlük yaşam mücadelesini kaybederek 9 Haziran'da vefat etmişti. Olayla ilgili hazırlanan iddianamede sanıklar hakkında 'taksirle ölüme neden olma' suçlamasıyla dava açılmıştı.

Avcılar'da iki metrobüs çarpıştı: 4 yaralı

Avcılar'da İBB Sosyal Tesisleri durağında 2 metrobüsün çarpışması sonucu 4 kişi yaralandı. Yaralılar hastaneye kaldırılırken, tek yönlü duran seferler araçların olay yerinden çekilmesinin ardından normale döndü

27.02.2026 11:39:00 / Güncelleme: 27.02.2026 11:44:03
İHA
Avcılar'da iki metrobüs çarpıştı: 4 yaralı
Avcılar'da iki metrobüs çarpıştı: 4 yaralı
Edinilen bilgiye göre, kaza saat 10.30'da Avcılar'da İBB Sosyal Tesisleri durağında meydana geldi. Durağa yaklaşan iki metrobüs iddiaya göre, takip mesafini koruyamayınca kaza yaptı.

Arkadaki araç öndeki metrosübe çarptı. Araçlarda bulunanlar panik yaşarken, kazada 4 kişi yaralandı.



İhbar üzerine olay yerine sağlık, polis ekipleri sevk edilirken; kaza nedeniyle seferler tek yönlü durdu.

Yaralılar ambulansla hastaneye kaldırılırken, 2 sürücü ise polis merkezine götürüldü.

Araçların çekilmesinin ardından seferler normale döndü.

AYM Başkanı Özkaya: '2025 yılında 71 bin 175 başvuruyu sonuçlandırdık'

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, 2025 yılında 64 bin 321 bireysel başvuru yapıldığını, 71 bin 175 başvurunun ise sonuçlandırıldığını belirterek, "Yapılan başvuruları karşılama oranı yüzde 111 olarak gerçekleşti" dedi

26.02.2026 13:27:00 / Güncelleme: 26.02.2026 13:32:30
İHA
AYM Başkanı Özkaya: '2025 yılında 71 bin 175 başvuruyu sonuçlandırdık'
AYM Başkanı Özkaya: '2025 yılında 71 bin 175 başvuruyu sonuçlandırdık'
Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, Anayasa Mahkemesinin 2025 yılı faaliyetlerinin değerlendirildiği iftar programına katıldı. Gölbaşı Vilayetler Evi'nde düzenlenen programda AYM Başkanvekili Basri Bağcı ile medya temsilcileri yer aldı. AYM Başkanı Özkaya, mahkemenin 2025 yılı faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 2025 yılını geride bırakırken bireysel başvuru ve norm denetimi alanında hak ihlallerinin önlenmesi, anayasal ilkelerin hayata geçirilmesi ve hukuk devletinin güçlendirilmesi yolunda etkin ve verimli bir çalışma yürüttüklerini belirten Özkaya, 2026 yılında da aynı kararlılıkla çalışmalara devam edeceklerini söyledi.

"İncelemelerde evrensel hukuk ilkeleri esas alınıyor"

Adaletin devleti ayakta tutan, bireyi güven içinde yaşatan ve topluma refah sağlayan asli dayanak olduğunu vurgulayan Özkaya, AYM'nin incelemelerinde uluslararası evrensel yaklaşımların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında kullanılan ilke ve standartların, diğer ülke anayasa mahkemelerinin kararlarının ve yüksek yargı organlarının içtihatlarının titizlikle araştırıldığını belirtti. Bireysel başvurularda dile getirilen ihlal iddialarının dinî, siyasi veya ideolojik kimliğe bakılmaksızın tamamen adalet odaklı bir yaklaşımla değerlendirildiğini ifade eden Özkaya, anayasal sınırlar içinde temel hak ve özgürlüklerin korunup geliştirilmesine hizmet edecek yorum ve yöntemlerin uygulandığını söyledi.

'Dosyalarda "ilk gelen ilk çıkar" ilkesi'

Dosyaların inceleme sırasına ilişkin Özkaya, "Mahkememiz norm denetimi kapsamındaki işlerin incelenmesinde 'ilk gelen ilk çıkar' ilkesine göre hareket etmektedir. Tabii burada özellikle mahkemelerden itiraz yoluyla gelen işlerde mümkün olduğu ölçüde 5 ay içinde karar vermeye büyük bir özen gösterilmektedir. Aynı şekilde bireysel başvurular da içtüzüğümüzün 'Başvuruların inceleme sırası' başlıklı maddesi uyarınca geliş sırasına göre incelenerek karara bağlanmaktadır" ifadelerini kullandı.

Bireysel başvuruların da geliş sırasına göre incelendiğini ancak başvuruların önemi ve aciliyeti dikkate alınarak Genel Kurul kararıyla belirlenen objektif kriterler çerçevesinde farklı bir sıralama yapılabildiğini belirten Özkaya, "Acil", "Pilot ve Öncü" ve "Çekirdek Haklar" gibi kategoriler oluşturulduğunu ifade etti. Başvurucuların kimliğinden veya niteliğinden dolayı herhangi bir dosyanın geciktirilmesinin söz konusu olmadığını vurgulayan Özkaya, önceliklendirmede tamamen belirlenen kriterlere göre hareket edildiğini söyledi. Yargı organları ve diğer kurumlarla iş birliğine önem verdiklerini dile getiren Özkaya, yüksek mahkemelerle çalıştay ve sempozyumların yanı sıra ortak çalışmalar yürüttüklerini belirtti. 2025 yılında birçok yüksek mahkeme ile görüş alışverişinde bulunduklarını kaydetti.

"6 ülkenin yüksek mahkemesiyle iş birliği anlaşması imzaladık"

Uluslararası alanda da etkin rol üstlendiklerini ifade eden Özkaya, "32 farklı ülkenin yüksek mahkemeleriyle de bugüne kadar ikili iş birliği anlaşmaları imzalamış bulunmaktayız. Sadece 2025 yılında Mısır, Azerbaycan, Cezayir, Irak, Malezya ve Togo olmak üzere 6 ülkenin yüksek mahkemesiyle iş birliği anlaşması imzaladık. Ayrıca Asya Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar Birliğinin Eğitim ve İnsan Kaynakları Geliştirme Merkezi faaliyetleri kapsamında yaz okulu programlarımızın 13'üncüsünü geçtiğimiz ekim ayında düzenledik. Bu kapsamda bugüne kadar 41 farklı ülkeden 473 katılımcı misafir ettik. Bu etkinliklerde yapılan sunum ve değerlendirmeleri gerekli çeviriler yapılarak, ilgili ülke yüksek yargı organları ile paylaştık" dedi.

"2025 yılında 71 bin 175 başvuru sonuçlandırıldı"

2025 yılı istatistiklerini paylaşan Özkaya, "2025 yılında mahkememize 64 bin 321 bireysel başvuru yapıldı. Buna karşılık 71 bin 175 başvuru sonuçlandırıldı. Yani yapılan başvuruları karşılama oranı yüzde 111 olarak gerçekleşti. Verilen karar sayısının yapılan başvuru sayısından fazla olduğunu ortaya koyan bu veriler, artan iş yüküne rağmen Anayasa Mahkemesinin büyük bir özveri ve gayretle çalıştığının göstergesidir. Mahkememize yapılan toplam başvuru sayısı ile sonuçlandırılan toplam başvuru sayısına da değinmek isterim. Uygulamaya girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden 31 Aralık 2025'e kadar bireysel başvuru sistemi kapsamında 714 bin 774 başvuru yapıldı. Bunların yaklaşık 623 bin 88'i, yani yüzde 87,2'si karara bağlandı. 91 bin 686 başvuru ise derdest durumdadır" dedi.

"2025 en fazla dosyanın sonuçlandırıldığı yıl oldu"

2025 yılında norm denetimi kapsamında 277 başvuru yapıldığını, 278 başvurunun karara bağlandığını ve 472 kuralın Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapıldığını belirten Özkaya, "Böylelikle 2025 yılının norm denetimi kapsamında birleştirme kararları hariç olmak üzere bugüne kadar en fazla dosyanın sonuçlandırıldığı yıl oldu" diye konuştu.

Özkaya, siyasi partilere ilişkin mali denetim kapsamında ise 2025 yılında 164 dosyanın sonuçlandırıldığını, parti kapatma davalarına ilişkin 5 dosyanın derdest olduğunu ifade ederek, "Anayasa ile mahkememize verilen görevler arasında siyasi partilere ilişkin kapatma davalarını karara bağlamak da bulunmaktadır. 2025 yılı sonu itibarıyla parti kapatma davalarına ilişkin derdest dosya sayısının 5 olduğunu ifade etmek isterim" dedi.

Konuşmasının sonunda Ramazan ayının huzur ve bereket getirmesini temenni eden Özkaya, dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan zulümlerin ve insan hakları ihlallerinin son bulmasını diledi.

Bolu'daki Grand Kartal Otel yangını davası istinafa taşındı

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'nde 21 Ocak 2025'te 78 kişinin hayatını kaybettiği, 137 kişinin yaralandığı Grand Kartal Otel yangınına ilişkin, aralarında otelin sahibi ve belediye yetkililerinin de bulunduğu 32 sanığın yargılandığı davada verilen kararlar istinafa taşındı

26.02.2026 13:12:00 / Güncelleme: 26.02.2026 13:23:30
AA
Bolu'daki Grand Kartal Otel yangını davası istinafa taşındı
Bolu'daki Grand Kartal Otel yangını davası istinafa taşındı

Başsavcılık ile müşteki ve sanık avukatları, Bolu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği mahkumiyet ve beraat kararlarına ilişkin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesine itirazda bulundu.

Dava dosyası, 1. Ceza Dairesince incelemeye alınacak.

Mahkeme kararı

Bolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 31 Ekim 2025'teki karar duruşmasında, tutuklu sanıklar otelin sahibi Halit Ergül, otelin genel müdürü Emir Aras, şirketin yönetim kurulu üyeleri Emine Murtezaoğlu Ergül, Elif Aras ve Ceyda Hacıbekiroğlu, otel müdürü Zeki Yılmaz, Gazelle Otel Genel Müdürü Ahmet Demir, otelin muhasebe müdürü Kadir Özdemir, Bolu Belediye Başkan Yardımcısı Sedat Gülener, İtfaiye Müdür Vekili Kenan Coşkun ve itfaiye eri İrfan Acar'ı, 34 çocuğa karşı "olası kastla öldürme" suçundan 34'er kez müebbet hapis cezasına çarptırmıştı.

Ayrıca yangında yaşamını yitiren 44 yetişkin yönünden 44'er kez "olası kastla öldürme" suçundan 24 yıl 11'er ay hapis cezası verilen 11 sanık hakkında, "olası kastla birden fazla kişiyle nitelikli mala zarar verme" suçundan 3 yıl 12'şer ay hapis cezasına hükmedilmişti.

Mahkeme heyeti, 11 sanığa "olası kastla neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama", "olası kastla beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama", "olası kastla yaralama", "olası kastla beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı yaralama", "olası kastla basit yaralama", "olası kastla kadına karşı basit yaralama", "olası kastla beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı basit yaralama", "olası kastla beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kadına (kız çocuk) karşı basit yaralama" suçlarından hapis cezası da vermişti.

Bu suçlardan sanıklardan Halit Ergül, Emir Aras, Emine Murtezaoğlu Ergül, Elif Aras, Ceyda Hacıbekiroğlu, Zeki Yılmaz, Ahmet Demir toplam 41 yıl 721 ay 600'er gün, Kadir Özdemir, Sedat Gülener ve Kenan Coşkun toplam 41 yıl 708 ay 590'ar gün ve İrfan Acar toplam 41 yıl 679 ay 560 gün hapis cezası almıştı.

Heyet, "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan muhasebe personeli Cemal Özer ve Mehmet Salun'u 22 yıl 3'er ay, LPG tesisatı bakım görevlileri Doğan Aydın ve Muharrem Şen ile iş güvenliği uzmanı Kübra Demir'i 21 yıl 4 ay 15'er gün, mutfak personeli Reşat Bölük, teknik personel şefi Tahsin Pekcan, teknik personel Hüseyin Özer, sertifikasyon şirketi yetkilisi Ali Ağaoğlu ve çalışanı Aleyna Beşinci, Mudurnu Enerji Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi yetkilileri İbrahim Polat ve İsmail Karagöz, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sırrı Köstereli, İl Özel İdaresi Genel Sekreter Yardımcısı Bünyamin Bal, eski Bolu İl Özel İdaresi Ruhsat ve Denetim Müdürü Mehmet Özel, İl Özel İdaresi Ruhsat ve Denetim Müdürü Yeliz Erdoğan'ı 21'er yıl, teknik personel Bayram Ütkü'yü 18 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.

Resepsiyon görevlisi Yiğithan Burak Çetin'e "taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan 12 yıl hapis cezası veren heyet, sanıklar mutfak personelleri Faysal Yaver ve Enver Öztürk ile iş güvenliği uzmanı Ece Kayacan'ın beraatine hükmetmişti.

Hapis cezalarında "takdir indirimi" uygulamayan heyet, tutuklu sanıkların bu hallerinin devamına, İbrahim Polat ve İsmail Karagöz'ün tutuklanmasına, Doğan Aydın hakkında "konutu terk etmeme" şeklindeki adli kontrol tedbirinin uygulanmasına, bazı sanıklar hakkındaki diğer adli kontrol hükümlerinin devamına karar vermişti.

Mahkeme kararına itiraz

Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, yangına ilişkin davada 10 sanığa verilen hapis ve 2 sanığa yönelik beraat kararlarının bozulmasını istemişti.

Başsavcılık, "olası kastla öldürme ve yaralama" suçundan ceza verilen şirket yönetim kurulu üyeleri Emine Murtezaoğlu Ergül, Ceyda Hacıbekiroğlu ve Elif Aras ile otel müdürü Zeki Yılmaz, beraat eden sanıklar mutfak personeli Faysal Yaver ve iş güvenliği uzmanı Ece Kayacan hakkında, "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan hüküm kurulmasını talep etmişti.

İddia makamı, "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan hapis cezası verilen sanıklar FQC Global Sertifikasyon Anonim Şirketi yetkilisi Ali Ağaoğlu ile çalışanı Aleyna Beşinci, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sırrı Köstereli, İl Özel İdaresi Genel Sekreter Yardımcısı Bünyamin Bal, eski Bolu İl Özel İdaresi Ruhsat ve Denetim Müdürü Mehmet Özel, İl Özel İdaresi Ruhsat ve Denetim Müdürü Yeliz Erdoğan için "taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan ceza tayin edilmesini istemişti. 

Grand Kartal Otel yangını davası istinafa taşındı

Bolu'da 78 kişinin hayatını kaybettiği Grand Kartal Otel yangınına ilişkin davanın dosyası, istinafa gönderildi

26.02.2026 10:29:00 / Güncelleme: 26.02.2026 11:37:39
İhlas Haber Ajansı
Grand Kartal Otel yangını davası istinafa taşındı
Grand Kartal Otel yangını davası istinafa taşındı
Bolu'da 78 kişinin hayatını kaybettiği Grand Kartal Otel yangınına ilişkin davanın dosyası, istinaf incelemesi yapılmak üzere Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderildi.

Bolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen Grand Kartal Otel yangını davasında hazırlanan ve 100'ü aşkın klasörden oluşan dosya, istinaf mahkemesi sıfatıyla inceleme yapacak olan Sakarya Bölge Adliye Mahkemesine sevk edildi. Kamuoyu tarafından yakından takip edilen ve 78 kişinin yaşamını yitirdiği faciaya ilişkin davada, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin yapacağı incelemenin ardından kararını vermesi bekleniyor.

İstinaf sürecinin tamamlanmasının ardından dosyanın Yargıtay'a gönderileceği öğrenildi.

Ramazan'da sürücülere sabır ve dikkat uyarısı

Ramazan ayında özellikle trafik yoğunluğunda iftara yetişme telaşında olan ve sahur sonrası yola çıkan sürücülere uyarılarda bulunan uzmanlar, sabırlı, dikkatli ve trafik kurallarına uyarak hareket edilmesi gerektiğini belirtti

25.02.2026 14:18:00 / Güncelleme: 25.02.2026 14:23:42
İHA
Ramazan'da sürücülere sabır ve dikkat uyarısı
Ramazan'da sürücülere sabır ve dikkat uyarısı
Ramazan ayında iftara yetişme telaşında ve sahur sonrasında trafik yoğun şekilde devam ediyor. Dalgınlığın artması trafik kazalarını beraberinde getirirken, uzmanlar bu dönemlerde sürücülere 'dikkat ve sabır' konusunda uyarılarda bulundu.



İleri Sürüş Uzmanı Ramazan Ceylan, Ramazan ayında trafikte daha dikkatli ve anlayışlı olunması gerektiğini belirterek, "Sürücülerimize tavsiyemiz; öncelikli sabırlı olmaya davet ediyoruz. Bunun yanı sıra tabii açlık ve susuzluktan dolayı da kan şekerinde düşme meydana gelebilir. Yorgun ve uykusuz araç kullanmasınlar. Alışma sürecimiz oluyor, dolayısıyla trafikte birbirimize karşı kesinlikle saygı göstermemiz ve sabırlı olmamız lazım. Bayrama da Ramazan'dan sonra inşallah kazasız ve belasız olarak ulaşmayı Rabbim bize nasip etsin. Sürücülerimizin kurallara uyarak kendi dışındaki yol kullanıcılarını tehlikeye atmamaları, cep telefonu kullanmamaları, trafik işaretlerine uymaları gerektiğini hatırlatıyoruz" dedi.

"Kazaya davetiye çıkaracak sabırsız davranışlarda bulunmamamız gerekir"

İftara yetişme telaşının kazalara davetiye çıkarabileceğini ifade eden Ceylan, "İftara yetişme telaşı oluyor. Herkes aynı anda hareket etmek durumunda kalabiliyor. Bu tür durumlarda sakin olmamız gerekiyor. Bir kazaya davetiye çıkaracak sabırsız davranışlarda bulunmamamız gerekir. Birbirimize karşı anlayış göstereceğiz, sabırlı olacağız, gerginlik oluşturmayacağız. Ramazan ayını inşallah bu şekilde kazasız ve belasız bir şekilde geçirmeyi Rabbim nasip etsin" şeklinde konuştu.



"Sürücülerin uykularını almış şekilde yola çıkmalarını tavsiye ediyoruz"

Ceylan, özellikle sahur sonrası yola çıkacak sürücülere de uyarılarda bulunarak, "Hemen sahur yapalım da yola çıkalım düşüncesinde olan sürücülerimiz olabilir. Kesinlikle dinlenmeden yola çıkmasınlar. Sahurunu yapar, sahurdan sonra bir miktar dinlenip sonra yola çıkarlarsa daha iyi olur. Çünkü neticede uykusuz ve yorgun ve dalgın araç kullanmak kazaya davetiye çıkarır. Kendiniz dışında yol kullanıcısını tehlikeye atar. Bunun için de yorgun, uykusuz değil, uykularını almış bir şekilde yola çıkmalarını tavsiye ediyoruz" diye konuştu.

Üniter yapıyı hedef alan rapora evet diyen CHP anayasa değişikliğine de evet der mi? Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz'dan çarpıcı değerlendirme

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, Türkiye gündemindeki kritik gelişmeleri değerlendirdi ve komisyon raporu, anayasa değişikliği tartışmaları, Cumhuriyet’in üniter yapısı ve siyasi partilerin tutumu üzerine dikkat çeken açıklamalarda bulundu

25.02.2026 14:13:00
Ahmet Turan Yiğit
Üniter yapıyı hedef alan rapora evet diyen CHP anayasa değişikliğine de evet der mi? Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz'dan çarpıcı değerlendirme
Üniter yapıyı hedef alan rapora evet diyen CHP anayasa değişikliğine de evet der mi? Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz'dan çarpıcı değerlendirme
Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, Türkiye gündemindeki kritik gelişmeleri değerlendirdi. Komisyon raporu, anayasa değişikliği tartışmaları, Cumhuriyet'in üniter yapısı ve siyasi partilerin tutumu üzerine dikkat çeken açıklamalarda bulunan Yavuz, Abdullah Öcalan'ın "siyasi aktör" olarak anılması meselesini de değerlendirdi.
Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, "CHP'nin komisyona katılımının siyasi sonuçlarını, iktidar ve muhalefetin anayasa sürecindeki pozisyonlarını, "üniter yapı" ve milli bütünlük tartışmalarını, Abdullah Öcalan'ın "siyasi aktör" olarak anılması meselesini, Türkiye'de olası "Lübnanlaşma" riskini ve seçmen tabanlarının milli hassasiyetleri ve siyasi kırılmaları ele aldı.

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz'un konuşmasını izleyin:

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.