21 Haziran'da İspanya'nın Sevilla şehrinde başlayan Avrupa Birliği Zirvesi; Avrupa'nın geçmişten bugüne Müslümanlara bakışındaki değişmeyen çizgisini göstermesi açısından oldukça manidar. Bu zirvenin İspanya'nın Sevilla şehrinde yapılıyor olması da ayrı bir anlam katıyor bu değişmeyen çizgiye...
Çünkü Sevilla şehri, 8. yüzyılda İslam egemenliğine giren Endülüs (Andalucia) ün en önemli şehirlerinden biri. Aynı zamanda o dönemdeki Abbasi payitahtı. Zaman zaman katliam sınırlarını da aşan tecavüzlere rağmen Sevilla'da, Müslüman, Hıristiyan ve Yahudiler 1492 yılına kadar birarada yaşadılar. Ta ki; Kastilya Kraliçesi Isabela'nın 1492'de bütün gayri Hıristiyan unsurları zorla katledip, sınırdışı ettiği ana kadar.
Bütün tahriplere rağmen bugün bile Endülüs'ün birçok yerinde olduğu gibi Sevilla'da da Müslüman izlerine rastlamak mümkün. Öyle ki, kaldırımlarından bahçe duvarlarına, kiremitlerinden yemek isimlerine kadar birçok ayrıntıda Müslüman izini tam anlamıyla yok etmek mümkün olamamış...
1492'den beri değişmeyen anlayış
610 yıl önce bütün gayri Hıristiyan unsurları sınırdışı ederek, diğer dinlere özellikle de Müslümanlara tahammülsüzlüğünü gösteren Avrupa anlayışı, bugün de Sevilla'da yaptığı zirvede bu anlayışını ziyadesiyle izhar ediyor.
21 Haziran'da Sevilla'da başlayan zirvenin ön önemli gündem maddesi, "Avrupa'ya yapılan göçlerin önlenmesi" olmakla beraber, mevcut göçmenlerin sınırdışı edilmesi için de radikal önlemlerin alındığını belirtmeliyiz. Müslüman göçünün önüne geçilebilmesi için "Yasadışı göçün engellenmesi için yeterli işbirliği yapmayan yoksul ülkelerin cezalandırılması" nın bile teklif edildiği bir ortamda varolan tahammülsüzlüğün boyutlarını siz düşünün.
Müslüman karşıtı Avrupalı çoğalıyor
Avrupa kamuoyunun Müslüman göçmen karşıtı aşırı sağcı partilere verdikleri destek de aslında Avrupalının topyekün hangi anlayışta olduğunu en bariz şekilde açığa vuruyor. En son Fransa örneği bunu en iyi şekilde gösteriyor.
Kendi kamuoylarının bu anti-müslüman hassasiyetlerini dikkate alan Avrupalı liderler, sınırlardaki denetimlerin sıklaştırılması ve üçüncü ülkelere işbirliği yapmaları için baskı yapılmasını Sevilla'da kabul etti.
Sevilla'dan sonra Avrupa ülkeleri arasında göç politikası açısından ortak bir görüş çizgisi belirdi. Yani Avrupa anti-müslümanlık noktasında tam bir görüş birliği içinde...
610 yıldır değişmeyen Avrupa
Bu yaklaşımımız, ülkemizdeki AB yandaşlarınca paranoyak, ve marjinal yaftasını yiyeceğinden; bu görüşümüzü Sevilla'dan destekleyen bir Avrupalının görüşlerini hemen aktarmamız faydalı olacaktır. Çünkü biz söyleyince anlaşılmayan bazı gerçekler, belki karşı taraf söylerse daha kolay anlaşılır.
İngiltere'de yayımlanan ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times'ın yorumcusu Judy Dempsey'in Sevilla'da kaleme aldığı "Sevilla'nın Müslüman meydan okuması" başlıklı yorumu oldukça anlamlı.
Judy Dempsey, yazısına önce Sevilla şehrinin 1492'ye kadar ki yapısından ve Kraliçe Isabela'nın bütün gayri Hıristiyan unsurları kovmasıyla başlayan yeni yapıyı anlatmakla başlıyor. Sevilla'da bugün varolan müslüman izlerine de değinen Dempsey, 610 yıl aradan sonra bugün Sevilla'da yapılan Avrupa Birliği Zirvesi'nin ana gündem maddesinin "yasadışı göçler- özellikle müslüman göçler- olduğunun" altını çizerek, Avrupa'da değişmeyen bakış açısına vurgu yapıyor.
Dempsey, özellikle Avrupa'da son seçimlerde ortaya çıkan siyasi tablonun (Hollanda, Avusturya ve Danimarka örneklerini veriyor) Avrupa seçmeninin anti- göç (Dempsey burada anti göç kavramının yanına "özellikle anti-müslüman" eklemesini yapmış) duygularının en iyi göstergesi olduğunu belirttikten sonra, Avrupalının Müslümanları, asimilasyon ve kaynaşmayı engellemekle suçladığını ifade ediyor.
Avrupa Türkiye'yi istemiyor
Dempsey'in yazısının en can alıcı noktası ise Türkiye- AB ilişkileri ile ilgili olan kısmı. Dempsey, Türkiye'nin yıllardan beri AB'ye üye olmak istediğini ve AB'nin Türkiye'ye Kopenhag Kriterlerini sunduğunu söyledikten sonra, AB'nin Türkiye'yi almamaktaki resmi bahanesinin, Kopenhag Kriterleri'nin Türkiye tarafından tam olarak yerine getirilmemesi olduğunu ifade ediyor. Dempsey, resmi olmayan gerçek nedeni ise şöyle açıklıyor: "...resmi olmayan neden, AB'nin sınırlarını Türkiye'yi de içine alacak şekilde genişletmesi noktasında derin kuşkulara sahip olmasıdır. Bu neden tamamen politik ve dînîdir. Avrupa Türkiye'yi alsa da almasa da, Hıristiyan bir kulüb olarak görünmektedir..."
Türkiye Avrupa'yı korkutuyor
Dempsey'in makalesinin sonlarında ise, Türkiye'nin insan potansiyeliyle Avrupa'yı korkuttuğunu, AB karar mekanizmasında Türkiye'nin veto hakkının olmasının kabul edilebilir bir durum olmadığı ve en önemlisi Avrupalının Türklerle kültürel ve dini olarak yüzyüze gelmek istemediği gerçeğini belirtiyor.
Gerek bu makale, gerek başka makaleler ve demeçler; bilinen ama Türkiye'de bazı çevreler tarafından özellikle görmezlikten gelinen bir gerçeği hatırlatmaktan başka birşey yapmıyor. "Avrupalının Türkiye'yi istemediği" gerçeğinden daha ne kadar kaçılabilinir ki...
Çünkü Sevilla şehri, 8. yüzyılda İslam egemenliğine giren Endülüs (Andalucia) ün en önemli şehirlerinden biri. Aynı zamanda o dönemdeki Abbasi payitahtı. Zaman zaman katliam sınırlarını da aşan tecavüzlere rağmen Sevilla'da, Müslüman, Hıristiyan ve Yahudiler 1492 yılına kadar birarada yaşadılar. Ta ki; Kastilya Kraliçesi Isabela'nın 1492'de bütün gayri Hıristiyan unsurları zorla katledip, sınırdışı ettiği ana kadar.
Bütün tahriplere rağmen bugün bile Endülüs'ün birçok yerinde olduğu gibi Sevilla'da da Müslüman izlerine rastlamak mümkün. Öyle ki, kaldırımlarından bahçe duvarlarına, kiremitlerinden yemek isimlerine kadar birçok ayrıntıda Müslüman izini tam anlamıyla yok etmek mümkün olamamış...
1492'den beri değişmeyen anlayış
610 yıl önce bütün gayri Hıristiyan unsurları sınırdışı ederek, diğer dinlere özellikle de Müslümanlara tahammülsüzlüğünü gösteren Avrupa anlayışı, bugün de Sevilla'da yaptığı zirvede bu anlayışını ziyadesiyle izhar ediyor.
21 Haziran'da Sevilla'da başlayan zirvenin ön önemli gündem maddesi, "Avrupa'ya yapılan göçlerin önlenmesi" olmakla beraber, mevcut göçmenlerin sınırdışı edilmesi için de radikal önlemlerin alındığını belirtmeliyiz. Müslüman göçünün önüne geçilebilmesi için "Yasadışı göçün engellenmesi için yeterli işbirliği yapmayan yoksul ülkelerin cezalandırılması" nın bile teklif edildiği bir ortamda varolan tahammülsüzlüğün boyutlarını siz düşünün.
Müslüman karşıtı Avrupalı çoğalıyor
Avrupa kamuoyunun Müslüman göçmen karşıtı aşırı sağcı partilere verdikleri destek de aslında Avrupalının topyekün hangi anlayışta olduğunu en bariz şekilde açığa vuruyor. En son Fransa örneği bunu en iyi şekilde gösteriyor.
Kendi kamuoylarının bu anti-müslüman hassasiyetlerini dikkate alan Avrupalı liderler, sınırlardaki denetimlerin sıklaştırılması ve üçüncü ülkelere işbirliği yapmaları için baskı yapılmasını Sevilla'da kabul etti.
Sevilla'dan sonra Avrupa ülkeleri arasında göç politikası açısından ortak bir görüş çizgisi belirdi. Yani Avrupa anti-müslümanlık noktasında tam bir görüş birliği içinde...
610 yıldır değişmeyen Avrupa
Bu yaklaşımımız, ülkemizdeki AB yandaşlarınca paranoyak, ve marjinal yaftasını yiyeceğinden; bu görüşümüzü Sevilla'dan destekleyen bir Avrupalının görüşlerini hemen aktarmamız faydalı olacaktır. Çünkü biz söyleyince anlaşılmayan bazı gerçekler, belki karşı taraf söylerse daha kolay anlaşılır.
İngiltere'de yayımlanan ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times'ın yorumcusu Judy Dempsey'in Sevilla'da kaleme aldığı "Sevilla'nın Müslüman meydan okuması" başlıklı yorumu oldukça anlamlı.
Judy Dempsey, yazısına önce Sevilla şehrinin 1492'ye kadar ki yapısından ve Kraliçe Isabela'nın bütün gayri Hıristiyan unsurları kovmasıyla başlayan yeni yapıyı anlatmakla başlıyor. Sevilla'da bugün varolan müslüman izlerine de değinen Dempsey, 610 yıl aradan sonra bugün Sevilla'da yapılan Avrupa Birliği Zirvesi'nin ana gündem maddesinin "yasadışı göçler- özellikle müslüman göçler- olduğunun" altını çizerek, Avrupa'da değişmeyen bakış açısına vurgu yapıyor.
Dempsey, özellikle Avrupa'da son seçimlerde ortaya çıkan siyasi tablonun (Hollanda, Avusturya ve Danimarka örneklerini veriyor) Avrupa seçmeninin anti- göç (Dempsey burada anti göç kavramının yanına "özellikle anti-müslüman" eklemesini yapmış) duygularının en iyi göstergesi olduğunu belirttikten sonra, Avrupalının Müslümanları, asimilasyon ve kaynaşmayı engellemekle suçladığını ifade ediyor.
Avrupa Türkiye'yi istemiyor
Dempsey'in yazısının en can alıcı noktası ise Türkiye- AB ilişkileri ile ilgili olan kısmı. Dempsey, Türkiye'nin yıllardan beri AB'ye üye olmak istediğini ve AB'nin Türkiye'ye Kopenhag Kriterlerini sunduğunu söyledikten sonra, AB'nin Türkiye'yi almamaktaki resmi bahanesinin, Kopenhag Kriterleri'nin Türkiye tarafından tam olarak yerine getirilmemesi olduğunu ifade ediyor. Dempsey, resmi olmayan gerçek nedeni ise şöyle açıklıyor: "...resmi olmayan neden, AB'nin sınırlarını Türkiye'yi de içine alacak şekilde genişletmesi noktasında derin kuşkulara sahip olmasıdır. Bu neden tamamen politik ve dînîdir. Avrupa Türkiye'yi alsa da almasa da, Hıristiyan bir kulüb olarak görünmektedir..."
Türkiye Avrupa'yı korkutuyor
Dempsey'in makalesinin sonlarında ise, Türkiye'nin insan potansiyeliyle Avrupa'yı korkuttuğunu, AB karar mekanizmasında Türkiye'nin veto hakkının olmasının kabul edilebilir bir durum olmadığı ve en önemlisi Avrupalının Türklerle kültürel ve dini olarak yüzyüze gelmek istemediği gerçeğini belirtiyor.
Gerek bu makale, gerek başka makaleler ve demeçler; bilinen ama Türkiye'de bazı çevreler tarafından özellikle görmezlikten gelinen bir gerçeği hatırlatmaktan başka birşey yapmıyor. "Avrupalının Türkiye'yi istemediği" gerçeğinden daha ne kadar kaçılabilinir ki...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Alperen Polat / diğer yazıları
- Sadaka sosyalizmi / 17.04.2013
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012























































































