Her geçen gün, çok daha fazla ve bitmeyen bir aşkla Atatürk'e sarılıyoruz.
Dünyada bu kadar saygınlığı olan ve çok sevilen bir lidere sahip olmak, her birimiz için tarifi imkansız bir gurur ve övünç kaynağı olsa gerek.
Her geçen gün ve dakika, O yüce insana duyduğumuz ihtiyacı çok daha fazlasıyla hissediyor ve yaşıyoruz.
Bugün Cumhuriyet sayesinde hayattayız ve Türk olarak varlığımızı devam ettiriyoruz.
Elbette ki bunu eşsiz kahramanımız Atatürk'e borçluyuz.
"Hiçbirimiz olmasaydık, Kurtuluş Savaşı'nı Atatürk gene başarırdı. Ama o olmasaydı hiçbirimiz onun yaptığını yapamazdık." diyordu Rauf Orbay.
Bugün başta ekonomi olmak üzere hemen her alanda adeta raydan çıkmış bir tren misali savrulma yaşıyorsak bunun yegane sebebi, Atatürk çizgisinden hızla uzaklaşıyor olmamızdır.
Özellikle de ekonomi ve türevlerinde yaşanan türbülansın bence asıl sebebi, liyakatsiz kadrolaşmalardır.
Oysa Cumhuriyetin altın çağı olarak bilinen ve 15 yıllık dönemde örnekleri pek çok yerde karşımıza çıkan liyakate dayalı iş görmeler, Atatürk'ün aramızdan ayrılmasıyla kademeli olarak terk edilmiştir.
Şimdi sizinle bir yolculuğa çıkalım.
Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus'tadır.
Bakan ise Niğdeli Abidin Özmen'dir.
Bakan, makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır.
Bakan seslenir, "giriniz!"
Atatürk'ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler.
Yaver bir zarf uzatır, "Atatürk gönderdi" der.
Abidin Özmen zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur.
Mektup da Atatürk şöyle der. "Yaver Bey'le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz bir liseye parasız yatılı olarak kaydını yaptırın."
Bu, Atatürk'ün bir emridir.
Kesinlikle yerine getirilecektir.
Bakan Özmen, Orta Öğretim Genel Müdürünü çağırtır ve "Yaver Bey'in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukların Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının veli ve ödeyen hanesine Atatürk'ün ismini yazdırarak bana getiriniz." der.
Bakanın emri yerine getirilmiştir.
Abidin Özmen de kısa bir mektup yazarak, Yaver Bey'le Atatürk'e yollar.
Mektubun da şöyle der: "Muhterem Atatürk, Yaver Bey'le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım.
Ancak, arkasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi biri bulunduğu için bu iki çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi.
Bu nedenle her iki çocuğunda emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım.
Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ekte takdim ediyorum."
Atatürk bu mektup üzerine, devrin Başbakanı İsmet İnönü'ye telefon ederek:
"Bak senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı." diyerek olayı anlatır.
İnönü çok üzülür ve Bakan adına özür diler.
"Yoo" der Atatürk, "özür dileme.
Çok memnun oldum.
Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve doğruyu gösterebilse."
Büyük önderimizin liyakate verdiği önemi anlatan başka bir örnek.
Akrabasından birinin İzmir suikastından hüküm giymiş olmasının hıncını yaşayan genç bir öğretmen, bu hıncın etkisi altında, Mustafa Kemal'e karşı çok ağır bir şiir kaleme alır ve önüne gelene de okur.
Mustafa Kemal hakkında çok ağır suçlamalarla dolu olan şiir savcıyı harekete geçirir.
Genç öğretmen suçunu inkar etmez.
Hakaretlerin kendisine ait olduğunu mahkemede yargıç önünde de itiraf eder ve hapse mahkum olur.
Mahkumiyetinin ilk ayında, 1933'te Cumhuriyetin 10'uncu Yılı Affı imdadına yetişir ve hapisten çıkar.
Mesleğine dönmek için Milli Eğitim Bakanlığına başvurur.
Olumsuz cevap alır ve Danıştay'a gider.
Tayini hakkında herhangi bir kanuni sakınca kalmadığını öğrenince, tekrar Milli Eğitim Bakanlığına başvurusunu yapar ve oradan şöyle bir yanıt alır.
"Bakanlığımız sizi tekrar işe alma sorumluluğu taşımamaktadır"
Randevu alır ve bakanın karşısına çıkar.
"Zorunlu hizmetim vardır, tekrar işime dönmek istiyorum" der.
Milli Eğitim Bakanı da "Sizi borcunuzu ödemekten muaf tutuyorum" şeklinde cevap verir.
Genç öğretmen hiddetlenir ve "Benim borcum şahsınıza değil, devletedir.
Siz devlet borçlarını affetmek yetkisine sahip değilsiniz" der.
Milli Eğitim Bakanı sakince cevap verir.
"Bakanlığımızca hakkınızda yapılacak başkaca bir işlem yoktur."
Genç öğretmen sorar, "Niçin?"
Milli Eğitim Bakanı genç öğretmene bakar ve "Oğlum suçun doğrudan doğruya Mustafa Kemal'in şahsına aittir. Ağır hakaret etmişsin. Biz kendi başımıza karar veremeyiz" der.
Genç öğretmen kararlı bir şekilde "O halde bizzat Mustafa Kemal'e çıkacağım" diye hiddetlenir.
Aradan kısa bir süre geçer.
Yer Çankaya, Mustafa Kemal'in sofrasıdır.
Milli Eğitim Bakanı Hikmet Bayur' da sofrada davetliler arasındadır.
Bir ara fırsatını bulur ve Mustafa Kemal Paşa'nın kulağına eğilerek "Paşam hani hakkınızda ağır bir şiir yazmış olan genç bir öğretmen vardı ya hatırladınız mı, aftan yararlandığı için tekrar öğretmenliğe atanmasını istiyor"
Atatürk şaşkındır.
"Atanmasında kanuni bir sakınca mı var" diye sorar.
Milli Eğitim Bakanı "Hayır Paşam" der.
Atatürk, "O halde niçin bana soruyorsunuz?"
Milli Eğitim Bakanı, "efendim işlediği suç şahsınız hakkındadır da ondan"
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, "Aşk olsun sana, beni, şahsi garezim dolayısıyla yükümlülüklerin yerine getirilmesine engel olacak kadar egoist olarak mı görürsün?
O genci hemen ilk açılacak yere atanmasını yaparsınız" diye talimat verir.
Atama hemen yapılır.
Bu genç öğretmen yıllarca öğretmenlik yaparak genç nesiller yetiştiren, arkasında güzel eserler bırakan, yazar ve şair Sabahattin Ali'den başkası değildir.
Yeniden aynı seviyeye ulaşabiliriz.
Rehberimiz Atatürk olduktan sonra, kıyamet sabahına kadar hep var oluruz.
Yaşasın Cumhuriyet.
Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk.
Dünyada bu kadar saygınlığı olan ve çok sevilen bir lidere sahip olmak, her birimiz için tarifi imkansız bir gurur ve övünç kaynağı olsa gerek.
Her geçen gün ve dakika, O yüce insana duyduğumuz ihtiyacı çok daha fazlasıyla hissediyor ve yaşıyoruz.
Bugün Cumhuriyet sayesinde hayattayız ve Türk olarak varlığımızı devam ettiriyoruz.
Elbette ki bunu eşsiz kahramanımız Atatürk'e borçluyuz.
"Hiçbirimiz olmasaydık, Kurtuluş Savaşı'nı Atatürk gene başarırdı. Ama o olmasaydı hiçbirimiz onun yaptığını yapamazdık." diyordu Rauf Orbay.
Bugün başta ekonomi olmak üzere hemen her alanda adeta raydan çıkmış bir tren misali savrulma yaşıyorsak bunun yegane sebebi, Atatürk çizgisinden hızla uzaklaşıyor olmamızdır.
Özellikle de ekonomi ve türevlerinde yaşanan türbülansın bence asıl sebebi, liyakatsiz kadrolaşmalardır.
Oysa Cumhuriyetin altın çağı olarak bilinen ve 15 yıllık dönemde örnekleri pek çok yerde karşımıza çıkan liyakate dayalı iş görmeler, Atatürk'ün aramızdan ayrılmasıyla kademeli olarak terk edilmiştir.
Şimdi sizinle bir yolculuğa çıkalım.
Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus'tadır.
Bakan ise Niğdeli Abidin Özmen'dir.
Bakan, makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır.
Bakan seslenir, "giriniz!"
Atatürk'ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler.
Yaver bir zarf uzatır, "Atatürk gönderdi" der.
Abidin Özmen zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur.
Mektup da Atatürk şöyle der. "Yaver Bey'le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz bir liseye parasız yatılı olarak kaydını yaptırın."
Bu, Atatürk'ün bir emridir.
Kesinlikle yerine getirilecektir.
Bakan Özmen, Orta Öğretim Genel Müdürünü çağırtır ve "Yaver Bey'in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukların Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının veli ve ödeyen hanesine Atatürk'ün ismini yazdırarak bana getiriniz." der.
Bakanın emri yerine getirilmiştir.
Abidin Özmen de kısa bir mektup yazarak, Yaver Bey'le Atatürk'e yollar.
Mektubun da şöyle der: "Muhterem Atatürk, Yaver Bey'le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım.
Ancak, arkasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi biri bulunduğu için bu iki çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi.
Bu nedenle her iki çocuğunda emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım.
Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ekte takdim ediyorum."
Atatürk bu mektup üzerine, devrin Başbakanı İsmet İnönü'ye telefon ederek:
"Bak senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı." diyerek olayı anlatır.
İnönü çok üzülür ve Bakan adına özür diler.
"Yoo" der Atatürk, "özür dileme.
Çok memnun oldum.
Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve doğruyu gösterebilse."
Büyük önderimizin liyakate verdiği önemi anlatan başka bir örnek.
Akrabasından birinin İzmir suikastından hüküm giymiş olmasının hıncını yaşayan genç bir öğretmen, bu hıncın etkisi altında, Mustafa Kemal'e karşı çok ağır bir şiir kaleme alır ve önüne gelene de okur.
Mustafa Kemal hakkında çok ağır suçlamalarla dolu olan şiir savcıyı harekete geçirir.
Genç öğretmen suçunu inkar etmez.
Hakaretlerin kendisine ait olduğunu mahkemede yargıç önünde de itiraf eder ve hapse mahkum olur.
Mahkumiyetinin ilk ayında, 1933'te Cumhuriyetin 10'uncu Yılı Affı imdadına yetişir ve hapisten çıkar.
Mesleğine dönmek için Milli Eğitim Bakanlığına başvurur.
Olumsuz cevap alır ve Danıştay'a gider.
Tayini hakkında herhangi bir kanuni sakınca kalmadığını öğrenince, tekrar Milli Eğitim Bakanlığına başvurusunu yapar ve oradan şöyle bir yanıt alır.
"Bakanlığımız sizi tekrar işe alma sorumluluğu taşımamaktadır"
Randevu alır ve bakanın karşısına çıkar.
"Zorunlu hizmetim vardır, tekrar işime dönmek istiyorum" der.
Milli Eğitim Bakanı da "Sizi borcunuzu ödemekten muaf tutuyorum" şeklinde cevap verir.
Genç öğretmen hiddetlenir ve "Benim borcum şahsınıza değil, devletedir.
Siz devlet borçlarını affetmek yetkisine sahip değilsiniz" der.
Milli Eğitim Bakanı sakince cevap verir.
"Bakanlığımızca hakkınızda yapılacak başkaca bir işlem yoktur."
Genç öğretmen sorar, "Niçin?"
Milli Eğitim Bakanı genç öğretmene bakar ve "Oğlum suçun doğrudan doğruya Mustafa Kemal'in şahsına aittir. Ağır hakaret etmişsin. Biz kendi başımıza karar veremeyiz" der.
Genç öğretmen kararlı bir şekilde "O halde bizzat Mustafa Kemal'e çıkacağım" diye hiddetlenir.
Aradan kısa bir süre geçer.
Yer Çankaya, Mustafa Kemal'in sofrasıdır.
Milli Eğitim Bakanı Hikmet Bayur' da sofrada davetliler arasındadır.
Bir ara fırsatını bulur ve Mustafa Kemal Paşa'nın kulağına eğilerek "Paşam hani hakkınızda ağır bir şiir yazmış olan genç bir öğretmen vardı ya hatırladınız mı, aftan yararlandığı için tekrar öğretmenliğe atanmasını istiyor"
Atatürk şaşkındır.
"Atanmasında kanuni bir sakınca mı var" diye sorar.
Milli Eğitim Bakanı "Hayır Paşam" der.
Atatürk, "O halde niçin bana soruyorsunuz?"
Milli Eğitim Bakanı, "efendim işlediği suç şahsınız hakkındadır da ondan"
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, "Aşk olsun sana, beni, şahsi garezim dolayısıyla yükümlülüklerin yerine getirilmesine engel olacak kadar egoist olarak mı görürsün?
O genci hemen ilk açılacak yere atanmasını yaparsınız" diye talimat verir.
Atama hemen yapılır.
Bu genç öğretmen yıllarca öğretmenlik yaparak genç nesiller yetiştiren, arkasında güzel eserler bırakan, yazar ve şair Sabahattin Ali'den başkası değildir.
Yeniden aynı seviyeye ulaşabiliriz.
Rehberimiz Atatürk olduktan sonra, kıyamet sabahına kadar hep var oluruz.
Yaşasın Cumhuriyet.
Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk.
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- Devlet adamlarına ithaf olunur / 04.11.2026
- Siyasetçiler nezaketi Atatürk’ten öğrenmeli / 31.10.2026
- Cumhuriyet giderse vatan gider / 28.10.2026
- Hak daima kuvvetten üstündür / 27.10.2026
- Fahrettin Paşa şöyle demişti: “Yemen seferi Abdülhamit’in zulmü değil de nedir?” / 12.10.2026
- Cumhuriyeti kuranlar bir kuruş için seferber olmuştu / 08.10.2026
- Kürtçü yazarlardan itiraf: “Kürtlerin soyu Türklere dayanıyor” / 05.10.2026
- Uyan Türk milleti soyulan sensin! / 02.10.2026
- Eşsiz önderimiz Atatürk diyor ki / 23.09.2026
- Türkler Anadolu’ya 1071’de geldi yalanı! / 22.09.2026
- Siyasetçiler nezaketi Atatürk’ten öğrenmeli / 31.10.2026
- Cumhuriyet giderse vatan gider / 28.10.2026
- Hak daima kuvvetten üstündür / 27.10.2026
- Fahrettin Paşa şöyle demişti: “Yemen seferi Abdülhamit’in zulmü değil de nedir?” / 12.10.2026
- Cumhuriyeti kuranlar bir kuruş için seferber olmuştu / 08.10.2026
- Kürtçü yazarlardan itiraf: “Kürtlerin soyu Türklere dayanıyor” / 05.10.2026
- Uyan Türk milleti soyulan sensin! / 02.10.2026
- Eşsiz önderimiz Atatürk diyor ki / 23.09.2026
- Türkler Anadolu’ya 1071’de geldi yalanı! / 22.09.2026

























































