logo
07 HAZİRAN 2026

Gazi şahlandı

12.11.2001 00:00:00
Kuvay-ı Milliye kadrosunu bağrına basan Gaziantep'li sanayici ve işadamları, 'bu vatan bu kadroyla kurtulur' dedi

Gaziantep'de düzenlenen kuvay-ı milliye toplantısında, Türkiye'de kuvay-ı milliye ruhunu yeniden ayağa kaldıran hareketin önderi Prof. Dr. Haydar Baş da bir konuşma yaptı. Yaptığı konuşmada devleti ve milletiyle, askeri ve siviliyle Türk milletinin bütün fert ve kurumlarının birlik, dirlik, beraberlik içinde olmaları gerektiğinin önemi ve olmazsa olmazlığına işaret ettiği konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş, içinde bulunduğumuz ekonomik çöküş konusunda da önemli tespit ve teşhislerde bulundu. Çözüm önerilerini tekrar tekrar ortaya koydu. Çözümün nasıl bir tavır ve projeden geçtiğini katılanlara anlattı. Programda, Prof. Dr. Haydar Baş'ın ekonomik görüşlerinin temellerini ihtiva eden bir çalışma da kitap halinde katılanlara dağıtıldı.

İCAZETİ BU AZİZ MİLLETTEN ALMAK ŞARTTIR

"Hangi şartlarda olursa olsun, Allah'ın izniyle, millet olarak biz bu ülkeyi, kurtarmaya muktediriz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yeter ki milleti idare eden irade milletten icazetini almaya niyetli olsun. Bu irade icazetini Atlantik ötelerinden, Batı kaynaklarından alırsa, her gün sailler gibi elini açarak para dilenir. Maalesef bugünkü tablo budur" tespitiyle sözlerine başlayan Prof. Dr. Haydar Baş, milletimizin emsalsiz özellikleri ve bu özelliklerin Gaziantep'in de içinde bulunduğu Güneydoğu bölgesine yansımaları hakkında şunları söyledi:

"Biz, bin yıldan beri İslam'a inanmış, onun şartlarını harfiyyen yerine getirmiş, nezaket ehli bir milletiz. Ecdadımız, İslam'ı Orta Asyada kabul ettikten sonra bugünkü Irak'ın bir şehri olan Samarra'ya gelmiş ve İslam'a asker olmuştur. Türk milleti daha ilk günden itibaren müslümanlara hadim ve hizmetçi olmuştur. Onun için bu yüce millete asakirullah ünvanı verilmiştir. Yüce Rabbımız da bu milletten çok büyük insan-ı kamiller, veliler zuhur ettirmiştir. Anadolu'nun hangi köşesine giderseniz gidin, buram buram evliya ruhaniyeti kokar. Sizi mest eder. Sakat gelirsiniz, sağlam gidersiniz. Hasta gelirsiniz, sıhhat bulursunuz. Moraliniz sıfıra inmiştir, moral bulursunuz. Hele Güneydoğu; burası bambaşka bir medeniyet merkezidir. Bütün dünyanın gözünün burada olması o bakımdan çok tabiidir. Burada Allah'ın yüce kulları, peygamberlerin medeniyetleri hakim oldu. Buraları, Hz. İbrahim'in, Hz. Musa'nın, Hz. Eyyüb Aleyhisselamın vs, yaşadıkları mukaddes, muazzez beldelerdir."

"Daha orta, lise çağlarında iken, herkes İstanbul'a ziyarete giderken, Allah'ın takdirine bakın ki bizi bir kuvvet bu tarafa iterdi. Hep bu tarafa gelirdik. Onun için benim gözümde Urfa bambaşka bir alemdir. Hz. İbrahim'in doğduğu mağarayı gördüğüm zaman sanki Halilurrahman denilen Allah'ın dostunun ruhaniyeti adeta bizi okşardı. Adeta 'hoş geldiniz, sefa geldiniz' derdi. O zamandan bu zamana ailemizle, çocuklarımızla birlikte bu medeniyetin izlerini görmek, insanlarını bizzat müşahade edip gönlümüze basmak için hep buralardayız. Bu topraklar çok farklı bir bölgedir. Türk'ün ruhunun özünün yaşadığı, yaşatıldığı bir bölgedir."

TÜRKİYE'NİN İHTİYACI SİYASETÇİ MODELİ

Prof. Dr. Haydar Baş, devamla Türkiye'nin ihtiyacı olduğu siyaset ve siyasetçi modeli hakkında bilgi verdi. Siyasetçinin fundamantalist değil ama dindar, şövenist değil ama milliyetçi olması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Haydar Baş görüşlerini şöyle dile getirdi:

"Siyasetçi, fundamantalist değil ama dindar olması lazımdır. Hesap vereceği Rabbı ile hukukunu iyi kurması lazımdır. Yürüdüğü zaman eğer ayağının altında karınca varsa, 'bu da bana sorulacak' demesi lazımdır. Böyle bir mütalaanın, müzakerenin, onun vicdanında hakim olması lazımdır. Bu millet böyle bir politikacı, siyasetçi bekliyor."

"İkincisi, siyasetçinin, şövenist değil milliyetçi olması lazımdır. Şövenist olmayan bir Türk milliyetçisi olması lazımdır. Bunun içerisinde Kürt vardır, Arap vardır; Laz, Çerkez, Boşnak, kısaca yediden yetmişe her insan vardır. Mesela Karadeniz'de, gecenin hangi vaktinde olursa olsun, bir kapıyı çaldığınızda, 'Tanrı misafiriyim' dediğinizde, hemen sizi 'hoş geldiniz' diyerek kabul ederler. Bir sofra ikram edilir. Toroslara gelin aynı şeyle karşılaşırsınız. Ben bunu yaşadım. Bizim Adil kardeşimizin anne-babasını ziyarete gittik. Gecenin saat ikisinde bize mükellef bir sofra hazırlandı. Dualar ettik. Burada da herhangi bir mahalleye gidelim; aynı manzarayı göreceğiz. Bu, örfümüz bir, adetimiz bir, geleneğimiz bir, maneviyatımız bir olduğu içindir. Kim demiş ki bu millet ayrıdır. Bu millet birdir, bir bünyedir, bir gövdedir. Onu bölmek isteyenler, yeminle konuşuyorum, başaramayacaklardır."

BU MİLLETİN KARDEŞLİ?İNİ HİÇ BİR GÜÇ BOZAMAYACAK

Prof. Dr. Haydar Baş, milletimiz üzerinde oynanan oyunlara dikkat çektiği konuşmasında devlet-millet, sivil-asker bütün fertlerin ve kurumların birlik, beraberlik içinde olmaları gerektiğine işaret etti. Prof. Dr. Baş şöyle konuştu:

"70'li, 80'li yıllarda bu topraklara geldiğim zaman, burada dönen dolapları siyasi iradeden tanıdıklarımıza aktarırdım. Ne sizler, ne bizler bilirdik ama, tevafuk-u ilahi öyle bir rastlantı olurdu ki adamlar, Ashab-ı Kehf'de, Halulilurrahman'da, şurada, burada karşımıza çıkardı. Misyonerler buralarda cirit atarlardı. Benim insanımın kalbini, gönlünü, aklını çalıyorlar, onu, kendi milletine, devletine, vatanına karşı organize ediyorlardı. Adamlar, Barış Gönüllülerini gönderiyor, biz bunlara çanak tutuyoruz. 'Niye böyle yapıyorsunuz? Siz, bu milletin hasmı mısınız? Niye bu milleti bölmeye çalışıyorsunuz?' diyorduk. Ama sözümüzü dinletemedik. En sonunda bu milletten bazı kardeşlerimizi dağlara çıkardılar. Bu, bir ailenin evladına sahip çıkamaması, bir ailenin aciz kalması, iflas etmesi demektir. Eğer siyasi irade, vicdanı varsa, başını iki diz kapağının ayağına koyup derin derin düşünmelidir. 'Ben nerede, nasıl bir yanlış yaptım ki Allah bana bu belayı verdi?' demelidir. Bu millet birdir, kardeştir. Bu kardeşliği hiç bir güç bozamayacaktır."

"Ben uzun yıllardan beri 'Devlet ve millet bir olması lazımdır' diyorum. Öyle oyunlar oynandı ki sadece bu bölgedeki değil diğer bölgelerdeki insanlarımızı da birbirine düşürdüler. Ben devlete, devlet bana karşı; bu noktaya geldik. Kahvede oturuyoruz; devleti yıkmanın hesaplarını yapıyoruz. Veya devlet iradesi dediğimiz kurum da millete ceza vermenin plan ve projesini yapıyor. Böyle bir ülkede huzur olur mu? Kalkınma olur mu? Beraberlik, kardeşlik olur mu? Onun için 'bu devlet de bu millet de bizimdir' diyoruz.

Onun için 'devlet ve millet bir bütündür' diyoruz. Hepimiz bir geminin yolcularıyız. 'Onun bu hatası, şu hatası var' deyip de birbirimizi yargılama süreciyle yola çıkarsak gemiyi deleriz. Battığımız zaman da geminin içindeki hepimiz helak olur, gideriz. Onun için biz devlete sahip çıkmak mecburiyetinde ve de mükellefiyetinde olan insanlarız. Huzurun, saadetin, maddi ve manevi kalkınmanın olabilmesi için devlet ve milleti kaynaşmasının zaruretine inanıyoruz."

"Sivil ve asker de bir bütündür. Ama farkındaysanız asker dendiği zaman tüyler diken diken oluyor. Ben, 'şu haklıdır, bu haksızdır' demiyor, bir tablo göstermek istiyorum. Asker dediğin evlat, benim çocuğumdur, yeğenimdir, torunumdur, senin kardeşindir, ağabeyindir. O halde asker ile sivil kardeş, bir ve beraber olacak. Yediden yetmişe bir vücudun organları gibi kimimiz el, kimimiz göz, kimimiz ayak, kimimiz kulak, kimimiz beyin, kimimiz kalp olarak bir bütün olma seferberliği için yola çıktık. Bu mantıkla yola çıkmak, birbirimize sarılmak şarttır. Yoksa iki insan bir yerde kardeş olamaz, huzur içinde bulunamazsa ne kadar büyük imkana sahip olursa olsun onların yapacağı hiç bir şey yoktur. Biz, birbirimizi için çok mukaddesiz. Çok muazzeziz. Biz, çok farklı bir milletiz. Peki niçin bu hale geldiğimizi düşünmeyecek miyiz? Onu da düşünecek, sualini kendi kendimize soracağız. Ama bu fitne döneminde değil. Evladın annesini, babanın çocuğunu sevmediği, saymadığı, sahip çıkmadığı bir ortamdan kurtulup dağdaki çobandan şehirdeki eşkiyaya kadar yediden yetmişe herkesin birbirine sahip çıktığı bir ülke, bir bütünlük haline geleceğiz ki o zaman yapacağımız işte bir bereket ve güzellik olabilsin."

EKONOMİDE DO?RU TEŞHİSİN ÖNEMİ

Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik ekonomik krize de değinen Prof. Dr. Haydar Baş, "Biz bu işi hem de onların bilmeyeceği, hayallerinin ulaşamayacağı kadar biliyoruz. Eğer beni dinlemiş olsalardı, gerçekten, 24 saatte ülkenin ekonomik problemlerini aşarlardı" diyerek bu kadar iddialı konuşmasının sebebini şöyle izah etti:

"Çünkü ben, hastalığı çok iyi görüyorum, tanıyorum da ondan konuşabiliyorum. Bu arkadaşlar, hastalığı tanımıyorlar. Tedavi yapacaklar, ortada mikrobu bilmiyorlar. Veya verem hastasını kanser ilaçları ile, grip hastasını verem ilaçları ile tedavi etmeye çalışıyorlar. Evvela doğru teşhis şarttır. Bu kardeşlerimiz ise bugüne kadar teşhisi yapamadılar. Onun için ne kadar tedbir alırlarsa alsınlar tedavi yapmaları mümkün değildir."

"İki sene evvel ne söyledi isek yine aynısını söylüyoruz. O zaman, 'enflasyon düşmez' dedik. Türkiye'de olan enflasyon talep enflasyonu değildir. Maliyet enflasyonudur. Şimdi farkındaysanız bu vergiler artacak deniliyor. Vergilerin çoğaldığı yerde sen 'enflasyon düşecek' diyorsan ya bu işi bilmiyorsun, yahut da bildiğin halde milleti kandırıyorsun, demektir. Halbuki enflasyonu düşürmek için mutlak surette maliyeti, yani vergileri, hammadde giderlerini, kredi faizlerini düşürmemiz lazımdır. Kredi faizlerini, vergileri arttıracak, sonra da ucuzluk yapacaksın; bu mümkün müdür? Bu durumda Derviş değil, Derviş'in şeyhi de gelse bir şey yapamaz."

PARA POLİTİKASINDA AKIL ALMAZ ÇARPIKLIK

Ekonomik sahadaki iç açıcı olmayan durumu anlatırken para politikasına da değinen Prof. Dr. Haydar Baş, bu konudaki uygulama çarpıklığına şöyle işaret etti:

"Dünyada her devletin kendi milli parası vardır. Bu paralarının ne kadarı tedavülde bulunduğu çok önemlidir. Mesela İngiltere'de bu miktar yıllık milli gelirinin % 35'idir. Almanya'da % 34'dür. Fransa'da aşağı yukarı aynıdır. Amerika'da ise bu miktar % 100'ün de üzerindedir. Yıllık milli geliri 1 katrilyon ise piyasada dolaşana parasının miktarı da bir katrilyondur. Türkiye'de ise tedavülde olan para miktarı milli gelirimizin % 2'sidir. Gerçek bu iken adam geliyor bana ekonomi biliyorum diye kendini satıyor. Ben rakamlarla konuşuyorum. Akadamisyenleri, tüccarları, TÜSİAD'ı, kim gelirse gelsin, 'hodri meydan!' diyorum. Ben miting meydanlarında, 'gelin düzeltelim' diyorum. Onlar ise kaçıyorlar. Bu vatan elbette benimdir. Ben şehit torunuyum. Ben bu ülkeye sahip çıkamayacağım, bu insana sahip çıkamayacağım da nereye sahip çıkacağım? Allah bunun hesabını bana sormaz mı? Elbette sahip çıkacağım. Onun için hasta hasta, sakat sakat buraya geldim."

"Sayın Başbakan'la, Sayın Derviş'le oturup konuşmak isterdim. Türkiye'de dolaşan para milli gelirin % 2'sidir. Dünyada bu % 34-35, asgari % 30'dur. Peki bu aradaki boşluğu nasıl dolduracaksınız? Hileler, oyunlar işte burada dönüyor. Bu oyunları biz gördüğümüz için de hiç benim tarafıma dönüp bakmıyorlar. Sendikasyon kredileri adı altında dış dünyadan bankalara krediler alıyorlar. Alınan bu kredilere devlet ve milletin yılda ödediği miktar şu andaki bütçenin % 45'idir. Yani 100 katrilyon bütçemiz varsa, yılda 45 katrilyon TL'yi faiz olarak veriyoruz. Dolaşması gereken para tedavülde dolaşmadığı için biz bu kadar parayı meccanen ecnebilere peşkeş çekiyoruz. '2002 yılında enflasyonu düşüreceğiz', deniliyor. Ama 2002 yılına 45 katrilyon faiz borcuyla giriyoruz. 45 katrilyonla 2002 yılına giren bir devlet bu yılda enflasyonu nasıl düşürecek ki? Siz kimi kandırıyorsunuz? Onun için diyorum ki bu adamlar ya ekonomiyi bilmiyorlar, ya dünyayı kandırıyorlar. Yahut da bildikleri halde yalan konuşuyorlar. Bu 45 katrilyonun ödenmesi lazım. Ödemek için istesen de istemesen de senden vergi alacaklar. Verdiğimiz vergiler ise faize gidiyor. Millet menfaatine tek kuruş bir faide elde edilemiyor. Bu yanlış sisteme bağlı olmak adına bu kadar zararı, bu kardeşlerimiz, milletin sırtına semer olarak koyuyor ve de bundan vazgeçmiyorlar. Vazgeçmek istese de IMF öyle bir yakalamış ki; 'Benim dediğimin dışına çıkamazsın' diyor. İşte biz bu noktada 'IMF'ye öyle geriye dön, marş marş demek lazım ki ne oldu, nasıl oldu deme imkanını elde edemesin' diyoruz."

ESARETE SON VERMENİN YOLU

IMF'ye bağımlılıktan ülkenin kurtarılması ile birlikte Türkiye'nin ihtiyacı olan paranın nereden, nasıl bulunacağı konusunda Prof. Dr. Haydar Baş özetle şunları söyleyerek konuşmasını bitirdi:

"Ben zaten milli gelirimin % 30'unu para olarak basmamışım. Onun için emisyonu genişleteceksiniz. Ayrıca yılda 30 katrilyonluk da kuyudata girmeyen gelirimiz var. Bunu da işin içerisine koyarsak şu anda T. C. Devletinin en az 50 katrilyon TL basması gerekir. Bunu bastığınız zaman piyasada para deniz haline gelir. Bu bir matematiktir. O zaman işçiden niye vergi alacaksın? 'Haydar Hoca vergi almayacak' diyorlar. Vallahi de almayacağım, billahi de almayacağım. Memurdan vergi alınmayacak. Vallahi de alınmayacak, billahi de alınmayacak. Ben bu işin ruhunu biliyorum. Onların elini öptüğü ağabeyleri Batılılar bu konuda benim elimi öpmüşlerdir. '100 milyardan da vergi almayacağız' demiştik. O da şimdilik kaydıyladır. Onların bıraktığı bir takım yükler vardır. Bu yükleri bir senede, bilemediniz iki senede devreden çıkarttığınız zaman ben Koç'tan da Sabancı'dan da vergi almayacağım. Onun için rahat etsinler. Biz, insanları cendereye koyup preslemek için var olan insanlar değiliz. Biz medeni bir milletiz. İnsanlığı, iffeti, haysiyeti, şecaati, merhameti, rifkati, adaleti bütün insanlığa göstermiş bir ecdad nesliyiz."

"Şimdi bir tanesi çıkmış, 'Onlar IMF'nin şartlarını niye yerine getirmediler. Biz, kamçı yemeden yerine getireceğiz' diyor. Ondan sonra da milleti kurtaracak. Senelerce fanatik cümleler seçtik. Küt diye kafayı duvara vurduk. Sonra millete döndük, "Ne bu asker, ne bu devlet bize hiç bir hak tanımıyor. Gel Avrupa'ya gidelim" dedik. Avrupa Birlikçisi olduk. Peki zamanında adam olsaydın netice böyle olur muydu? Sen dün ne yaptın ki bu gün ne yapacaksın? Sakın ha aldanmayın. Vallahi bir şey yapacakları yok. Onlar yine yanlış üzere amel edip icra-i faaliyette bulunuyorlar. Bunlar bu yanlışı da bilmiyorlar. Niye devleti küçültmek istiyorlar? Devlet, bunların emelleri önünde bir engel. Onun kalkması lazım ki her tarafa ellerini soksunlar. Merkez Bankası özerkleşti. Koskocaman T.C. Devleti, kendi Türk Lirasını kendi iradesi ile basamıyor. Allah aşkına bu esaret değil de nedir? Onun için IMF'ye marş marş git diyeceğiz."

Kılıçdaroğlu CHP'de grup kürsüsüne dönüyor, Özel'in 'grup başkanlığı iptal edilebilir'

Mutlak butlan kararıyla CHP'de genel başkanlık görevine geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu'nun partinin 9 Haziran'daki grup toplantısına başkanlık edeceği duyuruldu

07.06.2026 16:37:00
Haber Merkezi
Kılıçdaroğlu CHP'de grup kürsüsüne dönüyor, Özel'in 'grup başkanlığı iptal edilebilir'
Kılıçdaroğlu CHP'de grup kürsüsüne dönüyor, Özel'in 'grup başkanlığı iptal edilebilir'
Kılıçdaroğlu'nun Basın Danışmanı Atakan Sönmez, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, CHP'nin Meclis Grup Toplantısı'nın Kılıçdaroğlu'nun başkanlığında 9 Haziran Salı Günü saat 13.30'da gerçekleştirileceğini belirtti.

CHP mutlak butlan kararı sonrasındaki ilk grup toplantısını Özgür Özel başkanlığında 2 Haziran'da yapmıştı.

21 Mayıs'taki mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu partiye genel başkan olarak döndü. Özgür Özel ise CHP'nin TBMM'deki Grup Başkanı olarak seçildi. Partide ikili bir yapı oluştu.

Kılıçdaroğlu kanadından yapılan son açıklamada Özgür Özel'in grup başkanlığının da iptal edileceği duyuruldu.

Yeni atanan CHP sözcüsü Müslüm Sarı, grup başkanlığı seçiminin "usulsüz" olduğunu savundu ve "Genel başkanın bilgisi dahilinde olmayan bir seçim yapılabilir mi, grup başkanı genel başkana bağlı olarak çalışılır" dedi.

Konuyla ilgili 6 Haziran'da konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, CHP'nin grup toplantısını genel başkan liderliğinde yapmasının önünde yasal bir engel olmadığını söyledi.

Reyhanlı saldırısı davasında karar: 3 sanığa 53'er defa ağırlaştırılmış müebbet

Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde 53 kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırılara ilişkin karar davasında; mahkeme 3 sanığı 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 3 bin 921 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Gerçekleştirilen terör saldırısında evladını ve kardeşini Hatice Kübra Erboz, suçluların cezalarının alması kendilerinin yüreklerine su serptiğini belirterek, "Suçluların da kendi çocukları öldüğü gibi onlar da idam olsa da onların öldüğünü görseydik ama onların ömür boyu hapiste olması bizi sevindirmeye yetti" dedi

06.06.2026 11:28:00
İHA
Reyhanlı saldırısı davasında karar: 3 sanığa 53'er defa ağırlaştırılmış müebbet
Reyhanlı saldırısı davasında karar: 3 sanığa 53'er defa ağırlaştırılmış müebbet
Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleştirilen terör saldırılarında 53 vatandaş hayatını kaybederken birçok vatandaş yaralandı. Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilen bombalı saldırılara ilişkin, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Memet Gezer, Temir Dükancı, Cengiz Sertel ve Mohammad Dib Korali cezaevlerinden SEGBİS aracılığıyla katıldı. Esasa ilişkin son savunmalarında sanıklar, saldırıyla bağlantılarının bulunmadığını ileri sürdü. Beyanların ardından hükmünü açıklayan mahkeme, sanıklar Memet Gezer, Temir Dükancı ve Cengiz Sertel'i "devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçundan bir kez, 5'i çocuk 52 kişinin öldürülmesi suçundan ise 52 kez olmak üzere toplam 53 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum etti.






Mahkeme ayrıca, sanıklara 28'i çocuk 130 kişiyi "öldürmeye teşebbüs" suçundan 2 bin 600 yıl, terör örgütü faaliyeti kapsamında "izinsiz patlayıcı bulundurmak" suçundan 13 yıl 4 ay, mağdurlara yönelik "duyu organları zarar görecek şekilde yaralama" suçundan 13 yıl 6 ay, bir kadının çocuk düşürmesine yol açacak şekilde yaralanması suçundan 20 yıl 3 ay, 3 kişiye yönelik "basit yaralama" suçundan 20 yıl 3 ay, 134 mağdura yönelik "mala zarar verme" suçundan bin 206 yıl, Reyhanlı'daki Emniyet Müdürlüğü, belediye, PTT ve notere verilen zarar dolayısıyla da "kamu malına zarar vermek" suçundan 48 yıl olmak üzere toplam 3 bin 921 yıl hapis cezası verildi. Heyet, sanık Mohammad Dib Korali ile firari sanıklar Omar Alkhatıp ve Mihraç Ural hakkındaki dosyaların ayrılmasına karar verirken, tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devamına hükmetti.








Reyhanlı ilçesinde bombalı saldırıda hayatını kaybeden 2 yaşındaki Fatmanur Erboz ve teyzesi Nadire Kuvvet'in ailesi 13 yıldır buruk acıyla yaşıyor. Evladını ve kardeşini bombalı saldırıda kaybeden Hatice Kübra Erboz, suçluların cezalarının alması kendilerinin yüreklerine su serptiğini belirterek, "Suçluların da kendi çocukları öldüğü gibi onlar da idam olsa da onların öldüğünü görseydik ama onların ömür boyu hapiste olması bizi sevindirmeye yetti" dedi.








"Suçluların da kendi çocukları öldüğü gibi onlar da idam olsa da onların öldüğünü görseydik ama onların ömür boyu hapiste olması bizi sevindirmeye yetti"

Kızının ve kardeşinin katillerinin ceza alması yüreklerine su serptiğini belirten Hatice Kübra Erboz, "Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs patlamasında ablam Nadire Kuvvet ve kızım Fatma Nurel'i kaybettim. Suçluların ceza almasını duyduğumda çok sevindim. Sevinçten hatta ki ağladım, adalet yerini buldukça yüreğimize bir damla su serpiliyor. Tabii ki ölenler geri gelmiyor ama gene de bu sevinç bizi ağlatmaya, bizi sevindirmeye ve yüreğimi de su serpmeye yetiyor. Ülkemizde idam cezası olmadığı için bu ceza adaletimize göre yeterli oldu. Biz de kabul etmek zorundayız. Keşke onlar da bizim çocuklarımızın öldüğü gibi onlar da idam olsa onlar da ölse, onların öldüğünü görsek, acı çektiğini görsek ama maalesef adalet sistemiz de böyle bir şey olmadığı için; onların ömür boyu hapiste olması, demir parmaklıklar haricinde olması, hücrede olması bizi sevindirmeye yetti. Türk adaletine güveniyoruz. 13 yıl boyunca Ankara'ya gidip geldik. Mahkemeye takip ettim. Kendim katıldım. Mahkeme sürecini yakından takip ettim. Bu yüzden 53 defa müebbet almaları sevindirdi. Umarım ki en kısa zamanda dışarıda olan sanık Miraç Ural'da yakalanır ve gerekli cezayı alırlar. Bence aydınlatıldığını düşünüyorum. Çünkü MİT'imiz, askerimiz, polisimiz 13 yıldır didik didik aradılar. Suçluları ne yapmak istediklerini, çözdüklerini düşünüyorum. Türk adaletine güveniyoruz. Zaten bu bizi bir nebze rahatlatmıştı. Eninde sonunda adaletin yerini bulacağına inanıyordum, çok şükür yerini buldu ve çok sevinçliyiz. Ben ve bütün şehit aileleri devletimize teşekkür ederiz. Ülkemizi bölmek isteyenler şehrimizi karıştırmak isteyenlere fırsat vermedik. Hiçbir zaman vermeyiz. İnşallah ülkemizde bir daha böyle sorunlar yaşanmaz. Hiçbir anne evladıyla, hiçbir eş eşiyle, hiçbir çocuk anne babasıyla sınanmaz diyorum. Bu son olur. Ben ablam ve çocuğumu kaybettim. İki acı birden yaşadım. Rabb'im hiç kimseye böyle acı yaşatmasın" ifadelerini kullandı.






ATM'de unutulan kart işlemlerinden kullanıcı sorumlu

Avukat Kübra Pekel, ATM'de unutulan banka kartlarından yapılacak olan işlemlerden kart sahibinin sorumlu tutulacağını söyleyerek, "Kartın olmadığını fark ettiğimizde vakit kaybetmeden bankaya bildirmeliyiz" dedi

06.06.2026 11:00:00 / Güncelleme: 06.06.2026 11:04:51
İHA
ATM'de unutulan kart işlemlerinden kullanıcı sorumlu
ATM'de unutulan kart işlemlerinden kullanıcı sorumlu
Hukuki olarak kartın kaybolduğu fark edildiği anda bankaya bildirim yapılması gerektiğini söyleyen Kübra Pekel, "ATM'de kart unutmak hepimizin başına gelebilecek çok insani bir durum. Burada genel olarak hani en fazla kartım yutulur yenisini çıkartırım şeklinde düşünüyoruz çoğumuz fakat madalyonun arka tarafı bu kadar da masum değil. Şimdi hukuksal olarak çok net bir gerçekliğin altını çizmek durumundayım. ATM'de unuttuğunuz kartı bankaya anda bildirmezseniz o andan itibaren yapılan işlemlerin çoğunluğundan veyahut da kötü niyetli harcamaların çoğunluğundan siz sorumlu tutulursunuz. Peki hukuk bu konuda ne diyor' 5464 sayılı banka kartları ve kredi kartları kanunu şu şekilde söylüyor, kartın kaybolması veya çalınması halinde durumu derhal bankaya bildirme yükümlülüğümüz bulunmaktadır. Eğer bu bildirimi yapmazsanız kartı bulan kötü niyetli kişilerin yapmış olduğu harcamalardan ağır kusurunuz olduğu gerekçesiyle sorumlu tutulursunuz. Yargıtay'ın yerleşik kararları da bu yöndedir. Hukuken bildirimde bulunmadığımız her dakika sizin aleyhinize işlemektedir. Burada en önemli nokta bildirim süreniz. Sizin bu noktada yani yapılan harcamayı ilk fark ettiğiniz anda veyahut da kaybolduğunu fark ettiğiniz ilk anda anında bildirimde bulunmanız gerekiyor. Hukuk bunu 24 saat ile sınırlamış olabilir ama bu somut olaya göre değişmekte oluyor" dedi.



"Hızlı bildirim fazla kayıp olmasını engeller"

Pekel, hızlı yapılacak bildirimlerin daha fazla maddi kayıp olmasını engelleyeceğini söyleyerek, "Sizin bu durumu ilk fark ettiğiniz anda anında bankaya ihbarda bulunmanız gerekiyor. Vatandaşlarımızın ATM işlemleri sonrasında kartlarını mutlaka kontrol etmeleri, mobil bankacılık bildirimlerini açık tutmaları ve şüpheli bir durumda vakit kaybetmeden bankaya başvurmaları gerekmektedir. Çünkü hızlı yapılan bildirim hem maddi kaybın büyümesine hem de daha sonrasında olması muhtemel bir hukuki süreçte hak kaybına uğramalarını engellemektedir. Cüzdanınızı kontrol ettiğinizde kartınızı göremediğiniz anda evde mi unuttum, arabada mı bıraktım şeklinde düşünmek yerine zaman kaybetmeden ilk iş olarak bankanızı arayın ve kartınızı bloke ettirin. Unutmayın hukuk haklarını arayanları korur, ihmal edenleri değil" ifadelerini kullandı.

İstanbul'da organize suç örgütlerine operasyon: 27 gözaltı

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından İstanbul genelinde silahlı saldırı ve tehdit suçları işleyen 2 suç örgütüne operasyon düzenlendi

06.06.2026 10:30:00
İhlas Haber Ajansı
İstanbul'da organize suç örgütlerine operasyon: 27 gözaltı
İstanbul'da organize suç örgütlerine operasyon: 27 gözaltı
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından İstanbul genelinde silahlı saldırı ve tehdit suçları işleyen 2 suç örgütüne operasyon düzenlendi. Operasyon kapsamında 27 şüpheli gözaltına alındı.

Bakırköy ve Beykoz Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde, 6 Haziran tarihinde sabah saatlerinde gerçekleştirilen operasyonda; Ataşehir, Bakırköy, Beykoz, Esenyurt ve Eyüpsultan başta olmak üzere Avrupa ve Anadolu yakalarında örgütlü şekilde suç faaliyetlerinde bulundukları, iş yerlerine yönelik silahlı saldırı, tehdit ve benzeri olayları organize ettikleri tespit edilen iki ayrı suç örgütüne yönelik çalışma yürütüldü.

Çalışmalar kapsamında örgütlerin hiyerarşik yapıları, faaliyet alanları ve irtibat ağları deşifre edilirken, çeşitli olaylarla bağlantıları tespit edilen 27 şüpheli yakalandı.

Öte yandan, yapılan aramalarda 7 adet ruhsatsız tabanca, çok sayıda fişek ve bir miktar uyuşturucu ele geçirildiği öğrenildi.

Konuyla ilgili gerçekleştirilen operasyon kapsamında yürütülen tahkikat işlemlerinin devam ettiği belirtildi.

LGS için son bir hafta!


 
Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), 13 Haziran Cumartesi günü düzenlenecek Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınav, yurt içi ve yurt dışında toplam 1 milyon 22 bin 658 öğrencinin katılımıyla yapılacak.

06.06.2026 10:23:00
AA
LGS için son bir hafta!
LGS için son bir hafta!

14 Haziran Pazar günü yapılacağı duyurulan LGS merkezi sınavının tarihi, aynı gün A Milli Futbol Takımı'nın 2026 FIFA Dünya Kupası'nda Avustralya milli takımıyla oynayacağı müsabakanın bitiş saatinin, sınav başlangıç saatiyle çakışması nedeniyle bir gün öne alınmıştı. Bu doğrultuda merkezi sınav, 13 Haziran'da yurt içi ve yurt dışı sınav merkezlerinde yapılacak. İki oturumdan oluşan sınavın ilk oturumu saat 09.30'da, ikinci oturumu ise saat 11.30'da başlayacak. Merkezi sınav, yurt içinde 81 il ve 920 ilçede, 4 bin 244 binada 1 milyon 22 bin 104 öğrenci, yurt dışında ise 8 ülke ve 11 sınav merkezinde 554 öğrenci olmak üzere toplam 1 milyon 22 bin 658 adayın katılımıyla gerçekleştirilecek.

12 Haziran'da okullar tatil

LGS kapsamındaki merkezi sınavın sağlıklı şekilde yürütülmesi ve sınav öncesinde bina ve çevresinin temizlik, hijyen ve fiziki şartlar bakımından sınava hazır hale getirilmesi, sınav salonlarının numaralandırılması ve gerekli yönlendirme levhalarının yerleştirilmesi gibi okul hazırlıklarının tamamlanabilmesi adına 12 Haziran Cuma günü idari tatil ilan edildi. LGS kapsamındaki merkezi sınavda güvenliğin artırılması amacıyla, sınav binalarının girişlerinde üst arama kontrolünün sağlanması, toplantı odalarında ise sınav evraklarının salon görevlilerine dağıtım süreçlerinin izlenebilmesi için yapay zeka destekli altyapıya sahip kamera kurulumu gerçekleştirilecek.

Beslenme paketi verilecek

Bakanlıkça alınan karar doğrultusunda öğrencilere ilk kez sözel ve sayısal oturumları arasındaki dinlenme süresinde beslenme ihtiyaçlarını karşılamak, sınav kaygısını azaltmak ve motivasyonu artırmak amacıyla kuru meyveli yulaf bar, ceviz, kuru üzüm ve sudan oluşan beslenme paketi dağıtılacak. Beslenme paketi, sınav başvuru esnasında velisi tarafından talep edilen öğrencilere dağıtılacak ve öğrenciler, beslenme paketi talep durumlarına göre okullara yerleştirilecek.
Beslenme paketi istemeyen öğrenci sayısının 40'ın altında olduğu ilçelerde ise bu öğrenciler, beslenme paketi isteyen öğrencilerle aynı binalarda ancak farklı salonlarda sınava girecek.

Sonuçlar 10 Temmuz'da açıklanacak

Sınav sonuçları, 10 Temmuz'da "www.meb.gov.tr" adresinden ilan edilecek. Sınav sonuç belgeleri posta yoluyla gönderilmeyecek. Tercihlere esas kontenjan tabloları da aynı tarihte yayımlanacak. Tercih işlemleri, 13-24 Temmuz'da yapılacak. Yerleştirme sonuçları ve boş kontenjanlar 5 Ağustos'ta ilan edilecek. Yerleştirmeye esas 1. ve 2. nakil tercih başvuruları ve sonuçları ise 5-14 Ağustos'ta gerçekleştirilecek.

Erzurum'da hurdaya dönen araç 3 kişiye mezar oldu


 
Erzurum'un Karayazı ilçesinde hafif ticari aracın devrilmesi sonucu 3 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.

06.06.2026 10:03:00
AA
Erzurum'da hurdaya dönen araç 3 kişiye mezar oldu
Erzurum'da hurdaya dönen araç 3 kişiye mezar oldu

Erzurum'un Karayazı ilçesinde hafif ticari aracın devrilmesi sonucu 3 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.
E.İ'nin (58) kullandığı 34 NHZ 027 plakalı hafif ticari araç, Aşağı İncesu mevkisinde yoldan çıkarak araziye devrildi.

İhbar üzerine kaza yerine sağlık, itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi.
Araçtaki H.M. (67) ve N.İ. (52) ile 2 yaşındaki Y.A.M. hayatını kaybetti. Yaralanan sürücü ile D.Y. (31), L.M. (39) ve Z.P. (57) kentteki hastanelere kaldırıldı.

Ramazan Bayramı’nda gözaltına alınmıştı

Kamu kurumlarındaki yolsuzluk iddiaları, usulsüzlükler ve tarikat-vakıf ilişkilerine yönelik haberleriyle tanınan BirGün Gazetesi muhabiri İsmail Arı, tutukluluğunun 75. gününde hakim karşısına çıktı

05.06.2026 18:41:00
Haber Merkezi
Ramazan Bayramı’nda gözaltına alınmıştı
Ramazan Bayramı’nda gözaltına alınmıştı
Kamu kurumlarındaki yolsuzluk iddiaları, usulsüzlükler ve tarikat-vakıf ilişkilerine yönelik haberleriyle tanınan BirGün Gazetesi muhabiri İsmail Arı, tutukluluğunun 75. gününde hakim karşısına çıktı. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen ilk duruşmada mahkeme heyeti, Arı'nın tahliyesine karar verdi.

Duruşma salonuna alkışlarla giren İsmail Arı, savunmasında kamu kaynaklarının vakıflara aktarılmasına dair yaptığı haberlerin arkasında durdu.

Gazetecilik suç değildir



Arı savunmasında, "Bana yaşatılan eziyeti sağır sultan duydu, bir tek yargı makamları duymadı. Gazetecilik suç değildir, beraatımı talep ediyorum" ifadelerini kullandı. Duruşma savcısı, delillerin henüz toplanmadığı gerekçesiyle tutukluluğun devamını talep etse de mahkeme heyeti Arı'nın tahliyesine hükmederek davayı 9 Ekim'e erteledi.

Tokat'ta gözaltına alınmıştı

Gazeteci İsmail Arı, bayram tatili için gittiği Tokat'ta gözaltına alınmış ve 23 Mart 2026 tarihinde Ankara'da tutuklanarak Sincan Cezaevi'ne gönderilmişti.

İddianamede, Arı'nın BirGün TV'deki açıklamaları ile sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "gizliliğin ihlali" suçlamalarıyla 8 yıl 3 aya kadar hapis cezası isteniyordu.

Madenciler haklarını söke söke aldı

Eskişehir'de aylardır hakları için direnen Doruk Madencilik işçileri, kararlı mücadeleleri sonucunda tüm taleplerini kabul ettirerek tarihi bir zafer kazandı

05.06.2026 18:00:00
Haber Merkezi
Madenciler haklarını söke söke aldı
Madenciler haklarını söke söke aldı
Eskişehir Mihalıççık'ta bulunan Doruk Madencilik'te çalışan işçilerin aylardır kararlılıkla sürdürdüğü hak arama mücadelesi zaferle sonuçlandı. Şirketin yasadışı dayatmalarına, baskılarına ve sözlerine karşı yalnızca kendi iradelerine ve emek dayanışmasına güvenen madenciler, tüm haklarını söke söke aldı.

Direniş boyunca yeraltında açlık grevleri yapan, yerüstünde nöbet tutan ve seslerini tüm Türkiye'ye duyuran maden işçileri, gasp edilen kıdem ve ihbar tazminatlarını, yıllık izin ücretlerini, Toplu İş Sözleşmesi (TİS) farklarını ve yasadışı zorunlu ücretsiz izne çıkarıldıkları döneme ait tüm maaş alacaklarını hesaplarında gördü.

Gelecek haklar da güvence altında

Kazanılan zafer sadece geçmiş alacakların ödenmesiyle sınırlı kalmadı. İşçilerin hak kaybı yaşamaması için sendika, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve şirket yönetimi arasında sıkı bir denetim mekanizması kuruldu. Hesaplamalarda oluşabilecek en ufak eksiklik veya yanlışlık bu mekanizma üzerinden anında düzeltilecek.

Ayrıca Bakanlığın sendikal hak ihlalleri ve zorunlu ücretsiz izin uygulamasına yönelik başlattığı resmi teftiş süreci de devam ediyor. Varılan kesin mutabakata göre, teftiş sonucunda işçiler lehine ortaya çıkabilecek her türlü fazladan hak ve alacak, şirket tarafından hiçbir itiraz öne sürülmeksizin derhal ödenecek.

"Hiçbir söze kanmadık, dayanışmayla kazandık"

Direnişi örgütleyen sendika tarafından yapılan açıklamada, madencilerin bu süreçte gösterdiği çelikten iradeye vurgu yapıldı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Hiçbir söze kanmadık, yalnızca irademize ve dayanışmaya inandık. Bizimle yürüyen halkımıza, madenci dostlarına teşekkür ederiz. Birlikte direndik, birlikte kazandık!"

Direniş ateşi Edirne'ye taşınıyor

Doruk Madencilik'te kazanılan bu tarihi zafer, Türkiye genelinde hak mücadelesi veren diğer işçilere de büyük bir umut ve moral oldu. Ankara'daki görüşmeleri yürüten işçi heyeti ve sendika temsilcileri, Eskişehir'deki zaferin ardından hiç vakit kaybetmeden rotayı Edirne'ye çevirdi.

Heyet, Edirne'de sendika öncülüğünde 15 gündür benzer hak gasplarına karşı direnen Özşen Madencilik işçilerine destek vermek ve mücadeleyi büyütmek üzere yola çıktı. Maden işçileri, "Köleliğe karşı her daim, her yerde mücadele edeceğiz" diyerek direniş ateşini Edirne'ye taşıyacaklarını ilan etti.

Reyhanlı'daki terör saldırısı davasında karar açıklandı

Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te 53 kişinin yaşamını yitirdiği bombalı saldırılarla ilgili aralarında THKP-C/Acilciler terör örgütünün elebaşı Mihraç Ural'ın da bulunduğu 6 sanığın yargılandığı davada karar açıklandı

05.06.2026 16:50:00
Anadolu Ajansı
Reyhanlı'daki terör saldırısı davasında karar açıklandı
Reyhanlı'daki terör saldırısı davasında karar açıklandı

Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Memet Gezer, Mohammad Dib Korali, Temir Dükancı ve Cengiz Sertel bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden katılırken, taraf avukatları salonda hazır bulundu.

Mahkeme Başkanı, sanık Korali'ye baro tarafından atanan avukatın duruşmaya iki saat kala görevden çekildiğini ve yeni görevlendirilen müdafinin savunma için süre talep ettiğini söyledi.

Başkan, davanın karar aşamasına gelmesi, tutukluluk süreleri, katılan tarafların Hatay'dan gelmesi ve sanıkların getirilmesi gibi yoğun duruşma hazırlıkları ile usul ekonomisini dikkate alınarak yargılamanın gecikmemesi amacıyla sanık Korali'nin dosyasının ana davadan ayrıldığını bildirdi.

Son sözü sorulan sanıklar, terör saldırısıyla ilgilerinin bulunmadığı öne sürdü.

Avukat beyanlarının ardından kararını açıklayan mahkeme, sanıklar Memet Gezer, Temir Dükancı ve Cengiz Sertel'i, "devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak" suçundan bir kez, 5'i çocuk 52 kişiyi öldürmek suçundan da 52 kez olmak üzere toplamda 53 kez "ağırlaştırılmış müebbet" hapis cezasına çarptırdı.

Ayrıca, sanıklara 28'i çocuk 130 kişiyi "öldürmeye teşebbüs" suçundan 2 bin 600 yıl, terör örgütü faaliyeti kapsamında "izinsiz patlayıcı bulundurmak" suçundan 13 yıl 4 ay, mağdurlara yönelik "duyu organları zarar görecek şekilde yaralama" suçundan 13 yıl 6 ay, bir kadının çocuk düşürmesine yol açacak şekilde yaralanması suçundan 20 yıl 3 ay, 3 kişiye yönelik "basit yaralama" suçundan 20 yıl 3 ay, 134 mağdura yönelik "mala zarar verme" suçundan bin 206 yıl, Reyhanlı'daki Emniyet Müdürlüğü, belediye, PTT ve notere verilen zarar dolayısıyla da "kamu malına zarar vermek" suçundan 48 yıl olmak üzere toplam 3 bin 921 yıl hapis cezası verildi.

Mahkeme, avukatı süre isteyen sanık Korali'nin yanı sıra firari sanıklar Omar Alkhatıp ile Mihraç Ural'ın dosyasının ayrılmasına karar verdi.

Kararla birlikte sanıkların tutukluluk halinin devamına hükmedildi.

Davanın geçmişi

Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te 53 kişinin hayatını kaybettiği ve çok sayıda kişinin yaralandığı iki ayrı bombalı terör saldırısı olmuştu. Reyhanlı Belediyesi yanı ile PTT binası önünde düzenlenen patlamalarda 912 konut, 891 iş yeri ve 148 araç zarar görmüştü.

Güvenlik gerekçesiyle Ankara'ya nakledilen Reyhanlı saldırısı davasında karar 23 Şubat 2018'de açıklanmıştı. Buna göre, bombalı eyleme ilişkin yargılaması süren 33 kişiden 9'u ağırlaştırılmış müebbet hapis, 13'ü ise çeşitli süreli hapis cezalarına çarptırılmıştı.

Mahkeme, THKP-C/Acilciler terör örgütünün elebaşı Mihraç Ural'ın da arasında bulunduğu firari sanıkların dosyasını ayırmıştı.

MİT operasyonuyla Suriye'den getirilen Reyhanlı saldırısının planlayıcılarından firari Yusuf Nazik, 24 Eylül 2018'de tutuklanmıştı.

Nazik, 13 Mayıs 2019'da Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesince "devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak"tan bir kez, 5'i çocuk 52 kişiyi öldürmek suçundan da 52 kez olmak üzere toplamda 53 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

Davanın firari sanıklarından Mehmet Gezer de 30 Haziran 2022'de ABD'den getirilerek "kasten öldürme" ve "devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma" suçlarından Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesince 7 Temmuz 2022'de tutuklanmıştı.

Saldırının sorumlularından kırmızı bültenle aranan Cengiz Sertel de 14 Aralık 2024'te MİT Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, Hatay Emniyet Müdürlüğü ekiplerince yakalanmıştı.

Firari sanıklardan Mohammad Dib Korali 14 Ocak 2025, Temir Dükancı da 25 Şubat 2025'te MİT Başkanlığının operasyonlarıyla Suriye'de yakalanmıştı.

Dosyada sanıklar Omar Alkhatıp ve Mihraç Ural firari durumda bulunuyor. 

Kilis Belediye Başkanı CHP’den istifa etti

31 Mart seçimlerinde tarihi bir başarı elde eden Kilis Belediye Başkanı Hakan Bilecen, CHP Genel Merkezi’ndeki iç çekişmeleri ve destek yetersizliğini gerekçe göstererek partisinden istifa etti. Bilecen, yoluna bir süre bağımsız olarak devam edeceğini açıkladı

05.06.2026 15:10:00
Haber Merkezi
Kilis Belediye Başkanı CHP’den istifa etti
Kilis Belediye Başkanı CHP’den istifa etti
Kilis'te 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde büyük bir sürpriz yaparak Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) amblemiyle seçimi kazanan Belediye Başkanı Hakan Bilecen, partisinden istifa ettiğini duyurdu. Düzenlediği basın toplantısında sert açıklamalarda bulunan Bilecen, CHP Genel Merkezi'ndeki siyasi kargaşadan ve belediye olarak yalnız bırakılmaktan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

"Mansur Yavaş dışında kimse destek olmadı"

Başkan Bilecen, istifa kararının arkasındaki en büyük etkenlerden birinin CHP'li büyükşehir belediyelerinden bekledikleri desteği görememeleri olduğunu belirtti. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ı istisna tutan Bilecen, şu ifadeleri kullandı:

"Kilis Belediyesi olarak kapı kapı gezdik ancak Mansur Yavaş başkanımız dışında hiçbir CHP'li belediyeden destek alamadık. Şehrimize hizmet etmek için bu siyasi tıkanıklığı aşmak zorundaydık."

"Genel Merkez'deki kargaşadan bıktık"

CHP içinde süregelen kurultay tartışmalarına ve çift başlılık iddialarına da değinen Hakan Bilecen, parti içi çekişmelerin hizmet üretmeyi engellediğini savundu. Bilecen, açıklamasına şöyle devam etti:

"Genel Merkez'deki kurultay davası, 'mutlak butlan' tartışmaları, resmi ve gayriresmi genel başkanlık çekişmeleri artık Kilis'e hizmet etmemizin önüne geçmeye başladı. Biz bu siyasi kargaşanın içinde yer almak istemiyoruz. Kilis halkı bizden siyaset değil, hizmet bekliyor."

Meclis üyeleri de istifa etti

Hakan Bilecen'in istifa kararının ardından, belediye meclisinde de hareketli dakikalar yaşandı. Bilecen ile birlikte hareket eden 7 ila 8 belediye meclis üyesinin de CHP'den istifa ettiği öğrenildi. Bu toplu istifaların ardından Kilis Belediye Meclisi'ndeki dengelerin nasıl şekilleneceği merak konusu oldu.

"AK Parti dahil diğer partilerle görüşebilirim"

Siyasi geleceğine dair de açık kapı bırakan Hakan Bilecen, ilk etapta görevine "bağımsız belediye başkanı" olarak devam edeceğini vurguladı. Ancak Kilis'in menfaatleri doğrultusunda diğer siyasi partilerle temas kurabileceğini belirten Bilecen, "İlerleyen süreçte Kilis'e hizmet getirebilmek adına, aralarında AK Parti'nin de bulunduğu farklı siyasi partilerle görüşmeler gerçekleştireceğim" diyerek yeni bir siyasi hamlenin sinyalini verdi.

CHP Genel Merkezi'nin Kilis'te yaşanan bu toplu istifa dalgasına nasıl bir yanıt vereceği ise henüz netlik kazanmadı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.