Hasta olan ekonomimizin son zamanlarda ağırlaşarak yoğun bakımda cebelleştiğini gözlemlemekteyiz.
Ekonominin iyi gitmemesi halkı mutsuz edeceği gibi, iktidarın da kolanlarını yerinden sallayacağı aşikârdır. Hal bu iken insanın elinde çözümün olması ve bir şeyler yapamaması vatan sevdalısı olarak bizleri kahretmektedir.
Ülkemizde ekonomik buhran ve sıkıntının çözülmesi, dolar ateşinin düşürülerek, enflasyonun aşağıya çekilmesi bu sistemsizlikle mümkün değildir.
Dolar yükseldikçe enflasyon artacak, mutfaklar yanmaya, insanımız kavrulmaya devam edecek.
Ülkemizi yöneten iradenin yönetim felsefesinde kulaklarımızla duyduklarımız, gözlerimizle göremediğimiz için ve topu devamlı taca atmakla meşgul oldukları için ülkemiz bu hale sürüklendi.
Dolar fırladı, enflasyon aldı başını gitti. Hammadde yok, üretim aksamaya başladı. Temel gıda maddeleri el yakıyor. Bugün sattığınızı yarın aynı fiyata üretmemiz ve yerine koymanız imkânsız hale geldi. Halkımız perişan durumda can çekişmeye başladı.
Bu anlayış devam ederse fakir karnına taş bağlamaya, zengin parasına para katmaya, yandaş atkı yerine fular takmaya başlar.
Diğer taraftan ülke bu vaziyete gelmiş, "doların üzerinde küresel manipülasyon var" diyenler, "dış güçlerin oyunu" diyenler... Sanırsın küresel güçler her daim ülkemizi büyütmek, huzur, kardeşlik, birlik beraberlik içinde yaşatmak gayesinde oldular da bugün bize bunu yapıyorlar. Burada asıl olan onların ne yaptığı değil, bizim ne yaptığımızdır.
Onun için bu mantık ve mantalite ile bir arpa boyu yol alamayacağımız aşikârdır. Hamaseti bırakıp gerçeklerle yüzleşerek, ayağı yere basan politikalar ile hareket etmekten başka çaremiz yok.
Devlet halkına karşı kâr zarar hesabı yapmadan, baba devletin hâkim olduğu bir anlayışla hareket etmesi gerekir.
Emekliye maaşı verilirken lira, memura maaş verilirken lira vermek mantıklı bir olay olmasına karşın, emekli ve memura köprü ve yollardan geçerken dolar ödetmek tamamen ülkemizi bu vaziyete sürükleyen etkenler arasındadır.
Bunun dışında sistemsizliğe ek olarak ülkemizin içinin boşaltılmasıdır.
Diğer taraftan "mandacılardan kurtulmamız gerek" diyen iktidarın önüne Milli Ekonomi Modeli'ni koyuyoruz. Onu da yok sayıyor. Burada amaç galiba üzüm yemek değil gibi görünüyor.
İktidar kanadında bunlar yaşanırken muhalefetten sesler geliyor lakin ortaya plan, proje, çözüm önerisi koyan yok.
Konuşan ekonomistlerin yerine, ekonomik zorluğu yaşayan memur, işçi, çiftçi, emekli, işadamlarını dinlersek pratikte çözüm için büyük adım atmış oluruz.
Bıçak kemiğe dayanmıştır. Felsefi yaklaşımları bırakıp, matematiksel yaklaşımları baz almaktan başka çaremiz kalmadı.
Bu geminin içinde hepimiz varız. Büyük bir fırtına ile karşı karşıyayız. Bırakalım kuru inadı, elbirliği ile Milli Ekonomi Modeli'ni devreye koyalım. Yakalım ocaklarımızı, soğanla et kavuralım, şenlensin mutfaklarımız. Hep beraber üstüne içelim okkalı bir keyif kahvesi.
- Dijital tekel kıskacında Türkiye ekonomisi: Emek, kalite ve marka değil, algoritma kazanıyor / 27.01.2026
- Yarını bugünden daha zor yaşamamak: Geçim, aidiyet ve adalet / 25.01.2026
- Türk devlet geleneğinde “Kut” kavramı / 22.01.2026
- Ehli Beş perspektifi: Türkiye’nin Kurtuluş Formülü / 20.01.2026
- Millet-devlet-maneviyat dengesi: İnanç gönülde, hukuk devlette / 19.01.2026
- Haydar Baş: Bektaşilik ve Ahiliği Cumhuriyet senteziyle yeni toplumsal zemine taşımıştır / 14.01.2026
- Birlik harcının çimentosu: Hacı Bektaş-ı Veli / 10.01.2026
- Enerji, göç ve güvenlik üçgeninde Türkiye / 08.01.2026
- Atatürk, etnik kimlik gözetmeden 86 milyonun namus ve onurunu kurtardı / 03.01.2026


























































