logo
05 AĞUSTOS 2026

Ceuta bize ne anlatıyor

05.08.2026 00:00:00
 
Ceuta'da yaşananlar yalnızca yeni bir göç dalgası değildi. Asıl sarsılan, Avrupa Birliği'nin yıllardır savunduğu ortak hareket etme iddiasıydı. Binlerce insanın birkaç gün içinde sınırı zorlaması kadar, Avrupa başkentlerinden gelen birbirinden farklı siyasi tepkiler de dikkat çekti. Krizin ilk saatlerinden itibaren ortaya çıkan tablo, Avrupa'nın göç konusunda ortak bir refleks geliştirmekte hala zorlandığını gösterdi.
 
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez'in en büyük tepkisi göçmenlere değil, Avrupa'daki bazı ortaklarına oldu. Madrid, Ceuta'da yaşananların ardından dayanışma beklerken bazı liderler meseleyi İspanya'nın göç politikasını eleştirmek için kullandı. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin İspanya'nın Schengen sisteminden geçici olarak çıkarılmasını gündeme taşıması, tartışmanın yönünü tamamen değiştirdi. Artık konuşulan yalnızca sınır güvenliği değil, Avrupa'nın kendi içinde nasıl bir siyasi birlik olduğu sorusuydu.
 
Bu atmosferde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in ilk günlerde temkinli davranması dikkat çekti. Kimi çevreler bunu gecikmiş bir tepki olarak değerlendirdi. Ancak Komisyon Başkanının bulunduğu makam, üye devletlerden herhangi birinin yanında erken saf tutmayı kolaylaştırmıyor. Brüksel'in görevi yalnızca destek açıklamak değil, farklı siyasi çizgilere sahip hükümetler arasında ortak zemini koruyabilmek. Bu nedenle ilk sessizlik, siyasi bir hesaplamanın da ürünü olarak okunabilir.
 
Ne var ki kriz büyüdükçe Avrupa'nın kendi içinde verdiği görüntü de değişmeye başladı. Bir tarafta İspanya'ya açık destek verilmesini isteyenler, diğer tarafta daha sert sınır tedbirlerini savunan hükümetler vardı. Böyle bir tabloda Avrupa Komisyonu'nun daha fazla beklemesi mümkün değildi. Von der Leyen'in Pedro Sánchez'e gönderdiği destek mektubu bu nedenle yalnızca diplomatik bir nezaket mesajı olarak görülmemeli.
 
Bu mektup aynı zamanda Avrupa Komisyonu'nun siyasi ağırlığını yeniden ortaya koyma girişimiydi. İspanya'nın sınır yönetimini övmesi, Frontex ve diğer Avrupa kurumlarının desteğini vurgulaması, krizin yalnızca Madrid'in değil bütün Avrupa'nın meselesi olduğunu anlatma çabasıydı. Von der Leyen burada iki farklı beklenti arasında denge kurmaya çalıştı: Bir tarafta İspanya'nın dayanışma talebi, diğer tarafta daha sert önlemler isteyen ülkelerin baskısı vardı.
 
Ceuta krizi, Avrupa'nın göç konusundaki temel ayrışmasını da görünür hale getirdi. İtalya'nın yaklaşımı daha çok sınır güvenliği, caydırıcılık ve ulusal egemenlik vurgusu taşıyor. Sánchez ise Avrupa dayanışması ve sorumluluğun paylaşılması gerektiğini savunuyor. Fransa ve bazı diğer ülkeler ise kendi kamuoylarındaki göç hassasiyetini dikkate alarak daha dengeli bir çizgi izlemeye çalışıyor.
 
Bu farklılıkların temelinde yalnızca dış politika tercihleri yok. Avrupa'da göç, artık doğrudan iç siyaseti belirleyen başlıklardan biri haline geldi. Hükümetler Brüksel'deki ortak kararları kadar kendi seçmenlerinin beklentilerini de hesaba katıyor. Bu nedenle Avrupa Birliği'nin göç konusunda ortak bir politika oluşturması, teknik düzenlemelerden çok daha zor bir siyasi süreç haline geliyor.
 
Avrupa Komisyonu'nun fiziksel sınır önlemlerine daha sıcak yaklaşması da bu değişimin göstergelerinden biri. Daha önce tartışmalı görülen bazı uygulamalar bugün daha fazla kabul görüyor. Bunun nedeni, düzensiz göçün geçici bir kriz değil; savaşlar, ekonomik sorunlar, iklim değişikliği ve bölgesel istikrarsızlıklarla bağlantılı uzun vadeli bir mesele olarak görülmeye başlanmasıdır.
 
Fas'ın rolü de bu denklemde ayrı bir önem taşıyor. Avrupa Birliği, Rabat yönetimini düzensiz göçle mücadelede önemli bir ortak olarak görüyor. Çünkü Ceuta ve Melilla yalnızca İspanya'nın sınır noktaları değil, aynı zamanda Avrupa'nın Afrika kıtasına açılan en hassas kapılarıdır. Bu nedenle Brüksel'in Fas ile iş birliğini artırma çabası, sadece diplomatik bir tercih değil, aynı zamanda sınır yönetimi stratejisinin bir parçasıdır.
 
Ceuta krizi Türkiye açısından ise yalnızca uzaktan izlenecek bir Avrupa meselesi değildir. Aksine, Avrupa'nın göç politikalarının hangi yöne evrileceğini gösteren önemli bir işarettir. Bugün Ceuta'da yaşanan baskı yarın Doğu Akdeniz'de, Ege'de veya Balkan güzergahında farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Avrupa Birliği'nin dış sınır güvenliğine daha fazla önem vermesi ve üçüncü ülkelerle iş birliğini artırma arayışı, Türkiye'nin bölgesel önemini daha görünür hale getiriyor.
 
Ancak Türkiye'nin bu süreci yalnızca "Avrupa'nın bize ihtiyacı var" şeklinde değerlendirmesi yeterli değildir. Asıl mesele, sahip olunan jeopolitik konumu ve saha tecrübesini uzun vadeli bir diplomatik avantaja dönüştürebilmektir. Türkiye, düzensiz göç, sınır yönetimi ve insan kaçakçılığıyla mücadele konusunda yıllardır önemli bir deneyime sahip. Bu deneyimin sadece kriz dönemlerinde değil, kalıcı politikalar içinde değerlendirilmesi gerekir.
 
Önümüzdeki dönemde Ankara'nın üç temel alana ağırlık vermesi önem taşıyor. Birincisi, sınır güvenliğinde teknolojik kapasitenin geliştirilmesi ve düzensiz hareketleri erken tespit edebilecek sistemlerin güçlendirilmesi. İkincisi, insan kaçakçılığıyla mücadelede Avrupa ülkeleri ve bölge devletleriyle istihbarat paylaşımının artırılması. Üçüncüsü ise göç yönetiminin sadece güvenlik başlığı altında değil; ekonomi, dış politika ve toplumsal düzeni ilgilendiren kapsamlı bir strateji olarak ele alınması.
 
Ceuta'nın gösterdiği bir başka gerçek de Avrupa'nın göç krizlerinde Türkiye gibi ülkelerle iş birliğine daha fazla ihtiyaç duyacağıdır. Ancak bu ilişki yalnızca kriz anlarında hatırlanan geçici anlaşmalar üzerinden yürütülmemelidir. Daha kurumsal, karşılıklı sorumlulukların açık olduğu ve uzun vadeli planlamaya dayanan bir yaklaşım hem Avrupa'nın hem de Türkiye'nin çıkarına olacaktır.
 
Ceuta'da yaşananlar, Avrupa'nın sadece sınırlarını değil, siyasi dayanışma kapasitesini de test etti. Avrupa bu sınavdan henüz kesin bir cevapla çıkmış değil. Türkiye ise değişen dengeleri yalnızca takip eden değil, doğru hazırlık yapan ve diplomatik ağırlığını artıran bir aktör olmak zorunda.
 
Çünkü geleceğin göç krizlerinde belirleyici olan, devletlerin bugünden ne kadar hazırlıklı olduğu ve değişen dünyada nasıl bir strateji kurabildiği olacak.
 
Cem Bürüç / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.