Sizi bilemem ama beni fena halde etkiledi, sayın Gül'ün İsrail ziyareti. Bir kaç köşe yazısı ile söndürülecek bir ateş bırakmadı yüreğimin tam orta yerine.İsrail'in bombaları ile hayalet şehir haline gelen Gazze'den kaçan insanların görüntülerini seyretmiş olmalısınız. Dikkatler Lübnan üzerine yoğunlaştığı günlerde meğer İsrail ordusu Gazze'yi yerle bir etmiş. İnsanlar can korkusu ile, bombalanan mekanları bir an evvel terk etme telaşı ile buldukları otobüslere öylesine sarılmışlar ki, içleri balık istifi gibi dolu, camlardan sarkan kollar, bacaklar ve çocuklar ve çocuğunu camdan içeri sokmaya çalışan bir babanın vicdanları kanatan görüntüleri? Ve Abdullah Gül'ün Yahudi aileleri ziyareti, onları teselli edişi, onlara yardım sözü vermesi? Buna siz orantısız ilgi mi, orantısız bilgi mi diyeceksiniz? Bir yazımıza başlık yaptığımız gibi Yahudiye jest Müslümana rest mi diyeceksiniz? Şahsen uygun bir isim, yeterli bir tanım bulamıyorum.Peki Hasan Onbaşı kim ve Kudüs başlığa niye girdi derseniz, arzedeyim:Karadeniz Gazetesinden değerli ve duyarlı kardeşimiz Osman Diyadin bir yazısında, merhum tarihçi İlhan Bardakçı'nın anılarından aktarmıştı, defalarca okuyup bir kenara kaldırmıştım. Şimdi aynen aktarıyorum, görelim ki adam gibi adam nasıl olurmuş? Vatana sadakat, millete sadakat ne demekmiş:MEVKİ: Kudüs. Mekân: Mescidül Aksa. Tarih: 21 Mayıs 1972. Ben ve gazeteci arkadaşım Rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımıyla bu mübarek makamı dolaşıyoruz . Kudüs Kapalı Çarşısı'nda rüzgâr gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescidül Aksa'nın önüne kavuşturur. Mir'ac mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıble'mize yani... Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır. "12 bin şamdanlı avlu" derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 salı günü Kudüs'ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan... O isim oradan kalmadır. Sekiz-on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes Mescid'in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız. O'nu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy! İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi. Palto?... Hayır, kaput, pardesü veya kaftan... Değil. Öyle bir şey, işte. Başındaki kalpak mı, takke mi, fes mi? Hiçbirisi değil. Oraya dimdik dikilmiş. Yüzüne baktım da ürktüm. Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi! Yüzbinlerce çizgi, kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı... Yanımda İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var. Bizim eski vatandaşımız, İstanbullu. "Kim bu adam?" dedim. Lâkaydi ile omuz silkti. "Bilmem," diye cevap verdi. "Bir meczub işte. Ben bildim bileli burada dururmuş. Çakılı gibi, hâlâ duruyor ya... Kimseye bir şey sormaz, kimseye bakmaz, kimseyi görmez." KAN MI ÇEKTİ NEDİR? Nasıl, neden, niçin hâlâ bilmiyorum. Yanına vardım. Türkçe "Selâmünaleyküm baba" dedim. Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütrelenmiş gibi jiletle çizilmişçesine donuk gözlerini araladı. Yüzü gerildi. Bana, bizim o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi: - Aleykümüsselâm oğul... Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm öptüm... - Kimsin sen baba? dedim. Anlattı ki ben de size anlatacağım. Ama evvelâ biliniz. O canım devlet çökerken, biz Kudüs'ü 401 yıl 3 ay 6 günlük bir hakimiyetten sonra bırakırız. Tarih 9 Aralık 1917. Tutmaya imkân yok. Ordu bozulmuş, çekiliyor; devlet, zevalin kapısında. İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakırız. Âdet odur ki kenti zapteden galip, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz. Anlattı, dedim ya. Gerisini tamamlayayım. - Ben, Kudüs'ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden... dedi. Sustu. Sonra, elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı: - Ben, o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makinalı Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan'ım... Yarabbi! Baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi... Ellerine bir kere daha uzandım. Gürler gibi mırıldandı: - Sana, bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim edem mi? - Elbette, dedim, buyur hele... Konuştu: - Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağı'na düşerse... Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzbaşı) Musa Efendi'yi bul. Ellerinden benim için bus et (Öp). Ona de ki... Sonra, kumandanı olduğu takımın makinalısı gibi gürledi: - O'na de ki, gönül komasın. Ona de ki: "l1. Makinalı Takım Komutanı Iğdır'lı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamdır kumandanım..." Öyle yazdım. Sonra yine dinledi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından, dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 57 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen devletine küsmemişti. Hasan Onbaşı bizdendi... O halde unutulmak kaderi idi. Öyle de oldu zaten. Aramadık ki, bulalım. Bulunamazdı zaten. O ki, göklere başvermiş bir ulu selvi idi! Ve bizler ki, başımızı kaldırmış olsak bile, uzandığı feza ufkuna yetişemeyecek cılız otlara dönüşmüştük. Biz, sadece unuturduk. Unuttuğumuz diğerleri gibi o nöbet noktasındaki elmas mânâyı da unutmuştuk. Bilmem şu an ne yapıyorsunuz sevgili dostlar? Ben sizlere, Onbaşı Hasan'ı takdim ederim.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Dağlar gram gelir yanında senin / 12.01.2026
- Değirmende ezberlediğim Kur’an ayetleri / 10.01.2026
- Son yaprak kopacak elbet birazdan / 02.01.2026
- ‘İnen hak aşkına…’ / 30.12.2025
- Yoksulun halini onlar ne bilsin? / 26.12.2025
- Özetin özeti… Hayatın özeti… / 24.12.2025
- Üç aylar iklimi derman olsa derdimize / 22.12.2025
- Var mı bir gören? / 16.12.2025
- Ey insan! / 14.12.2025
- Negatif büyüme! / 12.12.2025
- Değirmende ezberlediğim Kur’an ayetleri / 10.01.2026
- Son yaprak kopacak elbet birazdan / 02.01.2026
- ‘İnen hak aşkına…’ / 30.12.2025
- Yoksulun halini onlar ne bilsin? / 26.12.2025
- Özetin özeti… Hayatın özeti… / 24.12.2025
- Üç aylar iklimi derman olsa derdimize / 22.12.2025
- Var mı bir gören? / 16.12.2025
- Ey insan! / 14.12.2025
- Negatif büyüme! / 12.12.2025




























































































