logo
07 NİSAN 2026

Tarihi sempozyum

07.02.2009 00:00:00
Çok sayıda bilim adamı, ekonomist ve gazetecinin katılımıyla yarın Bursa Ovaakça'da "Türkiye ve Dünyada Ekonomik Buhran ve Çıkış Yolları" adlı sempozyum düzenlenecek.

 

Bugüne kadar beş uluslar arası kongrede bir araya gelerek Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli'ni dünya ülkelerinin krizden çıkabilmesi için yegâne reçete olarak deklare eden bilim adamları, ekonomistler, araştırmacılar, gazeteciler, hukukçular ve işadamları Bursa Ovaakça belediyesi Uluslararası Kongre Sarayı'nda pazar günü (yarın) "Türkiye ve Dünyada Ekonomik Buhran ve Çıkış Yolları" adlı sempozyumda bir kez daha buluşacak. Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği Teşkilatı bugüne kadar gerçekleştirdiği ve yurtiçinde ve yurt dışında ses getiren toplantılarına bir yenisini yarın Bursa'da gerçekleştirecek. Çok sayıda konuşmacının katılacağı "Türkiye ve Dünyada Ekonomik Buhran ve Çıkış Yolları" adlı sempozyumda açılış konuşmasını Dr. Fuat Şengül yapacak. Daha sonra söz alacak olan Dr. Harun Kayacı ise Uluslar arası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği'nin çalışmaları hakkında bilgi verecek. Sempozyumun kapanış konuşmasını Milli Ekonomi Modeli ile 'Milli Devlet, Sosyal Devlet' tezlerinin sahibi ve Uluslar arası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş yapacak.

Milli Ekonomi vurgusuDünyayı iki yıldır etkileyen ve Türkiye'yi de tam ortadan vuran küresel ekonomik kriz sempozyumda masaya yatırılacak. Sempozyumda başta ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik krizin atlatılması için tüketim endeksli bir yaklaşım olan ve bu anlayışı birçok ülke tarafından hayata geçirilen  'Milli Ekonomi Modeli'nin tek çıkar yol olduğunun altı çizilecek.   30'dan fazla yerli ve yabancı bilim adamı, ekonomist, araştırmacı, gazeteci, hukukçu ve işadamlarının tebliğ sunacağı sempozyumda 3 oturum düzenlenecek. Pazar günü saat 10.00'da başlayacak olan "Ekonomik Çöküşün Arka Plan Analizi" konulu ilk oturuma Dr. Abdullah Terzi başkanlık edecek. Oturumda Prof. Dr. Cahit Babuna, Muharrem Bayraktar, Ahmet Erimhan, Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu, Orhan Dede, Mustafa Hilmi Yıldırım, Dr. Ali Bestami Kepekçi, Emre Polat, Ali Değirmenci ve Dr. Harun Kayacı tebliğ sunacak.İkinci oturum saat 12.00'de başlayacak ve Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi başkanlık yapacak. "Çökertilen Türk Ekonomisi" konulu bu oturumda sırasıyla Prof. Dr. Mehmet Palamut, Prof. Dr. Ata Selçuk, Dr. Selim Kotil, Tarık Çanak, Mehmet Emin Koç, İbrahim Berk, Rıdvan Murat, Murat Çabas ve Zeki Garaçoğlu tebliğ sunacak. Eğitimci-yazar Ali Gedik'in yöneteceği "Global Krize Rağmen Türkiye Ekonomisi Nasıl Ayağa Kalkar" konulu üçüncü oturumda söz alacak ekonomistler ve bilim adamları ise şunlar: Prof. Dr. Fehim Üçışık, Dr. İlhan Gültekin, Prof. Dr. Ünal Emiroğlu, Prof. Dr. Hidayet Sarı, Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu, Prof. Dr. Metin Tulgar, Recep Bahar ve Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu.

Kapanış konuşmasını Prof. Dr. Baş yapacakSempozyumun kapanış konuşmasını ise Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği Genel Başkanı sıfatıyla Milli Ekonomi Modeli ile 'Milli Devlet, Sosyal Devlet' tezlerinin sahibi BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş yapacak. Prof. Dr. Haydar Baş, dünyanın içinde bulunduğu krizin Türkiye'ye etkileri ve bu krizden çıkış yolları konusunda çarpıcı açıklamalar yapması bekleniyor. Sempozyum aynı zamanda ulusal ve yerel televizyonlarda canlı yayınlanacak.

Katolik Kilisesinin, Türkler Üzerindeki Planları

Papalığın ve onun şahsında Katolik kilisesinin Türkler ve Türk vatanı üzerindeki hesaplarının çarpıcı misallerinden birisi Papalığın PKK ve lideri Öcalan konusunda aldığı tavırdır

07.04.2026 00:17:00
Haber Merkezi
Katolik Kilisesinin, Türkler Üzerindeki Planları
Katolik Kilisesinin, Türkler Üzerindeki Planları
Papalığın ve onun şahsında Katolik kilisesinin Türkler ve Türk vatanı üzerindeki hesaplarının çarpıcı misallerinden birisi Papalığın PKK ve lideri Öcalan konusunda aldığı tavırdır.

Roma'da bulunduğu zaman içerisinde Öcalan'a bizzat kiliseler tarafından sahip çıkıldığı kamuoyuna yansıyan bir hakikattir.

Yeni Mesaj Gazetesinin 23/11/98 tarihli haberinden şunları öğreniyoruz: "Kardinal Achilli Silvestrini Abdullah Öcalan'a siyasi sığınma hakkı tanınması gerektiğini açıkladı. Vatikan 'da Doğu Kiliselerinden sorumlu Kardinal, " Kendi bağımsızlığı ve düşünceleri için mücadele veren herkese siyasi sığınma hakkı tanınmalı" diye konuştu.

Kürt sorununun yalnızca Türkiye ve İtalya arasında bir mesele olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Kardinal, sorunun bütün Avrupa'yı ilgilendiren uluslararası bir konu olduğunu vurguladı.



Papa II. Jean Paul Noel konuşmasının bir bölümünde Kürt halkından da söz etti ve "Bütün dünyada özgürlük isteyen in­sanlar Allah'ın kuludur. Bir tek Allah bizi korumak için yaratılmıştır. Burada bulunan Kürt halkını da selamlıyorum" dedi.

3/12/98 Cumhuriyet Gazetesinde, Sn. Aytunç Altında! Öcalan '111 Papa 'ya mektubu üzerine bir değerlendirme yaptı. Altında yazısında:

"Aziz Peder, Hıristiyanlığa çok yakınım. Sizin şahsınıza ve dininize duyduğum saygı benim savaşımın ve düşüncelerimin merkezindedir."
Bu sözler bölücü terör örgütü PKK'nın başı Abdullah Öcalan'a aittir. Ve Papa il.  Jean Paul'e yazdığı mektupta yer almaktadır…

Şimdi sorumuz şudur: PKK ve ayrılıkçı Kürt hareketlerinin kiliselerle ne ilişkisi var?



İlkin şunu belirteyim: Kiliseler 1965'den bu yana Ortadoğu'daki Kürtçülük hareketleriyle ve 1983'den sonra da PKK ile çok yakından ilgilenmekteydiler. Güneydoğu Anadolu'daki ilk gizli ve örgütlü etnik ve dinsel  ayırımcılığı esas alan istihbarat faaliyetlerini 1962'de Barış Gönüllüleri adıyla bölgeye gönderilen, çoğunluğu Katolik ve Anglikan kiliselerine kayıtlı Amerikalı uzmanlar başlatmışlardır.

Bunlar üç yıl süreyle bu bölgede yoğun misyonerlik faaliyetlerinde bulundular, birçok vatandaşımıza din değiştirme telinleri yaptılar, inanılmaz vaatlerde bulundular ve etnik ve dinsel ayırımcılığı körükleyecek bölgesel inanç farklılıklarını bilgi haline dönüştürerek ABD'deki çeşitli istihbarat birimlerine aktardılar. Bu gönüllülerin hazırladıkları raporların bir kısmı da doğrudan doğruya kiliselere gitti…

Son söz

Son söz: PKK ve ayrılıkçı Kürt hareketinin arkasındaki destekçilerin başında kiliseler vardır. PKK olayında hiç dikkat edilmeyen bu husus umarım bundan sonra dikkate alınır. Ortadoğu'daki kilise ve İslam harici fraksiyonlar çok uzun zamandır bir ittifak içindeler, benden uyarması". (Prof. Dr. Haydar Baş, Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler eseri yıl 1998 sh;77]

Otel odasında öldürülen genç kadın soruşturmasında yeni gelişme

Bahçelievler'de bıçaklanan Yonca Kölge'nin otel odasında ölü bulunmasına ilişkin gözaltına alınan eski eşi dahil olmak üzere 3 şüpheli gözaltına alındı. Şüpheliler emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi

06.04.2026 14:54:00 / Güncelleme: 06.04.2026 14:57:43
İHA
Otel odasında öldürülen genç kadın soruşturmasında yeni gelişme
Otel odasında öldürülen genç kadın soruşturmasında yeni gelişme
Olay, 3 Nisan Cuma günü akşam saatlerinde Bahçelievler Mareşal Fevzi Çakmak 3. Sokak üzerinde bulunan bir otelde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 3 Nisan Cuma günü saat 13.30 sıralarında Yonca Kölge (28), Salih B. ile birlikte otele giriş yapmış, odaya yerleştikten sonra Salih B., saat 17.55 sıralarında otelden tek başına ayrılmış, genç kadından haber almayan ailesi ise polisi aramıştı.

Genç kadının, Bahçelievler'de kaldığı oteli tespit edilmiş, otel odasında Yonca Kölge'nin cesedini bulmuştu.

3 yıl önce boşandıkları belirlendi

Yonca Kölge ile otele gelen şüpheli Salih B.'nin 'kasten yaralama' ve 'hırsızlık' suçlarından çok sayıda suç kaydı olduğu tespit edildi, cezaevinden izinli olarak çıktığı öğrenilen Salih B.'yi, "kasten öldürme" suçundan, Burhan B. ve Mehmet B. isimli şüpheliler ise "suçluyu kayırma" suçundan gözaltına alındı.

Salih B. ile Yonca Kölge'nin evli oldukları ve 3 yıl önce boşandıkları öğrenilm.

Gözaltına alınan 3 şüpheli emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

Antalya'daki teleferik kazasında ek bilirkişi raporu hazır

Antalya'da 1 kişinin hayatını kaybettiği, 7 kişinin yaralandığı teleferik kazasına ilişkin 12 tutuksuz sanığın yargılandığı davada, Orta Doğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nce hazırlanan ek bilirkişi raporu dosyaya girdi. Raporda 5 sanığın birinci derecede, 1 sanığın ikinci derecede sorumlu olduğu belirtilirken, 4 sanık yönünden kusur bulunmadığı kanaatine yer verildi. Raporda, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz bakımından ise kaza tarihinde resmi görevi bulunmadığı, kaza öncesi süreçteki sorumluluğunun mahkemece değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi

06.04.2026 14:02:00 / Güncelleme: 06.04.2026 14:05:28
İHA
Antalya'daki teleferik kazasında ek bilirkişi raporu hazır
Antalya'daki teleferik kazasında ek bilirkişi raporu hazır
Konyaaltı ilçesinde 1 kişinin yaşamını yitirdiği, 7 kişinin yaralandığı teleferik kazasına ilişkin, aralarında dönemin ANET Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz'ün de bulunduğu 12 sanığın yargılanmasına Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Altıncı duruşmada tutuksuz sanıklar Ahmet Buğra S., Serkan Y. ve Okan E. ile taraf avukatları hazır bulundu. Tutuksuz yargılanan ve duruşmaya katılma şartı bulunmayan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz ise duruşmaya katılmadı.
Mahkemede, Orta Doğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nce hazırlanan ek bilirkişi raporu dosyaya sunuldu. Tutuksuz yargılanan sanıklar, daha önce hazırlanan rapor ile yeni rapor arasında çelişki bulunduğunu öne sürerek, aleyhlerine olan hususları kabul etmediklerini dile getirdi.

Ek raporda sorumluluk değerlendirmesi yer aldı

Dosyaya giren ek bilirkişi raporunun sonuç bölümünde; olay İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında "iş kazası" olarak değil, "kaza" olarak değerlendirildi. Raporda, meydana gelen olayda çalışanın yaralanmadığı ve ölmediği için olayın iş kazası kapsamında değerlendirilmediği kaydedildi.

Raporda, Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz'ün 15 Aralık 2023 ile 10 Ocak 2024 tarihleri arasında 156 kalemden oluşan yapılacak işler listesini hazırlayıp bildirdiği, ancak listenin kullanım kılavuzu ve ilgili standartlar gözetilerek değerlendirilmesini sağlamadığı ya da sağlatmadığı yer aldı. Aynı raporda, kaza tarihinden 4 ay 15 gün önce ayrıldığı, ayrıca kaza günü itibarıyla herhangi bir resmi görevinin bulunmadığı, bu nedenle kaza tarihinden önce şirketin mali, teknik ve idari organizasyonunun belirlenmesi ve yönetilmesine yönelik etkisinin mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.



5 sanık için birinci derece sorumluluk tespiti

Ek bilirkişi raporunda, Edip Kemal B.'nin asıl işveren(idare) olarak şirketin mali, teknik ve idari organizasyonunu belirlemesi ve yönetmesi nedeniyle 2. dereceden sorumlu olduğu değerlendirmesi yapıldı. Raporda Ahmet Buğra S., Okan E., Serdar T., Özgür E. ve Serkan Y.'nin ise olayda birinci dereceden sorumlu olduğu kanaatine yer verildi. Bu değerlendirmede, şirketin teknik ve idari organizasyonunun belirlenmesi ve yönetilmesine ilişkin sorumlulukların dikkate alındığı kaydedildi.

4 sanık yönünden kusur bulunmadı

Ek raporda Suphi K. ile Kazım K. hakkında, meydana gelen kazaya ilişkin doğrudan hata yaptıklarına dair bilgi ya da belge bulunmadığı, bu nedenle kusurlarının olmadığı belirtilirken, Hüseyin A. ile Aziz A. bakımından da görev tanımları itibarıyla kazaya neden olacak bir görevde bulunmadıkları gerekçesiyle kusur bulunmadığı kanaatine varıldı.

Savcı mütalaasını bir sonraki celsede sunacak

Cumhuriyet savcısının, raporun taraflara tebliğ edilmesinin ardından bir sonraki celsede esas hakkındaki mütalaasını sunmasının beklendiği belirtilirken, duruşma ileri bir tarihe ertelendi.

Olayın geçmişi

Sarısu mevkiindeki teleferik tesisinde 12 Nisan 2024'te meydana gelen kazada, parçalanan kabinden düşen bir kişi hayatını kaybetmiş, aynı kabinde bulunan 2'si çocuk 7 kişi yaralanmıştı. Sistem durduğu için havada asılı kalan 24 kabindeki 174 kişi ise yaklaşık 22,5 saat süren operasyonla tahliye edilmişti. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, aralarında dönemin ANET Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz'ün de bulunduğu 12 sanığın, "taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma" ile "trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma" suçlarından 27 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmaları talep edilmişti.

Bolu Belediyesi'nde yürütülen soruşturmada gözaltına alınan 3 kişi serbest bırakıldı

Bolu Belediyesi'ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 3 kişi çıkarıldığı nöbetçi hakimlikçe tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı

06.04.2026 02:10:00 / Güncelleme: 06.04.2026 06:12:16
İHA
Bolu Belediyesi'nde yürütülen soruşturmada gözaltına alınan 3 kişi serbest bırakıldı
Bolu Belediyesi'nde yürütülen soruşturmada gözaltına alınan 3 kişi serbest bırakıldı
Geçtiğimiz ay yürütülen 'icbar suretiyle irtikap' soruşturması kapsamında Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ve Belediye Başkan Yardımcısı Süleyman Can tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Dün sabahın ilk ışıklarıyla birlikte jandarma ekipleri tarafından belediye binasına geniş çaplı başlatılan arama çalışmaları devam ediyor. Jandarma, kurumdaki tüm bilgisayarları ve dijital materyalleri inceleme altına alırken 3 kişi gözaltına alındı.



Olaya ilişkin CHP'li meclis üyesi Cihan Tutal, Mali İşler Müdürü Naim Ayhan ve BOLSEV Vakfı Üyesi Ali Sarıyıldız gözaltına alındı. Soruşturmaya ilişkin daha önce de Naim Ayhan ve Ali Sarıyıldız gözaltına alınmış ve ifadeleri sonrası serbest bırakılmıştı. Jandarma ekipleri belediye binasında yaklaşık 5 saat süren çalışmalarını tamamladı. Ekipler tarafından önemli evrak ve bilgisayarlar torbalarla Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na götürüldü.



3 isim de serbest bırakıldı



İl Jandarma Komutanlığı'nda gözaltı işlemleri tamamlanan CHP'li meclis üyesi Cihan Tutal, Mali İşler Müdürü Naim Ayhan ve BOLSEV Vakfı Üyesi Ali Sarıyıldız öğle saatlerinde Bolu Adliyesi'ne sevk edildi.



Savcılıkta ifade işlemlerinin ardından nöbetçi mahkemeye sevk edilen 3 kişi, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

ABD'nin F-15'i Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle mi vuruldu?

DMM'den ABD'nin F-15 savaş uçağının Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle vurulduğu iddialarına yalanma

05.04.2026 01:07:00
İhlas Haber Ajansı
ABD'nin F-15'i Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle mi vuruldu?
ABD'nin F-15'i Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle mi vuruldu?
Bazı sosyal medya hesaplarında ve dezenformasyon odaklı mecralarda, Türkiye'nin İran'a gelişmiş uçaksavar ve İHA füzeleri tedarik ettiği ve düşürüldüğü iddia edilen ABD F-15 uçağının bu Türk sistemleriyle vurulduğu öne sürülmüştü.

Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) tarafından ABD'nin F-15 savaş uçağının Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle vurulduğu iddiaları yalanlandı.



DMM'nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "Bazı sosyal medya hesapları ve dezenformasyon odaklı mecralarda yer alan, 'Türkiye'nin İran'a gelişmiş uçaksavar ve İHA füzeleri tedarik ettiği, düşürüldüğü iddia edilen ABD'ye ait F-15 savaş uçağının Türk yapımı omuzdan fırlatılan uçaksavar sistemiyle vurulduğu' yönündeki paylaşımlar tamamen asılsızdır ve gerçeği yansıtmamaktadır.

Nereden kaynaklandığı tahmin edilebilecek bu tür gerçek dışı iddialar, Türkiye'nin bölgesel krizlerde üstlendiği yapıcı rolü ile barış ve diplomasi odaklı gayretlerini zedelemeye yönelik kasıtlı birer psikolojik harp saldırısı ve kara propaganda girişimidir" denildi.

Türkiye'nin bölgedeki huzur ve istikrarın korunması için bir duruş sergilediği söylenen açıklamada, "Türkiye, bölgedeki tüm süreçlerde huzur ve istikrarın korunmasını esas alan bir duruş sergilemektedir. Ülkemizin küresel ölçekte takdir gören diplomatik başarısını hedef alan bu algı operasyonları, uluslararası kamuoyunu yanıltma amacı taşımaktadır.

Kamuoyunu manipüle etmeye ve bölgedeki hassas dengeleri hedef almaya yönelik bu tür kirli bilgi yayma faaliyetlerine itibar edilmemelidir. Resmi kaynaklar dışındaki spekülatif açıklamalara karşı dikkatli olunması büyük önem arz etmektedir" ifadelerine yer verildi.

Batının bir Şark Meselesi vardır

Ülkenin bu duruma gelişinden sonra insanımızı, manen boş gören Batı dünyası yoğun bir şekilde onu kazanma gayretleri içerisine girmiştir. Ve adeta onu kazanma mücadelesi vermektedir.

05.04.2026 00:10:00
Haber Merkezi
Batının bir Şark Meselesi vardır
Batının bir Şark Meselesi vardır
Ülkenin bu duruma gelişinden sonra insanımızı, manen boş gören Batı dünyası yoğun bir şekilde onu kazanma gayretleri içerisine girmiştir. Ve adeta onu kazanma mücadelesi vermektedir.

Buraya gelmişken şunu söylemekte fayda vardır: Misyonerlik faaliyetleri aslında bir insanı, Hıristiyan ya da Musevi yapma şeklinde görünmüş olsa da, asıl amacı, yaşadığımız şu toprakları elimizden almaktır.

Batının bir Şark Meselesi vardır



Buna göre 'Türkler Orta Asya'nın mahsulü bir millettir. Zorla Anadolu' ya gelmişlerdir. Anadolu medeniyeti, Batı uygarlığına aittir. Er veya geç bu uygarlığı terk edip kendi ülkelerine dönmesi lazımdır.

Türkler Anadolu'da yaşayan insanları özellikle din yoluyla asimile ederek Türkleştirmişlerdir. Aslında orada yaşayan insanlar Türk değildir" gibi çok saçma, çok garip bir iddia ile misyonerlik faaliyetlerini maalesef ülkemizin her bölgesine yoğun bir şekilde teksif ettiler. Bu faaliyetler bugün, dünkünden çok daha fazladır.

Sizlerde biliyorsunuz ki, Karadeniz Bölgesinde de çok ciddi misyonerlik faaliyetleri var. Mesela Trabzon'daki Santa Maria Kilisesi'nin kapısını bundan 20 yıl önceye kadar açan bir tek insan yoktu. Ama şimdi?

Anlatmak istediğimiz şu: Bir insan sahipsiz kalınca, onu sahiplenip emellerine vasıl olmak isteyenlerin olması kaçınılmaz olur. Bir defa bu insanlar dindar olsun diye bu işin içerisinde değiller. Batının böyle bir derdi olmuş olsa kendi, ülkesinde, kendi vatandaşının dini ihtiyacı ile uğraşır. Böyle bir derdi yok.

Hatta batıya gidin, Türk işçilerinin yaptığı camilerin hemen hemen ekserisi kiliselerden yapılmıştır. Kendi ülkesinde böyle bir derdi olmayan Batının buradaki derdi de insanı, Hıristiyan veya Musevi' yapmak değil, Hıristiyan veya Musevi' yapmak suretiyle sen Türk değilsin" sözünü ona söyletmektir.

Ondan sonra ikinci adım da, 'Madem sen, Türk değilsin. O halde nesin? Rum'sun veya Ermenisin veya Süryani'sini' kabul ettirmektir. Üçüncü adımı da, 'dolayısıyla bu topraklar Türklerin değildir" anlayışını yerleştirmektir.

Ülkede böyle çok garip bir olay var. Maalesef bu olaya karşı herkes duyarsız. Ama bir gün gözümüzü açtığımız zaman vakit çok geçmiş olabilir. O zaman "Eyvah! Ne yaptık da bu bela başımıza geldi?" demenin de bir kıymeti olmaz.

Yanlış anlaşılmasın. Biz bir insanın herhangi bir dini tercih etmesi veya o kuralları yaşamasına karşı değiliz. Takdir edersiniz ki bizim inancımızda da bir insanın inancına hürmet etme, saygı duyma, hatta gerekirse imkan tanıma vardır.

Ama buradaki olay bu değildir. Onların, bu kapıdan girerek, yani buradaki müsamahadan istifade ederek yapmak istedikleri ülkeyi bölmektir, vatanı işgal etmektir. Biz, buna karşıyız. Dolayısıyla misyonerlik faaliyetleri vardır ve devam etmektedir.

Müslüman gelenekten gelen bir insanı Musevi, Hıristiyan yapabilmeniz, ardından da, "sen Rum'sun. Ermeni'sin"  diyebilmeniz Müslüman gelenekten gelen bir insanı bu konuda ikna etmeniz o kadar kolay bir hadise değildir.

Onun için diyalog adı altında 'canım zaten bu dinlerin hepsi aynı kaynaktan besleniyor. Hepimizin Allah'ı bir. Orada da olsan budur, burada da olsan budur' demek suretiyle Tevhid Akidesini,  Teslisle karıştırıp (bal ile sirkeyi karıştırmak gibi bir olay) çok ciddi bir oyun oynuyorlar.

Bu yolla yapılmak istenilen o masum insanların akaidini,  inancını bozup,  bilahare de onu ifsad etmektir. Yani milletine, devletine karşı buğz eder bir hale getirmektir. Kabul etsek de, etmesek de bu anlayış ülkemizde var.

Ekserisi de bu olaylardan geçip bu noktaya gelen insanların devletine ve milletine karşı takındığı tavır, ifade etmek istediğimiz tavırdır. Üç-beş sene evvel insanımızda devletine, milletine, askerine, vatanına, bayrağına karşı böyle bir tavır yoktu.

Diyalog süreci içine girildiğinde bir de bakıyorsun en mukaddes değerlerini tartışmaya açmak bir tarafa küfrediyor. O insan, diyalog süreci ile o noktaya geliyor ve olay, milletin milli bünyesini tahrip edecek vahim boyutlara ulaşıyor.  Diyalog hem milli olarak, hem de dini olarak masum bir hareket değildir." (Prof. Dr. Haydar Baş Niçin Türkiye eserinden)

Gaziantep adliyesinde 'rüşvet' ve 'uyuşturucu' operasyonu

Gaziantep'te adliyede yapılandığı tespit edilen şahıslara yönelik rüşvet ve uyuşturucu operasyonunda aralarında savcı, avukat, polis, katip ve adliye çalışanlarının olduğu 16 şüpheli gözaltına alındı. Yakalanan şahıslardan 2 katip tutuklanırken diğer şüphelilerin işlemlerinin ise sürdüğü belirtildi

04.04.2026 13:00:00
İHA
Gaziantep adliyesinde 'rüşvet' ve 'uyuşturucu' operasyonu
Gaziantep adliyesinde 'rüşvet' ve 'uyuşturucu' operasyonu
Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, Gaziantep Adliyesi'nde 'rüşvet' ve 'uyuşturucu' suçlarıyla yapılandığı tespit edilen şahıslara yönelik geniş çaplı soruşturma başlattı. Soruşturma çerçevesinde, şüphelilerden zabıt katibi H.İ.U. teknik ve fiziki takibe alındı. Yapılan teknik ve fiziki takip ile şüphelinin telefonundaki dijital incelemeler sonucunda adliye içi ve dışından farklı kişilerin suça dahil olduğu belirlendi.

Aralarında savcı, katip, avukat ve polisin olduğu 16 şahıs yakalandı

Şüphelilere yönelik soruşturmanın ardından İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin desteğiyle operasyon başlatıldı. Savcılık talimatıyla yapılan operasyon sonucunda aralarında 1 Cumhuriyet savcısı, 2 avukat, 2 zabıt katibi, 5 adliye personeli ile 6 sivil vatandaşın bulunduğu toplam 16 kişi gözaltına alındı. Yakalanan şüpheliler hakkında uyuşturucu ticareti, rüşvet, nüfuz ticareti ve soruşturmanın gizliliğini ihlal suçlamalarıyla işlem başlatıldı.

2 katip tutuklandı, soruşturma derinleştirildi, HSK'ya bilgi verildi

Emniyette tamamlanan işlemler ve sağlık kontrollerinin ardından adli makamlara sevk edilen şüphelilerden zabıt katipleri H.İ.U. ve M.Ç. nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklanarak cezaevine teslim edildi. Diğer şüpheliler hakkındaki yasal işlemler sürerken soruşturma dosyasında adı geçen bazı kişilerle ilgili de Hakimler ve Savcılar Kuruluna (HSK) gerekli bildirimler yapılarak soruşturmanın derinleştirildiği belirtildi.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tutuklandı

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, tutuklandı

04.04.2026 12:12:00 / Güncelleme: 04.04.2026 12:27:43
Ahmet Turan Yiğit
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tutuklandı
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tutuklandı
Hafta başında gözaltına alınan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tutuklandı. Bozbey'in eşi ve kızı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken 53 kişi ise tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmişti.
Savcılık sorgusu yaklaşık 40 saat süren Bozbey'in sorgusu saat 09.00 civarında başladı. Bozbey hakkında 11.50 civarında tutuklama kararı verildi.
Bozbey'in eşi Seden Bozbey, kızı Side Bozbey ve kardeşi Ramiz Bozbey ise adli kontrolle serbest bırakıldı.
 
7 ŞİRKETE KAYYUM ATANDI
 
Öte yandan Mustafa Bozbey'in de aralarında bulunduğu 57 kişinin gözaltına alındığı soruşturma kapsamında, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) 7 şirkete dün (1 Nisan) kayyum olarak atandı.
Bursa 3. Sulh Ceza Hakimliğince alınan kararda, şüphelilerle firmalar arasındaki para transferleri, hesap uyumsuzlukları ve bazı şirketlerin "paravan" olarak kullanıldığına yönelik iddialar yer aldı.

Mustafa Bozbey kimdir?
 
1962 yılında Bursa'nın Özlüce Mahallesi'nde doğan Bozbey, ilkokul eğitimini Özlüce İlkokulu'nda, orta ve lise öğrenimini ise Bursa Cumhuriyet Lisesi'nde tamamladı.
Anadolu Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nü 1984 yılında bitirdikten sonra, aynı üniversitede yüksek lisans yaparak İnşaat Yüksek Mühendisi unvanı ile mezun olan Bozbey, kendi şirketini kurarak hayatına devam etti.
18 Nisan 1999 tarihinde DSP'nin Nilüfer Belediye Başkan adayı olan Bozbey, Nilüfer İlçesi'nin üçüncü belediye başkanı oldu.
28 Mart 2004 seçimlerinde bir kez daha Nilüfer Belediye Başkanlığı'na aday olan Bozbey, seçime bu kez CHP'den girdi.
2024 yılında yapılan yerel seçimlerde CHP'nin Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğunu açıklayan Bozbey, oyların yüzde 47.62'sini alarak belediye başkanı seçildi.
8 Mayıs 2024 tarihinde yapılan Marmara Belediyeler Birliği'nin (MBB) 17. Başkanı oldu.

Belediye yönetimi el mi değiştirecek?
 
Bursa Büyükşehir Meclisi toplam 106 kişiden oluşuyor. AKP, 50 üyeyle çoğunlukta bulunuyor. AKP'ye ittifak ortağı MHP de sekiz üyeyle eşlik ediyor. Büyük Birlik Partisi ile birlikte Cumhur İttifakı toplam 59 üyeye ulaşıyor.
CHP'nin üye sayısı ise 41. Bursa'daki Meclis'in dağılımı şöyle:
 
AKP: 50
CHP: 41
MHP: 8
İYİ Parti: 3
BBP: 1
Türkiye İttifakı Partisi: 1
Yeniden Refah Partisi: 1
Bağımsız: 1
 
Bu dağılım, Cumhur İttifakı'nın Bursa Belediye Meclissi'nde çoğunluğu elinde bulundurduğunu gösteriyor. Buna göre önemizdeki günlerde belediye meclisinde yapılacak seçimde yönetimin Ak Parti'ye geçmesine kesin gözüyle bakılıyor.
 
Son dönemde CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar sonucu bazı belediyelerin yönetimi el değiştirdi.
 
Esenyurt ve Şişli'de kayyım atamalarıyla, Gaziosmanpaşa ve Bayrampaşa'da tekrar edilen seçimlerle, Beykoz'da ise belediye yönetimindeki değişimle birlikte toplamda 5 belediye AKP yönetimine geçti.
 
Bu süreçlerde yaklaşık 1,5 milyonu aşkın seçmenin oy verdiği belediyelerin yönetiminde değişiklik yaşanması, "seçmen iradesi" tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Sosyal medyadaki sahte hesaplar kapatılacak

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya düzenlemesine ilişkin, "Sosyal medyanın da bir hukuku, bir kuralı olmasını istiyoruz. Sosyal medyaya artık gerçek bilgiler ve kişisel kimlikle girilecek. Sahte hesapların kapatılması için bir geçiş süreci olacak. Bu düzenlemenin kısa sürede yasalaşması hedefleniyor. Bu sayede herkes sosyal medyaya gerçek kimliğini girmiş olacak" dedi

03.04.2026 15:51:00
AA
Sosyal medyadaki sahte hesaplar kapatılacak
Sosyal medyadaki sahte hesaplar kapatılacak
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Diyarbakır'daki temasları kapsamında Dicle Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen TÜGVA İhtisas Akademi Lansman Programı'na katıldı.

Programda, Bakan Gürlek ve TÜGVA Genel Başkanı İbrahim Beşinci, gazeteci Türker Akıncı'nın sorularını yanıtladı.

Akıncı'nın sosyal medya düzenlemesinin içeriğine ilişkin sorusu üzerine Gürlek, Adalet Bakanlığı tarafından sosyal medya düzenlemesi ön çalışmaları kapsamında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Siber Güvenlik Başkanlığı ile görüşmelerin yapıldığını belirterek, ilgili erişim sağlayıcılarıyla BTK tarafından görüşmelerin yürütüleceğini söyledi.

Gürlek, "Sosyal medyada öyle bir dünya anlatılıyor ki; oradaki hayatların hepsi yalan hayatlar. Orada yayınlanan diziler, filmler, YouTuber'lar, orada şaşaalı hayatlar... Öyle bir hayat yok. Bunlara gençlerin özenmemesini istiyorum. Gerçek dünyada böyle bir şey yok. Bizim memleketimiz her anlamda gelişmiş. Eğitim anlamında da çok gelişmiş. Artık Türkiye bir oyun kurucu modeline döndü. Yerli savunmamızı yapıyoruz, yerli silah üretiyoruz. Mühendislerimiz çok gelişti. Bilim adamlarımız gelişti. Sosyal hayattaki yalana kapılmamalarını özellikle gençlerimize tavsiye ederim. Orada bir yalan var, orada bir gerçeklik yok. Orada bir özenti var ama gerçek anlamda böyle bir hayat yok. Ülkemizin gerçeklerinden, geleneklerinden kopmayalım" diye konuştu.

Dünyada yaşanan gelişmelere ve savaşlara değinen Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Batı'yı gördük. Batı her zaman ikiyüzlü. Yanı başında Ukrayna-Rusya savaşı var, müdahale etmiyorlar. Sadece 'bize bir şey olmasın' diye kendi güvenliklerini düşünüyorlar. Memleket, millet, tarih olarak her zaman mazlumun yanında durduk. Bakın Cumhurbaşkanımız her zaman her ortamda Gazze'nin yanında durduğunu dile getiriyor. Yani dünya liderlerinden bunu dile getiren kaç kişi var?"

⁠"Sosyal medyanın da bir hukuku, bir kuralı olmasını istiyoruz"

Sosyal medyada sahte hesapların da açıldığına işaret eden Gürlek, itibar suikastlarının yapıldığını belirtti.

Gürlek, şunları kaydetti:

"Sosyal medyada bir kişi hesap açıyorsa, bir suç işliyorsa bunun mutlaka bir karşılığının olması lazım. Biz bunu istiyoruz. Sosyal medyanın da bir hukuku, bir kuralı olmasını istiyoruz. Yani bir kişi bir hesap açıyorsa bunun sorumluluğuna katlanacak. Şimdi sahte hesap açıyorlar, olayları farklı anlatıyorlar. Sosyal medyada yargılamalar yapılıyor, kararlar veriliyor, hükümler veriliyor. Gerçekte öyle değil. Sosyal medyada bir kişi hakaret ediyorsa ya da bir itibar suikastı yapıyorsa bunun sonuçlarına katlanması lazım. İnşallah 12. Yargı Paketi'nde bunu ete kemiğe büründüreceğiz. Yani bir kişi sosyal medyaya giriyorsa, kimliği belli olacak. Orada yazdıklarından da ettiği hakaretten de itibar suikastından da sorumlu olacak. Kimseye itibar suikastı yapılmayacak, kimse itibarsızlaştırılmayacak. Burada çok kıymetli hakimlerimiz var. Gece gündüz fedakarca çalışıyor, gerekirse ailesinden ödün veriyor, dosya okuyor ama sosyal medyada öyle bir şey yapılıyor ki, dosyadan haberi yok. Adam hüküm vermiş, yargılama yapmış. 'Bu neden tutuklanmadı?' deniyor. Sosyal medya yasasına çok önem veriyorum. Sosyal medyaya artık gerçek bilgiler ve kişisel kimlikle girilecek. Bu sahte hesapların kapatılması için bir geçiş süreci olacak. Bu kurallara uymadıkları takdirde kapatacaklar. Takip ediyorsunuz, hazırlıyoruz paketi, Meclis'e sunuyoruz. Sayın milletvekillerimiz de bu konuya çok önem veriyor. Bunun kısa sürede yasalaşması hedefleniyor. Yasalaştıktan sonra da bir geçiş süreci olacak. Çünkü bunun altyapısının sağlanması gerekiyor. Bu düzenleme sayesinde herkes sosyal medyaya gerçek kimliğini girmiş olacak."

Çevre Şehircilik Müdürlüğü önünde bomba paniği

Bartın Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü binası önünde elinde çanta ile gelen ve "bomba var" diye bağıran kişi gözaltına alınırken, çanta ise fünye ile patlatıldı

03.04.2026 15:04:00 / Güncelleme: 03.04.2026 15:06:54
İhlas Haber Ajansı
Çevre Şehircilik Müdürlüğü önünde bomba paniği
Çevre Şehircilik Müdürlüğü önünde bomba paniği
Bartın Valiliği'ne 150 metre, Bartın Belediyesine 100 metre uzaklıkta bulunan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne gelen Halil K. isimli şahıs, bina girişinde elindeki çantayı göstererek, "Bomba var, patlatacağım burayı" diyerek bağırmaya başladı. Görenlerin ihbarı üzerine olay yerine giden ekipler, şahsı gözaltına alırken çantayı ise fünye ile patlattı. Çanta ilk iki patlamada açılmazken, üçüncü denemede açıldı.

Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü önünde geniş güvenlik tedbiri alınırken, bina boşaltıldı. Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Mehmet Özdemir, polis ekipleri tarafından binadan tahliye edildi. Çevredeki vatandaşlar ise alana yaklaştırılmadı.

3 patlamada açılan çantada küçük çaplı yangın çıkarken, yangın söndürme tüpü ile alevler söndürüldü. Çantadan ise altın, tablet ve kağıtlar çıktığı öğrenildi.

Gözaltına alınan H.K.'nin Gaziahtep'te polis olduğu ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nde çalışan kardeşine disiplin cezası verilmesi nedeniyle böyle bir eylemde bulunduğu belirlendi.



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.