Hilafet makamına karşı izlenen siyasî mücadele
Sakife gölgeliğinde kotarılan halifeliğe Hz. Ali (a.s.) ve Resûlullah (s.a.v.)’in sünnetine sâdık bazı sahabeler biat etmemişti
Haber Merkezi





Biata kılıç zoruyla getirilen Hz. Ali (a.s.) halifeliğin kendi hakkı olduğunu söyleyerek itiraz etmişti.
Haşimoğulları da Hz. Ali'nin (a.s.) yanında yer almış ve onlar da biatten kaçınmıştı.
Yapılanlar, Hz. Peygamberin (s.a.v.) sünnetine ve Allah'ın ayetlerine aykırı olduğu halde, Hz. Ali (a.s.) ve yanındakilerin dışında kimseden bir ses çıkmıyordu.
Hz. Ali (a.s.), yanlış gidişata mâni olmak için hangi yolları izleyebilirdi:
1- Sadece Kendini ve sahip olacağı konumu düşünen biri olsa idi, yapması gereken hemen biat etmekti.
2- Her şeyi göze alarak silahlı bir mücadeleye girişecekti.
3- Yapılanları görmezden gelerek, kabullenecek sessizliği tercih edecek, bir kenara çekilecekti.
Hz. Ali (a.s.) o günün şartlarında sessiz kalmayı tercih etti. Ancak bu sessizlik tamamen bir kenara çekilmek değildi.
Mevcut şartlarda, Hz. Ebu Bekir'e herkesin biati gerçekleşmekte idi. Bu ortamda halifeye karşı duruşunu anlayacak yandaşlar toplayamazdı.
Halifenin yaptıklarına karşı sahabeleri ayıktırmak, Resûlullah (s.a.v.)'in sünnetine ve Kur'an ayetlerine karşı duruşu anlatmak için zaman gerekiyordu.
Hz. Ali (a.s.), taraftarları olarak anılan ve Ensar'dan bir grubun oluşturduğu bir grupla beraber hareket etmekte idi.
Bu sessiz dönem, gizli bir cihaddır. Ve Hz. Fâtıma (a.s.) tıpkı Resûlullah (s.a.v.)'in yanında yer aldığı gibi her türlü desteği ile şimdi de Hz. Ali'nin (a.s.) yanında O'nunla bu cihada katılmıştır.
Gizlice, Müslümanları evlerinde ziyaret etmeye başladılar. Medine'de yaşayan önderlerle konuşuyorlardı. Onlara Allah'ın ayetlerini ve Resûlullah (s.a.v.)'in sünnetini hatırlatıyorlardı.
Fedek konusunda Hz. Fâtıma'nın (a.s.) takındığı açık tavır, halifenin makamını sallıyorken, bu yapılan konuşmalar, sahabelerin kafalarında yaptıklarının yanlış olduğuna dair kuşku uyandırıyordu.
Hz. Fâtıma (a.s.) ölünceye kadar halife ile konuşmamıştır ve ona biat etmemiştir. Resûlullah'ın (s.a.v.) kızının bu tavrı Hz. Ebu Bekir'in halifeliğinin meşruluğunu zedelemekte idi.
Ve Hz. Fâtıma (a.s.) yaptığı her konuşmada Hz. Ali'nin (a.s.) İslam Devleti'ne yaptığı hizmetleri anlatmakta, halifeliği bu hizmetleri nedeniyle O'nun hak ettiğini sahabelere söylemekte idi.
Son anlarında Ümmü Seleme'ye şunları söylemişti:
"Hüzün ve keder içinde sabahladım. Bir yanda Nebi'nin (s.a.v.) vefatı, bir yanda Vasi'nin (a.s.) uğradığı zulüm... Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın Kitabı'nda indirdiğine ve Peygamberin (s.a.v.) sünnetinde te'vil ettiğine aykırı bir şekilde imameti elinden alınan kimsenin mahremiyeti çiğnenmiş oldu. Ama bunun sebebini biliyorum. Bu, Bedir'in kininin ve Uhud'un kalıntılarının açığa vurulmasıdır."
Hilafetin Hz.Ali'nin (a.s.) elinden alınması, Allah'ın, Kitabı'nda indirdiğine ve Peygamberin (s.a.v.) sünnetinde te'vil ettiğine aykırı bir işti.
Peki, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) hilafet konusunda bu kadar kararlı bir tutum izlemesine neden ne olabilir?
Hz. Ali'nin (a.s.) halifeliği ile ilgili pek çok hadis ve ayet vardır. Zaten Hz. Fâtıma'nın (a.s.) mücadelesi, bu ayetlere yani Kur'an'a ve sünnete karşı yapılan yanlışa mâni olmaktır." (Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Fatıma eserinden)



















































































