Toplum açlığa mahkum edildi
Asgari ücretteki yüzde 27'lik artış, enflasyonun gerisinde kalarak açlık sınırının altında kaldı; bu karar, yapısal eşitsizliği derinleştirirken toplumsal huzursuzluğu artırıyor ve gerçek bir refah vaat etmekten uzak kalıyor
29.12.2025 14:31:00
Eyüp Kabil
Eyüp Kabil





Türkiye'de asgari ücret belirlenmesi, her yıl olduğu gibi 2025 sonunda da yoğun tartışmalara sahne oldu. 2026 yılı için belirlenen net asgari ücret 28 bin 75 TL olarak açıklandı. Ancak bu rakam, açlık sınırının altında kalması nedeniyle eleştirilerin odağında yer aldı.
Asgari ücret, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı öncülüğünde, işçi sendikaları, işveren temsilcileri ve hükümet yetkililerinin katıldığı Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından belirlenir. 2025 Aralık ayında yapılan görüşmelerde, enflasyon oranları, yaşam maliyeti ve ekonomik büyüme verileri temel alındı. Hükümet, yüzde 27'lik bir artış önerdi ve bu kabul edildi. Sendikalar ise daha yüksek bir rakam talep ederek, açlık ve yoksulluk sınırlarını referans gösterdi. Açıklanan asgari ücret vatandaşlar tarafından protesto edildi. Bu kararın toplumsal uzlaşıdan uzak olduğu vurgusu yapıldı.
Ekonomik göstergelerle karşılaştırma
Belirlenen 28 bin 75 TL'lik net ücret, Türk-İş'in açıkladığı açlık sınırının (29 bin 828 TL) altında kalıyor. Yoksulluk sınırı ise 90 bin TL'yi aşmış durumda, bu da bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını işaret ediyor. Enflasyon oranı 2025'te yüzde 50 civarında seyrederken, ücret artışı bu oranın gerisinde kaldı. TÜİK verilerine göre gıda fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 60'ı buldu, bu da asgari ücretlilerin alım gücünü eritiyor. Avrupa Birliği ortalamasında asgari ücretin milli gelire oranı yüzde 50 iken, Türkiye'de bu oran yüzde 30'larda. Bu durum, gelir dağılımı eşitsizliğini derinleştiriyor ve yoksulluk döngüsünü sürdürüyor.
Açlığa mahkumiyet
İşverenler, asgari ücret artışının maliyetleri yükselttiğini savunuyor. Özellikle KOBİ'ler, sigorta primleri ve vergi yükleriyle birlikte ücretin brüt 33 bin TL'yi aştığını belirterek, istihdam kaybı riskine dikkat çekiyor. TİSK temsilcileri, hükümetten teşvikler talep etti.
Öte yandan, çalışanlar ve sendikalar açısından bu ücret "açlığa mahkumiyet" anlamına geliyor. DİSK, kararın enflasyona yenik düştüğünü belirterek grev çağrıları yaptı. Toplumsal açıdan, asgari ücretle geçinen 7 milyondan fazla kişi etkileniyor; bu kesimde borçlanma ve ikinci iş yapma eğilimi artıyor.
2026'da enflasyonun düşmesi bekleniyor, ancak küresel belirsizlikler (enerji fiyatları, jeopolitik riskler) bunu zorlaştırabilir. Uzmanlar, asgari ücretin enflasyona endeksli hale getirilmesini öneriyor. Ayrıca, vergi dilimlerinin düzenlenmesi ve sosyal yardımların artırılmasıyla desteklenmesi gerekiyor. Eğer reform yapılmazsa, sosyal huzursuzluk artabilir. Hükümetin büyüme odaklı politikaları, ücret politikasıyla uyumlu hale getirilirse, sürdürülebilir bir ekonomi mümkün olabilir.
Asgari ücret, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı öncülüğünde, işçi sendikaları, işveren temsilcileri ve hükümet yetkililerinin katıldığı Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından belirlenir. 2025 Aralık ayında yapılan görüşmelerde, enflasyon oranları, yaşam maliyeti ve ekonomik büyüme verileri temel alındı. Hükümet, yüzde 27'lik bir artış önerdi ve bu kabul edildi. Sendikalar ise daha yüksek bir rakam talep ederek, açlık ve yoksulluk sınırlarını referans gösterdi. Açıklanan asgari ücret vatandaşlar tarafından protesto edildi. Bu kararın toplumsal uzlaşıdan uzak olduğu vurgusu yapıldı.
Ekonomik göstergelerle karşılaştırma
Belirlenen 28 bin 75 TL'lik net ücret, Türk-İş'in açıkladığı açlık sınırının (29 bin 828 TL) altında kalıyor. Yoksulluk sınırı ise 90 bin TL'yi aşmış durumda, bu da bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını işaret ediyor. Enflasyon oranı 2025'te yüzde 50 civarında seyrederken, ücret artışı bu oranın gerisinde kaldı. TÜİK verilerine göre gıda fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 60'ı buldu, bu da asgari ücretlilerin alım gücünü eritiyor. Avrupa Birliği ortalamasında asgari ücretin milli gelire oranı yüzde 50 iken, Türkiye'de bu oran yüzde 30'larda. Bu durum, gelir dağılımı eşitsizliğini derinleştiriyor ve yoksulluk döngüsünü sürdürüyor.
Açlığa mahkumiyet
İşverenler, asgari ücret artışının maliyetleri yükselttiğini savunuyor. Özellikle KOBİ'ler, sigorta primleri ve vergi yükleriyle birlikte ücretin brüt 33 bin TL'yi aştığını belirterek, istihdam kaybı riskine dikkat çekiyor. TİSK temsilcileri, hükümetten teşvikler talep etti.
Öte yandan, çalışanlar ve sendikalar açısından bu ücret "açlığa mahkumiyet" anlamına geliyor. DİSK, kararın enflasyona yenik düştüğünü belirterek grev çağrıları yaptı. Toplumsal açıdan, asgari ücretle geçinen 7 milyondan fazla kişi etkileniyor; bu kesimde borçlanma ve ikinci iş yapma eğilimi artıyor.
2026'da enflasyonun düşmesi bekleniyor, ancak küresel belirsizlikler (enerji fiyatları, jeopolitik riskler) bunu zorlaştırabilir. Uzmanlar, asgari ücretin enflasyona endeksli hale getirilmesini öneriyor. Ayrıca, vergi dilimlerinin düzenlenmesi ve sosyal yardımların artırılmasıyla desteklenmesi gerekiyor. Eğer reform yapılmazsa, sosyal huzursuzluk artabilir. Hükümetin büyüme odaklı politikaları, ücret politikasıyla uyumlu hale getirilirse, sürdürülebilir bir ekonomi mümkün olabilir.























































































