logo
01 KASIM 2026

Uykucu doğanın kış uykusu stratejileri

Sonbahar yapraklarını döküp doğa buzlu bir sessizliğe büründüğünde, milyonlarca canlı için hayatın en zorlu ve büyüleyici dönemi başlar

01.11.2026 01:23:00
Yaşar Cebesoy
 
Uykucu doğanın kış uykusu stratejileri
Uykucu doğanın kış uykusu stratejileri
Sonbahar yapraklarını döküp doğa buzlu bir sessizliğe büründüğünde, milyonlarca canlı için hayatın en zorlu ve büyüleyici dönemi başlar. Çetin kış koşullarına ve besin kıtlığına karşı milyonlarca yıldır kusursuzlaşan kış uykusu stratejileri, doğanın en büyük hayatta kalma mucizelerinden biridir.






Kış Uykusu Nedir? Bir Fizyolojik Durgunluk Sanatı

Kış uykusu, sadece uzun süreli bir uyku hali değildir. Canlıların dondurucu soğuklar ve besin bulmanın imkansız hale geldiği kıtlık dönemlerinde enerji tüketimini minimuma indirmek için geliştirdikleri, metabolik hızı ve vücut sıcaklığını radikal bir şekilde düşürdükleri özel bir hayatta kalma fizyolojisidir.

Bu süreçte hayvanlar, doğanın kendilerine sunduğu biyolojik saat ve depoladıkları yağ rezervleri sayesinde aylarca dış dünyaya kapalı bir şekilde hayatta kalabilirler.







Doğadaki Farklı Kış Uykusu ve Saklanma Yöntemleri

Canlılar alemi, kış şartlarıyla başa çıkmak için türe ve coğrafi koşullara göre farklı stratejiler geliştirmiştir:

Gerçek Hibernasyon (Kış Uykusu): Ayılar, sincaplar ve bazı kemirgenler bu gruptadır. Vücut ısıları çevre sıcaklığına yakın bir seviyeye düşer, kalp atışları dakikada birkaç vuruşa kadar yavaşlar ve metabolizmaları neredeyse durma noktasına gelir.

Kış Uykucusu Olmayanlar: Ayılar tam anlamıyla derin bir kış uykusuna yatmazlar; metabolizmaları yavaşlasa da vücut sıcaklıkları yüksek kalır ve kış ortasında kolayca uyanabilirler.

Sürüngenler ve Amfibiler: Yılanlar, kurbagalar ve kertenkeleler gibi soğukkanlı canlılar, kış aylarında toprak altında veya su birikintilerinin dibinde "brumasyon" adı verilen yarı-uyku durumuna geçerler. Hatta bazı kurbağa türleri, vücut sıvıları buz tutsa bile hücre içi özel donma önleyiciler sayesinde ilkbaharda yeniden hayata dönebilirler.







Doğa Mühendisliğinin Zirvesi: Enerji Tasarrufu

Kış uykusuna yatan bir canlının vücudunda muazzam değişimler yaşanır. Normalde yüksek enerji tüketen hayati organlar, minimum düzeyde çalıştırılarak korunur.

Vücut Isısının Düşmesi: Kimi memelilerde normalde 37 derece olan vücut sıcaklığı birkaç dereceye kadar geriler.

Yağ Dokusu Depolama: Sonbahar boyunca aralıksız beslenen canlılar, vücutlarında depoladıkları kahverengi yağ dokusu sayesinde aylar süren açlık dönemini atlatır.

Hücresel Onarım: Bilim insanları, kış uykusundaki canlıların hücre yenilenmesi ve doku onarımı konusunda da benzersiz mekanizmalara sahip olduğunu, bu durumun insan tıp bilimine de ilham kaynağı olabileceğini belirtiyor.

"Kış uykusu, doğanın ölümcül soğuklara karşı çektiği görünmez bir kalkan ve hayatı bahara taşıyan en akıllıca sabır testidir."







Sonuç: Hayatın Yeniden Başlangıcı

Karların erimesi ve güneşin toprak ısıtmasıyla birlikte, aylardır derin bir sessizliğe gömülen doğa yeniden uyanır. Zayıflamış ancak hayatta kalmayı başarmış hayvanlar yuvalarından çıkarak doğanın çarkını yeniden döndürmeye başlar.

İstihbarat savaşlarından diplomatik krizlere kadar insan dünyası karmaşa içindeyken, doğa kendi sessiz döngüsünde kusursuz uyumunu sürdürmeye devam eder.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı.

30.10.2026 12:05:00 / Güncelleme: 30.10.2026 12:12:38
Haber Merkezi
 
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde düzenlediği kortej yürüyüşüyle kutladı. Binlerce partilinin katıldığı yürüyüşte Türk bayrakları, Atatürk posterleri ve BTP bayrakları taşındı; Cumhuriyet ve bağımsızlık sloganları atıldı.






BTP'nin yurt genelinde gerçekleştirdiği 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında İstanbul'da da coşkulu bir kortej yürüyüşü düzenlendi.






Zeytinburnu 15 Temmuz Meydanı'nda başlayan yürüyüşe çok sayıda partili ve vatandaş katıldı. Ellerinde Türk bayrakları, Atatürk posterleri ve BTP bayraklarıyla yürüyen katılımcılar, güzergâh boyunca "Mustafa Kemal'in askerleriyiz", "Bu vatan bizimdir, bizim kalacak", "Ne mutlu Türk'üm diyene", "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" ve "Bağımsız Türkiye" sloganları attı.






Meşaleler ve bando eşliğinde gerçekleştirilen yürüyüşe çevredeki vatandaşlar da alkışlarla destek verdi.






ATATÜRK VE ŞEHİTLER ANILDI, ANDIMIZ OKUNDU

Kortej yürüyüşünün sona erdiği noktada Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve tüm şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunuldu. Ardından İstiklal Marşı okundu.






İstiklal Marşı'nın ardından BTP'liler hep birlikte Andımız'ı seslendirdi.






BTP'nin İstanbul'daki Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, gerçekleştirilen halk oyunları gösterileriyle sona erdi.

Plakasız motosikletle gelip kurşun yağdırdılar

Antalya'nın Manavgat ilçesinde plakasız motosikletle geldikleri restorana silahlı saldırı olayının şüphelisi olarak yakalanan 5 kişiden 3'ü çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanırken 2 kişi ise adli kontrolle serbest kaldı

29.10.2026 13:39:00
İHA
 
Plakasız motosikletle gelip kurşun yağdırdılar
Plakasız motosikletle gelip kurşun yağdırdılar
22 Ekim Pazar günü saat 03.58 sıralarında Manavgat ilçesi Evrenseki Mahallesi'nde bulunan restoranta plakasız bir motosikletle gelen 2 kişi tarafından 6 el ateş edilmesi Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı ekipleri alarma geçirdi.






Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı Olay Yeri İnceleme ekiplerinin olay yerinde yaptığı incelemelerin ardından Jandarmanın Dedektifleri JASAT ve Çolaklı Jandarma Karakol Komutanlığı ekipleri, gerçekleştirdikleri çalışma sonucunda olayın failleri ve olaya iştirak eden 5 kişiyi yakaladı.








Olayın ardından olay öncesi ve sonrası 120 saatlik kamera görüntüsü izleyen ekipler, olayı gerçekleştiren ve iştirak eden 5 kişiyi belirledi. Şüpheliler jandarmanın operasyonuyla yakalanırken şüphelerle birlikte 3 adet ruhsatsız tabanca, 1 adet ruhsatsız av tüfeği, 74 adet uyuşturucu hap, 65 adet tabancaya ait fişek, 117 bin lira, olayda kullanılan motosiklet ve tabanca ele geçirildi.








22 Ekim 2026 tarihinde Manavgat Evrenseki Mahallesinde bulunan restoranda meydana gelen silahlı saldırı olayının ardından Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı JASAT ve Çolaklı Jandarma Karakolu ekiplerinin çalışmaları sonucunda yakalanan 5 şüpheli Jandarmadaki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Manavgat adliyesine sevk edildi.








Silahla Ateş Etme, Tabanca İle Ateş Etmek Suretiyle Mala Zarar Verme, Genel Güvenliğin Kasten Tehlike Sokulması, 6136 Sayılı Kanuna Muhalefet, 2521 Sayılı Kanuna Muhalefet, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti ve kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçlarından hakim karşısına çıkan şüphelilerden Azad Ö., Furkan K. ve Ayberk B. tutuklanarak Manavgat Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna teslim edilirken, S. Ö. ve S. Ö. ise adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.






Antalya'da kamyon ortalığı savaş alanına çevirdi: 3 yaralı

Antalya'nın Manavgat ilçesinde seyir halindeyken, refüjü aşarak karşı şeride geçen kamyonun 2 otomobile çarpması sonucu meydana gelen kazada 3 kişi yaralandı

29.10.2026 13:37:00 / Güncelleme: 29.10.2026 13:40:24
İHA
 
Antalya'da kamyon ortalığı savaş alanına çevirdi: 3 yaralı
Antalya'da kamyon ortalığı savaş alanına çevirdi: 3 yaralı
Kaza; Antalya-Manavgat D-400 Karayolunda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Antalya istikametinden Manavgat istikametine seyir halindeki İsmail D'nin kullandığı 64 ACH 776 plakalı kamyon, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybedip refüjü ve tel örgüleri aştıktan sonra karşı şeride geçerek Metin Y'nin kullandığı 07 BGU 683 ve Hasan Ç'nin kullandığı 07 LOU 10 plakalı araçlara çarptı.






Kazada kamyon sürücüsü İsmail D. ile 07 BGU 683 plakalı araç sürücüsü Metin Y. ve araçta yolcu olarak bulunan Ahmet Ali Ü. yaralandı. Kazanın ardından olay yerine Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi Manavgat Birimine bağlı kurtarma, Manavgat İlçe Jandarma Komutanlığı Çolaklı Jandarma Karakolu, 112 sağlık ve Bölge Trafik İstasyon Amirliği ekipleri sevk edildi. Yaralılar, 112 sağlık ekiplerinin olay yerindeki müdahalesinin ardından ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.








Kaza yapan araçların yol ortasında kalması nedeniyle yol trafiğe kapanırken, Kömürcüler Köprüsünden sonra Antalya istikametine trafik akışı Çolaklı Mahalle Merkezinden sağlandı. Araçların çekici vasıtasıyla yoldan kaldırılmasının ardından trafik akışı normale döndü.








Kaza anı kamerada

Öte yandan kaza anı bir iş yerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Görüntülerde kamyonun süratli bir şekilde tel örgüleri devirip refüjü aşarak karşı yola geçmesi ve araçlarla çarpışma anı yer aldı.




















Bolu Dağı tünel çıkışında tır alev alev yandı

Anadolu Otoyolu'nun Bolu Dağı Tüneli çıkışında çekirdek yüklü tırın balatalarında çıkan ve dorsesine sıçrayan yangın, itfaiye ekiplerinin yaklaşık 30 dakikalık müdahalesiyle söndürüldü

29.10.2026 13:32:00
İHA
 
Bolu Dağı tünel çıkışında tır alev alev yandı
Bolu Dağı tünel çıkışında tır alev alev yandı
Yangın, Anadolu Otoyolu'nun İstanbul istikametinde, Bolu Dağı Tüneli çıkışında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, sürücüsünün kimliği henüz belirlenemeyen Bulgaristan plakalı BX 0835 HP plakalı çekirdek yüklü tırın balatalarında henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı.






Kısa sürede büyüyen alevlerin dorsenin bir bölümüne sıçraması üzerine bölgeye Kaynaşlı ve Düzce Belediyesi itfaiye ekipleri sevk edildi. Ekipler, alevlerin tırın tamamını sarmasını önlemek için çalışma yürüttü. Yangın nedeniyle otoyolun İstanbul istikametindeki bir şerit trafiğe kapatıldı.








İtfaiye ekiplerinin yaklaşık 30 dakika süren müdahalesiyle kontrol altına alınarak söndürülen yangında, tırın dorsesinin bir bölümü kullanılamaz hale geldi.








Yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için inceleme başlatıldı.

Şehrin en işlek caddesinde tüfekle rastgele ateş açtı: 4 yaralı

Kastamonu'nun en işlek caddesinde bir saldırganın rastgele tüfekle ateş etmesi neticesinde 4 kişi yaralandı

27.10.2026 14:00:00
İHA
 
Şehrin en işlek caddesinde tüfekle rastgele ateş açtı: 4 yaralı
Şehrin en işlek caddesinde tüfekle rastgele ateş açtı: 4 yaralı
Olay, Hepkebirler Mahallesi Belediye Caddesi'nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, elindeki tüfekle koşarak caddeye gelen Y.İ.Ç. isimli saldırgan, rastgele ateş etmeye başladı. Seken kurşunlar çevrede bulunan 4 vatandaşa isabet etti.






Olayın ardından kaçan Y.İ.Ç., yakın bir bölgede bekleyen otomobile binerek kaçtı. 112 Acil Çağrı Merkezine yapılan ihbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.








Yaralı vatandaşlar hastaneye kaldırıldı

Saçmaların isabet etmesi neticesinde yaralanan 4 kişi, sağlık ekiplerinin yaptığı ilk müdahalenin ardından Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Olay yerinde güvenlik önlemi alan İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri kaçan şüphelinin yakalanması için çalışma başlatıldı.









O anlar kamerada

Öte yandan, saldırı anı ise bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde saldırganın elindeki tüfekle koştuğu esnada birkaç kez rastgele ateş ettiği anlar yer aldı.




















"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"

Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Genel Sekreteri Talat Yavuz, "Öğretmenin otoritesi zayıflarken güvenli okulu güçlendiremeyiz. Araştırmamızın en çarpıcı sonuçlarından biri öğretmenin konumuna ilişkindir. Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor" dedi

27.10.2026 13:55:00
İHA
 
"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"
"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"
Eğitim-Bir-Sen, yaklaşık 8 bin öğretmen, öğrenci ve velinin katılımıyla gerçekleştirdiği 'Güvenli Okul ve Akran Zorbalığı: Türkiye'de Mevcut Durum, Risk Faktörleri ve Politika Önerileri' başlıklı araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Toplam 7 bin 793 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada okul güvenliği, öğretmen otoritesi, disiplin sistemi, akran ve siber zorbalık, bildirim mekanizmaları ile aile-okul iş birliği kapsamlı biçimde ele alındı. Araştırma kapsamında Türkiye genelinden 3 bin 198 öğretmen, 2 bin 315 öğrenci ve 2 bin 280 veli yer aldı. Çalışmayla okullardaki mevcut durumun ortaya konulması, zorbalık risklerinin değerlendirilmesi ve güvenli okul politikalarına yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlandı. Araştırmanın sonuçları, Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz'un katılımıyla düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Toplantıda araştırmadan elde edilen bulguların yanı sıra güvenli okul ortamlarının oluşturulmasına ve akran zorbalığıyla mücadeleye yönelik politika önerileri de paylaşıldı.






12 maddelik politika önerisi kamuoyuna sunuldu

Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, okullarda güvenliğin sağlanması ve akran zorbalığının önlenmesi amacıyla ulusal önleme çerçevesi oluşturulması, öğretmen otoritesinin güçlendirilmesi ve disiplin sisteminin yeniden değerlendirilmesi başta olmak üzere 12 maddelik politika önerisi açıkladı. Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından 7 bin 793 kişinin katılımıyla hazırlanan araştırmaya göre, okul güvenliği algısı öğrencilerde 3,24, velilerde 3,38, öğretmenlerde ise 3,48 olarak ölçüldü. Öğretmenlerin yüzde 90,7'si mesleğe başladıkları döneme kıyasla öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünürken, öğrencilerin yüzde 63,4'ü başka bir öğrenciye yönelik zorbalığa tanık olduğunu belirtti. Araştırmada hakaret, alay ve sosyal dışlanmanın yanı sıra siber zorbalığın da önemli bir sorun olduğuna dikkat çekildi. Velilerin yüzde 88'inin çocuklarının siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediği ortaya konuldu.








"Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz"

Eğitim-Bir-Sen olarak akran zorbalığı konularına detaylı bir şekilde yaklaştıklarını belirten Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, "Biz Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz. Meseleyi anlamaya, sahayı dinlemeye, veri üretmeye ve çözüm önermeye çalışıyoruz. Çünkü bizim için eğitim politikası yalnızca müfredat, sınav veya akademik başarı meselesi değildir. Çocuğun kendisini güvende hissetmediği, öğretmenin müdahale etmekte zorlandığı, ailenin ne yapacağını bilemediği bir ortamda nitelikli eğitimden söz edemeyiz. Bugün yayımladığımız araştırma da tam olarak bu anlayışın ürünüdür. Üç ayrı pencereden aynı okula baktık. Çalışmamızı önemli kılan hususlardan biri kapsamıdır. Araştırmamıza toplam 7 bin 793 kişi katıldı. Bunların 3 bin 198'i öğretmen, 2 bin 315'i öğrenci, 2 bin 280'i velidir. Öğretmenlerimizden 81 ilin tamamından, velilerimizden 75 ilden, öğrencilerimizden ise 61 ilden veri topladık. Dolayısıyla bugün önümüzde yalnızca öğrencinin anlattığı, yalnızca öğretmenin gözlemlediği veya yalnızca velinin dışarıdan değerlendirdiği bir tablo bulunmuyor. Aynı okul gerçekliğine öğretmenin, öğrencinin ve velinin gözünden birlikte baktık. Araştırmamızda okul güvenliğinden öğretmen otoritesine, disiplin sisteminden öğrencilerin yaşadığı zorbalık biçimlerine; siber zorbalıktan ailelerin tutumlarına ve okulun müdahale kapasitesine kadar geniş bir alanı inceledik" diye konuştu.

"Bu araştırmanın sonucu olarak 'Türkiye'de okullar güvensizdir' diyemeyiz"

Okul güvenliği ve akran zorbalığının ivedilikle ele alınması gerektiğini ifade eden Yavuz, "Bu araştırmanın sonucu olarak 'Türkiye'de okullar güvensizdir' diyemeyiz ama aynı şekilde, 'Çocuklar arasında bunlar olur, büyüyünce geçer' diyerek meseleyi küçümsemek de araştırmanın ortaya koyduğu gerekçelerle bağdaşmamaktadır. Önümüzde çözülmesi gereken bir mesele vardır ve bu mesele yalnızca çocukların kendi aralarında çözebilecekleri bir mesele değildir. Çocuklarımızın gördüğü okul ile yetişkinlerin gördüğü okul aynı değil. Araştırmadaki ilk dikkat çekici bulgulardan biri okul güvenliği algısında ortaya çıkıyor. Beş üzerinden değerlendirildiğinde okul güvenliği algısı öğretmenlerde 3,48, velilerde 3,38, öğrencilerde ise 3,24'tür. Yani okulun içinde yaşayan çocuklarımız, okul güvenliğini yetişkinlere kıyasla daha düşük değerlendiriyor. Bu fark bize önemli bir şey söylüyor. Bir okulun güvenli olup olmadığını yalnızca yetişkinlerin gözünden değerlendiremeyiz. Çocuğa da sormak zorundayız. Çocuk teneffüste ne yaşıyor' Sınıfta kendisini ne kadar güvende hissediyor' Dışlandığında kime başvuruyor' Alay edildiğinde bunu anlatabiliyor mu' Anlattığında bir şeylerin değişeceğine inanıyor mu' Güvenli okul politikası, tam da bu sorulara cevap verebilmelidir" şeklinde konuştu.








"Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor"

Öğretmenin otoritesinin okullarda giderek zayıfladığını dile getiren Yavuz, "Öğretmenin otoritesi zayıflarken güvenli okulu güçlendiremeyiz. Araştırmamızın en çarpıcı sonuçlarından biri öğretmenin konumuna ilişkindir. Öğretmenlerimizin yüzde 90,7'si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor. Fakat burada dikkate değer başka bir sonuç daha var. Öğrencilerin yüzde 71,8'i, velilerin ise yüzde 86'sı, öğretmenin sınıfta disiplinli bir tutum sergilemesini gerekli görüyor. Demek ki mesele öğrencinin veya velinin öğretmeni reddetmesi değildir. Mesele, öğretmenin meşru mesleki otoritesinin sistem tarafından ne kadar desteklendiği ile ilgilidir. Bizim öğretmen otoritesinden kastımız baskı ve keyfilik değildir. Çocuğu korkutmak hiç değildir. Biz; adalete, tutarlılığa, mesleki yeterliğe ve kurumsal desteğe dayanan bir öğretmen otoritesinden söz ediyoruz. Çünkü öğretmenin sınır koyamadığı, müdahale ettiğinde kendisini yalnız hissettiği bir okulda öğrenciyi korumak da zorlaşır. Disiplin sistemine ilişkin sonuçlar da bu bilgiyi teyit ediyor. Öğretmenlerin mevcut disiplin düzenlemelerine ilişkin genel değerlendirmesi 5 üzerinden yalnızca 2,53; sistemin caydırıcılığına ilişkin değerlendirme ise 1,98 düzeyinde. Bu tablo bize açıkça şunu söylüyor. Öğretmene 'zorbalığa müdahale et' demek yetmez. Öğretmenin arkasında işleyen bir sistem olmak zorundadır. Zorbalık yalnızca vurmak değildir. Araştırmadan çıkan bir diğer önemli sonuç da zorbalığın biçimine ilişkindir. Çocuklarımızın en fazla karşılaştığı davranışların başında fiziksel saldırıdan önce hakaret, alay, dedikodu ve sosyal dışlanma geliyor. Öğrencilerin yüzde 18,1'i ayda bir-iki kez, yüzde 10,5'i haftada bir-iki kez, yüzde 10,2'si ise hemen hemen her gün hakaret veya alaya maruz kaldığını ifade ediyor. Bu veriyi özellikle önemsiyoruz" ifadelerini kullandı.








"Bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez"

Akran zorbalığının, çocuğun okula ve öğretmenine olan güvenini azalttığını söyleyen Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez. Zorbalık, çocuğun okula olan güvenini de aşındırıyor. Araştırmanın belki de üzerinde en çok düşünülmesi gereken sonuçlarından biri de şudur. Zorbalığın sıklığı arttıkça öğrencinin yalnızca kendisini kötü hissetmesi söz konusu olmuyor, okula ve yetişkinlerin kendisini koruyabileceğine duyduğu güven de azalıyor. Araştırmada öğrencilerin yüzde 35,4'ü yaşadığı zorbalık deneyimlerinden en az orta düzeyde etkilendiğini ifade ederken, toplam öğrenci grubunun yüzde 18,3'ü etkilenme düzeyini 'çok' veya 'çok ciddi' olarak değerlendiriyor. Bu nedenle zorbalığı 'çocukların kendi arasındaki mesele' olarak görmemek zorundayız. Çünkü çocuk bir süre sonra yalnızca arkadaşına değil, okula da güvenini kaybedebiliyor. Çocuklarımız görüyor, onları çözümün parçası yapmalıyız. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 63,4'ü başka bir öğrenciye zorbalık yapıldığına tanık olduğunu söylüyor. Bu rakam bize bir risk kadar önemli bir imkanı gösteriyor. Çocuklarımız yalnızca zorbalığa maruz kalan veya zorbalık yapan kişiler değildir. Onlar aynı zamanda okul ikliminin aktörleridir. Bu yüzden akran destek sistemlerini güçlendirmeli, çocuklarımıza güvenli biçimde nasıl yardım isteyeceklerini ve arkadaşlarını nasıl destekleyebileceklerini öğretmeliyiz. Çocuğa 'Git arkadaşını korumak için kavga et' demiyoruz. Tam tersine; 'Doğru yetişkine haber ver, mağdur olan arkadaşını yalnız bırakma, zorbalığı alkışlama, normalleştirme' diyoruz. Zorbalık okul kapısında sona ermiyor. Bugün çocukların sosyal hayatı zil çaldığında sona ermiyor. Araştırmamıza göre öğrencilerin yüzde 69,9'unun akıllı telefonu, yüzde 58,8'inin kendisine ait sosyal medya hesabı var. Öğrencilerin yüzde 7,2'si son altı ay içerisinde çevrim içi ortamda hedef alındığını söylüyor. Günlük ekran süresi dört saatin üzerine çıktığında bu oran yüzde 14,9'a kadar yükseliyor. Daha dikkat çekici başka bir sonuç ise velilerle ilgili. Velilerin yüzde 88'i, çocuğunun siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediğini ifade ediyor. Bu bize şunu söylüyor. Artık okul güvenliğini okulun duvarlarıyla sınırlandıramayız. Sınıfta başlayan bir ilişki akşam telefon ekranında devam ediyor."

"Eğitim-Bir-Sen olarak 12 temel politika alanı öneriyoruz"

Akran zorbalığına karşı kapsamlı öneriler sunan Yavuz, sözlerine şöyle devam etti:
"Eğitim-Bir-Sen olarak 12 temel politika alanı öneriyoruz. Birincisi, Türkiye genelinde ortak standartları olan bir Ulusal Güvenli Okul ve Akran Zorbalığını Önleme Çerçevesi oluşturulmalıdır. İkincisi, öğretmenin meşru mesleki otoritesi yeniden güçlendirilmelidir. Üçüncüsü, disiplin sistemi yeniden değerlendirilmelidir. Dördüncüsü, her okulda güvenilir, görünür ve izlenebilir bir bildirim sistemi kurulmalıdır. Beşincisi, sözel, ilişkisel ve siber zorbalık daha görünür hale getirilmelidir. Altıncısı, kırılgan öğrenciler için erken fark etme ve güçlendirilmiş koruma mekanizmaları kurulmalıdır. Yedincisi, akranların koruyucu gücünden daha fazla yararlanılmalıdır. Sekizinci olarak, aile-okul iş birliği güçlendirilmelidir. Dokuzuncu olarak, dijital güvenlik okul güvenliğinin ayrılmaz bir parçası haline getirilmelidir. Onuncu olarak, Türkiye'de okul sosyal hizmeti sistemi kurulmalıdır. On birinci olarak, rehberlik ve psikososyal destek sistemi daha güçlü hale getirilmelidir. On ikinci ve son olarak, düzenli bir ulusal izleme ve veri sistemi kurulmalıdır."

Etkinliğe Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Yavuz'un yanı sıra Prof. Dr. Emrah Akbaş ve Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi ekibi katılım sağladı.

Yozgat'ta korkutan görüntü: Tarlada derin yarıklar ve çökmeler oluştu

Yozgat'ın Aydıncık ilçesine bağlı Baydiğin beldesinde ekim için hazırlanan yaklaşık 20 dönümlük tarlada çökme meydana geldi. Arazinin çeşitli noktalarında derin yarıklar oluşurken, tehlike oluşturan alan dron kamerasıyla görüntülendi

26.10.2026 11:46:00
İHA
 
Yozgat'ta korkutan görüntü: Tarlada derin yarıklar ve çökmeler oluştu
Yozgat'ta korkutan görüntü: Tarlada derin yarıklar ve çökmeler oluştu
Baydiğin beldesinde ne zaman meydana geldiği bilinmeyen toprak kaymasını, tarlasına giden çiftçi fark etti. Arazinin farklı noktalarında kayma ve çökmeler yaşandığını gören çiftçi, tarlaya ekim yapmaktan vazgeçti.






Depremi andıran derin yarıkların oluştuğu arazide bazı noktaların oldukça derin olduğu görülürken, çevredeki elektrik direklerinden birinin de eğildiği gözlendi. İnsanlar ve hayvanlar açısından tehlike oluşturan kayma ve çökmelerin nedeni ise henüz bilinmiyor.








"İnsanların, hayvanların zarar görmemesi için önlem alınmasını bekliyoruz"

Bölgede oluşan yarıkların tehlike oluşturduğunu belirten Mehmet Salman, önlem alınmasını beklediklerini söyledi. Salman, "Bir gün öncesi tarlayı ekmeğe gelen arkadaş fark etmiş. Tam olarak hangi gün olduğunu bilemiyor. Yani biz dünden bir gün önce fark ettik burayı. Buraya önlem alınmasını bekliyoruz insanların, hayvanların zarar görmemesi için. Görüyorsunuz işte kocaman kocaman yarılmış yerler var. Bunlara bir önlem alınmasını bekliyoruz. Taş attığımız bazı yerler bir, iki saniye tıkır tıkır gidiyor. Hani bazı yerleri bayağı bir derin. Yani bu 20-30 dönüm arazide belki daha da fazla olabilir. Tahmini söylüyorum. Biz deprem olarak değil de ilk gören arkadaş işte 'Kömür ocağının üstündeki toprak kaymış' dedi. Hani herhangi bir deprem hissetmedik. Yok öyle de bir his olmadı ki. En azından bir his olmuş olsaydı deprem olunca kaydı derdik. Burada elektrik var. Görmüş olduğumuz direk yatmış. Her an devrilip çok büyük bir arıza çıkartabilir, birilerine zarar verebilir. Bunların önleminin alınmasını bekliyoruz" dedi.



























logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.