İmam Cafer: ‘Sabır, iman için bedendeki baş gibidir’
“Sabır, iman için bedendeki baş gibidir. Baş giderse beden gider. Aynı şekilde sabır giderse iman gider”
Haber Merkezi





Hafs b. Giyas rivayet eder: Câfer Sâdık Aleyhisselam buyurdu ki:
"Ey Hafs! Hiç kuşkusuz sabreden, az bir süre sabreder, sabırsızlık gösterip panikleyen de az bir süre sabırsızlık etmiş olur."
Ardından şöyle buyurdu: "Her işinde sabret. Çünkü Allah Azze ve Celle, Muhammed (sallallahu aleyhi ve alihi)'yi peygamber olarak göndermiş ve O'na sabretmesini ve şefkatli, yumuşak davranmasını emretmiştir:
"Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl! Nimet içinde yüzen o yalancıları Bana bırak."
"Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. Buna ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur."
Nebi (sallallahu aleyhi ve alihi) sabretti. Nihayet O'na büyük suçlamalarda bulundular. Bunların karşısında Peygamberin göğsü daraldı.
Bunun üzerine, Allah Tebareke ve Teâla şu ayeti indirdi: "Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını and olsun biliyoruz. Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol."
Sonra müşrikler Peygamberi yalanladılar ve O'nu yalancılıkla suçladılar. Bunun üzerine, Allah Azze ve Celle şu ayeti indirdi: "Onların söylediklerinin hakikaten seni üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zâlimler açıkça Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlar. And olsun ki, senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti."
Bu emirler doğrultusunda Peygamberimiz sabretmeyi kendisine şiar edindi. Ama müşrikler haddi iyice aştılar. Onlara Allah Teba- reke ve Teâla'yı hatırlattı ama onlarsa yalanladılar.
Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle dedi: "Bana, aileme, namusuma dil uzatmalarına sabrettim ama Rabbime dil uzatmalarına sabredemem."
Allah Azze ve Celle, Peygamberimizin bu yaklaşımı üzerine şu ayetleri indirdi:
"And olsun Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk çökmedi. Onların dediklerine sabrettik."
Bunun üzerine Nebi (sallallahu aleyhi ve alihi) her işinde sabretmeyi kendisine şiar edindi.
Sonra Ehl-i Beyt'ine imamlık görevinin verildiği kendisine müjdelendi ve onlar da sabır vasfıyla nitelendirildiler.
Allah (c.c.) şöyle buyurdu: "Sabrettikleri ve ayetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, emrimizle doğru yola ileten imamlar tayin etmiştik."
İşte Resulullah (sallallahu aleyhi ve alihi) bu bağlamda, "İmana göre sabır, bedene göre baş konumundadır" buyurmuştur.
Ehl-i Beyt'ine bahşedilen bu görevden dolayı Resulûllah Allah Azze ve Celle'ye şükretti.
Bunun üzerine Allah Azze ve Celle şu ayeti indirdi: "Sabırlarına karşılık Rabbinin İsrailoğullarına verdiği söz yerine geldi, Firavun ve kavminin yapmakta olduklarını ve yetiştirdikleri bahçeleri helak ettik."
Bu ayetin inişi üzerine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve alihi) şöyle buyurdu: "Bu bir müjde ve de intikam haberidir."
Sonra Allah Azze ve Celle Peygamberine, müşriklerle savaşmasını mubah kıldı ve şöyle buyurdu: "… Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin." "Onları (müşrikleri) bulduğunuz yerde öldürün."
Allah, onları, Peygamberi ve sevenleri aracılığıyla öldürdü. Allah, Peygamberin sabrına karşılık olarak bir ödül öngördü ve bu ahirette kendisine bahşedilecek bir sevaptı.
Dolayısıyla, sevabını Allah'tan umarak sabreden kimse, düşmanlarının başına kendisini mutlu edecek bir felaket gelmeden dünyadan ayrılmaz ve ayrıca ahirette de kendisi için büyük bir ödül hazırlanır."
Ebu Bâsir rivayet eder: Câfer Sâdık Aleyhisselam'ın şöyle dediğini duydum:
"Hür kişi her durumda hürdür. Başına bir felaket geldiği zaman sabreder. Belalar peş peşe üzerine dökülseler de direncini ve sabrını kıramazlar. Esir de düşse, ağır baskılar altında kalsa ve varlıklı hali, yoksulluğa dönüşse de ayakta durur.
Nitekim doğru sözlü güvenilir Yusuf (a.s.)'ın da köleleştirilmesine, baskı altına alınmasına ve tutsak edilmesine rağmen özgürlüğüne zarar gelmemişti.
Atıldığı kuyunun karanlıkları, yalnızlığı ve başına gelen onca felaket O'na zarar vermemişti.
Allah, O'na büyük bir lütufta bulunmuş ve kendisine sahip olan zorba kişi kölesi oluvermişti.
Bütün bunlardan sonra Allah O'nu peygamber olarak göndermiş ve O'nun aracılığıyla bir ümmete rahmet etmişti.
İşte böyle sabrın ardından mutlaka hayırlı bir akıbet gelir. Sabredin, kendinizi sabretmeye alıştırın ki ödüllendirilesiniz." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Cafer eserinden)
















































































