Önümüzdeki günlerde ülkemizin iki tehlike ile karşı karşıya kalacağını öngörmek kehanet olmasa gerek. Bunlar, biri içten diğeri de dıştan kapımıza dayandı-dayanacak türünden yakın tehlikelerdir.
ABD'nin Afganistan'a çöreklenme taarruzu, Çin'in Şanghay kentindeki Bush, Putin ve Zemin zirvesinin ardından Irak'a sıçrama ihtimalini azalttı. ABD şimdi Afganistan'a ağırlık verecek. Dolayısıyla Türkiye'ye yönelik Kuzey Irak riski ertelenmiş oldu.
Türkiye'ye bekleyen iki yakın tehlike ise, ekonomik krizin tüm sabır taşlarına çatlatması bir, AB'nin Kıbrıs konusunda bir oldu bitti yapması iki. Her iki noktada da potansiyel risk haddi aştı-aşacak.
Koalisyon ortakları kapanan işletmelerden Köy-Tur gibi birkaçına destek vermek niyetinde. Mudurnu da bu paydan nasiptar olmak istiyor. Ancak ülkede Köy-Tur gibi binlerce işletme ve imalathanenin kapandığı, her birinin tutunacak yerli-yabancı bir el aradığı, bir kısmının denize düşen yılana sarılır kabilinden yabancı ortaklarla evliliğe gittikleri göz önüne alınırsa, hükümetin geniş çaplı bir program yapmadan üç-beşine destek çıkması krizi savsaklamaktan başka birşey değildir.
Sadece sanayici, imalatçi, üretici değil; işçi, memur, çiftçi, köylü... vs topyekün millet hergün yağan zamlardan ve "meteliksizlik"ten kıvranmaktadır. Kırsal kesimlerde halk bağından bahçesinden geçinmeye çalışmakta, tarlalardaki kayıtdışı ekonomi ile nefes almaktadır. Kırsal kesimdeki bu imkanlar da gittikçe daralırken, bu imkanlardan mahrum olan kentlerdeki milyonlar, işçiler, memurlar, dar gelirli esnaflar, katlanan krizin altında can çekişmektedir. Koalisyonun hala "milletin sabrı"na sığınmaya çalışması hiç de anlaşılır değildir. Bu kapımızdaki birinci yakın tehdittir.
İkinci tehlike ise, AB'nin tüm talimatlarını birebir yerine getirmeye teşne olan politikacılarımızın aymazlığıyla artan Kıbrıs riskidir. AB, Kıbrıs Rum Kesimi'ni üyeliğe alarak KKTC'yi yutmaya başladı bile. AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen, Kıbrıs Rum Kesimi ile yapılan görüşmelerin çok iyi şekilde ilerlediğini ve kimsenin de bu gelişmeyi durdurmaya niyetinin olmadığını, olamayacağını belirtiyor. AB; 2002'nin ikinci yarısında Kıbrıs işini halledecek. Veheugen başta olmak üzere AB üyeleri, bu konuda öyle kararlı ki; ya Kıbrıs'ı bir bütün olarak Rum Kesimi önderliğinde AB'ye alırız ya da genişlemenin tamamını durdurur, hiç kimseyi almayız, diyor.
Hiç kimseye yapmadığımız biçimde biz Türkiye'nin AB'ye giriş şartlarını yumuşatacağız, Türkiye de buna karşılık bize stratejik yardım garantisi verecek, öyle mi; böyle bir pazarlığa girmeyiz... Aynen böyle kararlı konuşuyor Verheugen. AB, 2002 yılının ikinci yarısından sonra Türkiye'nin "kara sevda"sına veto koyacak Rum'a yatırım yapıyor. Anlaşıldı mı, ikinci tehlike...?
Bizim politikacılarımız ise polemik kabiliyetlerini içeride kulllanıyor, maaş kıyağı nevinden basit basit bahanelerle polemiklere girerek devletin erklerine olan güveni zayıflatıyorlar. Bu kara sevda ve aymazlıkla KKTC'yi AB'nin ağzında evirip-çevirdiği bir lokma olarak bulursak hiç şaşırmayın.
ABD'nin Afganistan'a çöreklenme taarruzu, Çin'in Şanghay kentindeki Bush, Putin ve Zemin zirvesinin ardından Irak'a sıçrama ihtimalini azalttı. ABD şimdi Afganistan'a ağırlık verecek. Dolayısıyla Türkiye'ye yönelik Kuzey Irak riski ertelenmiş oldu.
Türkiye'ye bekleyen iki yakın tehlike ise, ekonomik krizin tüm sabır taşlarına çatlatması bir, AB'nin Kıbrıs konusunda bir oldu bitti yapması iki. Her iki noktada da potansiyel risk haddi aştı-aşacak.
Koalisyon ortakları kapanan işletmelerden Köy-Tur gibi birkaçına destek vermek niyetinde. Mudurnu da bu paydan nasiptar olmak istiyor. Ancak ülkede Köy-Tur gibi binlerce işletme ve imalathanenin kapandığı, her birinin tutunacak yerli-yabancı bir el aradığı, bir kısmının denize düşen yılana sarılır kabilinden yabancı ortaklarla evliliğe gittikleri göz önüne alınırsa, hükümetin geniş çaplı bir program yapmadan üç-beşine destek çıkması krizi savsaklamaktan başka birşey değildir.
Sadece sanayici, imalatçi, üretici değil; işçi, memur, çiftçi, köylü... vs topyekün millet hergün yağan zamlardan ve "meteliksizlik"ten kıvranmaktadır. Kırsal kesimlerde halk bağından bahçesinden geçinmeye çalışmakta, tarlalardaki kayıtdışı ekonomi ile nefes almaktadır. Kırsal kesimdeki bu imkanlar da gittikçe daralırken, bu imkanlardan mahrum olan kentlerdeki milyonlar, işçiler, memurlar, dar gelirli esnaflar, katlanan krizin altında can çekişmektedir. Koalisyonun hala "milletin sabrı"na sığınmaya çalışması hiç de anlaşılır değildir. Bu kapımızdaki birinci yakın tehdittir.
İkinci tehlike ise, AB'nin tüm talimatlarını birebir yerine getirmeye teşne olan politikacılarımızın aymazlığıyla artan Kıbrıs riskidir. AB, Kıbrıs Rum Kesimi'ni üyeliğe alarak KKTC'yi yutmaya başladı bile. AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen, Kıbrıs Rum Kesimi ile yapılan görüşmelerin çok iyi şekilde ilerlediğini ve kimsenin de bu gelişmeyi durdurmaya niyetinin olmadığını, olamayacağını belirtiyor. AB; 2002'nin ikinci yarısında Kıbrıs işini halledecek. Veheugen başta olmak üzere AB üyeleri, bu konuda öyle kararlı ki; ya Kıbrıs'ı bir bütün olarak Rum Kesimi önderliğinde AB'ye alırız ya da genişlemenin tamamını durdurur, hiç kimseyi almayız, diyor.
Hiç kimseye yapmadığımız biçimde biz Türkiye'nin AB'ye giriş şartlarını yumuşatacağız, Türkiye de buna karşılık bize stratejik yardım garantisi verecek, öyle mi; böyle bir pazarlığa girmeyiz... Aynen böyle kararlı konuşuyor Verheugen. AB, 2002 yılının ikinci yarısından sonra Türkiye'nin "kara sevda"sına veto koyacak Rum'a yatırım yapıyor. Anlaşıldı mı, ikinci tehlike...?
Bizim politikacılarımız ise polemik kabiliyetlerini içeride kulllanıyor, maaş kıyağı nevinden basit basit bahanelerle polemiklere girerek devletin erklerine olan güveni zayıflatıyorlar. Bu kara sevda ve aymazlıkla KKTC'yi AB'nin ağzında evirip-çevirdiği bir lokma olarak bulursak hiç şaşırmayın.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019





























































































