logo
08 AĞUSTOS 2026

Tecelli ve madde

Hamd göklerde ve yerde bulunanların hepsi kendisinin olan Allah’a mahsustur. Ahrette de hamd O’na mahsustur. O hikmet sahibidir (her şeyden) haberdar olandır

17.06.2026 00:19:00
Haber Merkezi
 
Tecelli ve madde
Tecelli ve madde
"Hamd göklerde ve yerde bulunanların hepsi kendisinin olan Allah'a mahsustur. Ahrette de hamd O'na mahsustur. O hikmet sahibidir (her şeyden) haberdar olandır" (Sebe: 1)


"Kullukta ilk vazife, Allah'a hamd etmektir. Zira hamd, ulemanın ifade ettiği gibi, nimete karşılık Allah'ı sena etmektir. Hayata gelmek ilk lütuf olmak üzere, insanın gerek iç tabiatına ve gerekse dış tabiatına ait milyonlarca ikram vardır ki; bunların hepsi ve sahip olduğu daha nice imkânlar, hakkı olmadığı halde, Cenab–ı Hakk'ın lütfü ile şahsına ikram edilmiş hediyelerdir.

Bu hediyelerin mukabilinde kula düşen, Rabbine senâ etmesi, yani teşekkür etmesidir, hamd etmesidir. Bundan olacak ki, Kur'an–ı Kerim'in ilk suresinin ilk ayeti de bu gerçeği beyanla, "ElhamdülillahiRabbilalemin (Âlemlerin Rabbine hamd olsun) diye başlamaktadır.

Kainatı içine alan bu muazzam beyan, neyi anlatmıyor, neyi öğretmiyor ki? İslam itikadının temelini teşkil eden bu ayet–i kerime, Cenab–ı Hakk'ın rububiyetini tescil ile kainata ve insanda mevcut olan her oluşun ve varlığın koyucu ve devam ettiricisinin Allah olduğunu beyan etmektedir. Yerçekimi kanunundan suyun kaldırma kuvvetine, ısınan havanın genişlemesinden bulutun suyu taşımasına, dilin tatmasından midenin hazmetmesine, insanın hayal etmesinden akletmesine ve evrenin mikro bütünlüğünden galaksiler çapındaki makro bütünlüğüne kadar her an dengeleri kuran ve koruyan, devam ettiren işte O, Rab'dir.







TECELLİ DURDUĞU AN MADDE HİÇ OLUR

Öyle nimetler ki... Hakk'ın insana ikram ettiği şu zaman nimetine bak! Zaman, Allah'ın tecellisidir.
Tecelli bir anlamda hareket demektir. Kainat ise en büyük (makro) cisimden en küçük (mikro) cisme kadar bir hareketin eseridir. Yani Allah'ın tecellisidir. Tecelli durduğu an, madde hiç olur, yok olur. Maddenin aslı, demek ki hiçliktir.

Bu işin cilvesine gelince burada kanun adı verilen Allah'ın sünneti (kanunu) şudur: Atomun karakteristiklerinden biri olan elektron (veya elektronlar), çekirdek etrafında korkunç bir hızla dönmektedir.

Bu hız o kadar yüksektir ki, elektronlar, dönmekte oldukları yörüngeyi adeta kapatırlar, kaplarlar; bu yörünge (ki çoğu zaman küresel veya elipsoidiktir, yani üç boyutludur), çekirdek etrafında bir elektron duvarı olarak karşımıza çıkar. Bizim, karşımızda madde olarak gördüğümüz şey, aslında idrak edemeyeceğimiz kadar hızlı dönen parçacıkların oluşturduğu bir görüntüdür. Bu görüntü aslında hareketin görüntüsüdür.


Hareket ise tecelliden başka bir şey değildir. Mekan'a gelince; o da hareketin görünümüdür. Kısaca elektronların tecelli sonucu meydana gelmeleri anı, anların art arda oluşu zamanı, bu görünüş de mekanı meydana getirir. Tecelli yani hareket durunca zaman ve mekan da yok olur.

Bu denli ince ve hassas hikmetli nimetlerden en kaba idrakin bile algılayacağı nimetlere kadar, bütün nimetlerde Cenab–ı Hakk'ın, Rab sıfatının tecellileri vardır.

İşte bu sonsuz ikramlardan dolayı kula düşen vazife de Rabbül Alemin olan Allah'a hamd etmesidir.







İslam itikadının ilk alameti ve işareti, şahsın üzerinde görülen bu nimetlere mukabele etmesi, yani hamd etmesidir. Cenab-ı Hakkın bu sonsuz nimetlerinin birer ikram olduğunu düşünerek Rabbine hamd eden kuluna, bu hassas idrakinden dolayı Allah'ın ikramı da yine sonsuzdur.

Nitekim bir mü'min kul, "Elhamdülillah" dediği vakit, Allah–u Teala (c.c) fazl-ı kereminden o kulu için bütün ölçülerin fevkinde sevap yazar.

Sünen–i İbni Mace'de Abdullah bin Ömer'den (ra) rivayet olunduğuna göre, Resulüllah Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Allah'ın kullarından biri; "Ya Rabbi, sultanlığının azametine, Zatının celaline layık olan hamd Sana mahsustur" dedi.

İki melek bu sözün sevabını yazmakta öyle müşkül duruma düştüler ki ne yapacaklarını bilemediler. Bunun üzerine Allah'ın (c.c) huzuruna çıkaracak; "Ey bizim Rabbimiz, bir kul öyle bir söz söyledi ki onu nasıl değerlendireceğimizi bilemiyoruz" dediler.

Kulunun ne dediğini en iyi bilen Allah-u Teala "Kulum ne dedi" buyurdu.

Melekler cevaben; "Sultanlığının azametine, Zatının celaline layık olan hamd Sana mahsustur dedi" dediler.

"Kulumun söylediği gibi yazınız. Benim huzuruma geldiğinde onun mükafatını Ben vereceğim" buyurdu."







Hamd sadece Allah'adır. Bu hususta birkaç ayet meali verelim:

"Hamd gökleri ve yerleri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı yaratan Allah'a mahsustur" (Enam: 1).

"Ve O Allah'tır. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Önünde (dünyada) sonunda (ahirette) hamd O'na mahsustur. Hüküm de O'nundur. Ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz" (Kasas: 70).

"Ve Habibim şöyle de:Hamd Allah'a mahsustur. O ayetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Ve Rabbin ne yapacağınızdan gafil değildir" (Neml: 93).

"And olsun ki, onlara gökleri ve yeri kimin yarattığını sorarsan muhakkak Allah derler. Sen Elhamdülillah de. Hayır, onların çoğu bilmezler" (Lokman: 25).

Hayata gelmek başta olmak üzere her şeyimizi bize lütfeden Yüce Rabbimize hamd etmeyi, hayata bu mantıkla bakmayı temin edecek basireti ve ruh berraklığını nasip etmesini Cenabı Hak'tan (c.c) niyaz ederiz.







EY İNSAN!

Ölümü çok düşün. Kadere seni razı edecek hal, ölümü çok düşünmen ve kendine hal edinmendir. Peygamberimiz (sav) buyurdu, "Ölmeden önce ölünüz." Bu halin olabilmesi için kalbinin daima Hak ile olması lazımdır.


Yine Peygamberimiz buyurdu, "Günde on sekiz defa ölümü düşünen şehitlerle haşrolunur." Bu hadisin nüktesi sana şunu hatırlatmıyor mu: Günde defalarca yaptıklarının hesabını Allah'a vereceğini düşünen insan, her an kontrol ve murakabe edildiğini bilen insandır.

Şimdi düşün!

Böyle bir insan haram yiyebilir mi! Ve böyle bir insan dünyaya taparcasına sarılabilir mi! Elbette ki hayır. Bu kimseler devamlı Hakkı hatırlayıp, O'nu zikredeceğine göre elbette ki şehitlerle haşr olacaklardır.

Kadere rızanın bir başka şartı da bilerek ya da bilmeyerek işlediğin hatalara tövbe etmendir. Tövbe kalpte vücuda gelen masiva karanlığını aydınlatan Allah'ın rahmetinin o kalbe nüzulüdür. Bu sebeple hiç günahı olmamasına rağmen Allah'ın Sevgilisi bile günde yüz defa tövbe ediyor, ashabına ve bizlere tövbe etmemizi tavsiye ediyordu.







Eğer tövbeyi kendine hal edinirsen, kaderine de razı olur, Rabbi'ne "neden ve niçin" diye hesap sormazsın. Tabii, bu hal bir anda olmaz. Sayılanlara dikkatle sarıl ve yoluna devam et. Sonunda kendini, her şeyden razı bir kalp vadisinde bulursun.

Dünya seni o kadar sarmış ki, her an seninle ve sana şahdamarından yakın olan Rabbin ile arana perdeler girmiş. Sen, Rabbinle ne derece bir aradasın? O, sana şahdamarından yakın olmasına rağmen sen, O'na çok ama çok uzaksın. Belki de huzurunda oluyorum, iddiasıyla kıldığın namazda bile onunla değilsin.

Ya sokakta geziyor, ya ticaret yapıyor veya hanımınla kavga ediyorsun. Kısaca sen cesedinle O'nun huzurunda, ruhunla başka başka alemlerdesin. Bu hal devam ederse, kazanamayacağın muhakkaktır.

Bu halden kurtulup yepyeni bir halle donatılman lazımdır

Öyleyse bu halden kurtulup yepyeni bir halle donatılman lazımdır ki o da zühd ve takva yolunu ihtiyar etmenle mümkündür. Şimdi dünyayı kalbinden çıkar, varlık içinde de olsan ona itibar etme ki, senin adın zahid olsun.

Çünkü sen öyle bir hal taşıyorsun ki cesedin halk ile kalbin ise Hak iledir. Ve bu hal sende olursa her eserde O'nun fiilini göreceğinden, Hakkın eşyadaki tecellisini seyredeceksin demektir. Varlıkta Hakkın tecellisini seyreden insan, O'ndan korkmasın da ne yapsın!







HER ŞEYDE O'NUN AZAMETİ KULUN KARŞISINDA DİKİLİR.

Bu hale bürünmeye de takva denir. Büyüklerin bu vadide tavsiyelerinden biri de ihlas ile amel etmektir. Amellerin özü de ihlastır. Nicelerini tanırız ki görünüşleri ve de sözleri ile Müslümanlığı kimseye vermezler. İşlerine ve içlerine gelince çok bozukturlar. Sözde kuruşun hesabını verecek kadar dürüst kesilirler, hakikatte milyonların hesabını bile vermezler.

Bunların hali çok acıklıdır. İhlas ve samimiyetten mahrumiyet onları o denli düşürmüştür ki artık hataları amelde kalmayıp itikada geçmiştir. İşi iman sahibini imanından dolayı şikayet etmek olmuştur. Bu hal onu imanından da etti. İmanını kaybetti. Münafık oldu (Allah korusun).

Sakın ha!

Sakın sen bu hale gelme. Onun amelinde riya vardı. Mayasının Peygamberden olduğunu iddia ederdi, ne büyük yalandır bu. Görüldü ki mayası iblistenmiş. Onunla olanları da gördük, yüzleri döndü. Ne korkunç hal! Hala gidiyorlar, Esfel–i Safiline ve de Gayya'ya dostları ile...

Hak yolunda seni her an ayıktıran bir dosta ihtiyacın vardır. Yoktur deme. Her an konuşacağın, danışacağın, anlaşacağın kamil bir insana ihtiyacın var. Eğer onu dinler nefsini dinlemezsen istenilen olursun. Kaderinden razı olur, Allah'ın da razı olduğu kul olursun.

Sonra "Ey itminana ermiş nefis! Dön Rabbine, sen Rabbinden, Rabbin de senden razı olarak gir kullarımın arasına, gir cennetime" ayetindeki mana sende tecelli eder. Dua edelim, halin ve halimiz bu olsun inşaallah. (Prof. Dr. Haydar Baş Haziran 2009 İcmal Dergisi)

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.

Ayvalık'ta ormanlara giriş yasak ama denetim yetersiz

Balıkesir'in Ayvalık ilçesi, son yılların en büyük orman yangınlarıyla mücadele ederken, Balıkesir Valiliği'nin 5 Mayıs 2026 tarih ve 2026/1 sayılı Orman Yangınları ile Mücadele Komisyonu Kararı kapsamında, 15 Haziran-30 Eylül 2026 tarihleri arasında belirlenen mesire alanları ve izin verilen noktalar dışında ormanlara giriş yasaklanmasına rağmen özellikle Ayvalık'taki bazı koy ve ormanlık alanlarda vatandaşların denetimsiz şekilde ormana girmeye devam ettiği gözleniyor

01.08.2026 11:41:00 / Güncelleme: 01.08.2026 11:45:00
İHA
 
Ayvalık'ta ormanlara giriş yasak ama denetim yetersiz
Ayvalık'ta ormanlara giriş yasak ama denetim yetersiz
Balıkesir Valiliğinin aldığı karar doğrultusunda, yangın sezonu boyunca yalnızca belirlenen orman parkları ve mesire alanlarında belirli kurallar çerçevesinde piknik yapılmasına izin verilirken, bunun dışındaki tüm ormanlık alanlara giriş 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında yasak bulunuyor.






Geçtiğimiz yıl söz konusu yasaklar Jandarma ekipleri tarafından sıkı şekilde denetlenirken, bu yıl denetim görevinin Orman İşletme Müdürlüğü ekiplerine bırakıldığı öğrenildi. Ancak sahadaki görüntüler, denetimlerin yeterli düzeyde yapılmadığı yönünde eleştirilere neden oluyor.








Objektiflere yansıyan fotoğraflarda, çok sayıda vatandaşın ormanlık alan içerisindeki sahillere rahatlıkla girerek gün boyu vakit geçirdiği görülüyor. Özellikle yoğun sıcakların ve kuvvetli rüzgârın etkili olduğu günlerde bu durumun, oluşabilecek bir ihmal veya dikkatsizlik sonucu yeni orman yangınlarına zemin hazırlayabileceği değerlendiriliyor.








Son günlerde Ayvalık, Gömeç ve çevresinde binlerce hektarlık alanın kül olduğu büyük orman yangınlarının ardından, vatandaşlar denetimlerin artırılmasını ve yasakların sadece kâğıt üzerinde kalmayıp sahada da etkin şekilde uygulanmasını istiyor.

Uzmanlar ise orman yangınlarıyla mücadelede en etkili yöntemin, yangın çıkmadan önce riskleri ortadan kaldıracak önleyici tedbirlerin eksiksiz uygulanması olduğuna dikkat çekiyor.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.