Öncelikle her konuda olduğu gibi, tek referans kaynağımız ve şaşmaz pusulamız olan aziz önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün bu konuya dair bakış açısını ortaya koyalım.
Mustafa Kemal Atatürk, ulus devlet anlayışını ve Türk milletinin tanımını, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu, laik, üniter ve çağdaş bir temel üzerine inşa etmiştir.
Atatürk, Türk milletini din, ırk veya etnik köken temelinde değil; ortak bir dil, kültür ve ideal etrafında birleşmiş yurttaşlık bağıyla tanımlamıştır.
En bilinen tanımıyla: "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir" şeklinde muhteşem bir tanımlama yapmıştır.
Eşsiz Atatürk ulus devletin en temel dayanağının egemenlik olduğunu vurgulamış, "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir" diyerek devletin meşruiyet kaynağını tek bir hanedana veya gruba değil, doğrudan doğruya ulusun kendisine bağlamıştır.
Yani Türkiye Cumhuriyeti devleti, ulusal bir yapıya sahip, üniter bir devlettir.
Peki, durum böyle olduğu halde küresel bir proje olan ulus devletlerin tasfiyesi ve onun yerine yeni Osmanlıcılık akımlarının ikame edilmesiyle tam olarak ne hedeflenmiştir?
ABD başkanı Trump ve ülkemizde adeta müstemleke komiseri gibi hareket eden Thomas Barrack'ın ısrarla gündeme getirdiği ulus devletlerin tasfiye edilmelerine ilişkin açıklamaları, neyin nesidir?
Yeniden Osmanlıcılık hayalleri ile Türkiye'nin getirilmek istendiği nihai noktanın federatif yapı veya yapılanmaların olacağı, çok açık ve net değil midir?
Şimdi gelelim işin bam teline.
"Ulus devleti bırakın, daha geniş coğrafyalara yelken açılmasına olanak sağlayacak federatif yapılara geçin " şeklinde telkinlerde bulunan ABD'nin kendisi niçin aynı şeyi yapmamaktadır!?
Çünkü…
Amerika Birleşik Devletleri'nin, federal ve çok kültürlü yapısına rağmen kendi içinde "tek bir Amerikan ulusu" yaratma ve ulus-devlet reflekslerini koruma konusundaki ısrarı, ülkenin bekasını sağlama, toplumsal çözülmeyi önleme ve küresel gücünü koruma amacına dayanırda ondan.
ABD'nin ulus-devlet mantığında ısrar etmesinin temel nedenleri şunlardır:
ABD; dünyanın dört bir yanından gelen göçmenlerin oluşturduğu toplama bir nüfusa sahiptir.
Etnik, dini veya bölgesel kimliklerin siyasi egemenlik taleplerine dönüşmesi, ülkeyi bir iç savaşa ve bölünmeye götürebilir endişesi, ABD'nin en çok korktuğu bir olaydır.
Amerikan devleti, "ortak değerler, anayasa ve siyasi idealler" etrafında birleşen "sivil bir ulus" yaratmıştır.
Kişilerin kökeni ne olursa olsun, birincil bağlılıklarının Amerikan devletine olmasını şart koşmuştur.
"Çok uluslu" bir yapıya kaymamak için dil birliği hayati bir araçtır.
Bu doğrultuda ABD'de, İngilizcenin resmi devlet dili olarak tescillenmesi ve eğitimde tek dil vurgusu, ulus-devlet refleksinin en somut ısrarlarından biridir.
Göçmenlerin kendi kültürlerini sembolik düzeyde korumalarına belirli bir sınırda izin verilirken, kamusal alanda "Amerikalılaşmaları" ve Amerikan yaşam tarzını benimsemeleri istenir.
Bakınız burası çok önemli!
Uluslararası arenada süper güç olarak kalabilmek, içeride güçlü ve refleksleri hızlı bir devlet yapısını gerektirir.
Ulus-devlet bilinci zayıflamış, kabileleşmiş veya mikro-kimliklere bölünmüş bir toplumun küresel düzeyde ortak bir dış politika yürütmesi imkânsızdır.
İşte ABD tüm bu gerçeklerin farkında olan cambaz bir devlet olduğu için, kendisi için vazgeçilmez olarak gördüğü ulus devlet yapılanmasını, bize karşı adeta bir kurtuluş formülü olarak sunmakta ve ısrarla dayatmayı sürdürmektedir.
ABD, diğer ülkelere çok kültürlülüğü ve ulus-devletlerin aşılmasını, mesela küreselleşmeyi tavsiye veya empoze ederken, kendi sınırları içinde "Tek Ulus, Tek Bayrak, Tek Dil" felsefesinden asla ödün vermemektedir.
Çünkü çok kültürlü bir coğrafyada ulus-devlet bilincinin kaybolması, ABD için doğrudan devletin sonu anlamına gelir.
Son söz…
Hiçbir kuvvet ve kudret sahibi; ulu önderimiz Atatürk'ün biz Türklere bahşettiği bu aziz Cumhuriyet ve ulus devlet felsefemizden asla taviz vermemizi aklının ucundan dahi geçirmesin!
Mustafa Kemal Atatürk, ulus devlet anlayışını ve Türk milletinin tanımını, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu, laik, üniter ve çağdaş bir temel üzerine inşa etmiştir.
Atatürk, Türk milletini din, ırk veya etnik köken temelinde değil; ortak bir dil, kültür ve ideal etrafında birleşmiş yurttaşlık bağıyla tanımlamıştır.
En bilinen tanımıyla: "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir" şeklinde muhteşem bir tanımlama yapmıştır.
Eşsiz Atatürk ulus devletin en temel dayanağının egemenlik olduğunu vurgulamış, "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir" diyerek devletin meşruiyet kaynağını tek bir hanedana veya gruba değil, doğrudan doğruya ulusun kendisine bağlamıştır.
Yani Türkiye Cumhuriyeti devleti, ulusal bir yapıya sahip, üniter bir devlettir.
Peki, durum böyle olduğu halde küresel bir proje olan ulus devletlerin tasfiyesi ve onun yerine yeni Osmanlıcılık akımlarının ikame edilmesiyle tam olarak ne hedeflenmiştir?
ABD başkanı Trump ve ülkemizde adeta müstemleke komiseri gibi hareket eden Thomas Barrack'ın ısrarla gündeme getirdiği ulus devletlerin tasfiye edilmelerine ilişkin açıklamaları, neyin nesidir?
Yeniden Osmanlıcılık hayalleri ile Türkiye'nin getirilmek istendiği nihai noktanın federatif yapı veya yapılanmaların olacağı, çok açık ve net değil midir?
Şimdi gelelim işin bam teline.
"Ulus devleti bırakın, daha geniş coğrafyalara yelken açılmasına olanak sağlayacak federatif yapılara geçin " şeklinde telkinlerde bulunan ABD'nin kendisi niçin aynı şeyi yapmamaktadır!?
Çünkü…
Amerika Birleşik Devletleri'nin, federal ve çok kültürlü yapısına rağmen kendi içinde "tek bir Amerikan ulusu" yaratma ve ulus-devlet reflekslerini koruma konusundaki ısrarı, ülkenin bekasını sağlama, toplumsal çözülmeyi önleme ve küresel gücünü koruma amacına dayanırda ondan.
ABD'nin ulus-devlet mantığında ısrar etmesinin temel nedenleri şunlardır:
ABD; dünyanın dört bir yanından gelen göçmenlerin oluşturduğu toplama bir nüfusa sahiptir.
Etnik, dini veya bölgesel kimliklerin siyasi egemenlik taleplerine dönüşmesi, ülkeyi bir iç savaşa ve bölünmeye götürebilir endişesi, ABD'nin en çok korktuğu bir olaydır.
Amerikan devleti, "ortak değerler, anayasa ve siyasi idealler" etrafında birleşen "sivil bir ulus" yaratmıştır.
Kişilerin kökeni ne olursa olsun, birincil bağlılıklarının Amerikan devletine olmasını şart koşmuştur.
"Çok uluslu" bir yapıya kaymamak için dil birliği hayati bir araçtır.
Bu doğrultuda ABD'de, İngilizcenin resmi devlet dili olarak tescillenmesi ve eğitimde tek dil vurgusu, ulus-devlet refleksinin en somut ısrarlarından biridir.
Göçmenlerin kendi kültürlerini sembolik düzeyde korumalarına belirli bir sınırda izin verilirken, kamusal alanda "Amerikalılaşmaları" ve Amerikan yaşam tarzını benimsemeleri istenir.
Bakınız burası çok önemli!
Uluslararası arenada süper güç olarak kalabilmek, içeride güçlü ve refleksleri hızlı bir devlet yapısını gerektirir.
Ulus-devlet bilinci zayıflamış, kabileleşmiş veya mikro-kimliklere bölünmüş bir toplumun küresel düzeyde ortak bir dış politika yürütmesi imkânsızdır.
İşte ABD tüm bu gerçeklerin farkında olan cambaz bir devlet olduğu için, kendisi için vazgeçilmez olarak gördüğü ulus devlet yapılanmasını, bize karşı adeta bir kurtuluş formülü olarak sunmakta ve ısrarla dayatmayı sürdürmektedir.
ABD, diğer ülkelere çok kültürlülüğü ve ulus-devletlerin aşılmasını, mesela küreselleşmeyi tavsiye veya empoze ederken, kendi sınırları içinde "Tek Ulus, Tek Bayrak, Tek Dil" felsefesinden asla ödün vermemektedir.
Çünkü çok kültürlü bir coğrafyada ulus-devlet bilincinin kaybolması, ABD için doğrudan devletin sonu anlamına gelir.
Son söz…
Hiçbir kuvvet ve kudret sahibi; ulu önderimiz Atatürk'ün biz Türklere bahşettiği bu aziz Cumhuriyet ve ulus devlet felsefemizden asla taviz vermemizi aklının ucundan dahi geçirmesin!
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- ABD neden ulus devlet yapısından vaz geçmiyor? / 06.11.2026
- Devlet adamlarına ithaf olunur / 04.11.2026
- Siyasetçiler nezaketi Atatürk’ten öğrenmeli / 31.10.2026
- Cumhuriyet giderse vatan gider / 28.10.2026
- Hak daima kuvvetten üstündür / 27.10.2026
- Fahrettin Paşa şöyle demişti: “Yemen seferi Abdülhamit’in zulmü değil de nedir?” / 12.10.2026
- Cumhuriyeti kuranlar bir kuruş için seferber olmuştu / 08.10.2026
- Kürtçü yazarlardan itiraf: “Kürtlerin soyu Türklere dayanıyor” / 05.10.2026
- Uyan Türk milleti soyulan sensin! / 02.10.2026
- Eşsiz önderimiz Atatürk diyor ki / 23.09.2026
- Devlet adamlarına ithaf olunur / 04.11.2026
- Siyasetçiler nezaketi Atatürk’ten öğrenmeli / 31.10.2026
- Cumhuriyet giderse vatan gider / 28.10.2026
- Hak daima kuvvetten üstündür / 27.10.2026
- Fahrettin Paşa şöyle demişti: “Yemen seferi Abdülhamit’in zulmü değil de nedir?” / 12.10.2026
- Cumhuriyeti kuranlar bir kuruş için seferber olmuştu / 08.10.2026
- Kürtçü yazarlardan itiraf: “Kürtlerin soyu Türklere dayanıyor” / 05.10.2026
- Uyan Türk milleti soyulan sensin! / 02.10.2026
- Eşsiz önderimiz Atatürk diyor ki / 23.09.2026




























































