Dünyanın bu kadar hızlı değişmesine, eski ve güzel alışkanlıklarımızı kaybetmemize çok kızıyorum.
Kitaplığımı karıştırırken annemin ve arkadaşlarımın bana yazdığı, benim için değeri olduğuna karar verip sakladığım; benim yazıp da göndermediğim mektupları buldum. Oysa çoğunu yırtıp atmıştım…
Şimdi bir zamanlar kızgınlıkla veya sevgi ile yazdığımız mektupların yerini ruhsuz, duyguların dile getirilmediği dijital haberleşme aldı.
Mektup yazmanın, mektuplaşmanın bir asaleti vardı.
Sevgiliye gönderilen mektuplara gül yaprakları konur, kokular sıkılır, resmi yazılar sarı zarf ile gelirdi. Satırlara sevgi sözcükleri ile başlanır, özlem belirten cümleler ile son verilirdi. Mektuplaşmak insanlar arasında sadece bir haberleşme aracı değildi. Ayni zamanda dertleşme, sohbet etme, duygularını test etme ve birbirine aktarma aracı idi.
***
Şimdi duygularımızı saklamak, karşımızdakilere zayıflıklarımızı göstermemek moda oldu. Birbirini sevenler bile, bir araya geldiklerinde konuşmakta zorlanıyorlar. Uzakta iken Whatsapp veya Messenger üzerinden daha fazla söz sıralıyorlar.
Mektuplar geldiğinde özel zarf açacağı ile açılır, yenisi gelinceye kadar yastık altında saklanır, özlem anlarında gözyaşı ile ıslanırdı. Sonra bir mektup kutusundaki yerini alırdı. Hele asker mektupları kutsal bir kelam gibi özenle en üstteki yerini alırdı. Kutular genellikle ağaçtan, deniz kabukluları ile süslenmiş, ağzı minik kilitli, gardıropların en üst çekmecesinde gizlenmiş, anahtarı yanında taşınan özenilen materyallerdi.
Şimdi düşünüyorum da, bu baş döndürücü hızla dönen dünyada bunların hiçbir önemi kalmadı. Yeni nesil mektubun ne olduğunu bile bilmiyor… Varsa-yoksa internet dünyası… Cep telefonu…
***
Oysa mektuplar bizim için dertleşme, birbirimizin duygularını dinleme ve anlama araçları idi. Bir mektuba içten gelen en güzel hitaplarla başlamak için günlerce düşünülür, karşısındakinin yazılanı okuması, anlaması ve ortada bir yanlış anlama var ise onun düzeltilmesi için uğraş verilirdi.
Mektup; içinde bulunulan şartlara göre temin edilmiş en güzel kağıda, düzgün bir sıra ile, karalama yapılıp, temize çekilerek bir kompozisyon ödevi gibi yazılır, kullanılan mürekkep dağılmasın diye kurutma kağıdı ile fazlası alınırdı.
Maalesef okulda en sevdiğim ders kompozisyondu. Türkçe öğretmenim (yattığı yer ışıkla dolsun) kağıdımı öncelikle okur, "Harika bir anlatım tarzın var. Eğer gayret edersen ileride iyi bir yazar olabilirsin, bir sürü kitabın olur ancak dilbilgisinden maalesef sana iyi not veremeyecek olduğum için üzgünüm" der, çalakalem yazdıktan sonra en az iki defa okumamı tavsiye ederdi.
Doğrusu bu huyumdan vazgeçemedim. İyi bir yazar da olamadım. İzcilik dışında yayınlanmış bir edebi eserimde yok. Kısacası öğretmenimi hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm.
***
Zaman zaman geleceğe mektuplar yazıp bir köşede saklıyorum.
Size de tavsiye ederim. Hiç tanımadığım savaş tanığı olmuş, güzel gözleri düşen bombalar karşısında iri-iri açılmış küçük çocuklara, sokakta dilenen yaşlılara, kendini politikacı sayıp kürsüde esen gürleyen aslında bir halt olmayan yetişkinlere, yıllar evvel dostum olup bugün aramayanlara, beni dolandırdığını zanneden üç kağıtçılara, anlamadığım bir teknoloji ile cep telefonumun ücretini şişirenlere, adalet ararken adaletsizliğe uğramış olanlara, kendini dindar gösterip edepsizlik yapanlara, oğlunuza-kızınıza-torunlarınıza söyleyemediklerinizi yazıp onlara miras bırakın.
Yazı; asla yok olmayan duyguların, sevgilerin, selamların canlı kanıtıdır. O nedenle geleceğe mektup yazmaya çalışın.
Hiçbir savaş ve bomba onları yok edemez. Ölseniz bile sizden sonra sizi yaşatmaya devam eder.
Tıpkı Homeros'un öyküleri gibi…
Yeter ki içinde biraz sevgi olsun…
- Karışık duygular… / 27.05.2026
- Mayıs ayının kerameti / 23.05.2026
- 19 Mayıs’ın düşündürdükleri… / 22.05.2026
- Edirne’ye doğru… / 16.05.2026
- Silifke Kalesi… / 14.05.2026
- Edep ya Hu! / 05.05.2026
- Güney esintisi… / 02.05.2026
- Çocuk bayramı mı? O da ne? / 27.04.2026
- Neydik? Ne olduk? / 23.04.2026

























































