Hem içerden hem dışarıdan hem siyasiler hem dini ve sosyal yapılar bize dair ne varsa hepsini ameliyat masasına yatırdılar, kendilerine göre estetik yaptılar, yapıyorlar.
Milli ve manevi kimliğimize o kadar çok neşter vurdular ki ortaya kayıtsız, duyarsız, tepkisiz sadece kendini hatta anlık menfaati düşünen bireyler ve de kalabalıklar çıktı.
Bu kalabalıklar çoğalınca millet olma vasfımız zayıfladı. Milli ve manevi değerlerimize karşı hassasiyetimiz zayıfladı.
İnandığımız doğruları hayatımıza aktarmadığımız için zamanla yanlışları doğrulamaya başladık. Zamanla da bu yanlışları inanç olarak kabul edip, sahiplendik.
Öyle bir hale geldik ki artık sesi çok çıkanın, sayısı çok olanın haklılığını kabul eder olduk.
Hem 'Bir müminin canı, malı, namusu Kabe'den kıymetlidir' diyen Hz. Muhammed'e iman ettiğimizi iddia ediyoruz İslam coğrafyasında 23 yıldır soykırım yapılıyor, Milletimiz sesi çok çıkanlara bakıp, susuyor.
Devlet hazinesinden bir iğne aşıranın cenaze namazını kılmayan Peygambere iman ettiğimizi iddia ediyoruz. Ama devletin malı talan ediliyor, sesimiz çıkmıyor.
'Rüşvet aslanda, verende melundur' diyen Peygambere iman iddiasındayız ama rüşvetçiler arasında ayırım ve sahiplenme yapıyoruz.
'Zulme yarım kelime katkıda bulunanın Allah'ın rahmetinden nasibi yoktur' diyen Peygambere iman iddiasındayız ama sahada zulme taraf oluyoruz.
'Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır' diyen Peygambere iman iddiasındayız ama haksızlık kapımızı çalana kadar susuyoruz.
'İşçinin hakkını alın teri kurumadan verin' diyen Peygambere iman iddiasındayız ama hak arayanları hain, işbirlikçi, terörist ilan ediyoruz.
'Vatan sevgisi imandadır' diyen Peygambere iman iddiasındayız ama vatanın altıda, üstü de satılıyor, kimseden çıt çıkmıyor.
'Kıyamet günü her hain için bir sancak dikilecek ve 'Bu, falan oğlu falanın ihanetidir' denilecektir' Peygambere iman iddiasındayız ama vatan hainlerinin taltif edilmesine rıza gösteriyoruz.
Söz verip, sözünde durmayanlara sahip çıkıyoruz, emanete sahip çıkmayanlara sahip çıkıyoruz, yalan söyleyenleri alkışlıyoruz.
Örnekleri çoğaltabiliriz. Özetle ise bizden 'Müslüman Türk Milleti' kimliğini çaldılar.
Bireyden topluma, toplumdan millete aslımıza dönmedikten sonra her iki cihanda da kaybedenlerden olacağız.
Meselenin özü şahsiyet
Hangi şahsiyet? Allah'ın istediği, Resulünün şahsiyetinde canlandırdığı şahsiyeti kazanmak. Hedefimiz bu olmalı. Şahsen bu gayret içerisindeyim.
Bu şahsiyette neler var?
Ayet ve hadislerden çıkarabildiğim kadarı ile bu şahsiyet sahipleri zekidir, olayları ferasetle, anlayış, sezgi ile bakar, okur.
Dünyanın geçici süslerine kanmaz, şöhretin kölesi olmaz.
Komşusu ondan razıdır, arkadaşı ona sırtını dönebilir.
Kederini kalbine gömüp, topluma tebessüm ikram eder.
Gülmesi tebessüm, susması tefekkür, konuşması ise hikmettir.
İbadetlerini derin bir saygı, ciddiyet ve samimiyetle yerine getirir.
İbadeti sadece rüku ve secde ibaret değildir.
Arkadaşının ayıbını kendi ayıbı bilir.
Alın teriyle helal peşinde koşar.
Kimsenin gizli kusurunu araştırmaz, hafiyelik etmez.
Zamanını boş, yararsız ve günah olan işlerle zayi etmez.
Kendisine bırakılan emanetleri korur ve elinden, dilinden kimseye zarar gelmez.
Verdiği sözleri, antlaşmaları ve ahitleri ne pahasına olursa olsun tutar.
Ahlaki değerlere bağlıdır, namusunu ve çizgisini her ortamda korur.
Paylaşımcıdır; bollukta da darlıkta da Allah rızası için yardım eder.
Kendisi için istediği güzellikleri insanlar için de ister.
Hayatın her alanında zorluk çıkarmaz, müjdeleyici ve yapıcı bir rol üstlenir.
Diğer insanların dertleriyle dertlenir, toplumun acısını kendi içinde hisseder.
Yaşadığı topluma ve insanlığa en çok faydası dokunan kişidir.
İçindeki hüznü kalbine gömer, insanlara karşı her zaman tebessüm eder.
Duruşu asil ve ciddidir; hafiflikten, şımarıklıktan ve kibirden uzaktır.
Kendi nefsine karşı çok katıdır, başkalarının ayıbı yerine kendi kusurlarına bakar.
Bilgisi, makamı veya serveti artsa bile insanlara asla tepeden bakmaz.
Zorluklar ve musibetler karşısında isyan etmez, direnç gösterir.
Sahip olduğu nimetlerin farkındadır ve her durum için Allah'a hamdeder.
Dili aklının arkasındadır; sözünün nereye varacağını tartmadan konuşmaz.
Kızgınlık anında bile adalet çizgisinden sapmaz ve affedicidir.
Ne zulmeder ne de zulme rıza gösterir; her zaman adaletin yanındadır.
Özü sözü birdir; menfaati zedelense dahi asla yalana ve hileye başvurmaz.
Kendimizi sorguya çekelim mi?
Dünkü yazımda birey ve toplum olarak geldiğimiz noktaya vurgu yapıp, şahsiyet ya da mükemmel insan vasıflarına dair bir şeyler yazmıştım. Bugün kendimizi sorgulayalım mı?
Mesela!
Komşumuz bizden emin mi?
Öfkelendiğimizde adaleti koruyabiliyor muyuz?
Başkalarının kusurlarıyla mı, yoksa kendi noksanlarımızla mı meşgulüz?
Duygularımızı yönetebiliyor muyuz?
Kendi muhasebemizi yapabiliyor muyuz? Kınayıcı mıyız yoksa müjdeleyici mi?
Kibir, gurur, kendini beğenme var mı?
Gösteriş, kıskançlık, cimrilik var mı?
Hırs ve tamah var mı?
Öfke, gazap ve yalan var mı?
Gıybet, dedikodu, laf taşımak var mı?
Şehvete esaret var mı?
Zulüm ve haksızlık var mı?
Gaflet, kin ve katı kalplilik var mı?
Hıyanet, gizli halleri araştırma, kötü zan var mı?
Rabbim bu gibi soruları istediği şekliyle cevaplamayı cümlemize nasip etsin…
Milli ve manevi kimliğimize o kadar çok neşter vurdular ki ortaya kayıtsız, duyarsız, tepkisiz sadece kendini hatta anlık menfaati düşünen bireyler ve de kalabalıklar çıktı.
Bu kalabalıklar çoğalınca millet olma vasfımız zayıfladı. Milli ve manevi değerlerimize karşı hassasiyetimiz zayıfladı.
İnandığımız doğruları hayatımıza aktarmadığımız için zamanla yanlışları doğrulamaya başladık. Zamanla da bu yanlışları inanç olarak kabul edip, sahiplendik.
Öyle bir hale geldik ki artık sesi çok çıkanın, sayısı çok olanın haklılığını kabul eder olduk.
Hem 'Bir müminin canı, malı, namusu Kabe'den kıymetlidir' diyen Hz. Muhammed'e iman ettiğimizi iddia ediyoruz İslam coğrafyasında 23 yıldır soykırım yapılıyor, Milletimiz sesi çok çıkanlara bakıp, susuyor.
Devlet hazinesinden bir iğne aşıranın cenaze namazını kılmayan Peygambere iman ettiğimizi iddia ediyoruz. Ama devletin malı talan ediliyor, sesimiz çıkmıyor.
'Rüşvet aslanda, verende melundur' diyen Peygambere iman iddiasındayız ama rüşvetçiler arasında ayırım ve sahiplenme yapıyoruz.
'Zulme yarım kelime katkıda bulunanın Allah'ın rahmetinden nasibi yoktur' diyen Peygambere iman iddiasındayız ama sahada zulme taraf oluyoruz.
'Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır' diyen Peygambere iman iddiasındayız ama haksızlık kapımızı çalana kadar susuyoruz.
'İşçinin hakkını alın teri kurumadan verin' diyen Peygambere iman iddiasındayız ama hak arayanları hain, işbirlikçi, terörist ilan ediyoruz.
'Vatan sevgisi imandadır' diyen Peygambere iman iddiasındayız ama vatanın altıda, üstü de satılıyor, kimseden çıt çıkmıyor.
'Kıyamet günü her hain için bir sancak dikilecek ve 'Bu, falan oğlu falanın ihanetidir' denilecektir' Peygambere iman iddiasındayız ama vatan hainlerinin taltif edilmesine rıza gösteriyoruz.
Söz verip, sözünde durmayanlara sahip çıkıyoruz, emanete sahip çıkmayanlara sahip çıkıyoruz, yalan söyleyenleri alkışlıyoruz.
Örnekleri çoğaltabiliriz. Özetle ise bizden 'Müslüman Türk Milleti' kimliğini çaldılar.
Bireyden topluma, toplumdan millete aslımıza dönmedikten sonra her iki cihanda da kaybedenlerden olacağız.
Meselenin özü şahsiyet
Hangi şahsiyet? Allah'ın istediği, Resulünün şahsiyetinde canlandırdığı şahsiyeti kazanmak. Hedefimiz bu olmalı. Şahsen bu gayret içerisindeyim.
Bu şahsiyette neler var?
Ayet ve hadislerden çıkarabildiğim kadarı ile bu şahsiyet sahipleri zekidir, olayları ferasetle, anlayış, sezgi ile bakar, okur.
Dünyanın geçici süslerine kanmaz, şöhretin kölesi olmaz.
Komşusu ondan razıdır, arkadaşı ona sırtını dönebilir.
Kederini kalbine gömüp, topluma tebessüm ikram eder.
Gülmesi tebessüm, susması tefekkür, konuşması ise hikmettir.
İbadetlerini derin bir saygı, ciddiyet ve samimiyetle yerine getirir.
İbadeti sadece rüku ve secde ibaret değildir.
Arkadaşının ayıbını kendi ayıbı bilir.
Alın teriyle helal peşinde koşar.
Kimsenin gizli kusurunu araştırmaz, hafiyelik etmez.
Zamanını boş, yararsız ve günah olan işlerle zayi etmez.
Kendisine bırakılan emanetleri korur ve elinden, dilinden kimseye zarar gelmez.
Verdiği sözleri, antlaşmaları ve ahitleri ne pahasına olursa olsun tutar.
Ahlaki değerlere bağlıdır, namusunu ve çizgisini her ortamda korur.
Paylaşımcıdır; bollukta da darlıkta da Allah rızası için yardım eder.
Kendisi için istediği güzellikleri insanlar için de ister.
Hayatın her alanında zorluk çıkarmaz, müjdeleyici ve yapıcı bir rol üstlenir.
Diğer insanların dertleriyle dertlenir, toplumun acısını kendi içinde hisseder.
Yaşadığı topluma ve insanlığa en çok faydası dokunan kişidir.
İçindeki hüznü kalbine gömer, insanlara karşı her zaman tebessüm eder.
Duruşu asil ve ciddidir; hafiflikten, şımarıklıktan ve kibirden uzaktır.
Kendi nefsine karşı çok katıdır, başkalarının ayıbı yerine kendi kusurlarına bakar.
Bilgisi, makamı veya serveti artsa bile insanlara asla tepeden bakmaz.
Zorluklar ve musibetler karşısında isyan etmez, direnç gösterir.
Sahip olduğu nimetlerin farkındadır ve her durum için Allah'a hamdeder.
Dili aklının arkasındadır; sözünün nereye varacağını tartmadan konuşmaz.
Kızgınlık anında bile adalet çizgisinden sapmaz ve affedicidir.
Ne zulmeder ne de zulme rıza gösterir; her zaman adaletin yanındadır.
Özü sözü birdir; menfaati zedelense dahi asla yalana ve hileye başvurmaz.
Kendimizi sorguya çekelim mi?
Dünkü yazımda birey ve toplum olarak geldiğimiz noktaya vurgu yapıp, şahsiyet ya da mükemmel insan vasıflarına dair bir şeyler yazmıştım. Bugün kendimizi sorgulayalım mı?
Mesela!
Komşumuz bizden emin mi?
Öfkelendiğimizde adaleti koruyabiliyor muyuz?
Başkalarının kusurlarıyla mı, yoksa kendi noksanlarımızla mı meşgulüz?
Duygularımızı yönetebiliyor muyuz?
Kendi muhasebemizi yapabiliyor muyuz? Kınayıcı mıyız yoksa müjdeleyici mi?
Kibir, gurur, kendini beğenme var mı?
Gösteriş, kıskançlık, cimrilik var mı?
Hırs ve tamah var mı?
Öfke, gazap ve yalan var mı?
Gıybet, dedikodu, laf taşımak var mı?
Şehvete esaret var mı?
Zulüm ve haksızlık var mı?
Gaflet, kin ve katı kalplilik var mı?
Hıyanet, gizli halleri araştırma, kötü zan var mı?
Rabbim bu gibi soruları istediği şekliyle cevaplamayı cümlemize nasip etsin…
Akın Aydın / diğer yazıları
- Milli kimliğimiz ve şahsiyetimiz / 03.07.2026
- İşe Bak! En çok faiz ödeyenler faiz karşıtlığı yapıyor / 02.07.2026
- Gazze’nin hesabını soracak kadro! / 01.07.2026
- Trump, Erdoğan’ı neden övüyor? / 29.06.2026
- Neden yazıyor, neden konuşuyoruz, diye sorguluyorum / 28.06.2026
- Abdülhamit’ten, Menderes’ten, Erdoğan’a ABD / 26.06.2026
- İmam Bakır’dan ‘Aşura Ziyaretnamesi’ / 25.06.2026
- Selam olsun Kerbela şehitlerine ve şahitlerine / 24.06.2026
- G7 zirvesi ve Mandacılar / 22.06.2026
- Maarif modeli ve yeni anayasa / 21.06.2026
- İşe Bak! En çok faiz ödeyenler faiz karşıtlığı yapıyor / 02.07.2026
- Gazze’nin hesabını soracak kadro! / 01.07.2026
- Trump, Erdoğan’ı neden övüyor? / 29.06.2026
- Neden yazıyor, neden konuşuyoruz, diye sorguluyorum / 28.06.2026
- Abdülhamit’ten, Menderes’ten, Erdoğan’a ABD / 26.06.2026
- İmam Bakır’dan ‘Aşura Ziyaretnamesi’ / 25.06.2026
- Selam olsun Kerbela şehitlerine ve şahitlerine / 24.06.2026
- G7 zirvesi ve Mandacılar / 22.06.2026
- Maarif modeli ve yeni anayasa / 21.06.2026
























































