Asrın felaketi diye nitelendirilen 6 Şubat depremlerinin öncesinde ve sonrasında yapılan yanlışlar, serdedilen gerçeğe aykırı beyanlar, hem bölge insanına hem de bütün bir millete çok çok pahalıya mal oldu.
İktidar sahipleri, üç-beş oy daha fazla almak için, özellikle deprem beklenen o bölgede, peş peşe ilan ettiği 'imar affı-imar barışı' sebebiyle, mevcut yapı stokunu, çeriğine-çürüğüne bakmadan yasallaştırmış ve kitlelerin böyle bir felakete hazırlıksız yakalanmalarına zemin hazırlamıştır.
İlan edilen imar barışlarından cesaret alarak, üç katlık projeye göre temel atılmış olan binaların üstüne üç kat daha tanlar, beş katın üstüne beş kat daha atanlar şimdi bin pişman ama neye yarar ki, on binlerce can kaybından sonra…
İmar barışı ile Adıyaman'da şu kadar yüz bin, Kahramanmaraş'ta bu kadar yüz bin insanın problemlerini çözdük şeklinde yüksek perdeden nutuklar atılmış, belki seçim de kazanılmış ama böyle bir proje ile ne büyük kayıplara kapı aralandığı, 6 Şubat'ta tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.
Deprem öncesindeki yıllar boyunca yapılan yanlışlar dağların boyuna ulaştığı gibi deprem sonrasındaki yapılan açıklamalar ve yapılan yanlışlar da deftere-kitaba sığmayacak kadar artmıştır.
Geride kalan yaklaşık kırk gün içinde, deprem bölgesinde öyle şeyler duyduk, öyle şeylere şahit olduk ki, yüreği yangın insanlar öyle akıl almaz şeyler anlattılar ki, dudaklarımız uçukladı, adeta nutkumuz tutuldu, şaştık kaldık.
Şehirler yıkılmış, yerle bir olmuş, enkazların altından 'kimse yok mu?' feryatları yükselirken, aynı şehirlerin girişinde 'emir gelmedi, izin çıkmadı' diye bekletilen dozerlerin, kepçelerin ve vinçlerin izahı yapılamadı, tatmin edici bir cevabı verilemedi.
Böylesi bir kıyametin yaşandığı bir ortamda çok çok hayati olan haberleşmenin kesilmesi, bunlar yetmezmiş gibi bir de 'bant daraltılması' emrinin çıkması, her şeyi çığırından çıkarmış ve kurumların ne kadar kof bir hale getirildiğini gözler önüne sermiştir.
Bir buçuk asırlık Kızılay kurumumuzda olup bitenler, olmaması gerektiği halde olanlar, olması gerektiği halde olmayanlar ve bütün bu yalan beyanlara ve yanlış işlere rağmen yetkililerin pişkin pişkin koltuklarında oturup sağa-sola yardım yerine cevap yetiştirme gayretleri…
Depremi bizzat yaşayan, canlarını-ciğerparelerini enkazların altında çaresizlik içinde ölüme terk etmiş olan yaralı ve yürekleri yangın insanların, neredeyse ağlamalarına dahi müsaade etmeyecek kadar surat asmalar, kaş çatmalar ve not etmeler…
Gerçeklerin üstünü ne kadar ve ne zamana kadar örtebilirsiniz ve yalanlarla daha ne kadar yol yürüyebilirsiniz?
Bu topraklarda ve dünyanın her yerinde, yalanla yola çıkanların yarı yolda kaldıklarına dair sayısız örnekler yaşanmışken…
- En kanlı yalan / 12.02.2026
- BTP’nin Viyana çıkarması muhteşemdi / 11.02.2026
- Saçmalamalarda çıta yükseliyor / 05.02.2026
- Basiret bağlanması bu olsa gerek / 03.02.2026
- Kur’an ayı Ramazan yaklaşırken / 02.02.2026
- Ufuklar karanlık vicdanlar kara saymakla biter mi dert sıra sıra / 01.02.2026
- Yanlışta ısrar yöneticilerin ayrılmaz sıfatı olmuş / 31.01.2026
- İniltileri ninni zanneden mutlu azınlık / 30.01.2026
- Çok mu fena duydukların? / 29.01.2026





























































