Bilindiği üzere dünya genelinde 200'den fazla ülke ve bölge için kurulmuş bağımsız merkez bankası bulunmaktadır. Bu kurumlar ülkelerin para politikalarını, faiz oranlarını ve finansal sistemlerini yönetir.
Tabi normal bir bakış açısıyla konuyu ele aldığımızda, ilk akla gelenlerin bunlar düşünülebilir.
Oysa gerçek çok farklı ve bir o kadarda acıdır.
Şimdi tarihe bir yolculuk yapalım ve dünyayı çok kolay yollardan sömüren küresel güç odaklarının kimler olduğuna ve hangi yöntem ve enstrümanları kullandıklarına, deşifre amaçlı mercek tutalım.
Yazımız belki uzun sayılabilir ancak, tarihi önemde olması bakımından çok kıymetli ve arşiv niteliği taşımaktadır.
Sevgili okurlarım bahse konu işin aslı astarı şudur:
ABD'nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında bütün dünyaya empoze ettiği ve hatta dayattığı sistem, dolara bağımlı olarak yaratmış olduğu uluslararası para sistemidir.
Bu sistem 1944 yılında 44 ülkenin imza attığı Bretton Woods sistemidir.
Bu sistem sayesinde dolar; bütün ülkelerin tanıdığı, ülkelerarası ticarette ödeme aracı olarak kabul ettiği bir para birimi olmuştur.
Ayrıca bu sistem, ülkelerin dış ticaretlerinde açık vermeleri durumunda ödeme yapabilmek için ihtiyaten rezerv olarak dolar biriktirmesine dayanıyordu.
Bütün merkez bankaları, oluşturulan bu sömürü sistemi gereği kasalarında rezerv amaçlı dolar tutmaya başlamışlardı.
Dikkat ederseniz yaşanan tüm bu süreçler ve serüvenin sonunda asıl özne, kağıt paradan başka bir şey değildir.
Devam ediyoruz…
Yine bilindiği üzere Bretton Woods sisteminde dolar altın cinsinden tanımlanmıştı.
O günkü anlaşmaya göre 1 dolar 0,88867 gr. altın olarak belirlenmişti.
Ülkeler ellerindeki dolarları FED'e götürdüklerinde karşılığı olan altını alabiliyordu.
Dolar basma yetkisi sadece FED'e aitti.
Başlangıçta iyi işleyen, dünya ticaretini artıran bu sistem, daha sonra ABD'nin bu yetkiyi suistimal etmesiyle sıkıntıya girmeye başladı.
FED kasasındaki altın miktarı sabitken Marshall Yardımları, Kore Savaşı, Vietnam Savaşı gibi harcamaları yüzünden büyük bütçe açıkları vermeye başlayınca, bu açıkları finanse etmek için fazladan dolar basmaktan çekinmemiştir.
(Oysa bize gelince ne diyorlar, para basarsan enflasyon olur!)
Bu ise doların altın karşılığının azalması ve doların değer yitirmesi sonucunu doğurmuştur.
Bu durumdan endişelenen Avrupalı ülkeler, FED'e ellerindeki doları getirerek karşılığı olan altınları almaya başlayınca, ABD elindeki altınları kaybetmekten korkarak 1971 yılında doların altına çevrilebilme özelliğine son vermiştir.
Doların altın konvertibilitesi sonlandırılmasına rağmen sistem 2 yıl daha böyle sürdürülmeye çalışılmış, nihayetinde 1973 yılında doların değerinin belirlenmesinde altına olan sabitlenmesinden vazgeçilerek, doların değeri serbest dalgalanmaya bırakılmıştır.
Bu şekilde doların değerinin altına göre değil, dünyadaki uluslararası arz ve talebine göre belirleneceği açıklanmıştır.
Doların dünyada daha da güçlenmesi ise 1975 yılına dayanmaktadır.
Burası çok kritik!
1975'te ABD Suudi Arabistan'la gizli bir anlaşma yapmıştır.
Bu anlaşmanın görüşmelerini yürüten ve yapılmasını sağlayan kişi, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'dır.
Dışişleri bakanı gibi görünür ancak, CIA'nın sağ koludur!
ABD, Suudi Arabistan'ın Orta Doğuda güvenliğini sağlamak karşılığında, petrolünü sadece dolarla satmasını ve bunu da diğer petrol üreticisi, satıcısı devletlere kabul ettirmesini istemiştir.
ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın şu ifadesi ABD'nin ana görüşünü yansıtmaktadır.
"Gıdayı kontrol eden insanları kontrol eder, petrolü kontrol eden enerjiyi kontrol eder ve doları kontrol eden dünyayı kontrol eder".
Bu gizli anlaşma sonucu dünyanın en önemli enerji kaynağı ve emtiası olan petrol, dünyada sadece dolar ile satılmaya başlanmıştır.
Dünyadaki en önemli emtianın dolarla satılması, dünya ticaretine konu olan başta altın olmak üzere diğer malların da dolarla satılması sonucunu doğurmuştur.
Böylece dolar dünyada en çok aranan, en çok kabul edilen, bu nedenle de dünyanın en güçlü parası konumuna gelmiştir.
Bütün ülkelerin merkez bankalarında rezerv para olarak kasalarında dolar tutulmakaydı.
Bahsetmiş olduğum küresel ölçekteki soygun organizasyonunun başındaki orkestra şefi, FED'tir.
ABD Başkanı tarafından atanan ve Senato tarafından onanan bir FED Yönetim Kurulu ise, hem bu 12 Bankanın koordinasyonunu sağlayacak, hem de ulusal para politikasını yürütecektir.
1913 yılında çıkarılan yasayla, Amerikan Kongresi para basma yetkisini, kendisinin sahibi olmadığı bir merkez bankasına devretmiş, dolayısıyla dünyayı yöneten bankacılar istediklerini elde etmişlerdir.
Buraya çok dikkat lütfen!
Olayı fark eden Kongre Üyesi Mc Fadden, "Burada bir dünya bankası sistemi kuruluyor, uluslararası bankerler tarafından kontrol edilen bir merkez bankası.
Beraber hareket edip kendi ihtirasları için dünyayı köleleştiriyorlar.
Devlet, federal banka tarafından gasp ediliyor" diyerek uyarı yapıyordu.
Adamcağızın dediği doğru fakat, gerçeği söylediği için artık yaşamamalıydı.
Mc Fadden bu uyarıyı yapmasından birkaç gün sonra, yediği bir yemekle zehirlenip öldü.
Hatırlanacağı üzere, 22 Kasım 1963 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nin 35. başkanı olan John Fitzgerald Kennedy'ye karşı Dallas'ta bir suikast düzenlenmişti.
Nedeni ise, Kennedy'nin FED'in elinden para basma hakkını almasıydı.
Bankacılar istediklerini elde etmişlerdi. Artık ülkeyi istedikleri gibi yönetebileceklerdi.
Zaten Rothschild ailesinin en büyük oğlu Anselm "bana bir ülkede para basma yetkisini verin, yasaları kimin yaptığı artık beni ilgilendirmez" demişti.
FED, vergi ödememesine, para basabiliyor olmasına, yurt dışında banka açabiliyor ve para gönderebiliyor, kendi devletine borç verebiliyor olmasına, para arzını, faizleri, enflasyonu, resesyonu, depresyonu kontrol edebiliyor olmasına rağmen; statüsü gereği kimseye hesap vermek zorunda olmayan özel ve özerk bir yapıdadır.
FED bu anlamda, kimsenin müdahale edemediği tamamen bağımsız bir kurumdur.
Kendi başına kapalı kapılar ardında, bütün dünyayı karıştırabilecek kararlar alabilmektedir.
Bu kararlar ne Beyaz Saray ne de Kongre tarafından onaylanmak zorunda değildir.
FED Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerini Amerikan Devlet Başkanı atamaktadır.
Ancak bu atamaların senato tarafından da onaylanması gerekmektedir.
İlk bakışta dışarıdan müdahalenin olmadığı, makul bir durum gibi görülse de, gerçek oldukça farklıdır. Çünkü atamaları onaylayacak olan senatörlerin seçiminde bölgesel FED bankalarının hissedarı olan ticari bankalar etkili olabilmektedir.
İşte olayın özü buradadır; Ticari bankaların sahibi olan ünlü aileler yasalar izin verdiği için seçim dönemlerinde senatör adaylarının kampanyalarına milyar dolarlara varan bağışlar yaparak, hangi senatörlerin seçileceğini belirleyebilmektedir.
Bu ailelerin seçilmelerini sağladıkları senatörler de, ABD Başkanı tarafından atanmış olan FED Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerinin Senatoda onaylanmasında oy kullanmaktadır.
Bu çerçeveden bakıldığında ailelerin istemedikleri kişilerin FED Yönetiminden onay almasının zor olduğu görülecektir.
ABD Başkanı da yapacağı atamalarda bu gerçeği hiçbir zaman göz ardı etmemektedir.
ABD'yi yöneten kişileri seçenler, bu ailelerdir.
ABD'nin de dünyayı yönettiği dikkate alındığında, aslında dünyayı yönetenlerin bu aileler olduğunu söylemek hata olmayacaktır.
Peki ya bu ailelerin dünyada iktidara taşıdığı partiler hangileridir?
Siz seçimleri demokrasi şöleni zannetmeye devam edin.
Şimdi finalde aktaracağım bu çok önemli bilgiyi, lütfen bir vatandaşlık görevi ve gereği paylaşınız.
Yukarıda detaylıca izaha çalıştığım küresel sömürü düzeni, 2005 yılına kadar tam gaz devam etmekteydi.
Peki 2005 yılında ne oldu.
Haydar Baş Bey tarafından, tüm bu anlatılanları boşa çıkaracak devrim niteliğinde bir sistem ortaya kondu.
Bu sistemin adı, "Milli Ekonomi Modeli"ydi.
Çok kuşatıcı olan bu sistemde, yukarıda anlatılan dolar saltanatını sona erdirecek, çok kritik bölümler yer almıştır.
Bu çok kritik formülün başlığı, "Milli Paralarla ticaret" ti.
İşte 2005 yılından bu tarafa ve özellikle de Haydar Baş'ın 2013 yılında Rus Duma'sında ki tarihi sunumundan sonra her şey değişmiştir.
Artık Rusya önderliğinde çok geniş bir ülkeler bloğu, özellikle de petrol ticaretinde dolar kullanımına son vermişlerdir.
ABD'nin, Rusya'ya karşı Ukrayna'yı sahneye sürmesi bu yüzdendi.
Saddam'ın başına gelenler, Kaddafi'nin sonunu hazırlayan süreç ve hatta Esad'ın yaşadığı kader, hep aynı sebepten dolayıdır.
ABD'nin bugün İran'a karşı verdiği ve fakat mağlup olduğu savaşın tek gerekçesi de, İran'ın milli paralarla ticareti benimsemiş olması ve petrol ihracatında doları devre dışı bırakmasıydı.
ABD artık küresel tek güç değildir.
Çünkü dolar saltanatı yıkılmaya başlamıştır ve bu sürecin sonunda dolar, sadece ABD'de geçerli olacaktır.
Elbette ki bu sürecin sonuna gelindi diyemeyiz fakat, ABD'yi bekleyen nihai akıbet budur.
Sonuç olarak denebilir ki, bugün Türkiye'de yapılan NATO Zirvesi'nin asıl amacı da, dolar hakimiyetinin kalıcı olmasını sağlamaya yönelik dokunuşlardır.
Ya doları kullanırsın, ya da doları kullanacak yeni bir iktidarı inşa ederim mesajıdır.
Dolayısıyla NATO, kurulduğu günden bu tarafa doların jandarmalığını yapmaktadır.
Ama ne yaparlarsa nafile!
Tabi normal bir bakış açısıyla konuyu ele aldığımızda, ilk akla gelenlerin bunlar düşünülebilir.
Oysa gerçek çok farklı ve bir o kadarda acıdır.
Şimdi tarihe bir yolculuk yapalım ve dünyayı çok kolay yollardan sömüren küresel güç odaklarının kimler olduğuna ve hangi yöntem ve enstrümanları kullandıklarına, deşifre amaçlı mercek tutalım.
Yazımız belki uzun sayılabilir ancak, tarihi önemde olması bakımından çok kıymetli ve arşiv niteliği taşımaktadır.
Sevgili okurlarım bahse konu işin aslı astarı şudur:
ABD'nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında bütün dünyaya empoze ettiği ve hatta dayattığı sistem, dolara bağımlı olarak yaratmış olduğu uluslararası para sistemidir.
Bu sistem 1944 yılında 44 ülkenin imza attığı Bretton Woods sistemidir.
Bu sistem sayesinde dolar; bütün ülkelerin tanıdığı, ülkelerarası ticarette ödeme aracı olarak kabul ettiği bir para birimi olmuştur.
Ayrıca bu sistem, ülkelerin dış ticaretlerinde açık vermeleri durumunda ödeme yapabilmek için ihtiyaten rezerv olarak dolar biriktirmesine dayanıyordu.
Bütün merkez bankaları, oluşturulan bu sömürü sistemi gereği kasalarında rezerv amaçlı dolar tutmaya başlamışlardı.
Dikkat ederseniz yaşanan tüm bu süreçler ve serüvenin sonunda asıl özne, kağıt paradan başka bir şey değildir.
Devam ediyoruz…
Yine bilindiği üzere Bretton Woods sisteminde dolar altın cinsinden tanımlanmıştı.
O günkü anlaşmaya göre 1 dolar 0,88867 gr. altın olarak belirlenmişti.
Ülkeler ellerindeki dolarları FED'e götürdüklerinde karşılığı olan altını alabiliyordu.
Dolar basma yetkisi sadece FED'e aitti.
Başlangıçta iyi işleyen, dünya ticaretini artıran bu sistem, daha sonra ABD'nin bu yetkiyi suistimal etmesiyle sıkıntıya girmeye başladı.
FED kasasındaki altın miktarı sabitken Marshall Yardımları, Kore Savaşı, Vietnam Savaşı gibi harcamaları yüzünden büyük bütçe açıkları vermeye başlayınca, bu açıkları finanse etmek için fazladan dolar basmaktan çekinmemiştir.
(Oysa bize gelince ne diyorlar, para basarsan enflasyon olur!)
Bu ise doların altın karşılığının azalması ve doların değer yitirmesi sonucunu doğurmuştur.
Bu durumdan endişelenen Avrupalı ülkeler, FED'e ellerindeki doları getirerek karşılığı olan altınları almaya başlayınca, ABD elindeki altınları kaybetmekten korkarak 1971 yılında doların altına çevrilebilme özelliğine son vermiştir.
Doların altın konvertibilitesi sonlandırılmasına rağmen sistem 2 yıl daha böyle sürdürülmeye çalışılmış, nihayetinde 1973 yılında doların değerinin belirlenmesinde altına olan sabitlenmesinden vazgeçilerek, doların değeri serbest dalgalanmaya bırakılmıştır.
Bu şekilde doların değerinin altına göre değil, dünyadaki uluslararası arz ve talebine göre belirleneceği açıklanmıştır.
Doların dünyada daha da güçlenmesi ise 1975 yılına dayanmaktadır.
Burası çok kritik!
1975'te ABD Suudi Arabistan'la gizli bir anlaşma yapmıştır.
Bu anlaşmanın görüşmelerini yürüten ve yapılmasını sağlayan kişi, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'dır.
Dışişleri bakanı gibi görünür ancak, CIA'nın sağ koludur!
ABD, Suudi Arabistan'ın Orta Doğuda güvenliğini sağlamak karşılığında, petrolünü sadece dolarla satmasını ve bunu da diğer petrol üreticisi, satıcısı devletlere kabul ettirmesini istemiştir.
ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın şu ifadesi ABD'nin ana görüşünü yansıtmaktadır.
"Gıdayı kontrol eden insanları kontrol eder, petrolü kontrol eden enerjiyi kontrol eder ve doları kontrol eden dünyayı kontrol eder".
Bu gizli anlaşma sonucu dünyanın en önemli enerji kaynağı ve emtiası olan petrol, dünyada sadece dolar ile satılmaya başlanmıştır.
Dünyadaki en önemli emtianın dolarla satılması, dünya ticaretine konu olan başta altın olmak üzere diğer malların da dolarla satılması sonucunu doğurmuştur.
Böylece dolar dünyada en çok aranan, en çok kabul edilen, bu nedenle de dünyanın en güçlü parası konumuna gelmiştir.
Bütün ülkelerin merkez bankalarında rezerv para olarak kasalarında dolar tutulmakaydı.
Bahsetmiş olduğum küresel ölçekteki soygun organizasyonunun başındaki orkestra şefi, FED'tir.
ABD Başkanı tarafından atanan ve Senato tarafından onanan bir FED Yönetim Kurulu ise, hem bu 12 Bankanın koordinasyonunu sağlayacak, hem de ulusal para politikasını yürütecektir.
1913 yılında çıkarılan yasayla, Amerikan Kongresi para basma yetkisini, kendisinin sahibi olmadığı bir merkez bankasına devretmiş, dolayısıyla dünyayı yöneten bankacılar istediklerini elde etmişlerdir.
Buraya çok dikkat lütfen!
Olayı fark eden Kongre Üyesi Mc Fadden, "Burada bir dünya bankası sistemi kuruluyor, uluslararası bankerler tarafından kontrol edilen bir merkez bankası.
Beraber hareket edip kendi ihtirasları için dünyayı köleleştiriyorlar.
Devlet, federal banka tarafından gasp ediliyor" diyerek uyarı yapıyordu.
Adamcağızın dediği doğru fakat, gerçeği söylediği için artık yaşamamalıydı.
Mc Fadden bu uyarıyı yapmasından birkaç gün sonra, yediği bir yemekle zehirlenip öldü.
Hatırlanacağı üzere, 22 Kasım 1963 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nin 35. başkanı olan John Fitzgerald Kennedy'ye karşı Dallas'ta bir suikast düzenlenmişti.
Nedeni ise, Kennedy'nin FED'in elinden para basma hakkını almasıydı.
Bankacılar istediklerini elde etmişlerdi. Artık ülkeyi istedikleri gibi yönetebileceklerdi.
Zaten Rothschild ailesinin en büyük oğlu Anselm "bana bir ülkede para basma yetkisini verin, yasaları kimin yaptığı artık beni ilgilendirmez" demişti.
FED, vergi ödememesine, para basabiliyor olmasına, yurt dışında banka açabiliyor ve para gönderebiliyor, kendi devletine borç verebiliyor olmasına, para arzını, faizleri, enflasyonu, resesyonu, depresyonu kontrol edebiliyor olmasına rağmen; statüsü gereği kimseye hesap vermek zorunda olmayan özel ve özerk bir yapıdadır.
FED bu anlamda, kimsenin müdahale edemediği tamamen bağımsız bir kurumdur.
Kendi başına kapalı kapılar ardında, bütün dünyayı karıştırabilecek kararlar alabilmektedir.
Bu kararlar ne Beyaz Saray ne de Kongre tarafından onaylanmak zorunda değildir.
FED Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerini Amerikan Devlet Başkanı atamaktadır.
Ancak bu atamaların senato tarafından da onaylanması gerekmektedir.
İlk bakışta dışarıdan müdahalenin olmadığı, makul bir durum gibi görülse de, gerçek oldukça farklıdır. Çünkü atamaları onaylayacak olan senatörlerin seçiminde bölgesel FED bankalarının hissedarı olan ticari bankalar etkili olabilmektedir.
İşte olayın özü buradadır; Ticari bankaların sahibi olan ünlü aileler yasalar izin verdiği için seçim dönemlerinde senatör adaylarının kampanyalarına milyar dolarlara varan bağışlar yaparak, hangi senatörlerin seçileceğini belirleyebilmektedir.
Bu ailelerin seçilmelerini sağladıkları senatörler de, ABD Başkanı tarafından atanmış olan FED Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerinin Senatoda onaylanmasında oy kullanmaktadır.
Bu çerçeveden bakıldığında ailelerin istemedikleri kişilerin FED Yönetiminden onay almasının zor olduğu görülecektir.
ABD Başkanı da yapacağı atamalarda bu gerçeği hiçbir zaman göz ardı etmemektedir.
ABD'yi yöneten kişileri seçenler, bu ailelerdir.
ABD'nin de dünyayı yönettiği dikkate alındığında, aslında dünyayı yönetenlerin bu aileler olduğunu söylemek hata olmayacaktır.
Peki ya bu ailelerin dünyada iktidara taşıdığı partiler hangileridir?
Siz seçimleri demokrasi şöleni zannetmeye devam edin.
Şimdi finalde aktaracağım bu çok önemli bilgiyi, lütfen bir vatandaşlık görevi ve gereği paylaşınız.
Yukarıda detaylıca izaha çalıştığım küresel sömürü düzeni, 2005 yılına kadar tam gaz devam etmekteydi.
Peki 2005 yılında ne oldu.
Haydar Baş Bey tarafından, tüm bu anlatılanları boşa çıkaracak devrim niteliğinde bir sistem ortaya kondu.
Bu sistemin adı, "Milli Ekonomi Modeli"ydi.
Çok kuşatıcı olan bu sistemde, yukarıda anlatılan dolar saltanatını sona erdirecek, çok kritik bölümler yer almıştır.
Bu çok kritik formülün başlığı, "Milli Paralarla ticaret" ti.
İşte 2005 yılından bu tarafa ve özellikle de Haydar Baş'ın 2013 yılında Rus Duma'sında ki tarihi sunumundan sonra her şey değişmiştir.
Artık Rusya önderliğinde çok geniş bir ülkeler bloğu, özellikle de petrol ticaretinde dolar kullanımına son vermişlerdir.
ABD'nin, Rusya'ya karşı Ukrayna'yı sahneye sürmesi bu yüzdendi.
Saddam'ın başına gelenler, Kaddafi'nin sonunu hazırlayan süreç ve hatta Esad'ın yaşadığı kader, hep aynı sebepten dolayıdır.
ABD'nin bugün İran'a karşı verdiği ve fakat mağlup olduğu savaşın tek gerekçesi de, İran'ın milli paralarla ticareti benimsemiş olması ve petrol ihracatında doları devre dışı bırakmasıydı.
ABD artık küresel tek güç değildir.
Çünkü dolar saltanatı yıkılmaya başlamıştır ve bu sürecin sonunda dolar, sadece ABD'de geçerli olacaktır.
Elbette ki bu sürecin sonuna gelindi diyemeyiz fakat, ABD'yi bekleyen nihai akıbet budur.
Sonuç olarak denebilir ki, bugün Türkiye'de yapılan NATO Zirvesi'nin asıl amacı da, dolar hakimiyetinin kalıcı olmasını sağlamaya yönelik dokunuşlardır.
Ya doları kullanırsın, ya da doları kullanacak yeni bir iktidarı inşa ederim mesajıdır.
Dolayısıyla NATO, kurulduğu günden bu tarafa doların jandarmalığını yapmaktadır.
Ama ne yaparlarsa nafile!
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- NATO, doların jandarmalığını yapıyor! / 08.07.2026
- Tam bağımsız Türkiye diyenler Kocatepe’de / 06.07.2026
- NATO Türkiye’ye mezar taşı ile geliyor! / 04.07.2026
- Türkiye’yi ABD rotasına sokan İnönü’dür / 30.06.2026
- 66 ve 42 değişirse, harita değişir / 29.06.2026
- ‘Milli Ekonomi Modeli’ uygulanmazsa Türkiye parçalanır! / 25.06.2026
- Ruhban okulu açılırsa, Lozan iptal olur! / 22.06.2026
- Merkez Bankası kime hizmet ediyor! / 18.06.2026
- ‘Cumhuriyet giderse, ne din kalır ne özgürlük’ / 17.06.2026
- Siyasetin filozofu / 16.06.2026
- Tam bağımsız Türkiye diyenler Kocatepe’de / 06.07.2026
- NATO Türkiye’ye mezar taşı ile geliyor! / 04.07.2026
- Türkiye’yi ABD rotasına sokan İnönü’dür / 30.06.2026
- 66 ve 42 değişirse, harita değişir / 29.06.2026
- ‘Milli Ekonomi Modeli’ uygulanmazsa Türkiye parçalanır! / 25.06.2026
- Ruhban okulu açılırsa, Lozan iptal olur! / 22.06.2026
- Merkez Bankası kime hizmet ediyor! / 18.06.2026
- ‘Cumhuriyet giderse, ne din kalır ne özgürlük’ / 17.06.2026
- Siyasetin filozofu / 16.06.2026

























































