logo
03 HAZİRAN 2026

Gazi şahlandı

12.11.2001 00:00:00
Kuvay-ı Milliye kadrosunu bağrına basan Gaziantep'li sanayici ve işadamları, 'bu vatan bu kadroyla kurtulur' dedi

Gaziantep'de düzenlenen kuvay-ı milliye toplantısında, Türkiye'de kuvay-ı milliye ruhunu yeniden ayağa kaldıran hareketin önderi Prof. Dr. Haydar Baş da bir konuşma yaptı. Yaptığı konuşmada devleti ve milletiyle, askeri ve siviliyle Türk milletinin bütün fert ve kurumlarının birlik, dirlik, beraberlik içinde olmaları gerektiğinin önemi ve olmazsa olmazlığına işaret ettiği konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş, içinde bulunduğumuz ekonomik çöküş konusunda da önemli tespit ve teşhislerde bulundu. Çözüm önerilerini tekrar tekrar ortaya koydu. Çözümün nasıl bir tavır ve projeden geçtiğini katılanlara anlattı. Programda, Prof. Dr. Haydar Baş'ın ekonomik görüşlerinin temellerini ihtiva eden bir çalışma da kitap halinde katılanlara dağıtıldı.

İCAZETİ BU AZİZ MİLLETTEN ALMAK ŞARTTIR

"Hangi şartlarda olursa olsun, Allah'ın izniyle, millet olarak biz bu ülkeyi, kurtarmaya muktediriz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yeter ki milleti idare eden irade milletten icazetini almaya niyetli olsun. Bu irade icazetini Atlantik ötelerinden, Batı kaynaklarından alırsa, her gün sailler gibi elini açarak para dilenir. Maalesef bugünkü tablo budur" tespitiyle sözlerine başlayan Prof. Dr. Haydar Baş, milletimizin emsalsiz özellikleri ve bu özelliklerin Gaziantep'in de içinde bulunduğu Güneydoğu bölgesine yansımaları hakkında şunları söyledi:

"Biz, bin yıldan beri İslam'a inanmış, onun şartlarını harfiyyen yerine getirmiş, nezaket ehli bir milletiz. Ecdadımız, İslam'ı Orta Asyada kabul ettikten sonra bugünkü Irak'ın bir şehri olan Samarra'ya gelmiş ve İslam'a asker olmuştur. Türk milleti daha ilk günden itibaren müslümanlara hadim ve hizmetçi olmuştur. Onun için bu yüce millete asakirullah ünvanı verilmiştir. Yüce Rabbımız da bu milletten çok büyük insan-ı kamiller, veliler zuhur ettirmiştir. Anadolu'nun hangi köşesine giderseniz gidin, buram buram evliya ruhaniyeti kokar. Sizi mest eder. Sakat gelirsiniz, sağlam gidersiniz. Hasta gelirsiniz, sıhhat bulursunuz. Moraliniz sıfıra inmiştir, moral bulursunuz. Hele Güneydoğu; burası bambaşka bir medeniyet merkezidir. Bütün dünyanın gözünün burada olması o bakımdan çok tabiidir. Burada Allah'ın yüce kulları, peygamberlerin medeniyetleri hakim oldu. Buraları, Hz. İbrahim'in, Hz. Musa'nın, Hz. Eyyüb Aleyhisselamın vs, yaşadıkları mukaddes, muazzez beldelerdir."

"Daha orta, lise çağlarında iken, herkes İstanbul'a ziyarete giderken, Allah'ın takdirine bakın ki bizi bir kuvvet bu tarafa iterdi. Hep bu tarafa gelirdik. Onun için benim gözümde Urfa bambaşka bir alemdir. Hz. İbrahim'in doğduğu mağarayı gördüğüm zaman sanki Halilurrahman denilen Allah'ın dostunun ruhaniyeti adeta bizi okşardı. Adeta 'hoş geldiniz, sefa geldiniz' derdi. O zamandan bu zamana ailemizle, çocuklarımızla birlikte bu medeniyetin izlerini görmek, insanlarını bizzat müşahade edip gönlümüze basmak için hep buralardayız. Bu topraklar çok farklı bir bölgedir. Türk'ün ruhunun özünün yaşadığı, yaşatıldığı bir bölgedir."

TÜRKİYE'NİN İHTİYACI SİYASETÇİ MODELİ

Prof. Dr. Haydar Baş, devamla Türkiye'nin ihtiyacı olduğu siyaset ve siyasetçi modeli hakkında bilgi verdi. Siyasetçinin fundamantalist değil ama dindar, şövenist değil ama milliyetçi olması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Haydar Baş görüşlerini şöyle dile getirdi:

"Siyasetçi, fundamantalist değil ama dindar olması lazımdır. Hesap vereceği Rabbı ile hukukunu iyi kurması lazımdır. Yürüdüğü zaman eğer ayağının altında karınca varsa, 'bu da bana sorulacak' demesi lazımdır. Böyle bir mütalaanın, müzakerenin, onun vicdanında hakim olması lazımdır. Bu millet böyle bir politikacı, siyasetçi bekliyor."

"İkincisi, siyasetçinin, şövenist değil milliyetçi olması lazımdır. Şövenist olmayan bir Türk milliyetçisi olması lazımdır. Bunun içerisinde Kürt vardır, Arap vardır; Laz, Çerkez, Boşnak, kısaca yediden yetmişe her insan vardır. Mesela Karadeniz'de, gecenin hangi vaktinde olursa olsun, bir kapıyı çaldığınızda, 'Tanrı misafiriyim' dediğinizde, hemen sizi 'hoş geldiniz' diyerek kabul ederler. Bir sofra ikram edilir. Toroslara gelin aynı şeyle karşılaşırsınız. Ben bunu yaşadım. Bizim Adil kardeşimizin anne-babasını ziyarete gittik. Gecenin saat ikisinde bize mükellef bir sofra hazırlandı. Dualar ettik. Burada da herhangi bir mahalleye gidelim; aynı manzarayı göreceğiz. Bu, örfümüz bir, adetimiz bir, geleneğimiz bir, maneviyatımız bir olduğu içindir. Kim demiş ki bu millet ayrıdır. Bu millet birdir, bir bünyedir, bir gövdedir. Onu bölmek isteyenler, yeminle konuşuyorum, başaramayacaklardır."

BU MİLLETİN KARDEŞLİ?İNİ HİÇ BİR GÜÇ BOZAMAYACAK

Prof. Dr. Haydar Baş, milletimiz üzerinde oynanan oyunlara dikkat çektiği konuşmasında devlet-millet, sivil-asker bütün fertlerin ve kurumların birlik, beraberlik içinde olmaları gerektiğine işaret etti. Prof. Dr. Baş şöyle konuştu:

"70'li, 80'li yıllarda bu topraklara geldiğim zaman, burada dönen dolapları siyasi iradeden tanıdıklarımıza aktarırdım. Ne sizler, ne bizler bilirdik ama, tevafuk-u ilahi öyle bir rastlantı olurdu ki adamlar, Ashab-ı Kehf'de, Halulilurrahman'da, şurada, burada karşımıza çıkardı. Misyonerler buralarda cirit atarlardı. Benim insanımın kalbini, gönlünü, aklını çalıyorlar, onu, kendi milletine, devletine, vatanına karşı organize ediyorlardı. Adamlar, Barış Gönüllülerini gönderiyor, biz bunlara çanak tutuyoruz. 'Niye böyle yapıyorsunuz? Siz, bu milletin hasmı mısınız? Niye bu milleti bölmeye çalışıyorsunuz?' diyorduk. Ama sözümüzü dinletemedik. En sonunda bu milletten bazı kardeşlerimizi dağlara çıkardılar. Bu, bir ailenin evladına sahip çıkamaması, bir ailenin aciz kalması, iflas etmesi demektir. Eğer siyasi irade, vicdanı varsa, başını iki diz kapağının ayağına koyup derin derin düşünmelidir. 'Ben nerede, nasıl bir yanlış yaptım ki Allah bana bu belayı verdi?' demelidir. Bu millet birdir, kardeştir. Bu kardeşliği hiç bir güç bozamayacaktır."

"Ben uzun yıllardan beri 'Devlet ve millet bir olması lazımdır' diyorum. Öyle oyunlar oynandı ki sadece bu bölgedeki değil diğer bölgelerdeki insanlarımızı da birbirine düşürdüler. Ben devlete, devlet bana karşı; bu noktaya geldik. Kahvede oturuyoruz; devleti yıkmanın hesaplarını yapıyoruz. Veya devlet iradesi dediğimiz kurum da millete ceza vermenin plan ve projesini yapıyor. Böyle bir ülkede huzur olur mu? Kalkınma olur mu? Beraberlik, kardeşlik olur mu? Onun için 'bu devlet de bu millet de bizimdir' diyoruz.

Onun için 'devlet ve millet bir bütündür' diyoruz. Hepimiz bir geminin yolcularıyız. 'Onun bu hatası, şu hatası var' deyip de birbirimizi yargılama süreciyle yola çıkarsak gemiyi deleriz. Battığımız zaman da geminin içindeki hepimiz helak olur, gideriz. Onun için biz devlete sahip çıkmak mecburiyetinde ve de mükellefiyetinde olan insanlarız. Huzurun, saadetin, maddi ve manevi kalkınmanın olabilmesi için devlet ve milleti kaynaşmasının zaruretine inanıyoruz."

"Sivil ve asker de bir bütündür. Ama farkındaysanız asker dendiği zaman tüyler diken diken oluyor. Ben, 'şu haklıdır, bu haksızdır' demiyor, bir tablo göstermek istiyorum. Asker dediğin evlat, benim çocuğumdur, yeğenimdir, torunumdur, senin kardeşindir, ağabeyindir. O halde asker ile sivil kardeş, bir ve beraber olacak. Yediden yetmişe bir vücudun organları gibi kimimiz el, kimimiz göz, kimimiz ayak, kimimiz kulak, kimimiz beyin, kimimiz kalp olarak bir bütün olma seferberliği için yola çıktık. Bu mantıkla yola çıkmak, birbirimize sarılmak şarttır. Yoksa iki insan bir yerde kardeş olamaz, huzur içinde bulunamazsa ne kadar büyük imkana sahip olursa olsun onların yapacağı hiç bir şey yoktur. Biz, birbirimizi için çok mukaddesiz. Çok muazzeziz. Biz, çok farklı bir milletiz. Peki niçin bu hale geldiğimizi düşünmeyecek miyiz? Onu da düşünecek, sualini kendi kendimize soracağız. Ama bu fitne döneminde değil. Evladın annesini, babanın çocuğunu sevmediği, saymadığı, sahip çıkmadığı bir ortamdan kurtulup dağdaki çobandan şehirdeki eşkiyaya kadar yediden yetmişe herkesin birbirine sahip çıktığı bir ülke, bir bütünlük haline geleceğiz ki o zaman yapacağımız işte bir bereket ve güzellik olabilsin."

EKONOMİDE DO?RU TEŞHİSİN ÖNEMİ

Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik ekonomik krize de değinen Prof. Dr. Haydar Baş, "Biz bu işi hem de onların bilmeyeceği, hayallerinin ulaşamayacağı kadar biliyoruz. Eğer beni dinlemiş olsalardı, gerçekten, 24 saatte ülkenin ekonomik problemlerini aşarlardı" diyerek bu kadar iddialı konuşmasının sebebini şöyle izah etti:

"Çünkü ben, hastalığı çok iyi görüyorum, tanıyorum da ondan konuşabiliyorum. Bu arkadaşlar, hastalığı tanımıyorlar. Tedavi yapacaklar, ortada mikrobu bilmiyorlar. Veya verem hastasını kanser ilaçları ile, grip hastasını verem ilaçları ile tedavi etmeye çalışıyorlar. Evvela doğru teşhis şarttır. Bu kardeşlerimiz ise bugüne kadar teşhisi yapamadılar. Onun için ne kadar tedbir alırlarsa alsınlar tedavi yapmaları mümkün değildir."

"İki sene evvel ne söyledi isek yine aynısını söylüyoruz. O zaman, 'enflasyon düşmez' dedik. Türkiye'de olan enflasyon talep enflasyonu değildir. Maliyet enflasyonudur. Şimdi farkındaysanız bu vergiler artacak deniliyor. Vergilerin çoğaldığı yerde sen 'enflasyon düşecek' diyorsan ya bu işi bilmiyorsun, yahut da bildiğin halde milleti kandırıyorsun, demektir. Halbuki enflasyonu düşürmek için mutlak surette maliyeti, yani vergileri, hammadde giderlerini, kredi faizlerini düşürmemiz lazımdır. Kredi faizlerini, vergileri arttıracak, sonra da ucuzluk yapacaksın; bu mümkün müdür? Bu durumda Derviş değil, Derviş'in şeyhi de gelse bir şey yapamaz."

PARA POLİTİKASINDA AKIL ALMAZ ÇARPIKLIK

Ekonomik sahadaki iç açıcı olmayan durumu anlatırken para politikasına da değinen Prof. Dr. Haydar Baş, bu konudaki uygulama çarpıklığına şöyle işaret etti:

"Dünyada her devletin kendi milli parası vardır. Bu paralarının ne kadarı tedavülde bulunduğu çok önemlidir. Mesela İngiltere'de bu miktar yıllık milli gelirinin % 35'idir. Almanya'da % 34'dür. Fransa'da aşağı yukarı aynıdır. Amerika'da ise bu miktar % 100'ün de üzerindedir. Yıllık milli geliri 1 katrilyon ise piyasada dolaşana parasının miktarı da bir katrilyondur. Türkiye'de ise tedavülde olan para miktarı milli gelirimizin % 2'sidir. Gerçek bu iken adam geliyor bana ekonomi biliyorum diye kendini satıyor. Ben rakamlarla konuşuyorum. Akadamisyenleri, tüccarları, TÜSİAD'ı, kim gelirse gelsin, 'hodri meydan!' diyorum. Ben miting meydanlarında, 'gelin düzeltelim' diyorum. Onlar ise kaçıyorlar. Bu vatan elbette benimdir. Ben şehit torunuyum. Ben bu ülkeye sahip çıkamayacağım, bu insana sahip çıkamayacağım da nereye sahip çıkacağım? Allah bunun hesabını bana sormaz mı? Elbette sahip çıkacağım. Onun için hasta hasta, sakat sakat buraya geldim."

"Sayın Başbakan'la, Sayın Derviş'le oturup konuşmak isterdim. Türkiye'de dolaşan para milli gelirin % 2'sidir. Dünyada bu % 34-35, asgari % 30'dur. Peki bu aradaki boşluğu nasıl dolduracaksınız? Hileler, oyunlar işte burada dönüyor. Bu oyunları biz gördüğümüz için de hiç benim tarafıma dönüp bakmıyorlar. Sendikasyon kredileri adı altında dış dünyadan bankalara krediler alıyorlar. Alınan bu kredilere devlet ve milletin yılda ödediği miktar şu andaki bütçenin % 45'idir. Yani 100 katrilyon bütçemiz varsa, yılda 45 katrilyon TL'yi faiz olarak veriyoruz. Dolaşması gereken para tedavülde dolaşmadığı için biz bu kadar parayı meccanen ecnebilere peşkeş çekiyoruz. '2002 yılında enflasyonu düşüreceğiz', deniliyor. Ama 2002 yılına 45 katrilyon faiz borcuyla giriyoruz. 45 katrilyonla 2002 yılına giren bir devlet bu yılda enflasyonu nasıl düşürecek ki? Siz kimi kandırıyorsunuz? Onun için diyorum ki bu adamlar ya ekonomiyi bilmiyorlar, ya dünyayı kandırıyorlar. Yahut da bildikleri halde yalan konuşuyorlar. Bu 45 katrilyonun ödenmesi lazım. Ödemek için istesen de istemesen de senden vergi alacaklar. Verdiğimiz vergiler ise faize gidiyor. Millet menfaatine tek kuruş bir faide elde edilemiyor. Bu yanlış sisteme bağlı olmak adına bu kadar zararı, bu kardeşlerimiz, milletin sırtına semer olarak koyuyor ve de bundan vazgeçmiyorlar. Vazgeçmek istese de IMF öyle bir yakalamış ki; 'Benim dediğimin dışına çıkamazsın' diyor. İşte biz bu noktada 'IMF'ye öyle geriye dön, marş marş demek lazım ki ne oldu, nasıl oldu deme imkanını elde edemesin' diyoruz."

ESARETE SON VERMENİN YOLU

IMF'ye bağımlılıktan ülkenin kurtarılması ile birlikte Türkiye'nin ihtiyacı olan paranın nereden, nasıl bulunacağı konusunda Prof. Dr. Haydar Baş özetle şunları söyleyerek konuşmasını bitirdi:

"Ben zaten milli gelirimin % 30'unu para olarak basmamışım. Onun için emisyonu genişleteceksiniz. Ayrıca yılda 30 katrilyonluk da kuyudata girmeyen gelirimiz var. Bunu da işin içerisine koyarsak şu anda T. C. Devletinin en az 50 katrilyon TL basması gerekir. Bunu bastığınız zaman piyasada para deniz haline gelir. Bu bir matematiktir. O zaman işçiden niye vergi alacaksın? 'Haydar Hoca vergi almayacak' diyorlar. Vallahi de almayacağım, billahi de almayacağım. Memurdan vergi alınmayacak. Vallahi de alınmayacak, billahi de alınmayacak. Ben bu işin ruhunu biliyorum. Onların elini öptüğü ağabeyleri Batılılar bu konuda benim elimi öpmüşlerdir. '100 milyardan da vergi almayacağız' demiştik. O da şimdilik kaydıyladır. Onların bıraktığı bir takım yükler vardır. Bu yükleri bir senede, bilemediniz iki senede devreden çıkarttığınız zaman ben Koç'tan da Sabancı'dan da vergi almayacağım. Onun için rahat etsinler. Biz, insanları cendereye koyup preslemek için var olan insanlar değiliz. Biz medeni bir milletiz. İnsanlığı, iffeti, haysiyeti, şecaati, merhameti, rifkati, adaleti bütün insanlığa göstermiş bir ecdad nesliyiz."

"Şimdi bir tanesi çıkmış, 'Onlar IMF'nin şartlarını niye yerine getirmediler. Biz, kamçı yemeden yerine getireceğiz' diyor. Ondan sonra da milleti kurtaracak. Senelerce fanatik cümleler seçtik. Küt diye kafayı duvara vurduk. Sonra millete döndük, "Ne bu asker, ne bu devlet bize hiç bir hak tanımıyor. Gel Avrupa'ya gidelim" dedik. Avrupa Birlikçisi olduk. Peki zamanında adam olsaydın netice böyle olur muydu? Sen dün ne yaptın ki bu gün ne yapacaksın? Sakın ha aldanmayın. Vallahi bir şey yapacakları yok. Onlar yine yanlış üzere amel edip icra-i faaliyette bulunuyorlar. Bunlar bu yanlışı da bilmiyorlar. Niye devleti küçültmek istiyorlar? Devlet, bunların emelleri önünde bir engel. Onun kalkması lazım ki her tarafa ellerini soksunlar. Merkez Bankası özerkleşti. Koskocaman T.C. Devleti, kendi Türk Lirasını kendi iradesi ile basamıyor. Allah aşkına bu esaret değil de nedir? Onun için IMF'ye marş marş git diyeceğiz."

Doğru Lastik Basıncı Hem Tasarruf Hem Güvenlik Sağlıyor

Araç sahipleri için gözden kaçan ama büyük önem taşıyan bir detay var: lastik basıncı. Çoğu sürücü yakıt verimliliğini motor performansı veya sürüş alışkanlıklarıyla ilişkilendirirken, lastiklerin doğru basınçta olup olmadığı genellikle ihmal ediliyor

03.06.2026 11:53:00
Ahmet Turan Yiğit
Doğru Lastik Basıncı Hem Tasarruf Hem Güvenlik Sağlıyor
Doğru Lastik Basıncı Hem Tasarruf Hem Güvenlik Sağlıyor
Araç sahipleri için gözden kaçan ama büyük önem taşıyan bir detay var: lastik basıncı. Çoğu sürücü yakıt verimliliğini motor performansı veya sürüş alışkanlıklarıyla ilişkilendirirken, lastiklerin doğru basınçta olup olmadığı genellikle ihmal ediliyor. Oysa lastik basıncındaki küçük bir kayıp bile yakıt tüketimini artırarak hem cebinizi hem de çevreyi olumsuz etkileyebiliyor.

Uzmanlara göre lastik basıncındaki her 1 PSI'lık düşüş, yakıt verimliliğinde yaklaşık %0,2 kayba yol açabiliyor. Buna karşılık doğru şişirilmiş lastikler, yakıt tüketiminde %0,6 ile %3 arasında iyileşme sağlayabiliyor. Bu oranlar uzun vadede ciddi maliyet avantajı anlamına geliyor.

Düşük basınç, yuvarlanma direncini artırarak motorun daha fazla enerji harcamasına neden oluyor. Sonuçta aynı mesafe için daha fazla yakıt tüketiliyor. Bu durum yalnızca ekonomik kayıp değil, aynı zamanda çevresel maliyet demek. Düzenli kontrol ise hem güvenlik hem de tasarruf için kritik.

Uzmanlar, lastik basıncının ayda en az bir kez ve özellikle uzun yolculuklardan önce mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini vurguluyor. Doğru lastik basıncı yalnızca yakıt tasarrufu sağlamakla kalmıyor; lastik ömrünü uzatıyor ve sürüş güvenliğini artırıyor. Küçük gibi görünen bu detay, aslında sürüş kültürünün vazgeçilmez bir parçası olmalı.

Sonuç olarak, yakıt verimliliği yalnızca motor gücüyle değil, lastiklerin doğru basınçta olmasıyla da doğrudan ilişkili. Düzenli kontrol alışkanlığı, hem bütçenizi korur hem de güvenli bir sürüş sağlar.

55 yaşına giren İmamoğlu'na mahkeme salonunda doğum günü sürprizi; jandarma müdahale etti

Bir yılı aşkın süredir Silivri Cezaevi'ne tutuklu olan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'na 55. yaş gününde Silivri Cezaevi'ndeki mahkeme salonunda sevdikleri tarafından doğum günü sürprizi yapıldı

03.06.2026 11:41:00
Haber Merkezi
55 yaşına giren İmamoğlu'na mahkeme salonunda doğum günü sürprizi; jandarma müdahale etti
55 yaşına giren İmamoğlu'na mahkeme salonunda doğum günü sürprizi; jandarma müdahale etti
Bir yılı aşkın süredir Silivri Cezaevi'ne tutuklu olan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'na 55. yaş gününde Silivri Cezaevi'ndeki mahkeme salonunda sevdikleri tarafından doğum günü sürprizi yapıldı.

İBB'ye yönelik 'yolsuzluk' davası devam ederken, duruşma öncesi mahkeme salonunda İmamoğlu'nun doğum günü kutlandı. Eşi Dilek İmamoğlu, sanatçı Cahit Berkay ve yazar Sunay Akın'ın da yer aldığı duruşmada İmamoğlu'nu destekleyenler 'İyi ki doğdun' yazılı döviz tuttu. Dilek İmamoğlu'nun tuttuğu dövizde de "İyi ki doğdun sevgilim, seni seviyorum" yazdı.

Dilek İmamoğlu pastayı üflerken İmamoğlu'na seslendi. Jandarma alkışlara ve kutlamaya müdahale etti.

İmamoğlu "Fazla uzatmayalım anneme babama niye doğurdunuz diye dava açarlar" espirisi de yaptı.

CHP Kilis İl Başkanı Umut Mehmet Sapan tahliye edildi

İstanbul merkezli yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanarak cezaevine gönderilen CHP Kilis İl Başkanı Umut Mehmet Sapan hakkında tahliye kararı verildi

03.06.2026 00:46:00
İHA
CHP Kilis İl Başkanı Umut Mehmet Sapan tahliye edildi
CHP Kilis İl Başkanı Umut Mehmet Sapan tahliye edildi
Tahliye kararının ardından Sapan, Kilis L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndan çıktı.








Cezaevi önünde CHP teşkilatı üyeleri, partililer ve yakınları tarafından karşılanan Sapan'ın tahliyesi, destekçileri arasında memnuniyetle karşılandı. 






Cezaevi önünde bir araya gelen partililer ve yakınları, tahliye kararının ardından Sapan'a geçmiş olsun dileklerini iletti.

DEAŞ'a yönelik son operasyonlarda 70 şüpheli yakalandı

İçişleri Bakanlığı, terör örgütü DEAŞ'a yönelik Jandarma Genel Komutanlığınca 21 ilde gerçekleştirilen operasyonlarda 70 şüphelinin gözaltına alındığını bildirdi

02.06.2026 21:29:00
Haber Merkezi
DEAŞ'a yönelik son operasyonlarda 70 şüpheli yakalandı
DEAŞ'a yönelik son operasyonlarda 70 şüpheli yakalandı
İçişleri Bakanlığı, terör örgütü DEAŞ'a yönelik Jandarma Genel Komutanlığınca 21 ilde gerçekleştirilen operasyonlarda 70 şüphelinin gözaltına alındığını bildirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele Daire Başkanlığı ile Cumhuriyet başsavcılıkları koordinesinde Adana, Afyonkarahisar, Ankara, Ardahan, Aydın, Balıkesir, Diyarbakır, Elazığ, Eskişehir, Gaziantep, Iğdır, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kırklareli, Kırşehir, Kocaeli, Mersin, Nevşehir, Samsun ve Şanlıurfa'da terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonlar yapıldı.

Operasyonlarda, terör örgütü DEAŞ'a üye oldukları, terör örgütüyle iltisaklı kişiler ve sözde yardım kuruluşları vasıtasıyla örgüte finans sağladıkları, sosyal medya hesapları üzerinden terör örgütü DEAŞ'ın propagandasını yaptıkları tespit edilen 70 şüpheli yakalandı.

Açıklamada, terör örgütü DEAŞ'ın faaliyet ve finans yapılanmalarına karşı operasyonların kararlılıkla sürdürüldüğü vurgusu yapıldı.

Türkiye'de son 5 yılda (2021-2026 arası) yakalanan toplam DEAŞ şüphelisi sayısı 11.000'i aşmıştır.

Terör örgütü DEAŞ'a yönelik 21 ildeki operasyonlarda 70 şüpheli yakalandı

İçişleri Bakanlığı, terör örgütü DEAŞ'a yönelik Jandarma Genel Komutanlığınca 21 ilde gerçekleştirilen operasyonlarda 70 şüphelinin gözaltına alındığını bildirdi

02.06.2026 15:41:00
AA
Terör örgütü DEAŞ'a yönelik 21 ildeki operasyonlarda 70 şüpheli yakalandı
Terör örgütü DEAŞ'a yönelik 21 ildeki operasyonlarda 70 şüpheli yakalandı

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele Daire Başkanlığı ile Cumhuriyet başsavcılıkları koordinesinde Adana, Afyonkarahisar, Ankara, Ardahan, Aydın, Balıkesir, Diyarbakır, Elazığ, Eskişehir, Gaziantep, Iğdır, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kırklareli, Kırşehir, Kocaeli, Mersin, Nevşehir, Samsun ve Şanlıurfa'da terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonlar yapıldı.

Operasyonlarda, terör örgütü DEAŞ'a üye oldukları, terör örgütüyle iltisaklı kişiler ve sözde yardım kuruluşları vasıtasıyla örgüte finans sağladıkları, sosyal medya hesapları üzerinden terör örgütü DEAŞ'ın propagandasını yaptıkları tespit edilen 70 şüpheli yakalandı.

Açıklamada, terör örgütü DEAŞ'ın faaliyet ve finans yapılanmalarına karşı operasyonların kararlılıkla sürdürüldüğü vurgusu yapıldı. AA

İBB Davası'nın 43. duruşması başladı

"İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü"ne ilişkin 68'i tutuklu 414 sanığın yargılandığı davanın 43. duruşması başladı

 

02.06.2026 10:59:00 / Güncelleme: 02.06.2026 11:03:20
Anadolu Ajansı
İBB Davası'nın 43. duruşması başladı
İBB Davası'nın 43. duruşması başladı

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkanı Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bir kısım tutuksuz sanıklar ile avukatların da katıldığı duruşmaya, CHP'li bazı milletvekilleri ve tutuklu sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuklu sanık iş insanı Yunus Göçer'in savunmasının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaatle sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğu"na ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş ile Adem Soytekin ve Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma", "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet", 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in de arasında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianamede bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, tutuklu sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan ile tutuksuz sanıklar Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8'er aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Yargılama sürecinde birleşen dosyadakilerle birlikte 42 sanığın tahliyesiyle davada 68 tutuklu sanık bulunuyor.

Özkan Yalım ve Turgut Koç adliyede

CHP’nin olaylı 38. Olağan Kurultayı’na yönelik rüşvet ve usulsüzlük iddiaları derinleşiyor. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği "mutlak butlan" kararının ardından sarsılan partide, tutuklu isimlerden Özkan Yalım ve iş insanı Turgut Koç ek ifade vermek üzere bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi’ne getiriliyor. Soruşturma kapsamında delegelerin tüm banka hesap hareketleri inceleme altına alındı

02.06.2026 10:56:00
Haber Merkezi
Özkan Yalım ve Turgut Koç adliyede
Özkan Yalım ve Turgut Koç adliyede
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 38. Olağan Kurultay Soruşturması kapsamında, tutuklu bulunan eski Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım ile Özgür Özel ve Veli Ağbaba'ya yakınlığıyla tanınan tutuklu delegelerden iş insanı Turgut Koç'un ek ifadeleri soruşturmanın seyrini değiştirebilir.

İncelenen dosyalara yansıyan ilk bilgilere göre, siyasi partiler kanununa muhalefet ve rüşvet suçlamasıyla tutuklu olan Turgut Koç'un, kurultay günü Ankara Etimesgut delegesi bir isme Özgür Özel'i desteklemesi amacıyla banka kanalıyla 10 bin TL gönderdiğini beyan ettiği iddia edildi.

Başsavcılık talimatıyla, kurultayda oy kullanan tüm delegelerin ve birinci derece yakınlarının MASAK raporları, banka hesap hareketleri ve SGK kayıtları resmi olarak talep edildi.

Mahkemeden "mutlak butlan" kararı çıkmıştı

Sürecin fitilini ateşleyen gelişme, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin CHP'nin 38. Olağan Kurultayı için "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) kararı vermesi oldu. Bu kararla birlikte Özgür Özel ve mevcut Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyeleri tedbiren görevden uzaklaştırıldı.

Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile eski PM üyeleri, karar kesinleşene kadar tedbiren yeniden göreve iade edildi. Kurultay tarihinden sonra alınan tüm parti içi kararlar hukuken geçersiz sayıldı.

Dev isimler sanık kürsüsünde

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hazırladığı ve kabul edilen iddianamede, Türk siyasetinin önemli aktörleri "oylamaya hile karıştırma" iddiasıyla sanık sıfatıyla yer alıyor.

Eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beşiktaş Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Rıza Akpolat ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu "mağdur", Lütfü Savaş ise "müşteki" sıfatıyla dosyada yer alıyor. Kılıçdaroğlu, "Partimi adliyede tartıştırmam" diyerek ifade vermeye gitmeyi reddetmişti.

Operasyonun geçmişi: 9 kişi tutuklanmıştı

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gerçekleştirilen operasyonlarda rüşvet, siyasi partiler kanununa muhalefet ve mal varlığı değerlerini aklama şüphesiyle 13 kişi gözaltına alınmıştı. Şüphelilerden 4'ü adli kontrolle serbest bırakılırken, aralarında Özkan Deniz ve İbrahim Şahin'in de bulunduğu 9 kişi tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Bugün Çağlayan Adliyesi'nde yapılacak yeni sorgulamaların, rüşvet ağının diğer ayaklarını ortaya çıkarmak olduğu belirtiliyor.

Kilo vermeyi zorlaştıran 9 hata


 
 
Beslenme ve Diyet Uzmanı Ceren Güven, hızlı kilo verme amacıyla uygulanan şok diyetlerin, vücutta kas kaybına yol açarak metabolizmayı yavaşlattığını ve sürdürülebilir olmadığını belirterek, kilo verme sürecini zorlaştıran 9 kritik hatayı anlattı.

02.06.2026 06:24:00
MURAT ÇORBACI
Kilo vermeyi zorlaştıran 9 hata
Kilo vermeyi zorlaştıran 9 hata

Yaz aylarının gelişiyle birlikte birçok kişi, kışın aldıkları fazla kilolardan kurtulmak ve 'yaza fit girmek' için harekete geçiyor. Kimi spora başlayıp beslenmesini düzenlerken, kimileri ise hızlı sonuç alma isteğiyle internet ve sosyal medyada karşılaştığı şok diyetler ve zayıflama çaylarına yönelerek sağlığını ciddi riske atabiliyor! Beslenme uzmanları, kilo verme sürecini zorlaştıran 9 kritik hatayı anlattı







1. Öğün atlamak ve uzun süre aç kalmak

Öğün atlamak çoğu kişinin düşündüğünün aksine kilo vermeyi hızlandırmaz, tam tersine metabolizmayı yavaşlatabilir. Uzun süre aç kalan vücut kendini korumaya alarak enerji harcamasını azaltır. Bunun sonucunda bir sonraki öğünde daha fazla yemek yeme eğilimi ortaya çıkar. Ayrıca uzun süreli açlık, kan şekeri dengesini bozarak özellikle tatlı ve yüksek kalorili besinlere yönelimi artırır. Gün sonunda farkında olmadan alınan toplam kalori yükselir ve kilo verme süreci sekteye uğrar. 

2. Yetersiz protein alımı

Yetersiz protein alımında kas kaybı yaşanabilir ve bu da metabolizma hızının düşmesine yol açar. Oysa protein, aynı zamanda tokluk hissini artırarak gereksiz atıştırmaların önüne geçer. Günlük beslenmede yumurta, yoğur, et, tavuk ve baklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarına yeterince yer vermek, hem kilo kontrolünü destekler hem de daha dengeli bir beslenme sağlar.







3. Yetersiz su tüketimi

Su, metabolizmanın sağlıklı çalışması için vazgeçilmezdir. Bu nedenle günlük ortalama 2-2,5 litre su tüketimi, kilo kontrolünün en basit ama en etkili adımlarından biridir.

4. Çok düşük kalorili diyetler

Hızlı kilo vermek için yapılan aşırı düşük kalorili diyetler, kısa vadede sonuç verebilse de uzun vadede sürdürülebilir olmadığı gibi ciddi riskler taşır.







5. Hareketsizlik

Sadece diyet yapmak kilo verme sürecinde çoğu zaman yeterli olmaz. Fiziksel aktivitenin yetersiz olması, harcanan enerinin düşük kalmasına ve kilo kaybının yavaşlamasına neden olur. Düzenli yürüyüş ve egzersiz, hem yağ yakımını hızlandırır hem de kas kütlesini korur.







6. Yetersiz uyku

Uyku düzeninin bozuk olması, vücuttaki açlık hormonlarını doğrudan etkileyerek daha fazla yeme isteğine neden olabilir. Düzenli ve kaliteli uyku, kilo kontrolü açısından en az beslenme kadar önemlidir.







7. Stres ve duygusal yeme

Stres altında birçok kişi farkında olmadan daha fazla ve genellikle sağlıksız besinler tüketir. Bu durum özellikle yüksek kalorili gıdalara yönelimi artırır. Nefes egzersizleri, yürüyüş ve sosyal destek gibi yöntemler bu süreçte yardımcı olabilir.

8. Şok diyetler uygulama

Hızlı kilo verme isteğiyle uygulanan şok diyetler, vücuda yeterli enerji ve besin öğesi sağlamadığı için kas kaybına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olabilir. Bu tür diyetler kısa vadede kilo kaybı sağlasa da sürdürülebilir değildir ve diyet bırakıldığında verilen kilolar hızla geri alınabilir. Sağlıklı kilo kaybı için dengeli ve düzenli beslenme temel olmalıdır.









9. Zayıflama çaylarını bilinçsiz tüketmek

Zayıflama çayları genellikle bağırsakları hızlandırarak geçici kilo kaybı hissi oluşturur. Ancak bu durum yağ kaybı değil, sıvı kaybıdır. Kontrolsüz tüketildiğinde sıvı ve elektrolit dengesini bozabilir, ayrıca bazı bitkisel içerikler karaciğer üzerinde toksik etki oluşturarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle bu tür ürünler mutlaka uzman onayında ve kontrolünde kullanılmalıdır.

Bu besinler, Alzheimer riskini ciddi şekilde düşürüyor


 
Uzmanlara göre, demans riskini azaltmak için Akdeniz diyeti gibi beyin sağlığına faydalı bir diyeti uygulamak gerekiyor. İltihabı azaltmak ve bilişsel işlevi korumak için antioksidanlar, omega-3'ler ve vitaminlerle dolu olan sekiz temel besin grubuna öncelik vermekte yarar büyük. 
 

02.06.2026 05:58:00
MURAT ÇORBACI
Bu besinler, Alzheimer riskini ciddi şekilde düşürüyor
Bu besinler, Alzheimer riskini ciddi şekilde düşürüyor

1. Yeşil Yapraklı Sebzeler: Ispanak, lahana veya pazı gibi sebzeleri her gün tüketin. Folat, E vitamini ve karotenoidler açısından zengindirler ve bilişsel gerilemeyi yavaşlatmaya yardımcı olurlar.







2. Meyveler: Haftada en az iki kez yaban mersini, çilek veya böğürtlen tüketin. Beyin dejenerasyonunu durdurmaya yardımcı olan antioksidanlar ve flavonoidler açısından zengindirler.







3. Yağlı Balıklar: Haftada 1-2 kez somon, sardalya, levrek, çipura veya uskumru tüketin. Bunlar, beyin için yapısal yapı taşları görevi gören DHA (Omega-3 yağ asitleri) açısından mükemmel kaynaklardır.







4. Kuruyemişler: Çoğu gün bir avuç ceviz, fındık, badem tüketmeyi hedefleyin. Ceviz, özellikle omega-3 ve E vitamini açısından zengin olduğu için oldukça faydalıdır. Keza fındık da E vitamini deposu...







5. Tam Tahıllar: Rafine karbonhidratlar yerine yulaf, kinoa veya esmer pirinç tercih edin. Sağladıkları sürekli enerji, beyninizin en iyi şekilde çalışmasını sağlar.







6. Baklagiller: Diyetinize sık sık mercimek, nohut veya beyaz fasulye ekleyin. Sinir sistemi fonksiyonunu ve hafızayı destekleyen lif ve kolin sağlarlar.







7. Zeytinyağı: Ana pişirme yağınız olarak sızma zeytinyağı kullanın. Tekli doymamış yağlar ve antioksidan özellikleri nedeniyle beyin sağlığına faydalı diyetlerin önemli bir bileşenidir.







8. Kümes Hayvanları ve Yumurtalar: Tavuk veya hindi ve yumurtayı ölçülü bir şekilde tüketin. Nörotransmitterleri doğrudan destekleyen kolin gibi hayati B vitaminleri ve besin maddeleri sağlarlar.
Son olarak kakao ve yulaf da işe yarayan besinler arasında yer alıyor.

Tatil bitti, yoğunluk bitmedi: 43 ilin geçiş noktasında dönüş trafiği yaşandı

Ulaşımda 43 ilin geçiş noktası olarak bilinen "kilit kavşak" Kırıkkale'de, tatilin sona ermesine rağmen trafik yoğunluğu yaşandı

01.06.2026 19:17:00
İHA
Tatil bitti, yoğunluk bitmedi: 43 ilin geçiş noktasında dönüş trafiği yaşandı
Tatil bitti, yoğunluk bitmedi: 43 ilin geçiş noktasında dönüş trafiği yaşandı
Kurban Bayramı tatilini memleketlerinde ve tatil bölgelerinde geçiren vatandaşların dönüş yolculuğu sürüyor.






Kırıkkale-Ankara kara yolu başta olmak üzere ana güzergahlarda araç yoğunluğu zaman zaman arttı. 






Trafik akışında yer yer yavaşlamalar yaşanırken, sürücüler kontrollü şekilde ilerledi. Ekipler de güzergahlarda ulaşımın aksamaması için çalışma yaptı.



























logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.