logo
02 HAZİRAN 2026

Türk milleti sömürülüyor

18.06.2005 00:00:00


*Türk halkı faizciye çalışıyorBTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, emisyon hacminin genişletilmeyerek Türk milletinin sömürüldüğüne dikkat çekerek, ülkemizin faizcilere çalıştığını, işlerin planla, programla yürütülmediğinin altını çizdi. Tarım kesiminin, esnafın dertlerinin ancak Milli Ekonomi Modeli'nin hayata geçirilmesiyle son bulacağını belirten Prof. Dr. Baş, talan edilmekte olan yer altı kaynaklarımızın yeniden Türk milletine mal edilmesinin yolunun da BTP iktidarından geçtiğini vurguladı.

*Minnetle iş yapılamazTürkiye'nin bittiğini, karada yüzdüğüne işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, "Eğer adamlar sermaye piyasasından paralarını çekerlerse görürsünüz. Türkiye dua ile de değil minnetle yürüyor. Millet bunu görmüyor, bilmiyor" dedi. BTP Lideri, "Bizim yer altı kaynaklarının değeri 3 katrilyon dolardır. Bu, Türkiye'yi on bin sene bakacak kaynak demektir." BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, kendisi ile yapılan "Haftanın Sohbeti"nin bugünkü bölümünde emisyon hacminin genişletilmeyerek Türk milletinin sömürüldüğüne dikkat çekiyor. Ülkemizin faizcilere çalıştığını, işlerin planla, programla değil minnetle yürütüldüğünün altını çiziyor. Tarım kesiminin, esnafın dertlerinin ancak Milli Ekonomi Modeli'nin hayata geçirilmesiyle son bulacağını belirtiyor. Talan edilmekte olan yer altı kaynaklarımızın yeniden Türk milletine mal edilmesinin yolunun da BTP iktidarından geçtiğini ifade ediyor. n Hocam, AB ortak para birimine girerek emisyon kabiliyetini kaybetti. Aynı oyun Türkiye'de de var. Türkiye ortak paraya geçmedi ama uzun yıllardan emisyon kabiliyetini kaybetmiş durumda.Prof. Dr. Haydar Baş- Unutmadan söylememde fayda var. Sayın Erbakan Hoca da "Benim Dinar düşüncemi alarak adapte ettiler" diyor. Sayın Erbakan Hoca da iyi bilsin ki o düşüncesi ekonomik kurallardan çok uzak bir düşünce. Eğer bu mantıkla onlar Türk toplumunu da ortak paraya geçirseydi Türk toplumunun da o zaman en uzun ömrü beş yıl olurdu. n Zaten Euro örneği ortada.Prof. Dr. Haydar Baş- Hastalığı teşhis ediyoruz ama hastalığı tanıyacaksın ki teşhis edebilesin. Bir de işin bu yönü var. Bunlar, şimdi hastalığı tanımıyor. Teşhis yapıyorlar. Eskiden bir evde bir hasta olursa doktor ona reçete yazar, alınırdı. Mesela adam karısını muayene ettirdi, ilacını aldı. Kendi hastalandığı zaman kendisi de aynı ilacı alır kullanırdı. Ama onun hastalığı farklı, senin hastalığın farklı. Bu da onun gibi bir şey. Türk toplumu kuşatıldın Gerçekten para konusunun Milli Ekonomi Modelinin devrim niteliğinde yorumları var. Bunu ayrı olarak değerlendirebiliriz. Yalnız şu anda Türkiye de uzun yıllardan beri emisyonunu arttırmıyor. Dolayısıyla senyoraj gelirinden istifade etmiyor. Bunun yerine ihtiyacı olan parayı da piyasalardan faiz vererek kapatmaya çalışıyor. Siz bu olayı, milletin emeği ve üretiminin ülke dışına transferi olarak yorumluyorsunuz. Ne kadar da yine adresi göstermeseler de şu andaki Merkez Bankası Başkanı, geçenlerde, "evet bir görüş vardır, doğrudur. Bu görüş GSMH'nın belli bir oranında para basılması gerektiğini söylemektedir" diyor.Prof. Dr. Haydar Baş- Merkez Bankası Başkanı ve emsali arkadaşlar da bizim dönemimizde hürriyetlerine kavuşacaklar.n Zaten bir gerçeği itiraf ediyorlar. "Bu fikir doğrudur. Zira GSMH'ya göre piyasada bulunması gereken para azdır. Emisyonla desteklenmesi lazım" diyorlar. Buna rağmen yanlışa devam ediyorlar.Prof. Dr. Haydar Baş- Ama ellerinde bir şey yok. Onlar emir kulu. Fikirlerini beyan ederler. Kabul edilmediği takdirde ne yapsınlar. Yapacakları bir şey yok. Suç onların değil, siyasetindir.n Hocam, geçenlerde, yine Merkez Bankası Başkanlığı yapmış olan Yaman Törüner'in de sizin yıllardan beri ifade ettiğiniz gerçeği ifade ettiği görülüyor. "Yıllardan beri Türkiye'de biz emisyonu Avrupa'ya ve Amerika'ya devretmişiz" diyor. Bu çerçevede senyoraj gelirinin faydası nedir? Emisyonu genişletmeye bugüne kadar niçin müsaade edilmedi? Bu noktalara bir açıklık getirebilir misiniz?Prof. Dr.  Haydar Baş- Bu husus çok basit bir husustur. Senyoraj, emisyon denilince karmaşık gibi görülüyor. Ama bunların bizim dilimizde manası şudur: Bizim yıl sonunda elde ettiğimiz bir kârımız var. Bu kâr mal olarak elimizde. Her zaman verdiğim bir misal var. Bir çuval mısır ekiyorsun, on çuval mısır alıyorsun. Bir çuvala harcadığın para piyasada mevcut. Ama elde ettiğin on çuvalın karşılığındaki para piyasada mevcut değil. Dokuz çuvalın karşılığında piyasada bunu dengeleyecek para unsurunun olması lazım. Yani alış verişin, serbest dolaşımın olması için bunun karşılığında paranın olması lazım. İşte bu yıl sonundaki kâra mukabil malın karşılığında devletlerin bastığı paranın adına emisyonu genişletmek, devletin para basma hakkını kullanması denilmektedir. Buna senyoraj hakkı, yani para basma hakkı denir. Türkiye, mal piyasada döndüğü halde, malının karşılığında basması gereken parayı 20 yıldan beri basmıyor. Türk parası konvertibl olmadan önce de basılmıyordu. Konvertibl olduktan sonra da, Özal'dan sonra da basılmadı. Para mal karşılığı değil miydi? Şimdi sen bunun karşılığında olması gereken parayı borç alıyorsun. Hem bunu ona veriyorsun. Hem bir de aldığının faizini veriyorsun. Ondan sonra "ekonomi düze çıkıyor" diyorsun. Kimi kandırıyorsun? Sen hem malı dışarıya ihraç ediyorsun. Aldığın borçla ediyorsun. Yani onun karşılığındaki parayı transfer ediyorsun. Yetmiyor. Bir de faiz yükü getiriyorsun. Ondan sonra da ekonomi düzelecek. Kimi kandırıyorsun? Bunların hepsi yanlış. Biz, bunu görüyoruz. Türk toplumu her gün sömürülüyor. Türk toplumu müstakil değil. Türk milleti bağımsız değil. Türk milleti kuşatıldı. Her yönüyle kuşatıldı. Türk parası esir edildi. Türk devleti senyoraj hakkını kullanamıyor. Yani emeğimin karşılığını koyamıyorum. Borç alıyorum. Borç da alsan faiz de vermesen bu mal bunun karşılığı olduğu için borçla birlikte bu da gidiyor. Yani biz havaya çalışıyoruz. Allah, milletimizin inşallah bu acı günlerine kendi lütfu ile son verir de bunlardan kurtuluruz. Ama milletin burada sorumluluğu var. Onu görmesi lazım. Bundan sonra "ben anlamadım, yanlış yaptım" deme hakkına da sahip değildir.Ülke faizcilere çalışıyorn Muhterem Hocam, müsaade ederseniz  biraz da tarım kesimine değinelim. Üç yıldan beri tarım ciddi bir biçimde eksi gidiyor. Türk toplumunun da yüzde 30'u direkt olarak tarımdan geçiniyor. Buğdayın kilo maliyeti 400 bin lira. Hükümet 380 bin lira fiyat verdi. 30 tonun üzerinde mal almayacak. Bu da toplam buğdayın % 10-15'ine denk geliyor. Geri kalan tüccara satılacak. O zaman buğdayda 200 bin lira fiyat bekleniyor. Çay fiyatı destekleme ile birlikte 585 bin lira. Şu anda kuru ot fiyatı bile 700 bin lira. Ege'de süt durumu belli.Prof. Dr. Haydar Baş- Yani vatandaş harcadığını alamıyor. İşin özü bu. Misalleri çoğaltabilirsiniz. Az evvel de söylediğim gibi Türkiye kuşatıldı. Bunu söylerken noksan bıraktığım bir husus var. Türkiye'ye borç veren ve verdiren gerek iç ve gerek dış mihraklar, senin senyoraj hakkını kullandırdığın güçler bir yılda ödediğimiz borç ve faiz yükü kadar gelir elde ediyor. Onlara çalışıyoruz. Onların her yerdeki adamı onu ayakta tutuyor. Siyasette adamı var. Basında adamı var. Yayında adamı var. Bu adam yağlı kaymağı kaçırır mı? Niye Haydar Hocadan basın bahsetmiyor? Onlarla olan ilişkilerini araştırsınlar. Bu kurumlarla olan yakınlıklarını araştırsınlar. Devlete olan borçlarını, vadesi geldiği halde ödenmeyen borçlarını araştırsınlar. Bu adamlar deli mi ki balı kaymağı millete yalatacaklar, kendileri mağdur olacaklar.n Hocam, tarımın durumunun tam bir iflas olduğu ortada da geçenlerde Başbakanın bir açıklaması oldu. "Biz Amerika değiliz ki tarımı destekleyelim. Tarımı desteklersek başka kesimlerden para aktarmış oluruz" dedi. Eski Tarım Bakanının da köylüye "gözünüzü toprak doyursun" gibi enteresan bir ifadesi oldu. Tarımın kaderi bu mudur?Prof. Dr. Haydar Baş- Tarımın kaderi elbette bu değildir. Ama onların böyle demekten başka da imkanları yoktur. Niye? Elinde imkan yok. Hatırlarsanız ben bu iktidarı ilk eleştirdiğim zaman şunu söyledim: "Evet, biz bu iktidarı eleştiriyoruz. Ama sayın Tayyip Bey Başbakan olmasaydı, şu sisteme göre biz Hz. Cebrail'i getirseydik, yerine Başbakan yapsaydık, onun da bunun dışında başka bir şey yapma imkanı yoktur." Ben o gün ne söylediysem bugün de onu söylüyorum. Bunların yolu yanlış. Yani istikametleri bozuk. Onun için bu kaderi yaşamak ve millete yaşatmak mecburiyetindedirler. Anlattık. Hiç  bir şey yapamazlar. Senin gelirin sende kalmıyor ki. Sen devamlı haraç veriyorsun. Ondan sonra tarıma ne verecek? Hiç bir şey veremez. Tarım kesiminin bunu görmesi lazım."Tarımda avans uygulaması şart"Tarım kesiminin yetiştirdiği ürünlere tahdit kondu. Şeker yasası çıktı. Tütün yasası çıktı. Tahkim çıktı. Dolayısıyla senin benim elimdeki arazimi zaten istediğim şekilde kullanamıyorum. Kullansam bile yetiştirdiğim ürünü faraza beş kuruşa satacağım, gümrük duvarları indirildiği için adam geliyor, üç kuruşa satıyor. Müşteri de iki malı mukayese ediyor. "Bu daha iyi" deyip seninkini almıyor, onunkini alıyor. Bütün bunlar geçerli iken tarım kesiminin iki yakasının biraraya gelmesi mümkün değil. Tarım kesimini bu halinden kurtaracak ve onu mutlak surette herkesin örnek alabileceği bir noktaya çıkartacak bir tarım politikası lazım. Bu tarım politikası da bendenizin vazettiği, ortaya koyduğu politikadır. Nedir bu politika? Bir, avans politikası. Avans nedir? Adamın henüz daha bağında, bahçesinde tohumu yok, gübresi yok, iş makinası yok, hiç birşeyi yok. Devlet babasına geliyor. "Ben, 50 ton buğday yetiştireceğim" diyor. 50 ton buğdaya mukabil bir fiyat takdir ediliyor. Bu takdir edilen fiyat da devletin, "Bunu ben bu fiyatla alırım" mantığıyla değil yetiştiren vatandaşın istediği fiyat olacak. Çiftçi yetiştireceği ürünün % 50'sini alacak. Daha tohum toprağa atılmadan alacak. Devlet budur. Aksi takdirde o benim sırtımda sülüktür. Onu ben ne yapayım? Çiftçi gidecek, o % 50 parayla tohumunu, gübresini alacak, mazotunu alacak, ekimini yapacak, biçecek. Hasat zamanı geldiğinde toplayıp devlete teslim edecek. Geri kalan %50'sini de o gün cebine indirecek. Alnının teri kurumadan parasını alacak, cebine koyacak. Çoluk çocuğu bayram edecek. Oğlu varsa evlendirecek. Kızı varsa gelin edecek. Artı, bu yetmiyor. Tarım, aynı zamanda hayvancılığı da besleyen bir koldur. Vatandaş "Benim şu kadar arazim var. Ama şu kadar baş da küçük-büyük hayvan yetiştirebilirim, bakabilirim" diyecek. Bunun için de devlet ona uzun vadeli faizsiz kredi verecek. Ve devlet ondan para tahsil etmeyecek. Malını tahsil edecek. O uzun vadeli kredi mukabili yetiştirdiği hayvanı getirecek, devlet babasına teslim edecek. "Peki devlet bunları kime satsın? Buğdayını, mısırını, arpasını, yulafını, ineğini, koyununu, hindisini aldı. Bunları nereye pazarlayacak?" denilebilir. Bu devlet nasıl bir devlet ki o iradeyle bunu yapamıyor. O vatandaş gidecek kendine pazar arayacak. Ondan sonra da sen "Amerika pazar mı buluyor?" diyeceksin. Amerika pazar bulmuyor ama 50 milyar dolar destek fonuyla tarım kesimini destekliyor. 60 milyar dolarla Avrupa destekliyor. Sen bırak onu, benim köylüme 10 milyar dolar ver, hiç yanına gitme. Kısaca bütün bu hususların halli ziyadesiyle mümkündür. Pazar dünyada istemediğin kadar vardır. Ama at sahibine göre kişner derler. Bunu yapacak irade, azim, program ve proje lazım. Biz şimdi anlattık mı hepsini alıyorlar. Ama uygulamaları mümkün değildir. Benim vazettiğim sistem bir bütündür. Yani bunun hariciye politikası ile de alakası vardır. Mesela biz Türk parasını dünyanın en kıymetli parası haline getireceğiz. Nasıl mı getireceğiz? Göreceksiniz. Para, kâğıt olmayacak. Bunların elindeki para kâğıt, bizim elimizdeki para altın mukabili olacak. Bundan kuşkunuz olmasın. Çiftçi, o günleri erken görmek için güneşin erken doğmasına dua etsin. n Bir de çiftçiler için "arazinizi asla satmayın" diyorsunuz.Prof. Dr. Haydar Baş- Tabii şimdi bu da  bir gerçek. Vatandaş malını getiriyor, satamıyor. Karnı aç. Ne yapacak? Arazisini satışa çıkartıyor. Sabretsin. Borç alsın. Ama bir santim toprağını satmasın. Orası, Allah'ın izniyle ona altın kazandıracak. Toprak gibi malımız  olsun.İşler minnetle yürüyorn Hocam, Merkez Bankası, özelleştirme adı altında IMF'ye teslim edilmiş, Merkez Bankasının kapısına kilit vurulmuş durumda. Gerekli emisyonumuzu arttıramıyoruz. İhtiyacımız olan parayı da yabancılar basıp bize gönderiyor. Dolayısıyla paraya hükmedenler ekonomimize de hükmediyor. Bu yabancı paralar da kendi ülkesinde 20 yılda kazanacağını Türkiye'de bir yılda kazanıyor. Yabancı paralar borsaya, dövize, faize geliyor. Böyle bir ülkede mevcut hükümetin bakanı "Cari açık önemli değildir. Önümüzdeki yıl 40 milyar dolar dış ticaret açığı düşünüyoruz. Ama bu önemli değil" diyorlar. Buna ne dersiniz?Prof. Dr. Haydar Baş- Kadının bir tanesi çok ciddi musibetlerle her gün boğuşuyormuş. En sonunda birisi gelmiş, demiş ki; "Kocan da öldü." "Adam sende! O tasa, bu tasa, şimdi de çocukların babası öldü. O da mı tasa yahu!" demiş. Buna dense dense bu denir. Türkiye bitmiştir. Biz şimdi karada yüzüyoruz. Durum ortada. Eğer adamlar sermaye piyasasından paralarını çekerlerse görürsünüz. Türkiye dua ile de değil minnetle yürüyor. Delikanlı gibi bir gün politika yapsınlar tepe taklak giderler. Millet bunu görmüyor, bilmiyor. Bir günde giderler. Ne bir günü, bir saniyede giderler. Sermaye piyasasından para çekildi, "güm" Maliye dibe vurdu. Ne yapacak? Hiç bir programı yok. Hiç bir projesi yok. Ülke gitti. Siz cari açıktan bahsediyorsunuz. Muhasebe, hesap kalmadı. Maliye kalmadı. Sen nereden bahsediyorsun. n

Tatil bitti, yoğunluk bitmedi: 43 ilin geçiş noktasında dönüş trafiği yaşandı

Ulaşımda 43 ilin geçiş noktası olarak bilinen "kilit kavşak" Kırıkkale'de, tatilin sona ermesine rağmen trafik yoğunluğu yaşandı

01.06.2026 19:17:00
İHA
Tatil bitti, yoğunluk bitmedi: 43 ilin geçiş noktasında dönüş trafiği yaşandı
Tatil bitti, yoğunluk bitmedi: 43 ilin geçiş noktasında dönüş trafiği yaşandı
Kurban Bayramı tatilini memleketlerinde ve tatil bölgelerinde geçiren vatandaşların dönüş yolculuğu sürüyor.






Kırıkkale-Ankara kara yolu başta olmak üzere ana güzergahlarda araç yoğunluğu zaman zaman arttı. 






Trafik akışında yer yer yavaşlamalar yaşanırken, sürücüler kontrollü şekilde ilerledi. Ekipler de güzergahlarda ulaşımın aksamaması için çalışma yaptı.



























Sözler tutulmadı, madenciler yeniden başkent yolunda

Nisan ayında gerçekleştirdikleri kilometrelerce yürüyüş ve 9 günlük açlık grevinin ardından üç bakanlığın garantörlüğünde uzlaşmaya varan Doruk Madencilik işçileri, ödeme taahhütlerinin yerine getirilmemesi üzerine 1 Haziran 2026 itibarıyla yeniden Ankara yolunu tuttu. Beypazarı'nda otobüsleri iptal edilen ve engellemelerle karşılaşan madenciler, "Haklarımız eksiksiz yatana kadar bakanlıkların ve holding binalarının önü direniş alanıdır" diyerek kararlılıklarını vurguladı

01.06.2026 16:10:00
Haber Merkezi
Sözler tutulmadı, madenciler yeniden başkent yolunda
Sözler tutulmadı, madenciler yeniden başkent yolunda
Eskişehir'in Mihalıççık ilçesinde bulunan Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik işçileri, aylardır ödenmeyen maaşları ve tazminatları için nisan ayında tarihi bir direniş başlatmıştı. Eskişehir'den Ankara'ya yürüyen ve başkentte 9 gün boyunca açlık grevi yapan işçiler, İçişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı temsilcilerinin devreye girmesiyle eylemlerini askıya almıştı.

28 Nisan 2026'da yapılan üst düzey görüşmede, işçi alacaklarının en geç 15 Mayıs 2026 tarihine kadar tamamen ödeneceği taahhüt edilmiş, Çalışma Bakanlığı tarafından ek 60 milyon TL'lik ödeme yapıldığı duyurulmuştu. Ancak verilen bu resmi sözlere ve devlet kurumlarının garantörlüğüne rağmen holding yönetimi taahhütlerine uymadı. Sadece ödemeler eksik kalmakla yetinmedi, iddialara göre eyleme katılan 125 maden işçisi işten çıkarıldı ve bu işçilerin kıdem tazminatları ile 45 günlük içeride kalan ücretleri de gasp edildi.

Ankara yolunda ilk engel

Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğünde 1 Haziran'da yeniden Ankara'da toplanma kararı alan işçiler, daha yolun başında sert engellemelerle karşılaştı. Beypazarı'ndan Ankara merkeze hareket etmek isteyen madenciler için Beypazarı Belediyesi tarafından tahsis edilen otobüslerin, hükümet ve emniyet birimlerinin baskısı sonucu geri çekildiği öne sürüldü.

Konuya ilişkin açıklama yapan Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, sürecin engellenmeye çalışıldığını şu sözlerle duyurdu:

"Üç kez otobüs kiraladık, üçü de iptal ettirildi. Şoförler emniyet ve mülki amirler tarafından ruhsat iptali ve cezalarla tehdit edildi. Karşımıza çıkan güçlere sesleniyoruz; eğer IBAN'larımıza parayı yatırma kudretiniz yoksa bize 'yasak' diye, 'buradan yürüyemezsiniz' diye çıkmayın. Biz her şeyi açık ve hukuki yollarla yapıyoruz."

Madencilerin talepleri neler?

Yeniden Ankara'da İçişleri Bakanlığı önünde ve holding merkezlerinde eylem alanları kuracaklarını açıklayan madencilerin talepleri net:

Tüm Alacakların Ödenmesi: Ödenmemiş kıdem ve ihbar tazminatları, içeride kalan aylık ücretler, ücretsiz izin günlerine ait primlerin eksiksiz yatırılması.

İşe İade ve Güvence: Direnişe katıldığı gerekçesiyle hukuksuzca işten atılan 125 işçinin derhal işe geri başlatılması.

Ücretsiz İzin Dayatmasının Kaldırılması: İşçilerin rızası dışında uygulanan süresiz ücretsiz izin politikasının son bulması.

İş Güvenliği (İSİG): Maden ocaklarında İş Sağlığı ve Güvenliği kurallarına uygun, insani bir çalışma ortamının sağlanması.

Kamulaştırma: Hak ihlalleriyle gündemden düşmeyen madenin devlet eliyle kamulaştırılarak iş güvencesinin teminat altına alınması.

"Kimsenin sözüne inanıp eylemi bırakmayacağız"

Bağımsız Maden-İş Sendikası Başkanı Gökay Çakır, nisan ayındaki eylemlerde kendilerine "Suhuletle bu işi çözelim" diyen yetkililerin sözlerini tutmadığını belirterek, "1 Haziran itibarıyla ailelerimizle birlikte eylemdeyiz. Bu sefer paralar hesaplarımıza kuruşu kuruşuna yatmadan kimsenin sözüne inanıp eylem alanını terk etmeyeceğiz" dedi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın daha önce şirket hakkında sarf ettiği "Ben bu şirkete bir daha asla ruhsat falan vermem" açıklamalarını da hatırlatan işçiler, maden patronlarının devlet gözetiminde işçi haklarını gasp etmesine seyirci kalınmamasını istiyor.

Madenciler, tüm baskı ve ulaşım engellemelerine rağmen kararlılıkla yürümeye ve haklarını alana kadar başkentten ayrılmamaya yeminli.

Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanından CHP'de işten çıkarmalara ilişkin açıklama

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanı Atakan Sönmez, parti genel merkezindeki işten çıkarmalara ilişkin, "Tekrar incelenecek bu işten çıkarmalar. Haklı feshe ikna olamadığımız bir şey varsa, geri döneriz, arkadaşların sözleşmelerini devam ettiririz" dedi

01.06.2026 13:54:00 / Güncelleme: 01.06.2026 13:58:01
Haber Merkezi
Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanından CHP'de işten çıkarmalara ilişkin açıklama
Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanından CHP'de işten çıkarmalara ilişkin açıklama
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanı Atakan Sönmez, mahkemenin CHP kurultayına ilişkin verdiği 'mutlak butlan' kararı sonrası parti genel merkezinde başlayan işten çıkarmalara ilişkin değerlendirmede bulundu.

Sönmez, "Şu anda arkadaşlarımızın feshe gerek nedenlerle ilgili bilgileri 2 yolla öğrenme şansımız var. Birincisi; parti yöneticilerine küfür, hakaret, tehdit vesaire gibi kurum çalışanı disipline uymayacak şeyler yapmışsa. İkincisi ise bu süreçte mazeretsiz ve raporsuz şekilde işe gitmedikleri ve kağıt üzerinde kadrolu göründüklerine yönelik bir tespit varsa bunda yine bir fesih söz konusu olabilir. Bu da nihayetinde nasıl öğrenilebilir? Eğer kart basılıyor da basmamışsa, kart basılmış ama fiilen gitmemişse ancak içerideki çalışan arkadaşlar bunun bilgisini verir. 2 yılı aşkın süredir genel merkezde değiliz biz. Bu bizim yapabileceğimiz bir tespit değildir." ifadelerini kullandı.

"Haklı feshe ikna olamadığımız bir şey varsa arkadaşların sözleşmelerini devam ettiririz"
Sönmez, şöyle devam etti:

"Personelin giriş-çıkış sisteminden baktığınız zaman bir yılda mazeretsiz olarak 300 mesai günü var, bunun 285'inde gelmemişse, bu filli çalışan değildir. Tekrar incelenecek bu işten çıkarmalar. Genel olarak, 'çalışanın işine son verilsin', Cumhuriyet Halk Partisi'nin görüşü olamaz. Genel Merkez'deki idari tasarrufla bunlar yapıldı, benim kendi birimlerimdeki arkadaşlarla ilgili fesih nedenlerini tek tek inceleyeceğim. Gerekirse kendilerini de çağırır, konuşurum. Haklı feshe ikna olamadığımız bir şey varsa, geri döneriz, arkadaşların sözleşmelerini devam ettiririz. Bu gizlice yapılmış bir kıyım, bir operasyon vesaire olmadığı için bizim burada karnımızı ağrıtacak bir durum yok. Kendi birimim için de yeni bir görevlendirme yok."

CHP'de bu hafta kritik gelişmelere gebe. Özgür Özel'e "Grup toplantısına salon verilmeyecek" iddiası

CHP'de "mutlak butlan" kararı sonrası hareketli süreç devam ediyor.
CHP'de kritik haftada gözler atılacak yeni adımlarda. Grup Başkanı Özgür Özel yarın TBMM'de grup toplantısı düzenlemeye hazırlanıyor. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nunsa "Özel'e salon verilmeyeceği görüşünde olduğu” ifade ediliyor

01.06.2026 12:02:00
Haber Merkezi
CHP'de bu hafta kritik gelişmelere gebe. Özgür Özel'e "Grup toplantısına salon verilmeyecek" iddiası
CHP'de bu hafta kritik gelişmelere gebe. Özgür Özel'e "Grup toplantısına salon verilmeyecek" iddiası
CHP'de "mutlak butlan" kararı sonrası hareketli süreç devam ediyor.
CHP'de kritik haftada gözler atılacak yeni adımlarda. Grup Başkanı Özgür Özel yarın TBMM'de grup toplantısı düzenlemeye hazırlanıyor. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nunsa "Özel'e salon verilmeyeceği görüşünde olduğu" ifade ediliyor.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun Ankara Bölge İdare Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin, yani istinafın "mutlak butlan" kararıyla birlikte Genel Başkanlığa dönmesi sonrası gözler CHP'de  atılacak adımlara çevrildi.

Söz konusu gelişme sonrası Grup Başkanlığı'na seçilen Özgür Özel ve ona yakın siyasetçiler, bugün itibariyle "en kısa zamanda kurultay yapılması" için imza toplamaya başlıyor.

Özel ayrıca, Kılıçdaroğlu'nun aksi yöndeki talimatına rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) grup toplantısı düzenlemeye hazırlanıyor.

GRUP TOPLANTISI YAPILACAK MI?

Özel'e yakın isimler grup toplantısının gerçekleştirileceğini ve TBMM'de yapılacağını ifade etmişler, "Grup Başkanı" olması nedeniyle bunun önünde hiçbir engel olmadığını dile getirmişlerdi.

Kılıçdaroğlu tarafıysa TBMM Başkanlığı'na başvurarak Özel'in "Grup Başkanı" olarak seçilmesinin geçersiz sayılmasını istemişti.

KILIÇDAROĞLU GENEL MERKEZ'E GİDECEK

Kılıçdaroğlu bugün Genel Merkez'e giderek çalışmalarını orada yürütecek.

Özel ise Cumhurbaşkanı Aday Ofisi kapsamında TBMM'de çalışacak.

Özel, dün TBMM'de MYK üyeleriyle bir araya gelmiş, partideki son gelişmeleri ve Türkiye gündemi masaya yatırmıştı.

Çanakkale'de 30 kaçak göçmen kurtarıldı

Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi açıklarında motoru arızalanan lastik botla sürüklenen ve yardım talebinde bulunan 14'ü çocuk 30 kaçak göçmen, Sahil Güvenlik ekiplerince kurtarıldı

01.06.2026 10:59:00
İhlas Haber Ajansı
Çanakkale'de 30 kaçak göçmen kurtarıldı
Çanakkale'de 30 kaçak göçmen kurtarıldı
Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi açıklarında motoru arızalanan lastik botla sürüklenen ve yardım talebinde bulunan 14'ü çocuk 30 kaçak göçmen, Sahil Güvenlik ekiplerince kurtarıldı.

Sahil Güvenlik Kuzey Ege Grup Komutanlığı ekipleri, Ayvacık ilçesi açıklarında kaçak göçmenlerin olduğu lastik botun motor arızası nedeniyle sürüklendiği ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Bölgeye sevk edilen Sahil Güvenlik botları 'KB-103', 'KB-76' tarafından 14'ü çocuk toplamda 30 kaçak göçmen kurtarıldı.

Kaçak göçmenler, işlemlerinin ardından Ayvacık Göçmen Ön Kabul ve Sevk Merkezine (GÖKSEM) teslim edildi.

İktidarın kanalları Kılıçdaroğlu'nun hizmetinde


 
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmalarını canlı yayınlayan A Haber, TRT Haber, Ülke TV, TV Net, NTV, Haber Türk, Haber Global, TV100, CNN Türk; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını canlı yayınladı. Bazı kanallar çift ekran oluşturarak, Özgür Özel'in görüntüsünü verdiler ancak sesini aktarmadılar. 

30.05.2026 14:45:00 / Güncelleme: 30.05.2026 15:06:32
AHMET TURAN YİĞİT
İktidarın kanalları Kılıçdaroğlu'nun hizmetinde
İktidarın kanalları Kılıçdaroğlu'nun hizmetinde

Mahkemenin mutlak butlan kararıyla genel başkanlık görevinden alınan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP Ankara İl Başkanlığı binasında saat 14:00'ten itibaren partililerle bayramlaştı.
Güvenpark'ta bir araya gelen çok sayıda kişi Özgür Özel'e destek ve Kemal Kılıçdaroğlu'na tepki sloganları attı. Alanda bulunanların sayısı 100 bini aştı. Özel, konuşmasını yaparken elektrikler kesildi. Konuşma jeneratörün devreye girmesiyle devam etti. 

Yavaş adresini belli etti

Alana Özgür Özel ile birlikte gelen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da geldi. Yavaş, "İnsanların umudunu tüketen bir konumda bulunmaktansa, siyaseti bırakırım. İnsanların umudunu yeşertmemiz gerekir. Önemli olan bu toplumun geleceğidir. CHP sıradan bir parti değildir, bu ülkenin kurucu iradesidir. CHP''yi zayıflatmaya yönelik her girişim, yalnızca partiyi hedef almamaktadır. Türkiye'nin birikimini ve Cumhuriyet'in değerlerini hedef almaktadır" dedi. Özel, "Kurultay tarihini ilan edin. Emperyalizme geçit vermeyeceğiz" dedi. Kalabalık sık sık "Hain Kemal" sloganı attı.

Özel: İşin başında Erdoğan var

Ardından konuşmasını yapmaya başlayan Özgür Özel, "Bu mesele CHP'nin iç meselesi değildir, doğru anlayalım. Bu mesele Tayyip Erdoğan'la milletin meselesidir" dedi.

Kılıçdaroğlu ne dedi?

Kılıçdaroğlu ise az sayıda kişiye hitap etti. CHP Genel Merkezi'nin önüne gelenlerde coşku yoktu. İnsanlar bir oradan bir oraya alanda dolaşıyorlardı. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını aktaran kanallar da alanı vermekten kaçındı. Kılıçdaroğlu ise konuşmasını metinden okudu.

Mahkeme kararaıyla göreve getirilen CHP lideri, "Bizim hesaplaşmamız kişisel değil, ahlakıdır" diyen Kılıçdaroğlu, "Önce hesaplaşacağız, sonra kurultay sandığını önünüze getireceğim" diye konuştu. Kılıçdaroğlu şunları söyledi: "Biz bu partiyi mahkeme salonlarında itibarımız çiğnensin diye mi büyüttük? Atalarımızın emaneti partimizi kimler pavyon masalarına meze etmeye çalıştı? Benim ne yapacağım bellidir. Ben hesap soracağım." 
 
"Benim bu millete özür borcum var" diyen Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: "Ruhunu satmış FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğim için özür diliyorum. Dış odaklardan medet uman gafilleri koynumda beslediğim için özür diliyorum. Pavyon masasında pazarlık yapanların, partiyi mahkeme kapılarına düşürenlerin maskesini zamanında indiremediğim için özür diliyorum."

Cumhur İttifakı seçmeninin de Kılıçdaroğlu'na destek verdiği tahmin ediliyor.

 

Anıkabir'e yürüryüş

Öte yandan Özgür Özel, konuşmasının sonunda meydandakilere "Anıtkabir'e yürüyoruz" diyerek, kalabalığı Anıtkabir'e davet etti. 

Hasankeyf'in yeni hali bayramda ziyaretçi akınına uğradı


 
Batman'ın tarihi Hasankeyf ilçesi, Kurban Bayramı tatilinde ülkenin farklı illerinden gelen ziyaretçileri ağırlıyor.
 

30.05.2026 12:42:00
AA
 Hasankeyf'in yeni hali bayramda ziyaretçi akınına uğradı
 Hasankeyf'in yeni hali bayramda ziyaretçi akınına uğradı
Birçok medeniyetin izlerini taşıyan Hasankeyf, 9 günlük bayram tatilinde de ziyaretçilerin ilgi odağı oluyor. İlçeyi ziyaret edenler, Ilısu Barajı nedeniyle orijinal yerlerinden taşınan İmam Abdullah Türbesi, Zeynel Bey Türbesi, Artuklu Hamamı, Hasankeyf Kalesi, Hasankeyf Müzesi ve Er-Rızk Camisi gibi tarihi yerleri ziyaret ediyor.
Ziyaretçiler, ​Ilısu Baraj Gölü'nde katıldıkları tekne turlarıyla kanyonları ve Hasankeyf Kalesi'ni görme imkanı buluyor.







İnsanları çok cana yakın ve misafirperver

Kocaeli'nden gelen Rıdvan Yıldırım, Hasankeyf'te tarihi eserleri gördüğünü belirterek, "Çok turistik bölge, çok güzel. Turistik alanı da çok fazla. Memnun kaldık ve çok keyif aldık. İnsanları çok cana yakın ve misafirperver" dedi.







Mardin'in Midyat ilçesinden gelen Hilvan Konak da fırsat buldukça Hasankeyf'e gezmeye geldiğini söyledi.
İlçenin görülmeye değer olduğunu dile getiren Konak, "Bayram tatilinde fırsat bulup tekrar geldik. Tekneye bindik, müzeye gittik" diye konuştu.







Buranın doğası, tarihi çok başka

Tuğba Çiçek ise Hasankeyf'in beklentilerini fazlasıyla karşıladığını anlatarak, kardeşiyle birlikte çıktıkları GAP turu kapsamında ilçeye geldiklerini bildirdi.
Çiçek, "Kütahya'dan geldik. Heyecanlıyız. Doğasıyla, kültürüyle çok güzel bir şehir. Çok beğendik. Diyarbakır'ı da gezdik. Diyarbakır da çok güzeldi. Daha sonra Mardin'e gideceğiz. Buranın doğası, tarihi çok başka" ifadelerini kullandı.







İlçede 40 yıldır esnaflık yapan Cemil Uluk de ziyaretçi yoğunluğundan memnun kaldıklarını dile getirdi. Uluk, "Büyük bir hareketlik var. Esnaf olarak mutluyuz. Herkesi ilçeye bekliyoruz. Misafirlerimizi ağırlayıp memnun gönderiyoruz" dedi.

Çocuklarınıza erken yaşta sorumluluk verin


 
 
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Atlı, "Çocuğun önüne bir hedef koymadığımızda ve sorumluluk vermediğimizde, davranışsal problemler ve aile içi çatışmalar 30'lu yaşlara kadar devam edebiliyor. Biz bunu klinikte sıkça gözlemliyoruz" dedi.

30.05.2026 10:42:00
AA
Çocuklarınıza erken yaşta sorumluluk verin
Çocuklarınıza erken yaşta sorumluluk verin

Diyarbakır'da Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Atlı, Cambridge Üniversitesi tarafından yürütülen ve sonuçları geçen yıl kamuoyuyla paylaşılan çalışmada, insan beyninin yaşam boyunca beş gelişim evresinden geçtiğinin ve 9 ile 32 yaş arasının 'ergenlik dönemi' olarak tanımlandığının ortaya konulduğunu söyledi.
Doğumdan ileri yaşlara kadar yaklaşık 4 bin kişinin beyin taramalarının incelendiği araştırmada beynin nöral bağlantılarının zaman içindeki değişimi haritalandırılırken, 32 yaşından sonra gelişimin daha stabil bir yapıya geçtiğini anlatan Atlı, ilerleyen yaşlarda ise gerileme evrelerinin başladığının belirlendiğini ifade etti.
Söz konusu araştırma bulgularının klinik gözlemleriyle de örtüştüğünü belirten Atlı, çalışmanın ileri görüntüleme teknikleriyle elde edilen verilere dayandığını anlattı.

Geçmişte bireyler çok daha erken yaşta sorumluluk alıyordu

Atlı, şunları kaydetti: "Benim de yakından takip ettiğim bir çalışma. Bu veriler, manyetik rezonans (MR) görüntüleme çalışmalarında tespit edilmiş. Burada aslında çalışan ve büyüyen bir beyin ortaya konuluyor. Ergenlik kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Ergenlik deyince çoğumuzun aklına hırçın, sinirli bir genç geliyor ama sadece mesele o değil. Ergenlik, büyüyen, gelişen, her şeyi alan ve sürekli aktivite gösteren bir beyin demektir. Bu çalışma da bunu destekliyor. Beynin gelişimi 30'lu yaşların başına kadar sürüyor. 32 yaşa kadar beynin nöronlarındaki gelişim devam etmekte, sinir ağları verimli bir şekilde çalışmaktadır. Bu süreçte beyin sürekli bir yapılanma içerisinde ancak 30'lu yaşların başından sonra bu gelişim yerini daha stabil bir evreye bırakır. 66 yaşına kadar görece dengeli bir dönem devam ederken, sonrasında gerileme başlar, 80'li yaşlardan itibaren ise bu gerileme daha belirgin hale gelir."

Ergenlik sürecinin uzamasında toplumsal değişimlerin de etkili olabileceğine işaret eden Atlı, "Geçmişte bireyler çok daha erken yaşta sorumluluk alıyordu. Günümüzde eğitim süreçlerinin uzamasıyla birlikte bu yaşlar ileriye kaydı. Bugün gençlere evlilik planlarını sorduğumuzda 30-35 yaş aralığı öne çıkıyor. Bu da ergenlik döneminin sosyal olarak da uzadığını gösteriyor. Ailelerin çocuklara erken yaşta sorumluluk vermesi önemli. Çocuğun önüne bir hedef koymadığımızda ve sorumluluk vermediğimizde, davranışsal problemler ve aile içi çatışmalar 30'lu yaşlara kadar devam edebiliyor. Biz bunu klinikte sıkça gözlemliyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

Erken dönemde sorumluluk üstlenilmesi gerekiyor

Günümüzde "ev genci" olarak tanımlanan bir kesimin ortaya çıktığını belirten Atlı, şunları söyledi: "Bu bireylerin halen bir gelişim süreci içinde olduğunu söylemek mümkündür ancak bu noktada, gençlere nitelikli bir psikososyal eğitim sunulması, sosyal ve mesleki beceriler kazandırılarak hayatın içine aktif şekilde dahil edilmeleri büyük önem taşıyor. Aksi halde 30'lu yaşlara kadar aile içi çatışmalar devam ediyor. Anne ve babalar 'Bana bağırdı, sözümü dinlemedi' derken, gençler de 'Babam bana bağırdı, travmatize oldum' şeklinde karşılık veriyor. Bu kısır döngüden çıkabilmek için hem ailelerin hem de gençlerin süreci doğru yönetmesi ve erken dönemde sorumluluk üstlenilmesi gerekiyor. Eskiden çağlar yüzlerce yıl sürerken, bugün 10-20 yıl içinde büyük değişimler yaşanıyor. Bu dönüşüm, beynin gelişim süreçlerini de etkilemiş olabilir."

Bireyin yaşamını nasıl değerlendirdiğinin gelişim algısını etkilediğini dile getiren Atlı, "50 yaşına gelmiş birinin kendini 20 yaşında hissetmesi farklı şekillerde yorumlanabilecek bir durumdur. Asıl sorulması gereken, kişinin 20 ile 50 yaş arasında nasıl bir yaşam sürdüğüdür. Eğer işlevsel ve üretken bir yaşam geçirmemişse, kendini hala 20 yaşındaymış gibi hissedebilir. Buna karşılık, spor yapan, kitap okuyan, sosyal aktivitelere katılan ve topluma katkı sağlayan bir yaşam sürmüşse, bu süreci kıymetli görür ve yaşına uygun bir olgunluk hisseder çünkü o 50 yılı dolu dolu yaşamıştır" ifadelerini kullandı.

Adıyaman'daki feci kazada bilanço ağırlaşıyor


 
Adıyaman'da iki otomobilin çarpıştığı kazada ölü sayısı 4'e çıktı.
 

30.05.2026 09:47:00
AA
Adıyaman'daki feci kazada bilanço ağırlaşıyor
Adıyaman'daki feci kazada bilanço ağırlaşıyor

Adıyaman'ın Gölbaşı ilçesinde 29 Mayıs'ta iki otomobilin çarpışması sonucu yaşamını yitirenlerin sayısı 4'e yükseldi.
Kahramanmaraş-Adıyaman kara yolu Belören kasabası yol ayrımında meydana gelen kazada ağır yaralanan kardeşlerden 8 yaşındaki Eymen Mirza C, sevk edildiği Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki müdahaleye rağmen kurtarılamadı.


29 Mayıs'ta Veysel C. (45) idaresindeki 55 AV 926 plakalı otomobil, Kahramanmaraş-Adıyaman kara yolu Belören kasabası yol ayrımında Serkan S'nin (27) kullandığı 01 AID 574 plakalı otomobille çarpışmış, kazada yaralanan sürücüler ile Aysel C. (39), Muhammed Burak C. (14), Emir Mirza C. (12), Eymen Mirza C. (8), Deniz Yaren C. (1) ve Buse K. (24) ambulanslarla Adıyaman ve Kahramanmaraş'taki hastanelere kaldırılmış, yaralılardan Aysel C. ile çocukları Muhammed Burak C. ve Deniz Yaren C. hayatını kaybetmişti.​​​​​​​​​​​​​​

Muazzez Ersoy'dan Antalya'da görkemli konser


 
 
Türk Sanat Müziği sanatçısı Muazzez Ersoy, Antalya'nın Manavgat ilçesinde bir otelde konser verdi.

30.05.2026 01:11:00
AA
 Muazzez Ersoy'dan Antalya'da görkemli konser
 Muazzez Ersoy'dan Antalya'da görkemli konser

Türk Sanat Müziği sanatçısı Muazzez Ersoy, Antalya'nın Manavgat ilçesinde bir otelde konser verdi.

Side'deki bir otelde düzenlenen konserde Ersoy, sevilen şarkılarını seslendirdi, istek parçaları da repertuvarına ekleyerek izleyicilere keyifli bir gece yaşattı.

Ersoy'un şarkılarına oteli dolduran tatilciler de eşlik etti. Sanatçı, bazı şarkılarını seyircilerin arasında seslendirdi.
Otel sahibi, Manavgat Side Otelciler Birliği Başkanı Zafer Süral, Ersoy'a çiçek takdim etti.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.