logo
12 EYLÜL 2026

Mezarlık yazıları

12.09.2026 00:00:00
 

Mezarlıkları sever misiniz?

Sanmıyorum. Hepinizin cevabı "Hayır" olacaktır. 

Nedense ölümün yüzünü soğuk kabul edenler ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlar için mezarlıklar tercih edecekleri mekânlar değildir. Oysa oraları son yolculuğun nihayet bulduğu ve toprakla haşrolacağımız son duraktır mezarlıklar. Ara sıra ölümü hatırlamak, geçerken bir Fatiha okumak ya da bilmiyorsanız durup düşünmek için zaman ayıracağınız, kendinizi sorgulayacağınız ideal mekanlardır. 

Ben sadece ziyaretlerde değil, farklı ülkelerde bulunduğum zamanlarda oradaki mezarlıkları merakımdan gezmişimdir. Dünyanın en meşhur mezarlığı neresidir diye sorarsanız Amerika'da bulunan Ulusal Arlington mezarlığıdır. Birinci ve ikinci dünya savaşları, Kore, Vietnam ve körfez savaşlarında ölenlerin anısına yapılmıştır ve ziyaretçi merkezi ile yaklaşık 650 hektar büyüklüğündedir. Bundan daha büyük tek mezarlık Hiroşima ve Nagazaki'dir. Arlington'a sıradan insanlar gömülemez. Ne yararlılık gösterirse göstersin suç işleyenler de gömülmez. Bir protokolü vardır. Bizim mezar taşları gibi "düşündürücü" ve neşeli yazılar göremezsiniz. Amerikalılar ne kadar çok askerin öleceğini hesaplamış olsalar gerek ki böylesine büyük bir mezarlığa karar kılmışlar. 

Bizde eski mezar taşlarında "Hüvelbaki" ile başlayan ifadeler vardır. Genellikle "Ruhuna el Fatiha" ile biter. Kimlerden olduğu yazar ve özenle bakılır. Çiçeklenir, sulanır, temizlenir. Bazılarında ise yattıkları yerden kinaye veren ifadeler gözünüze çarpar. Örneğin; "Biz de gezerdik siz gibi, siz de geleceksiniz biz gibi…" Elbette geleceğiz. Ancak acelemiz yok çok şükür. Dünyayı satın aldık ya, öyle kolay kolay gitmeyiz…

Birde mermerden anıtlar vardır. Diğer bütün mezarlardan farklı. "Adama ne mezar yapmışlar ama" dedirten; yatanın özelliğini sorgulatan… Kitabesinde yatanın değil de, yaptıranın hislerine tercüman olan ifadeler yer alır. "Erken gittin…" gibi. Oysa tarihlere baktığınızda seksen beş yaşın üstündedir. Hoş ölüm hangi yaşta olursa olsun insanoğlu için erkendir. Ya da bir dörtlük işlenmiştir. "Bosna'dan geldin at üstünde, şimdi gittin el üstünde, Biz sana doyamadık, neden yalnız bıraktın bizi" gibi…

Kullanılan mermerler ile neler yapılabileceğini bir hayal ettim. Doğrusu insanın bir taşı bulunmalı yeri kaybolmasın diye. Ancak fazlası israftır, ziyandır oysa yapılan mezar yaşayanın kendini tatmininden başka bir şey değildir. 

Bazı eski mezarlarda eski Türkçe yazılar yer alır. Şeyh, şıh veya Osmanlı döneminden kalma yazıtlar ile mertebesini anlarsınız.  Mezar taşı başlıkları rütbelerine göre farklıdır. Mesela Edirne'de, Fatih'in doğduğu evde kaldığımızda arkasındaki mezar taşları müzesini gezme fırsatını bulmuştuk. Akıl edip, ne kadar eski mezar taşı varsa hepsini bir araya toplamışlar. Tarihçiler için adeta bir define sandığı. İçinde oymaları ile mermere hayat veren figürler yer alır. Gez gez bitmez… En azından yurt dışına kaçırılmaları önlenmiş diye sevinirsiniz.  Bunların dünya da o kadar çok meraklısı var ki hayret edersiniz…

Bunların yanında birde gariban mezarları vardır. Taşı vardır, ismi okunmaz, yosun bağlamıştır. Kimse ziyaret etmez. Yerle yeksan olmuştur. Öyle mermeri, kitabesi falan da yoktur. Komşu mezarın sahipleri gelip gittikçe su yüzü görür, üstünde biriken çam iğneleri veya kozalaklar temizlenir. Bir süre sonra bir de bakarsınız yok olmuş gitmiş. Yerine başka biri gömülmüştür. İçerlersiniz. Bu dünyada ölene bile rahat yok diye düşünürsünüz. Hatırlı biri geldi mi eski mezarlıklardaki yer sıkıntısı su üstüne çıkar. Meftanın bile hatırlısı orada bile galip gelir. Sanki koca dünyada gömülecek yer kalmamış gibi bir mezar kavgası yapılır. 

Ölümün hayırlısı da vardır. Hayırsızı da… Eskiler üç gün yatak, dördüncü günü toprak derler ya öyle işte. Aylarca hasta yatıp kapılara bakanlar da vardır, ölümü bekleyenler de. Bazı insanlar dünya işlerini bitirdiklerini düşünerek kendilerine sağlıklarında mezar yeri satın alır, hatta taşını bile hazırlatırlar. En çok garibime giden de aile kabristanlarıdır. Hayatta bir araya gelmemiş aile bireylerini ölümde illa da yan yana aynı yere gömmeye çalışırlar. Yahu bayramlarda bile buluşmamış olanları neden yan yana gömmeye çalışırsınız ki?

Bence en güzel yerler dağ başlarında ve yaylalardaki köy mezarlıklarıdır. Üzerinizde biten otları keçiler ve koyunlar biçerler. Dağ çiçekleri ve anemonlar açar üzerlerinde. Yeri belli olsun diye dere taşı çevrilidir. Bir tahtaya kazınmış bir isimlik vardır. O da zamanla yiter gider. Kuşlar cıvıldar. Rüzgâr eser, yağmur yağar. Rahatsız edeni olmaz. Bayramdan bayrama bir eş dost gelir. Anar, Fatiha'sını bırakır.

Ama biz, esprimizi de üzüntümüzü de mezar taşlarına işleriz. Huyumuz kurusun.

Gelin siz siz olun beni şuraya gömün, memlekete götürün, köye gömün gibi vasiyetlerde bulunmayın. İnsanların iki ayağını bir pabuca sokmayın. Benim vasiyetim, nerede ölürsem oraya gömün beni. Kimseyi uğraştırmayın, kimseyi beklemeyin. Sağlığında görevini yapmayanın son görev diye gelmesi, sorulan hak helaline cevap vermesi kadar irite olduğum bir şey yok. Bakalım ölen haklarını helal ediyor mu?

Valla ben pek çok kimseye hakkımı helal etmiyorum.

Siz yine de kalın sağlıcakla… 

 
 
Taner Tümerdirim / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.