logo
10 HAZİRAN 2026

Türk milleti sömürülüyor

18.06.2005 00:00:00


*Türk halkı faizciye çalışıyorBTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, emisyon hacminin genişletilmeyerek Türk milletinin sömürüldüğüne dikkat çekerek, ülkemizin faizcilere çalıştığını, işlerin planla, programla yürütülmediğinin altını çizdi. Tarım kesiminin, esnafın dertlerinin ancak Milli Ekonomi Modeli'nin hayata geçirilmesiyle son bulacağını belirten Prof. Dr. Baş, talan edilmekte olan yer altı kaynaklarımızın yeniden Türk milletine mal edilmesinin yolunun da BTP iktidarından geçtiğini vurguladı.

*Minnetle iş yapılamazTürkiye'nin bittiğini, karada yüzdüğüne işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, "Eğer adamlar sermaye piyasasından paralarını çekerlerse görürsünüz. Türkiye dua ile de değil minnetle yürüyor. Millet bunu görmüyor, bilmiyor" dedi. BTP Lideri, "Bizim yer altı kaynaklarının değeri 3 katrilyon dolardır. Bu, Türkiye'yi on bin sene bakacak kaynak demektir." BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, kendisi ile yapılan "Haftanın Sohbeti"nin bugünkü bölümünde emisyon hacminin genişletilmeyerek Türk milletinin sömürüldüğüne dikkat çekiyor. Ülkemizin faizcilere çalıştığını, işlerin planla, programla değil minnetle yürütüldüğünün altını çiziyor. Tarım kesiminin, esnafın dertlerinin ancak Milli Ekonomi Modeli'nin hayata geçirilmesiyle son bulacağını belirtiyor. Talan edilmekte olan yer altı kaynaklarımızın yeniden Türk milletine mal edilmesinin yolunun da BTP iktidarından geçtiğini ifade ediyor. n Hocam, AB ortak para birimine girerek emisyon kabiliyetini kaybetti. Aynı oyun Türkiye'de de var. Türkiye ortak paraya geçmedi ama uzun yıllardan emisyon kabiliyetini kaybetmiş durumda.Prof. Dr. Haydar Baş- Unutmadan söylememde fayda var. Sayın Erbakan Hoca da "Benim Dinar düşüncemi alarak adapte ettiler" diyor. Sayın Erbakan Hoca da iyi bilsin ki o düşüncesi ekonomik kurallardan çok uzak bir düşünce. Eğer bu mantıkla onlar Türk toplumunu da ortak paraya geçirseydi Türk toplumunun da o zaman en uzun ömrü beş yıl olurdu. n Zaten Euro örneği ortada.Prof. Dr. Haydar Baş- Hastalığı teşhis ediyoruz ama hastalığı tanıyacaksın ki teşhis edebilesin. Bir de işin bu yönü var. Bunlar, şimdi hastalığı tanımıyor. Teşhis yapıyorlar. Eskiden bir evde bir hasta olursa doktor ona reçete yazar, alınırdı. Mesela adam karısını muayene ettirdi, ilacını aldı. Kendi hastalandığı zaman kendisi de aynı ilacı alır kullanırdı. Ama onun hastalığı farklı, senin hastalığın farklı. Bu da onun gibi bir şey. Türk toplumu kuşatıldın Gerçekten para konusunun Milli Ekonomi Modelinin devrim niteliğinde yorumları var. Bunu ayrı olarak değerlendirebiliriz. Yalnız şu anda Türkiye de uzun yıllardan beri emisyonunu arttırmıyor. Dolayısıyla senyoraj gelirinden istifade etmiyor. Bunun yerine ihtiyacı olan parayı da piyasalardan faiz vererek kapatmaya çalışıyor. Siz bu olayı, milletin emeği ve üretiminin ülke dışına transferi olarak yorumluyorsunuz. Ne kadar da yine adresi göstermeseler de şu andaki Merkez Bankası Başkanı, geçenlerde, "evet bir görüş vardır, doğrudur. Bu görüş GSMH'nın belli bir oranında para basılması gerektiğini söylemektedir" diyor.Prof. Dr. Haydar Baş- Merkez Bankası Başkanı ve emsali arkadaşlar da bizim dönemimizde hürriyetlerine kavuşacaklar.n Zaten bir gerçeği itiraf ediyorlar. "Bu fikir doğrudur. Zira GSMH'ya göre piyasada bulunması gereken para azdır. Emisyonla desteklenmesi lazım" diyorlar. Buna rağmen yanlışa devam ediyorlar.Prof. Dr. Haydar Baş- Ama ellerinde bir şey yok. Onlar emir kulu. Fikirlerini beyan ederler. Kabul edilmediği takdirde ne yapsınlar. Yapacakları bir şey yok. Suç onların değil, siyasetindir.n Hocam, geçenlerde, yine Merkez Bankası Başkanlığı yapmış olan Yaman Törüner'in de sizin yıllardan beri ifade ettiğiniz gerçeği ifade ettiği görülüyor. "Yıllardan beri Türkiye'de biz emisyonu Avrupa'ya ve Amerika'ya devretmişiz" diyor. Bu çerçevede senyoraj gelirinin faydası nedir? Emisyonu genişletmeye bugüne kadar niçin müsaade edilmedi? Bu noktalara bir açıklık getirebilir misiniz?Prof. Dr.  Haydar Baş- Bu husus çok basit bir husustur. Senyoraj, emisyon denilince karmaşık gibi görülüyor. Ama bunların bizim dilimizde manası şudur: Bizim yıl sonunda elde ettiğimiz bir kârımız var. Bu kâr mal olarak elimizde. Her zaman verdiğim bir misal var. Bir çuval mısır ekiyorsun, on çuval mısır alıyorsun. Bir çuvala harcadığın para piyasada mevcut. Ama elde ettiğin on çuvalın karşılığındaki para piyasada mevcut değil. Dokuz çuvalın karşılığında piyasada bunu dengeleyecek para unsurunun olması lazım. Yani alış verişin, serbest dolaşımın olması için bunun karşılığında paranın olması lazım. İşte bu yıl sonundaki kâra mukabil malın karşılığında devletlerin bastığı paranın adına emisyonu genişletmek, devletin para basma hakkını kullanması denilmektedir. Buna senyoraj hakkı, yani para basma hakkı denir. Türkiye, mal piyasada döndüğü halde, malının karşılığında basması gereken parayı 20 yıldan beri basmıyor. Türk parası konvertibl olmadan önce de basılmıyordu. Konvertibl olduktan sonra da, Özal'dan sonra da basılmadı. Para mal karşılığı değil miydi? Şimdi sen bunun karşılığında olması gereken parayı borç alıyorsun. Hem bunu ona veriyorsun. Hem bir de aldığının faizini veriyorsun. Ondan sonra "ekonomi düze çıkıyor" diyorsun. Kimi kandırıyorsun? Sen hem malı dışarıya ihraç ediyorsun. Aldığın borçla ediyorsun. Yani onun karşılığındaki parayı transfer ediyorsun. Yetmiyor. Bir de faiz yükü getiriyorsun. Ondan sonra da ekonomi düzelecek. Kimi kandırıyorsun? Bunların hepsi yanlış. Biz, bunu görüyoruz. Türk toplumu her gün sömürülüyor. Türk toplumu müstakil değil. Türk milleti bağımsız değil. Türk milleti kuşatıldı. Her yönüyle kuşatıldı. Türk parası esir edildi. Türk devleti senyoraj hakkını kullanamıyor. Yani emeğimin karşılığını koyamıyorum. Borç alıyorum. Borç da alsan faiz de vermesen bu mal bunun karşılığı olduğu için borçla birlikte bu da gidiyor. Yani biz havaya çalışıyoruz. Allah, milletimizin inşallah bu acı günlerine kendi lütfu ile son verir de bunlardan kurtuluruz. Ama milletin burada sorumluluğu var. Onu görmesi lazım. Bundan sonra "ben anlamadım, yanlış yaptım" deme hakkına da sahip değildir.Ülke faizcilere çalışıyorn Muhterem Hocam, müsaade ederseniz  biraz da tarım kesimine değinelim. Üç yıldan beri tarım ciddi bir biçimde eksi gidiyor. Türk toplumunun da yüzde 30'u direkt olarak tarımdan geçiniyor. Buğdayın kilo maliyeti 400 bin lira. Hükümet 380 bin lira fiyat verdi. 30 tonun üzerinde mal almayacak. Bu da toplam buğdayın % 10-15'ine denk geliyor. Geri kalan tüccara satılacak. O zaman buğdayda 200 bin lira fiyat bekleniyor. Çay fiyatı destekleme ile birlikte 585 bin lira. Şu anda kuru ot fiyatı bile 700 bin lira. Ege'de süt durumu belli.Prof. Dr. Haydar Baş- Yani vatandaş harcadığını alamıyor. İşin özü bu. Misalleri çoğaltabilirsiniz. Az evvel de söylediğim gibi Türkiye kuşatıldı. Bunu söylerken noksan bıraktığım bir husus var. Türkiye'ye borç veren ve verdiren gerek iç ve gerek dış mihraklar, senin senyoraj hakkını kullandırdığın güçler bir yılda ödediğimiz borç ve faiz yükü kadar gelir elde ediyor. Onlara çalışıyoruz. Onların her yerdeki adamı onu ayakta tutuyor. Siyasette adamı var. Basında adamı var. Yayında adamı var. Bu adam yağlı kaymağı kaçırır mı? Niye Haydar Hocadan basın bahsetmiyor? Onlarla olan ilişkilerini araştırsınlar. Bu kurumlarla olan yakınlıklarını araştırsınlar. Devlete olan borçlarını, vadesi geldiği halde ödenmeyen borçlarını araştırsınlar. Bu adamlar deli mi ki balı kaymağı millete yalatacaklar, kendileri mağdur olacaklar.n Hocam, tarımın durumunun tam bir iflas olduğu ortada da geçenlerde Başbakanın bir açıklaması oldu. "Biz Amerika değiliz ki tarımı destekleyelim. Tarımı desteklersek başka kesimlerden para aktarmış oluruz" dedi. Eski Tarım Bakanının da köylüye "gözünüzü toprak doyursun" gibi enteresan bir ifadesi oldu. Tarımın kaderi bu mudur?Prof. Dr. Haydar Baş- Tarımın kaderi elbette bu değildir. Ama onların böyle demekten başka da imkanları yoktur. Niye? Elinde imkan yok. Hatırlarsanız ben bu iktidarı ilk eleştirdiğim zaman şunu söyledim: "Evet, biz bu iktidarı eleştiriyoruz. Ama sayın Tayyip Bey Başbakan olmasaydı, şu sisteme göre biz Hz. Cebrail'i getirseydik, yerine Başbakan yapsaydık, onun da bunun dışında başka bir şey yapma imkanı yoktur." Ben o gün ne söylediysem bugün de onu söylüyorum. Bunların yolu yanlış. Yani istikametleri bozuk. Onun için bu kaderi yaşamak ve millete yaşatmak mecburiyetindedirler. Anlattık. Hiç  bir şey yapamazlar. Senin gelirin sende kalmıyor ki. Sen devamlı haraç veriyorsun. Ondan sonra tarıma ne verecek? Hiç bir şey veremez. Tarım kesiminin bunu görmesi lazım."Tarımda avans uygulaması şart"Tarım kesiminin yetiştirdiği ürünlere tahdit kondu. Şeker yasası çıktı. Tütün yasası çıktı. Tahkim çıktı. Dolayısıyla senin benim elimdeki arazimi zaten istediğim şekilde kullanamıyorum. Kullansam bile yetiştirdiğim ürünü faraza beş kuruşa satacağım, gümrük duvarları indirildiği için adam geliyor, üç kuruşa satıyor. Müşteri de iki malı mukayese ediyor. "Bu daha iyi" deyip seninkini almıyor, onunkini alıyor. Bütün bunlar geçerli iken tarım kesiminin iki yakasının biraraya gelmesi mümkün değil. Tarım kesimini bu halinden kurtaracak ve onu mutlak surette herkesin örnek alabileceği bir noktaya çıkartacak bir tarım politikası lazım. Bu tarım politikası da bendenizin vazettiği, ortaya koyduğu politikadır. Nedir bu politika? Bir, avans politikası. Avans nedir? Adamın henüz daha bağında, bahçesinde tohumu yok, gübresi yok, iş makinası yok, hiç birşeyi yok. Devlet babasına geliyor. "Ben, 50 ton buğday yetiştireceğim" diyor. 50 ton buğdaya mukabil bir fiyat takdir ediliyor. Bu takdir edilen fiyat da devletin, "Bunu ben bu fiyatla alırım" mantığıyla değil yetiştiren vatandaşın istediği fiyat olacak. Çiftçi yetiştireceği ürünün % 50'sini alacak. Daha tohum toprağa atılmadan alacak. Devlet budur. Aksi takdirde o benim sırtımda sülüktür. Onu ben ne yapayım? Çiftçi gidecek, o % 50 parayla tohumunu, gübresini alacak, mazotunu alacak, ekimini yapacak, biçecek. Hasat zamanı geldiğinde toplayıp devlete teslim edecek. Geri kalan %50'sini de o gün cebine indirecek. Alnının teri kurumadan parasını alacak, cebine koyacak. Çoluk çocuğu bayram edecek. Oğlu varsa evlendirecek. Kızı varsa gelin edecek. Artı, bu yetmiyor. Tarım, aynı zamanda hayvancılığı da besleyen bir koldur. Vatandaş "Benim şu kadar arazim var. Ama şu kadar baş da küçük-büyük hayvan yetiştirebilirim, bakabilirim" diyecek. Bunun için de devlet ona uzun vadeli faizsiz kredi verecek. Ve devlet ondan para tahsil etmeyecek. Malını tahsil edecek. O uzun vadeli kredi mukabili yetiştirdiği hayvanı getirecek, devlet babasına teslim edecek. "Peki devlet bunları kime satsın? Buğdayını, mısırını, arpasını, yulafını, ineğini, koyununu, hindisini aldı. Bunları nereye pazarlayacak?" denilebilir. Bu devlet nasıl bir devlet ki o iradeyle bunu yapamıyor. O vatandaş gidecek kendine pazar arayacak. Ondan sonra da sen "Amerika pazar mı buluyor?" diyeceksin. Amerika pazar bulmuyor ama 50 milyar dolar destek fonuyla tarım kesimini destekliyor. 60 milyar dolarla Avrupa destekliyor. Sen bırak onu, benim köylüme 10 milyar dolar ver, hiç yanına gitme. Kısaca bütün bu hususların halli ziyadesiyle mümkündür. Pazar dünyada istemediğin kadar vardır. Ama at sahibine göre kişner derler. Bunu yapacak irade, azim, program ve proje lazım. Biz şimdi anlattık mı hepsini alıyorlar. Ama uygulamaları mümkün değildir. Benim vazettiğim sistem bir bütündür. Yani bunun hariciye politikası ile de alakası vardır. Mesela biz Türk parasını dünyanın en kıymetli parası haline getireceğiz. Nasıl mı getireceğiz? Göreceksiniz. Para, kâğıt olmayacak. Bunların elindeki para kâğıt, bizim elimizdeki para altın mukabili olacak. Bundan kuşkunuz olmasın. Çiftçi, o günleri erken görmek için güneşin erken doğmasına dua etsin. n Bir de çiftçiler için "arazinizi asla satmayın" diyorsunuz.Prof. Dr. Haydar Baş- Tabii şimdi bu da  bir gerçek. Vatandaş malını getiriyor, satamıyor. Karnı aç. Ne yapacak? Arazisini satışa çıkartıyor. Sabretsin. Borç alsın. Ama bir santim toprağını satmasın. Orası, Allah'ın izniyle ona altın kazandıracak. Toprak gibi malımız  olsun.İşler minnetle yürüyorn Hocam, Merkez Bankası, özelleştirme adı altında IMF'ye teslim edilmiş, Merkez Bankasının kapısına kilit vurulmuş durumda. Gerekli emisyonumuzu arttıramıyoruz. İhtiyacımız olan parayı da yabancılar basıp bize gönderiyor. Dolayısıyla paraya hükmedenler ekonomimize de hükmediyor. Bu yabancı paralar da kendi ülkesinde 20 yılda kazanacağını Türkiye'de bir yılda kazanıyor. Yabancı paralar borsaya, dövize, faize geliyor. Böyle bir ülkede mevcut hükümetin bakanı "Cari açık önemli değildir. Önümüzdeki yıl 40 milyar dolar dış ticaret açığı düşünüyoruz. Ama bu önemli değil" diyorlar. Buna ne dersiniz?Prof. Dr. Haydar Baş- Kadının bir tanesi çok ciddi musibetlerle her gün boğuşuyormuş. En sonunda birisi gelmiş, demiş ki; "Kocan da öldü." "Adam sende! O tasa, bu tasa, şimdi de çocukların babası öldü. O da mı tasa yahu!" demiş. Buna dense dense bu denir. Türkiye bitmiştir. Biz şimdi karada yüzüyoruz. Durum ortada. Eğer adamlar sermaye piyasasından paralarını çekerlerse görürsünüz. Türkiye dua ile de değil minnetle yürüyor. Delikanlı gibi bir gün politika yapsınlar tepe taklak giderler. Millet bunu görmüyor, bilmiyor. Bir günde giderler. Ne bir günü, bir saniyede giderler. Sermaye piyasasından para çekildi, "güm" Maliye dibe vurdu. Ne yapacak? Hiç bir programı yok. Hiç bir projesi yok. Ülke gitti. Siz cari açıktan bahsediyorsunuz. Muhasebe, hesap kalmadı. Maliye kalmadı. Sen nereden bahsediyorsun. n

BİK Analitik’te yeni dönem: Versiyon 2, Temmuz ayında devreye alınıyor

Basın İlan Kurumu tarafından internet haber sitelerinin ziyaretçi trafiğinin ölçümlenmesi amacıyla geliştirilen BİK Analitik sistemi, dijital yayıncılık ekosisteminin değişen dinamikleri ve güncel ihtiyaçlar doğrultusunda güncelleniyor. Yeni versiyon, Temmuz ayı itibarıyla kademeli olarak uygulamaya alınacak

09.06.2026 17:23:00
Haber Merkezi
BİK Analitik’te yeni dönem: Versiyon 2, Temmuz ayında devreye alınıyor
BİK Analitik’te yeni dönem: Versiyon 2, Temmuz ayında devreye alınıyor
Basın İlan Kurumu görev alanındaki internet haber sitelerinin ziyaretçi trafiklerini ölçümleyen BİK Analitik sistemi; ziyaretçi davranışları, cihaz çeşitliliği ve erişim kanallarında yaşanan gelişmeler dikkate alınarak yeniden yapılandırıldı.

BİK Analitik Versiyon 2'de ölçümleme yöntemleri; yeni nesil cihaz ve uygulama mimarileri ile güncel izleme ve doğrulama ihtiyaçlarını kapsayacak şekilde revize edilirken, ziyaretçilerin haber okuma davranışlarını ve etkileşim düzeyini yansıtan parametreler ölçümleme kriterlerine dâhil edildi.

Yeni altyapının geliştirme ve test süreçleri, ölçümleme işleyişinde herhangi bir kesintiye yol açılmaması amacıyla mevcut sistemle eşgüdümlü şekilde yürütüldü. Bu kapsamda internet haber siteleri, eş zamanlı olarak Versiyon 2 altyapısı üzerinden de izlenerek sistemin işleyişi değerlendirildi.

Yeni versiyona ilişkin politika belgesi 6 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanacak. Geçiş süreci ise yayın kategorileri dikkate alınarak Temmuz ayı boyunca kademeli şekilde yürütülecek. Genel Kategoride yer alan internet haber sitelerinde Versiyon 2 ölçümleri 10 Temmuz'dan itibaren esas alınmaya başlanacak olup, diğer Kategorilerdeki geçişlerin ise ay sonuna kadar tamamlanması planlanıyor.

Teknik yönlendirmeler, uygulanacak işlemler ve geçiş takvimine ilişkin internet haber sitelerine ayrıca yazılı bildirim yapılacak.

Ege Üniversitesi'nde milyarlık yolsuzluk operasyonu

İzmir merkezli 6 ilde gerçekleştirilen eş zamanlı şafak operasyonunda, Ege Üniversitesi'ni organize şekilde 3 milyar 100 milyon lira kamu zararına uğrattıkları iddia edilen, aralarında eski başhekim ve hastane genel sekreterinin de bulunduğu 44 şüpheli yakalandı

09.06.2026 13:50:00
Haber Merkezi
Ege Üniversitesi'nde milyarlık yolsuzluk operasyonu
Ege Üniversitesi'nde milyarlık yolsuzluk operasyonu
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından bu sabah cumhuriyet tarihinin en büyük kamusal yolsuzluk operasyonlarından birine imza atıldı. Sayıştay raporlarındaki usulsüzlük tespitleri üzerine başlatılan geniş çaplı soruşturma kapsamında, Ege Üniversitesi bünyesinde milyarlarca liralık kamu zararı oluştuğu belirlendi.

Şafak vakti 6 ilde eş zamanlı baskın

Mali polis ekipleri, aylarca süren teknik ve fiziki takibin ardından İzmir merkezli olmak üzere toplam 6 ilde belirlenen adreslere eş zamanlı şafak baskınları düzenlendi. Hakkında gözaltı kararı verilen 45 şüpheliden 44'ü yakalanarak emniyete götürüldü. Firari olan 1 şüphelinin yakalanması için ise çalışmaların sürdüğü bildirildi.

Sağlık kıskacında tanıdık isimler

Operasyonun hedefindeki isimler ise kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Yolsuzluk ağı içerisinde yer aldıkları gerekçesiyle gözaltına alınanlar arasında; eski Ege Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Devrim B. ile eski Hastane Genel Sekreteri Muhterem A. gibi dönemin en üst düzey idari yöneticilerinin yer aldığı öğrenildi.

3.1 milyar TL kamu zararı ve ihale usulsüzlükleri

Operasyonun temelini 3 milyar 100 milyon liralık devasa bir kamu zararı oluşturuyor. Soruşturma dosyasında yer alan iddialara göre; Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü ile satın alma birimlerindeki bazı kamu görevlileri, medikal ve hizmet sektöründeki çeşitli firma yetkilileriyle organize şekilde hareket etti.

Kamu ihalelerinde, doğrudan temin süreçlerinde ve malzeme alımlarında fiyat oyunları ve usulsüzlükler yapılarak belirli firmalara haksız kazanç sağlandı.

Emniyetteki işlemler devam ediyor

Gözaltına alınan eski yöneticiler, kamu personelleri ve firma yetkililerinin İzmir Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ndeki sorgu işlemleri devam ediyor. Şüphelilerin, ifadelerinin tamamlanmasının ardından "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak", "ihalede usulsüzlük", "kamu zararına nitelikli dolandırıcılık" ve "rüşvet" suçlamalarıyla adliyeye sevk edilmeleri bekleniyor.

Soruşturmanın genişletilerek devam edeceği ve operasyonun diğer ayaklarına ilişkin yeni gözaltıların da yaşanabileceği belirtiliyor.

Ahmet Minguzzi'nin annesinden Atlas Çağlayan davasına destek

Ahmet Minguzzi'nin annesi Yasemin Minguzzi, İstanbul'un Güngören ilçesinde bıçaklanarak öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın davasına destek için Bakırköy Adliyesi'ne geldi

09.06.2026 12:54:00
İHA
Ahmet Minguzzi'nin annesinden Atlas Çağlayan davasına destek
Ahmet Minguzzi'nin annesinden Atlas Çağlayan davasına destek
Güngören'de çıkan kavgada bıçaklanarak hayatını kaybeden 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin davanın görülmesine başlandı.

Çok sayıda izleyici, çeşitli partilerden milletvekilleri ve mağdur aile de Çağlayan'ın ailesine destek için adliyeye geldi.

Kadıköy'de uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi'nin annesi Yasemin Minguzzi de destek amacıyla adliyede hazır bulundu.

Yasemin Minguzzi, Atlas Çağlayan'ın ailesi ve arkadaşlarına sarılarak destek oldu.

Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin davanın görülmesine başlandı

İstanbul'un Güngören ilçesinde bıçaklanarak öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin davanın ilk duruşmasının görülmesine başlandı

09.06.2026 12:04:00
İHA
Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin davanın görülmesine başlandı
Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin davanın görülmesine başlandı
Güngören'de çıkan kavgada bıçaklanarak hayatını kaybeden 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin davanın görülmesine başlandı. Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince adliyenin konferans salonunda görülen duruşma, basın mensuplarına ve izleyiciye kapalı olarak yapılıyor. Duruşmada, sanık E.Ç. (14), hayatını kaybeden Çağlayan'ın müşteki ailesi ile 4 mağdur ve tarafların avukatları hazır bulundu. Adliye çevresinde yoğun güvenlik önlemleri de alınırken, çok sayıda izleyici, çeşitli partilerden milletvekilleri ve mağdur aileler de Çağlayan'ın ailesine destek için adliyeye geldi.






İddianameden 

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, E.Ç. (14) 'şüpheli', Atlas Çağlayan 'maktul', aralarında Çağlayan'ın ikiz kardeşi Doruk'un da bulunduğu 4 çocuk 'mağdur', Çağlayan'ın anne ve babasının da bulunduğu 3 kişi ise 'müşteki' sıfatıyla yer aldı.

Hazırlanan iddianamede, olay günü olan 14 Ocak günü saat 20.16 sıralarında bir kafede iki grup arasında tartışma çıktığı, bu sırada Suça Sürüklenen Çocuk (SSÇ) E.Ç.'nin, Atlas Çağlayan'ı bıçakladığı, bu olay sonucunda ise Çağlayan'ın kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği, olay kapsamında ise soruşturma başlatıldığı aktarıldı.

Ölü muayene raporunda, yaralanmanın tek başına öldürücü nitelikte olduğu aktarıldı.

Hazırlanan iddianamede Adli Tıp Kurumu (ATK) raporu yer aldı. Raporda, E.Ç.'nin işlemiş olduğu 'kasten öldürme', '6136 sayılı ateşli silahlar ve bıçaklar ile diğer aletler kanununa muhalefet' ve 'silahla tehdit' suçlarını işlediği, suçların fiili olarak hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp, davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olduğu vurgulandı.

Öte yandan maktul Atlas Çağlayan'ın 15 Ocak 2026 tarihli ölü muayene raporu da iddianamede yer aldı. Rapora göre Çağlayan'ın göğüs ön ortada 3 buçuk santimlik kesi, göğüs solda 1 buçuk santimlik kesi olduğu, otopsi raporunda ise, vücutta 2 adet kesici delici alet yarasının tespit edildiği, göğsünün belli yerlerinde geniş kesici delici alet yarasının bulunduğu ve bu yaralanmanın tek başına öldürücü nitelikte olduğu aktarıldı.

Olay gününe ait görüntü inceleme tutanakları da iddianamede yer aldı. Tutanaklara göre, olay günü E.Ç. ve arkadaşlarının kafede oturduğu, daha sonra Atlas'ın geldiği, E.Ç.'nin, kafeden çıkarken Atlas ile bakıştığı, Atlas ve arkadaşlarının SSÇ ve arkadaşlarının arkasından gittiği, E.Ç.'nin cebinden bıçak çıkarttığı, elinde bulunan bıçağı Çağlayan'a 2-3 defa sallayarak yaraladığı, SSÇ'nin maktulü bıçakladıktan sonra arkadaşları ile kaçtığı belirtildi.

Öte yandan şüpheli E.Ç.'nin ve maktul Atlas Çağlayan'ın 3 aylık arama ve aranma baz verilerinde, taraflar arasında herhangi bir baz kaydına rastlanmadığı da belirtildi. E.Ç.'nin telefonunda yapılan incelemeye göre, şüphelinin elinde silah olan birden fazla fotoğraf, tek başına silah fotoğrafları ve 1 adet çakı fotoğrafının bulunduğu da iddianamede değinildi.








21 yıl 7 aya kadar hapis cezası talebi

Hazırlanan iddianamede, şüpheli E.Ç. hakkında, 'çocuğa karşı kasten öldürme', '6136 sayılı yasaya muhalefet etme' ve 'zincirleme şekilde silahla tehdit' suçlarından toplam 13 yıl 6 aydan, 21 yıl 7 ay 15 güne kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

Akkuyu NGS'nin 1. güç ünitesine temsili nükleer yakıt yüklendi

Türkiye'nin ilk nükleer enerji santrali Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin (NGS) 1. güç ünitesinde, reaktör basınç kabına temsili nükleer yakıt demetleri yüklendi

 

09.06.2026 11:13:00
Anadolu Ajansı
Akkuyu NGS'nin 1. güç ünitesine temsili nükleer yakıt yüklendi
Akkuyu NGS'nin 1. güç ünitesine temsili nükleer yakıt yüklendi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Akkuyu NGS'nin devreye alma programındaki kritik aşamalardan biri olan yükleme işlemi kapsamında, toplam 163 temsili nükleer yakıt demeti reaktör basınç kabına yerleştirildi.

Uzman ekipler tarafından yürütülen çalışmalar, 5 gün kesintisiz sürdü. Gerçek yakıt yüklemesinin bire bir provası olan ve Nükleer Düzenleme Kurumunun (NDK) gözetimi altında uluslararası güvenlik gerekliliklerine uyumlu şekilde yürütülen operasyonla tesisin mekanik, hidrolik, termal sistemleri ile yapısal dayanıklılığı test edildi.

Temsili yakıt yükleme operasyonunun tamamlanmasının ardından reaktörün üst kısmına ait ekipmanların montaj çalışmalarına geçilecek. Bu çalışmaların tamamlanmasıyla 1. güç ünitesini devreye alma sürecindeki aşamalardan biri olan reaktör tesisinin soğuk ve sıcak testleri yapılacak.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, Akkuyu NGS'nin 1. ünitesinde devreye alma takviminin en önemli aşamalarından birinin daha başarıyla tamamlandığını belirterek şunları kaydetti:

"Yıl sonuna kadar santralden ilk elektrik üretimini gerçekleştirerek Türkiye'nin nükleer enerjide yeni bir döneme geçmesini hedefliyoruz. Sıfır emisyonlu, kesintisiz ve çevre dostu nükleer enerjiyi, ülkemizin enerji sepetindeki en güçlü kaynaklardan biri haline getireceğiz. Bu güçlü vizyonla yalnızca Akkuyu ile kalmayarak Sinop ve Trakya'da planladığımız yeni santrallerin yanı sıra küçük modüler reaktörleri de üretim portföyümüze ekleyeceğiz. 2050 yılına kadar nükleer kapasitemizi 20 bin megavata ulaştırarak enerjide tam bağımsız Türkiye hedefine kararlılıkla yürüyeceğiz."

Son hazırlık adımlarından biri tamamlandı

Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom'dan yapılan açıklamaya göre, işlem kapsamında, tasarım özellikleri, ağırlıkları ve boyutları gerçek nükleer yakıt demetleriyle tamamen aynı olan, ancak nükleer malzeme içermeyen 163 adet temsili yakıt demeti reaktöre sırasıyla yüklendi.

Akkuyu NGS'nin 1. güç ünitesi için kullanılan nükleer yakıt ve temsili nükleer yakıt demetleri Rosatom'un Yakıt Bölümü'ne bağlı tesiste üretildi.

Temsili yakıt demetlerinin yüklenmesi, reaktörün fiziksel devreye alma aşamasından önce gerçekleştirilecek soğuk ve sıcak testler öncesindeki son hazırlık adımlarından biri olma niteliğini taşıyor. Bu operasyon sayesinde, uzmanlar reaktör tesisinin hidrolik özelliklerini test etme ve yakıt yükleme makinesi kullanılarak gerçekleştirilecek taşıma ve yerine yerleştirme operasyonları uygulamalı olarak değerlendirme imkanı elde ediyor.

Rosatom açıklamasında görüşlerine yer verilen Akkuyu Nükleer AŞ Genel Müdürü Sergei Butckikh, temsili yakıt demetlerinin yüklenmesinin nükleer yakıt yükleme sürecine yönelik kapsamlı bir hazırlık ve test aşamasını temsil ettiğini belirterek, "Temsili demetler sayesinde, nükleer yakıtla ilgili işlemleri gerçek işletme koşullarına mümkün olduğunca yakın şartlarda test ediyor, ekipmanların ve personelin bir sonraki devreye alma aşamasına hazır olduğuna emin oluyoruz" ifadesini kullandı. 

Kilo vermeyi zorlaştıran 9 hata


 
 
Beslenme ve Diyet Uzmanı Ceren Güven, hızlı kilo verme amacıyla uygulanan şok diyetlerin, vücutta kas kaybına yol açarak metabolizmayı yavaşlattığını ve sürdürülebilir olmadığını belirterek, kilo verme sürecini zorlaştıran 9 kritik hatayı anlattı.

09.06.2026 00:28:00
MURAT ÇORBACI
Kilo vermeyi zorlaştıran 9 hata
Kilo vermeyi zorlaştıran 9 hata

Bahar aylarının gelişiyle birlikte birçok kişi, kışın aldıkları fazla kilolardan kurtulmak ve 'yaza fit girmek' için harekete geçiyor. Kimi spora başlayıp beslenmesini düzenlerken, kimileri ise hızlı sonuç alma isteğiyle internet ve sosyal medyada karşılaştığı şok diyetler ve zayıflama çaylarına yönelerek sağlığını ciddi riske atabiliyor! Beslenme ve Diyet Uzmanı Ceren Güven, kilo verme sürecini zorlaştıran 9 kritik hatayı anlattı

1. Öğün atlamak ve uzun süre aç kalmak

Öğün atlamak çoğu kişinin düşündüğünün aksine kilo vermeyi hızlandırmaz, tam tersine metabolizmayı yavaşlatabilir. Uzun süre aç kalan vücut kendini korumaya alarak enerji harcamasını azaltır. Bunun sonucunda bir sonraki öğünde daha fazla yemek yeme eğilimi ortaya çıkar. Ayrıca uzun süreli açlık, kan şekeri dengesini bozarak özellikle tatlı ve yüksek kalorili besinlere yönelimi artırır. Gün sonunda farkında olmadan alınan toplam kalori yükselir ve kilo verme süreci sekteye uğrar. 

2. Yetersiz protein alımı

Yetersiz protein alımında kas kaybı yaşanabilir ve bu da metabolizma hızının düşmesine yol açar. Oysa protein, aynı zamanda tokluk hissini artırarak gereksiz atıştırmaların önüne geçer. Günlük beslenmede yumurta, yoğur, et, tavuk ve baklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarına yeterince yer vermek, hem kilo kontrolünü destekler hem de daha dengeli bir beslenme sağlar.

3. Yetersiz su tüketimi

Su, metabolizmanın sağlıklı çalışması için vazgeçilmezdir. Bu nedenle günlük ortalama 2-2,5 litre su tüketimi, kilo kontrolünün en basit ama en etkili adımlarından biridir.

4. Çok düşük kalorili diyetler

Hızlı kilo vermek için yapılan aşırı düşük kalorili diyetler, kısa vadede sonuç verebilse de uzun vadede sürdürülebilir olmadığı gibi ciddi riskler taşır.

5. Hareketsizlik

Sadece diyet yapmak kilo verme sürecinde çoğu zaman yeterli olmaz. Fiziksel aktivitenin yetersiz olması, harcanan enerinin düşük kalmasına ve kilo kaybının yavaşlamasına neden olur. Düzenli yürüyüş ve egzersiz, hem yağ yakımını hızlandırır hem de kas kütlesini korur.

6. Yetersiz uyku

Uyku düzeninin bozuk olması, vücuttaki açlık hormonlarını doğrudan etkileyerek daha fazla yeme isteğine neden olabilir. Düzenli ve kaliteli uyku, kilo kontrolü açısından en az beslenme kadar önemlidir.

7. Stres ve duygusal yeme

Stres altında birçok kişi farkında olmadan daha fazla ve genellikle sağlıksız besinler tüketir. Bu durum özellikle yüksek kalorili gıdalara yönelimi artırır. Nefes egzersizleri, yürüyüş ve sosyal destek gibi yöntemler bu süreçte yardımcı olabilir.

8. Şok diyetler uygulama

Hızlı kilo verme isteğiyle uygulanan şok diyetler, vücuda yeterli enerji ve besin öğesi sağlamadığı için kas kaybına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olabilir. Bu tür diyetler kısa vadede kilo kaybı sağlasa da sürdürülebilir değildir ve diyet bırakıldığında verilen kilolar hızla geri alınabilir. Sağlıklı kilo kaybı için dengeli ve düzenli beslenme temel olmalıdır.

9. Zayıflama çaylarını bilinçsiz tüketmek

Zayıflama çayları genellikle bağırsakları hızlandırarak geçici kilo kaybı hissi oluşturur. Ancak bu durum yağ kaybı değil, sıvı kaybıdır. Kontrolsüz tüketildiğinde sıvı ve elektrolit dengesini bozabilir, ayrıca bazı bitkisel içerikler karaciğer üzerinde toksik etki oluşturarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle bu tür ürünler mutlaka uzman onayında ve kontrolünde kullanılmalıdır. HABER MERKEZİ

'Türkiye bir hukuk devletidir' iddiası lafta kaldı

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, 2012'den bu yana AYM'ye 739 bin 417 başvuru yapıldığını, yaklaşık 87 bin ihlal kararı verildiğini belirterek, "Anayasa yargısının nihai amacı ihlalleri tespit etmek değil, tekrarını önleyecek bir hukuk kültürü oluşturmaktır" dedi

08.06.2026 20:43:00
İhlas Haber Ajansı
'Türkiye bir hukuk devletidir' iddiası lafta kaldı
'Türkiye bir hukuk devletidir' iddiası lafta kaldı
Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, 2012'den bu yana AYM'ye 739 bin 417 başvuru yapıldığını, yaklaşık 87 bin ihlal kararı verildiğini belirterek, "Anayasa yargısının nihai amacı ihlalleri tespit etmek değil, tekrarını önleyecek bir hukuk kültürü oluşturmaktır" dedi. Ayrıca Özkaya, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası'nın yeni halinin kullanıma açıldığını söyledi.

'Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Avrupa Birliği Avrupa Konseyi Ortak Projesi' kapsamında kapanış töreni ve Adana Bölge Toplantısı kentteki bir otelde düzenlendi.

"Anayasa yargısının nihai amacı anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır"



Açılışta konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, hukuk devletinin gerçek gücünün, normların etkili şekilde uygulanmasından kaynaklandığına değinerek, "Bilindiği üzere hukuk devletinin gerçek gücü, yalnızca normların varlığından değil bu normların etkili şekilde uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde anayasal güvencelerin gerçek anlamı da yalnızca mahkeme kararlarında değil o kararların toplumsal hayata, yargısal uygulamalara ve kamu otoritesinin işleyişine yansımasında ortaya çıkmaktadır. Esasen anayasa yargısının nihai amacı yalnızca ihlal tespiti yapmak değildir. Daha önemlisi, ihlallerin tekrarını önleyecek anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır" ifadelerini kullandı.

"14 yılda 739 bin 417 başvuru"



Bireysel başvurunun Türk hukuk sistemi için önemli reformlardan olduğuna vurgu yapan Özkaya, "Bireysel başvuru mekanizması, hiç kuşkusuz Türk hukuk tarihinin en önemli reformlarından biridir. Bireysel başvuru sisteminin bugün ulaştığı nokta, yürüttüğümüz çalışmaların ve kurumsal iş birliğinin ne denli önemli sonuçlar doğurduğunu açıkça göstermektedir. Güncel veriler incelendiğinde, bireysel başvurunun kabul edilmeye başlandığı 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesi'ne toplam 739 bin 417 başvuru yapıldığı görülmektedir. Bu başvuruların 637 bin 274'ü sonuçlandırılmış, böylece başvuruların yaklaşık yüzde 86'sı karara bağlanmıştır. Derdest bulunan başvuru sayısı ise 102 bin 143'tür. Bu rakamlar, bir yandan vatandaşlarımızın Anayasa Mahkemesine ve bireysel başvuru mekanizmasına duyduğu güveni ortaya koyarken diğer yandan mahkememizin karşı karşıya bulunduğu iş yükünün büyüklüğünü de göstermektedir" dedi.

"87 bin ihlal kararı verilmiştir"



Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar 87 bin ihlal kararı verildiğini de anlatan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, daha sonra şunları söyledi:

"Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar makul sürede yargılanma hakkı dahil yaklaşık 87 bin ihlal kararı verilmiş olması, bireysel başvurunun hak eksenli hukuk kültürünün gelişmesinde ne kadar önemli bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Bireysel başvurunun temel amacı, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin ulusal düzeyde daha güçlü şekilde korunmasını sağlamaktır. Bunun yanında bireysel başvuru, insan haklarına ilişkin uyuşmazlıkların uluslararası mercilere taşınmadan önce ulusal hukuk sistemi içinde çözülebilmesine imkan tanıyan etkili bir iç hukuk yolu niteliği taşımaktadır. Nitekim bireysel başvurunun uygulanmaya başlamasıyla birlikte temel hak ve özgürlüklere ilişkin birçok uyuşmazlık ulusal hukuk sistemimiz içerisinde çözüme kavuşturulabilmiş, böylece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurularda azalma yaşanmış ve insan haklarının korunmasında iç hukuk mekanizmalarının etkinliği önemli ölçüde güçlenmiştir."

"İlk derece mahkemelerinin verdiği kararlar önemli"

İlk derece mahkemelerinin verdiği kararın önemine atıfta bulunan AYM Başkanı Özkaya, "Bireysel başvurunun başarısı sadece Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararlarla ölçülemez. Asıl önemli olan, bu kararların ilk derece mahkemelerine, bölge adliye mahkemelerine, bölge idare mahkemelerine, idari uygulamalara ve toplumsal hayata etkili şekilde yansımasıdır. Özellikle ilk derece mahkemeleri tarafından Anayasa Mahkemesi kararlarının daha etkin uygulanmasına yönelik hazırlanan yol haritası, kararların hayata geçirilmesinde karşılaşılan sorun alanlarını tespit etmiş ve uygulama süreçlerinin güçlendirilmesine yönelik son derece değerli öneriler sunmuştur" diye konuştu.

"Bireysel başvuru sayısı çok fazla"

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak ise Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuru fazlalığına değinerek, " Bireysel başvuru ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunması ve standartlarının yükseltilmesi amacıyla getirilmiş çağdaş ve önemli bir kazanımdır. Türk Anayasa Mahkemesinin önüne gelen bireysel başvuru sayısının fazla olmasıdır. Bu fazlalık hem işin önemini, hem yürütülüşünü, hem de sıkıntıları birlikte getiriyor. Bu fazlalık öyle bir fazlalık ki, iyi uygulayan Avrupa ülkelerindeki rakamlara baktığımızda 10-12 kat daha fazla. 47 ülkeden başvuru alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bile üstünde Türk Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru geliyor. Bu sayının çokluğu konusunda hiçbir şüphemiz yok. Bu artan iş yüküyle Anayasa Mahkemesinin başa çıkmak için mümkün olduğunca ve en kısa sürede bu başvuruları sonuçlandırmak için yoğun ve fark edilebilir bir çalışma içerisinde olduğunu görüyoruz" diye konuştu.

"Adalet, mülkün temelidir"

Adana Valisi Mustafa Yavuz ise Adana'nın program için öneminden bahsederek, "Adana, tarih boyunca milletlerin hafızasında iz bırakan şehirlerden bir tanesidir. Toroslara vakıf duruşunu ufkunda taşıyan Adana'mız tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu kadim şehir, geçmişten bu güne dayanışmanın önemli şehirlerinden bir tanesi olmuştur. Bu topraklar asırlar boyunca devlet geleneğinin ve milletimizin hakkaniyet duygusunu aynı zeminde buluşturmuştur. Adalet, mülkün temelidir. Bu tür programlar vatandaşlarımızın adalete olan güveninin pekişmesine katkı sağlayacağına inanıyorum" dedi.

Ayrıca toplantıda Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Yönetişim Bölüm Başkanı Jean Barbe, Adana Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Bestami Tezcan, Adana Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Mehmet Yüksek, Adana Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Ferhat Karakuş, Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin, Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Metin Yıldırım, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Vasip Şahin, Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu'da birer konuşma yaptı.

Açılış konuşmalarının ardından 'Bireysel Başvuru İhlal Kararlarının Objektif ve Subjektif Etkisi' konulu oturum gerçekleştirildi.
Programa hakim ve savcılar katıldı.

Yıkım sırasında 3 işçi duvarın altında kaldı

Küçükçekmece'de kentsel dönüşüm kapsamında boşaltılan bir binanın yıkımı sırasında göçük meydana geldi. 3 işçi yaralandı

08.06.2026 17:10:00
İhlas Haber Ajansı
Yıkım sırasında 3 işçi duvarın altında kaldı
Yıkım sırasında 3 işçi duvarın altında kaldı
Küçükçekmece'de kentsel dönüşüm kapsamında boşaltılan bir binanın yıkımı sırasında göçük meydana geldi. Çöken duvarın altında kalan 3 işçi, itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle kurtarılarak hastaneye kaldırıldı.

Olay, Küçükçekmece Fevzi Çakmak Mahallesi Şair Şinasi Sokak üzerinde meydana geldi. Kentsel dönüşüm projesi kapsamında daha önce boşatılan bir binada yıkım çalışması başlatıldı. Çalışmalar sırasında henüz bilinmeyen bir nedenle binanın duvarı büyük bir gürültüyle çöktü. Bu sırada yıkım işlemlerini gerçekleştiren 3 işçi, aniden yıkılan duvarın altında kaldı.

Vatandaşlar seferber oldu

Çökmeyi gören çevredeki vatandaşlar, durumu vakit kaybetmeden polis, itfaiye ve sağlık ekiplerine bildirdi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye, sağlık ve polis ekibi sevk edildi.

İtfaiye zamanla yarıştı

Kısa sürede olay yerine ulaşan itfaiye ekipleri, göçük altında kalan işçileri kurtarmak için adeta zamanla yarıştı. Ekiplerin çalışması sonucu duvar altından çıkarılan 3 işçi, hazır bekletilen sağlık ekiplerine teslim edildi. Olay yerinde ilk müdahaleleri yapılan yaralı işçiler, ambulanslarla çevredeki hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı. İşçilerin sağlık durumlarına ilişkin incelemeler sürerken, polis ekipleri muhtemel yeni bir çökme riskine karşı sokakta ve bina çevresinde geniş güvenlik önlemleri aldı.

Olayı anlatan Şükrü Boz, "Yıkıma alttan başlanınca bina zaten çürüktü çökmüş bunların üzerine. Çalışanların üzerine çökmüş. 3 kişilermiş durumlarının iyi olduğu söyleniyor" dedi.

Venezuela Geçici Devlet Başkanı Rodriguez, Türkiye'ye ziyarette bulunacak

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez'in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetine icabetle bugün Türkiye'ye ziyaret gerçekleştireceğini bildirdi

08.06.2026 12:57:00
AA
Venezuela Geçici Devlet Başkanı Rodriguez, Türkiye'ye ziyarette bulunacak
Venezuela Geçici Devlet Başkanı Rodriguez, Türkiye'ye ziyarette bulunacak
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez'in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetine icabetle bugün Türkiye'ye ziyaret gerçekleştireceğini bildirdi.

Duran, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada, ziyaret kapsamındaki görüşmelerde, Türkiye ile Venezuela arasındaki çok boyutlu ilişkilerin gözden geçirileceğini, işbirliğinin daha da derinleştirilmesi için atılabilecek adımların değerlendirileceğini belirtti.

İletişim Başkanı Duran, görüşmelerde, güncel bölgesel ve küresel gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulacağını kaydetti.

Haydar Baş Vakfı’ndan İstanbul’da anlamlı Gadir-i Hum kutlaması

İslam alemi, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Veda Haccı dönüşü Hz. Ali Efendimizin imametini, velayetini ve halifeliğini bizzat ilan ettiği mübarek Gadir-i Hum Bayramı’nı büyük bir coşkuyla idrak etti. Bu özel ve anlamlı gün vesilesiyle Haydar Baş Vakfı, İstanbul’da geniş katılımlı, hafızalarda iz bırakacak önemli bir programa imza attı

08.06.2026 11:52:00
Hasan Gündoğdu
Haydar Baş Vakfı’ndan İstanbul’da anlamlı Gadir-i Hum kutlaması
Haydar Baş Vakfı’ndan İstanbul’da anlamlı Gadir-i Hum kutlaması
İstanbul Fatih'teki Ali Emiri Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen anma programına, çok sayıda davetlinin yanı sıra ilim, siyaset ve düşünce dünyasından önemli isimler katıldı.






"Ehl-i Beyt Paydasında Buluşmak" ana fikriyle düzenlenen etkinlikte, İslam dünyasının birliği, beraberliği ve Ehl-i Beyt sevgisinin bu birliği sağlamadaki hayati rolü ele alındı.






"Bizim Safımız Ehl-i Beyt'in Yanıdır"

Yoğun bir katılımın gözlendiği programda kürsüye çıkan konuşmacılar, Ehl-i Beyt'i doğru anlamanın, onları sevmenin ve yollarından gitmenin her Müslüman için bir mükellefiyet olduğunu dile getirdi.






"Bizim safımız Ehl-i Beyt'in safıdır ve bu saf her daim ortak değerimiz olarak kalacaktır" mesajının öne çıktığı konuşmalarda, bu öğretinin evlatlarımıza ve gelecek nesillere eksiksiz bir şekilde aktarılmasının, toplumsal mayanın korunması adına en büyük görev olduğu vurgulandı.






Iraklı Alim Seyyid Celal Meaş'tan Prof. Dr. Haydar Baş'a Vefa

Programın en dikkat çeken ve duygu dolu anlarından biri, merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın yakın dostu olan Iraklı ünlü din alimi Seyyid Celal Meaş'ın hitabı sırasında yaşandı. Önceki yıllarda Prof. Dr. Haydar Baş'a, Hz. Hüseyin Efendimizin Kerbela'daki mukaddes kabrinin örtüsünü hediye ederek aralarındaki derin muhabbeti taçlandıran Seyyid Celal Meaş, İstanbul'daki bu özel buluşmada da yerini aldı.






Seyyid Celal Meaş, yaptığı konuşmada Ehl-i Beyt dünyasının birlik çağrılarına değinirken, ömrünü bu yola adayan Prof. Dr. Haydar Baş'ın İslam alemine yaptığı tarihi katkıları ve ortaya koyduğu Ehl-i Beyt külliyatının önemini yad etti. Salondaki katılımcılarla birlikte merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın ruhuna dualar okuyan Meaş'ın sözleri, salondan büyük alkış aldı.






Prof. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi: "Çözüm ve Birlik Ehl-i Beyt Paydasındadır"

Etkinlikte söz alan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi ise günün anlam ve önemine binaen kapsamlı bir konuşma gerçekleştirdi. İslam coğrafyasının içinde bulunduğu ayrışmalara ve sıkıntılara dikkat çeken Kepekçi, İslam aleminin Ehl-i Beyt paydasında bir ve beraber olmaktan başka bir seçeneğinin kalmadığını ifade etti.






Kepekçi; "Bizleri bir araya getirecek, kardeşliğimizi yeniden tahkim edecek yegane ortak payda Ehl-i Beyt'tir. Bu çatı altında birleştiğimizde aşamayacağımız hiçbir engel, bozamayacağımız hiçbir oyun yoktur" diyerek birlik ve beraberlik çağrısında bulundu. Kepekçi'nin konuşması salondaki coşkulu kitle tarafından uzun süre alkışlandı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.