logo
23 HAZİRAN 2026

Tecelli ve madde

Hamd göklerde ve yerde bulunanların hepsi kendisinin olan Allah’a mahsustur. Ahrette de hamd O’na mahsustur. O hikmet sahibidir (her şeyden) haberdar olandır

17.06.2026 00:19:00
Haber Merkezi
Tecelli ve madde
Tecelli ve madde
"Hamd göklerde ve yerde bulunanların hepsi kendisinin olan Allah'a mahsustur. Ahrette de hamd O'na mahsustur. O hikmet sahibidir (her şeyden) haberdar olandır" (Sebe: 1)


"Kullukta ilk vazife, Allah'a hamd etmektir. Zira hamd, ulemanın ifade ettiği gibi, nimete karşılık Allah'ı sena etmektir. Hayata gelmek ilk lütuf olmak üzere, insanın gerek iç tabiatına ve gerekse dış tabiatına ait milyonlarca ikram vardır ki; bunların hepsi ve sahip olduğu daha nice imkânlar, hakkı olmadığı halde, Cenab–ı Hakk'ın lütfü ile şahsına ikram edilmiş hediyelerdir.

Bu hediyelerin mukabilinde kula düşen, Rabbine senâ etmesi, yani teşekkür etmesidir, hamd etmesidir. Bundan olacak ki, Kur'an–ı Kerim'in ilk suresinin ilk ayeti de bu gerçeği beyanla, "ElhamdülillahiRabbilalemin (Âlemlerin Rabbine hamd olsun) diye başlamaktadır.

Kainatı içine alan bu muazzam beyan, neyi anlatmıyor, neyi öğretmiyor ki? İslam itikadının temelini teşkil eden bu ayet–i kerime, Cenab–ı Hakk'ın rububiyetini tescil ile kainata ve insanda mevcut olan her oluşun ve varlığın koyucu ve devam ettiricisinin Allah olduğunu beyan etmektedir. Yerçekimi kanunundan suyun kaldırma kuvvetine, ısınan havanın genişlemesinden bulutun suyu taşımasına, dilin tatmasından midenin hazmetmesine, insanın hayal etmesinden akletmesine ve evrenin mikro bütünlüğünden galaksiler çapındaki makro bütünlüğüne kadar her an dengeleri kuran ve koruyan, devam ettiren işte O, Rab'dir.







TECELLİ DURDUĞU AN MADDE HİÇ OLUR

Öyle nimetler ki... Hakk'ın insana ikram ettiği şu zaman nimetine bak! Zaman, Allah'ın tecellisidir.
Tecelli bir anlamda hareket demektir. Kainat ise en büyük (makro) cisimden en küçük (mikro) cisme kadar bir hareketin eseridir. Yani Allah'ın tecellisidir. Tecelli durduğu an, madde hiç olur, yok olur. Maddenin aslı, demek ki hiçliktir.

Bu işin cilvesine gelince burada kanun adı verilen Allah'ın sünneti (kanunu) şudur: Atomun karakteristiklerinden biri olan elektron (veya elektronlar), çekirdek etrafında korkunç bir hızla dönmektedir.

Bu hız o kadar yüksektir ki, elektronlar, dönmekte oldukları yörüngeyi adeta kapatırlar, kaplarlar; bu yörünge (ki çoğu zaman küresel veya elipsoidiktir, yani üç boyutludur), çekirdek etrafında bir elektron duvarı olarak karşımıza çıkar. Bizim, karşımızda madde olarak gördüğümüz şey, aslında idrak edemeyeceğimiz kadar hızlı dönen parçacıkların oluşturduğu bir görüntüdür. Bu görüntü aslında hareketin görüntüsüdür.


Hareket ise tecelliden başka bir şey değildir. Mekan'a gelince; o da hareketin görünümüdür. Kısaca elektronların tecelli sonucu meydana gelmeleri anı, anların art arda oluşu zamanı, bu görünüş de mekanı meydana getirir. Tecelli yani hareket durunca zaman ve mekan da yok olur.

Bu denli ince ve hassas hikmetli nimetlerden en kaba idrakin bile algılayacağı nimetlere kadar, bütün nimetlerde Cenab–ı Hakk'ın, Rab sıfatının tecellileri vardır.

İşte bu sonsuz ikramlardan dolayı kula düşen vazife de Rabbül Alemin olan Allah'a hamd etmesidir.







İslam itikadının ilk alameti ve işareti, şahsın üzerinde görülen bu nimetlere mukabele etmesi, yani hamd etmesidir. Cenab-ı Hakkın bu sonsuz nimetlerinin birer ikram olduğunu düşünerek Rabbine hamd eden kuluna, bu hassas idrakinden dolayı Allah'ın ikramı da yine sonsuzdur.

Nitekim bir mü'min kul, "Elhamdülillah" dediği vakit, Allah–u Teala (c.c) fazl-ı kereminden o kulu için bütün ölçülerin fevkinde sevap yazar.

Sünen–i İbni Mace'de Abdullah bin Ömer'den (ra) rivayet olunduğuna göre, Resulüllah Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Allah'ın kullarından biri; "Ya Rabbi, sultanlığının azametine, Zatının celaline layık olan hamd Sana mahsustur" dedi.

İki melek bu sözün sevabını yazmakta öyle müşkül duruma düştüler ki ne yapacaklarını bilemediler. Bunun üzerine Allah'ın (c.c) huzuruna çıkaracak; "Ey bizim Rabbimiz, bir kul öyle bir söz söyledi ki onu nasıl değerlendireceğimizi bilemiyoruz" dediler.

Kulunun ne dediğini en iyi bilen Allah-u Teala "Kulum ne dedi" buyurdu.

Melekler cevaben; "Sultanlığının azametine, Zatının celaline layık olan hamd Sana mahsustur dedi" dediler.

"Kulumun söylediği gibi yazınız. Benim huzuruma geldiğinde onun mükafatını Ben vereceğim" buyurdu."







Hamd sadece Allah'adır. Bu hususta birkaç ayet meali verelim:

"Hamd gökleri ve yerleri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı yaratan Allah'a mahsustur" (Enam: 1).

"Ve O Allah'tır. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Önünde (dünyada) sonunda (ahirette) hamd O'na mahsustur. Hüküm de O'nundur. Ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz" (Kasas: 70).

"Ve Habibim şöyle de:Hamd Allah'a mahsustur. O ayetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Ve Rabbin ne yapacağınızdan gafil değildir" (Neml: 93).

"And olsun ki, onlara gökleri ve yeri kimin yarattığını sorarsan muhakkak Allah derler. Sen Elhamdülillah de. Hayır, onların çoğu bilmezler" (Lokman: 25).

Hayata gelmek başta olmak üzere her şeyimizi bize lütfeden Yüce Rabbimize hamd etmeyi, hayata bu mantıkla bakmayı temin edecek basireti ve ruh berraklığını nasip etmesini Cenabı Hak'tan (c.c) niyaz ederiz.







EY İNSAN!

Ölümü çok düşün. Kadere seni razı edecek hal, ölümü çok düşünmen ve kendine hal edinmendir. Peygamberimiz (sav) buyurdu, "Ölmeden önce ölünüz." Bu halin olabilmesi için kalbinin daima Hak ile olması lazımdır.


Yine Peygamberimiz buyurdu, "Günde on sekiz defa ölümü düşünen şehitlerle haşrolunur." Bu hadisin nüktesi sana şunu hatırlatmıyor mu: Günde defalarca yaptıklarının hesabını Allah'a vereceğini düşünen insan, her an kontrol ve murakabe edildiğini bilen insandır.

Şimdi düşün!

Böyle bir insan haram yiyebilir mi! Ve böyle bir insan dünyaya taparcasına sarılabilir mi! Elbette ki hayır. Bu kimseler devamlı Hakkı hatırlayıp, O'nu zikredeceğine göre elbette ki şehitlerle haşr olacaklardır.

Kadere rızanın bir başka şartı da bilerek ya da bilmeyerek işlediğin hatalara tövbe etmendir. Tövbe kalpte vücuda gelen masiva karanlığını aydınlatan Allah'ın rahmetinin o kalbe nüzulüdür. Bu sebeple hiç günahı olmamasına rağmen Allah'ın Sevgilisi bile günde yüz defa tövbe ediyor, ashabına ve bizlere tövbe etmemizi tavsiye ediyordu.







Eğer tövbeyi kendine hal edinirsen, kaderine de razı olur, Rabbi'ne "neden ve niçin" diye hesap sormazsın. Tabii, bu hal bir anda olmaz. Sayılanlara dikkatle sarıl ve yoluna devam et. Sonunda kendini, her şeyden razı bir kalp vadisinde bulursun.

Dünya seni o kadar sarmış ki, her an seninle ve sana şahdamarından yakın olan Rabbin ile arana perdeler girmiş. Sen, Rabbinle ne derece bir aradasın? O, sana şahdamarından yakın olmasına rağmen sen, O'na çok ama çok uzaksın. Belki de huzurunda oluyorum, iddiasıyla kıldığın namazda bile onunla değilsin.

Ya sokakta geziyor, ya ticaret yapıyor veya hanımınla kavga ediyorsun. Kısaca sen cesedinle O'nun huzurunda, ruhunla başka başka alemlerdesin. Bu hal devam ederse, kazanamayacağın muhakkaktır.

Bu halden kurtulup yepyeni bir halle donatılman lazımdır

Öyleyse bu halden kurtulup yepyeni bir halle donatılman lazımdır ki o da zühd ve takva yolunu ihtiyar etmenle mümkündür. Şimdi dünyayı kalbinden çıkar, varlık içinde de olsan ona itibar etme ki, senin adın zahid olsun.

Çünkü sen öyle bir hal taşıyorsun ki cesedin halk ile kalbin ise Hak iledir. Ve bu hal sende olursa her eserde O'nun fiilini göreceğinden, Hakkın eşyadaki tecellisini seyredeceksin demektir. Varlıkta Hakkın tecellisini seyreden insan, O'ndan korkmasın da ne yapsın!







HER ŞEYDE O'NUN AZAMETİ KULUN KARŞISINDA DİKİLİR.

Bu hale bürünmeye de takva denir. Büyüklerin bu vadide tavsiyelerinden biri de ihlas ile amel etmektir. Amellerin özü de ihlastır. Nicelerini tanırız ki görünüşleri ve de sözleri ile Müslümanlığı kimseye vermezler. İşlerine ve içlerine gelince çok bozukturlar. Sözde kuruşun hesabını verecek kadar dürüst kesilirler, hakikatte milyonların hesabını bile vermezler.

Bunların hali çok acıklıdır. İhlas ve samimiyetten mahrumiyet onları o denli düşürmüştür ki artık hataları amelde kalmayıp itikada geçmiştir. İşi iman sahibini imanından dolayı şikayet etmek olmuştur. Bu hal onu imanından da etti. İmanını kaybetti. Münafık oldu (Allah korusun).

Sakın ha!

Sakın sen bu hale gelme. Onun amelinde riya vardı. Mayasının Peygamberden olduğunu iddia ederdi, ne büyük yalandır bu. Görüldü ki mayası iblistenmiş. Onunla olanları da gördük, yüzleri döndü. Ne korkunç hal! Hala gidiyorlar, Esfel–i Safiline ve de Gayya'ya dostları ile...

Hak yolunda seni her an ayıktıran bir dosta ihtiyacın vardır. Yoktur deme. Her an konuşacağın, danışacağın, anlaşacağın kamil bir insana ihtiyacın var. Eğer onu dinler nefsini dinlemezsen istenilen olursun. Kaderinden razı olur, Allah'ın da razı olduğu kul olursun.

Sonra "Ey itminana ermiş nefis! Dön Rabbine, sen Rabbinden, Rabbin de senden razı olarak gir kullarımın arasına, gir cennetime" ayetindeki mana sende tecelli eder. Dua edelim, halin ve halimiz bu olsun inşaallah. (Prof. Dr. Haydar Baş Haziran 2009 İcmal Dergisi)

Güneşin zararlı etkilerine karşı altın kurallar

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte yükselen sıcaklıklar, günlük hayatı zorlaştırmanın ötesinde ciddi sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Vücudumuz, ortam sıcaklığına uyum sağlamak için harika bir mekanizmaya (terleme) sahip olsa da extreme sıcaklarda bu sistem yetersiz kalabilir

18.06.2026 13:00:00
Hasan Gündoğdu
Güneşin zararlı etkilerine karşı altın kurallar
Güneşin zararlı etkilerine karşı altın kurallar
Aşırı sıcakların olumsuz etkilerinden korunmak, konforlu ve en önemlisi sağlıklı bir yaz geçirmek için dikkat etmeniz gereken temel unsurları sizler için derledik.






Sıvı Dengesi: Susamayı Beklemeyin

Vücudumuzun %60'ından fazlası sudan oluşur ve sıcak havalarda terleme yoluyla inanılmaz bir hızla su kaybederiz.

Düzenli Su Tüketimi: "Susamak", vücudun çoktan susuz kaldığının bir alarmıdır. Bu yüzden susamayı beklemeden, gün boyunca saat başı 1-2 bardak su içmeyi alışkanlık haline getirin.

Mineral Takviyesi: Terle sadece su değil, sodyum ve potasyum gibi hayati mineralleri de kaybederiz. Tansiyon probleminiz yoksa günde 1 şişe maden suyu içmek mineral dengesini korumaya yardımcı olur.

Tuzak İçeceklerden Kaçının: Alkol, aşırı kafeinli içecekler (kahve, koyu çay) ve şekerli asitli içecekler sanılanın aksine vücuttan su atılmasını hızlandırır (diüretik etki). Sıcak günlerde bu içecekleri minimumda tutun.






Beslenme Düzeni: Hafif ve Serinletici

Sıcak havalarda sindirim sistemi fazladan çalışarak vücut ısısını daha da artırabilir. Bu yüzden beslenme alışkanlıklarını mevsime göre revize etmek şarttır.

Ağır Yemeklere Elveda: Yağlı, kızartmalı, aşırı baharatlı ve protein ağırlıklı ağır yemekler yerine; sindirimi kolay, su oranı yüksek besinleri tercih edin.

Mevsim Meyve ve Sebzeleri: Karpuz, kavun, salatalık, domates, kabak ve semizotu gibi hem su hem de vitamin deposu olan besinleri sofranızdan eksik etmeyin.

Az ve Sık Beslenin: Tek bir öğünde çok fazla yemek yerine, porsiyonları küçülterek az ve sık yemek vücudun üzerindeki metabolik yükü azaltır.






Giyim ve Kişisel Bakım: Doğru Kumaş, Doğru Koruma

Güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde cildimizi ve başımızı korumak hayati önem taşır.

Kumaş Seçimi: Sentetik, naylon ve dar giysiler cildin nefes almasını engeller ve isiliğe, mantara ya da ısı çarpmasına yol açar. Bunun yerine pamuklu, keten, gevşek dokulu ve açık renkli kıyafetleri tercih edin. Açık renkler güneş ışığını yansıtırken, koyu renkler ısıyı hapseder.

Aksesuarlar: Geniş siperlikli şapkalar ve UV korumalı güneş gözlükleri sadece birer tarz ögesi değil, başınızı ve gözlerinizi koruyan birer kalkandır.

Güneş Kremi: Dışarı çıkmadan en az 20 dakika önce, en az 30 (ideali 50+) faktörlü, geniş spektrumlu bir güneş kremini açıkta kalan tüm bölgelerinize uygulayın ve her 2-3 saatte bir yenileyin.






Zaman Yönetimi: Güneşin Zirve Noktası

Günün her saati aynı risk derecesine sahip değildir. Zamanı doğru yönetmek riskleri yarı yarıya azaltır.

Kritik Saatler: Güneş ışınlarının en dik ve zararlı olduğu 10:00 ile 16:00 saatleri arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayın.

Egzersiz Zamanlaması: Spor yapmayı seviyorsanız, bunu günün en sıcak saatlerinde değil, sabahın ilk ışıklarında veya akşam güneş battıktan sonra yapın. Ağır kardiyo hareketlerinden kaçının.






Yaşam Alanlarının Serin Tutulması

Sadece dışarısı değil, ev ve ofislerin içindeki sıcaklık da sağlığı etkiler.

Doğru Havalandırma: Gündüz saatlerinde dışarıdaki sıcak havanın içeri girmemesi için pencereleri ve panjurları kapatın, perdeleri çekin. Havalandırma işlemini hava sıcaklığının düştüğü gece veya sabaha karşı yapın.

Klima Kullanımı: Klima harika bir kurtarıcıdır ancak oda sıcaklığını aniden çok düşük derecelere (örneğin 18°C) getirmek yerine 23-24°C civarında sabitleyin. Dışarı ile içerisi arasındaki sıcaklık farkının 7-8 dereceden fazla olması felç, kas tutulması ve klima çarpması gibi riskleri doğurur.






Isı Çarpması Belirtilerine Dikkat Edin!

Aşırı halsizlik, baş dönmesi, mide bulantısı, baş ağrısı, hızlı nabız ve cildin aşırı kuru/kırmızı olması "Isı Çarpması" (Güneş Çarpması) belirtisi olabilir. Bu durumda kişi hemen serin bir yere alınmalı, giysileri gevşetilmeli, vücudu ıslak bezlerle serinletilmeli ve bilinci yerindeyse su verilmelidir. Durum kötüye gidiyorsa vakit kaybetmeden tıbbi yardım çağrılmalıdır.

Aşırı sıcaklar özellikle yaşlılar, kronik hastalığı olanlar (tansiyon, kalp, şeker), hamileler ve bebekler için çok daha büyük risk taşır. Kendinizi korurken çevrenizdeki bu hassas grupları ve sokaktaki can dostlarımız için kapınızın önüne bir kap temiz su koymayı da lütfen unutmayın.

Oyuncu Ece İrtem son yolculuğuna uğurladı

Genç yaşta hayatını kaybeden oyuncu Ece İrtem toprağa verildi

17.06.2026 14:14:00 / Güncelleme: 17.06.2026 14:17:46
İhlas Haber Ajansı
Oyuncu Ece İrtem son yolculuğuna uğurladı
Oyuncu Ece İrtem son yolculuğuna uğurladı
Genç yaşta hayatını kaybeden oyuncu Ece İrtem, sevenlerinin gözyaşları içerisinde Aydın'ın Kuşadası ilçesinde toprağa verildi.






Oyuncu Ece İrtem, 15 Haziran 2026 tarihinde rahatsızlanarak evinde hayatını kaybetti. Doğum gününden bir gün sonra hayatını kaybeden İrtem'in vefat haberi yakınları ve hayranlarında büyük üzüntüye neden oldu. Genç yaşta hayatını kaybeden oyuncu Ece İrtem'in cenazesi dün Adli Tıp Kurumu'ndan babası Vural İrtem tarafından alınmıştı.

Oyuncu İrtem'in cenazesi, bugün öğle namazını müteakip, Hanım Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Kuşadası Yeniköy Mezarlığı'nda sevenlerinin gözyaşları arasında toprağa verildi.








Aile yakınlarından Semra Karataş, genç oyuncunun ölümüyle ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Çok sevdiğimiz bir insandı. Bizim için çok değerliydi. Genç yaşta ölümü bize yasa boğdu, hepimiz çok üzgünüz" diye konuştu.








Cenazeye genç oyuncunun annesi Nuriye İrtem, babası Vural İrtem, aile yakınları, dizi ve sinema oyuncusu Gürkan Uygun, genç oyuncunun arkadaşları ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Bolu'da maden ocağında göçük: 1 işçi hayatını kaybetti

Bolu'nun Mengen ilçesinde maden ocağında meydana gelen göçükte 1 işçi hayatını kaybetti

17.06.2026 12:18:00
İHA
Bolu'da maden ocağında göçük: 1 işçi hayatını kaybetti
Bolu'da maden ocağında göçük: 1 işçi hayatını kaybetti
Olay, Mengen ilçesine bağlı Gökçesu beldesindeki maden ocağında sabah saatlerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, maden ocağında işçilerin çalışması esnasında henüz bilinmeyen bir nedenle göçük meydana geldi.






112 Acil Çağrı Merkezine yapılan ihbar üzerine olay yerine jandarma, çok sayıda sağlık, İtfaiye ve AFAD ekibi sevk edildi. Yapılan ilk çalışmalarda maden işçisi Muhammet Özkul'un cansız bedenine ulaşıldı.








Ekiplerin göçük altında kalan maden ocağındaki çalışmaları devam ediyor.






‘Şişman diyetisyen’ dediler


 
 
İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nde görev yapan Diyetisyen Dilara Demirkan, 97 kilodan 61 kiloya düştü. “Sen bu halinle diyetisyen olamazsın” sözlerine inat 16 ayda 36 kilo veren Demirkan, bugün hastalarının ilham kaynağı oldu.

16.06.2026 00:05:00 / Güncelleme: 16.06.2026 00:12:14
ABDÜLKADİR GÜNDOĞDU
‘Şişman diyetisyen’ dediler
‘Şişman diyetisyen’ dediler

İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Diyetisyeni Dilara Demirkan, çocukluk yıllarından beri mücadele ettiği fazla kilolarından 16 ayda kurtuldu. 97 kiloyla başladığı yolculukta 36 kilo vererek 61 kiloya düşen Demirkan, bir zamanlar kendisine yöneltilen "Sen bu halinle diyetisyen olamazsın" sözlerini bugün başarı hikayesine dönüştürdü. Hastalarının artık "Ama burada şişman bir diyetisyen vardı" diyerek şaşkınlık yaşadığını söyleyen Demirkan, sağlıklı kilo vermenin sırrının sabır, disiplin ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarında saklı olduğunu anlattı.







"Sen diyetisyen olamazsın" diyenler oldu

Fazla kilolarla küçük yaşlarda tanışan Demirkan, yıllarca diyet yapıp bıraktığını anlattı. Çocukluğundan beri kilo problemi yaşadığını belirten Demirkan, "Her yaz diyetisyene gider, birkaç ay diyet yapardım. Ancak kış geldiğinde eski beslenme düzenime geri dönerdim. Bu döngü yıllarca sürdü. Üniversite yıllarında önce gıda teknolojisi eğitimi aldım. Babamın yıllardır diyetisyenlere para ödediğini görünce kendi kendime 'Seni bu dertten kurtaracağım' dedim ve Beslenme ve Diyetetik bölümünü tercih ettim. Ancak bu kararıma çevremden olumsuz tepkiler geldi. 'Kelin ilacı olsa başına sürer', 'Sen diyetisyen olamazsın' diyenler oldu" ifadelerini kullandı.







97 kiloyla başlayan dönüşüm

Uzun yıllar kilosunu çok önemsemediğini söyleyen Demirkan, sağlık sorunlarının ortaya çıkmasıyla birlikte yaşamında köklü bir değişiklik yapmaya karar verdiğini belirterek, "Tiroidle ilgili bazı sağlık sorunları yaşamaya başladım. Bir aile düğünü öncesinde kardeşimle birlikte diyet yapmaya karar verdik. Başlangıçta küçük adımlarla ilerledik, ancak zamanla bu süreç bir yaşam değişikliğine dönüştü. 97 kiloyla başladığım yolculukta yaklaşık 16-17 ayın sonunda 61 kiloya düştüm. Eski hastalarım geldiğinde beni tanımakta zorlanıyor ve 'Ama burada şişman bir diyetisyen vardı' diyorlar. Ben de 'Evet, o bendim' diye yanıt veriyorum. Ardından büyük bir şaşkınlıkla 'Nasıl yaptınız?' diye soruyorlar" dedi.







Salçalı makarna için ağlayarak uyudu

Kilo verme sürecinde birçok kişinin kendisine ameliyat ya da zayıflama iğnesi kullanıp kullanmadığını sorduğunu belirten Demirkan, başarısının arkasında yalnızca sağlıklı beslenme ve düzenli spor olduğunu söyledi. Demirkan, "Ne mide ameliyatı oldum ne mide balonu yaptırdım ne de zayıflama iğnesi kullandım. Kendi hazırladığım beslenme programına sadık kaldım ve düzenli olarak spor yaptım. Bir gece sadece salçalı makarna yemek istediğim için ağlayarak uyudum. Evde makarna da yoğurt da vardı. İstesem kalkıp yiyebilirdim. Ama kendime bir söz vermiştim. Yemedim ve uyudum. Ertesi sabah programıma kaldığım yerden devam ettim. 'Artık yapamıyorum' dediğim çok zaman oldu. Ancak ailem, arkadaşlarım ve doktor meslektaşlarım bana sürekli destek verdi. Bazen insanın yanında kendisine inanan insanların olması her şeyden daha önemli" dedi.







Diyetisyen sadece kilo verdirmez

Toplumda diyetisyenlik mesleğinin çoğu zaman yalnızca kilo verme ile ilişkilendirildiğini belirten Demirkan, hastanede çok farklı sağlık sorunları bulunan hastalara da hizmet verdiklerini vurguladı. Demirkan, "Diyetisyen denince insanların aklına ilk olarak zayıflamak geliyor. Oysa biz sadece kilo vermek isteyen kişilerle çalışmıyoruz. Diyabet, kolesterol ve gut hastalarının yanı sıra nöroloji ve yoğun bakım servislerinde tedavi gören hastalara da beslenme desteği sağlıyoruz. Bizim görevimiz yalnızca kilo verdirmek değil, bireylere sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları kazandırmak" dedi.







Kilo vermek değil, korumak zor

Bugün artık "diyet" sürecinden çok "koruma" döneminde olduğunu söyleyen Demirkan, asıl mücadelenin verilen kiloları koruyabilmek olduğunu vurguladı. Demirkan, "İnsanlar hedef kiloya ulaştıklarında sürecin bittiğini düşünüyor. Oysa asıl süreç bundan sonra başlıyor. Ben bugün dikkat etmeyi bıraksam verdiğim kiloların önemli bir kısmını geri alabilirim. Ameliyat, mide balonu ya da zayıflama iğnesi kullanan kişiler için de durum farklı değil; beslenme düzeni değiştirilmediği sürece verilen kilolar geri dönebiliyor. Önemli olan sürdürülebilir bir yaşam tarzı oluşturmak. Diyet ve spor, emek isteyen ama süreklilik gerektiren süreçlerdir. Uzun süre çaba gösterilir, ancak bırakıldığında geri dönüşler başlayabilir. Bu nedenle önemli olan kısa süreli diyetler değil, ömür boyu sürdürülebilecek sağlıklı alışkanlıklar kazanmaktır. Benim bu süreçte öğrendiğim en önemli şey de bu oldu" dedi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.