Sosyal ve siyasal olayları, doğru değerlendirmek ve isimlendirmek gerekir. Bunun aksi yapılırsa, kafalar karışır, beyanlar birbirini tutmaz. Birinin ak dediğine, diğeri kara der. Milleti endişe ve tereddüt kaplar, moraller sıfıra iner. Maalesef Türk milleti, “müzakere süreci” denilen süreçte, bu hali yaşamaktadır. Yapılanlara anlam verememek, tarihinde böyle bir uygulamayı görememek, milleti büsbütün kahrediyor.
Deniliyor ki: “Müzakere süreci sonunda, akan kan duracak, anaların gözyaşı dinecek, ülkeye barış, huzur ve refah gelecektir.” Tarif edilen sonuç güzel, ancak izlenen yol oraya gitmez ki? Yanlış yolla doğruya varıldığı nerede görülmüştür? Terör, bir insanlık suçudur. İnsanlık suçu işleyenlerle, müzakere ederek iyi bir sonuç almak mümkün müdür? Söylenenlerin gerçekleşmesi için hem dava, hem de kullanılan yöntem hak olmalıdır. Hâlbuki teröristlerin ne davalarında, ne de yöntemlerinde zerre kadar haklılık vardır. Hak dava bile terörle güdülmez. Bir başka deyişle terör, hiçbir zaman hak arama yönetimi olamaz.
Türk tarihinde, kültür ve medeniyetinde terörün yeri yoktur. Terörü, İslâm coğrafyasında egemen kılan, terörle kurulmuş ve terörü bir politika olarak benimsemiş olan ABD ve İsrail’dir. Bu gerçeği göz ardı etmek, terörün kaynağını bilmemektir. ABD ve İsrail’in amacı, terörle İslâm ülkelerinin harita ve rejimlerini değiştirmektir. Bunu gizlemiyor, açıkça ilân da ettiler ve ediyorlar. PKK terör örgütünü de bu amaç için kurdular,
desteklediler ve yaşattılar. AKP hükümeti, bir taraftan ABD’nin, “stratejik ortak” ve “doğal müttefik” olduğunu söylüyor, öte yandan onun öncü güç olarak kullandığı örgütle müzakere ediyor. Bu nasıl bir iştir? Hükümet, böyle sorular sorup, müzakere sürecini sorgulayanları, barışı ve huzuru istememekle suçluyor. Hükümetin, bu suçlamayı yapabilmesi için önce bazı sorulara inandırıcı cevaplar vermesi gerekir. O sorulardan bir kaçını soralım: Müzakere süreci, ABD ve İsrail’in İslâm ülkelerinin harita ve rejimlerini değiştirme projesine uygun olarak mı gelişiyor, yoksa onu engellemeye dönük müdür? Süreç, engellemeye dönükse, ABD niçin süreci destekliyor? PKK terör örgütü ile müzakere etmek yerine, onun hamisi olan ABD ile müzakere etmek, ondan da öte hesaplaşmak gerekmez miydi?
Bazıları terörü bitirmek için teröristlerle müzakereyi normal karşılıyor ve dünyadan buna benzer tek tük uygulamaları örnek gösteriyorlar. Bu kişilerin görmediği veya görmek istemediği gerçekler şunlardır: Yapılan müzakere, sadece terörü bitirme çerçevesinde cereyan etmiyor. Teröristlerle, devletin niteliğini değiştirme dâhil, birçok anayasal maddeler de müzakere edilmektedir. Prof. Dr. Haydar Baş’ın dediği gibi, “Bu yasal ve anayasal suçtur:”
Teröristlerle müzakere konusunda örnek gösterilen devletlere gelince… O devletler de Türkiye’ye örnek teşkil etmezler. Çünkü o devletler, teröre karşı devlet terörü
uygulayarak, teröristlerle aynı düzeye inmişlerdir. Türkiye’ de ise durum çok farklıdır. Türkiye, terörle devlet olmanın hakkını kullanarak, hukuk çerçevesinde, meşru zeminde mücadele etmiştir. O bakımdan Türkiye’nin terörle müzakere yapması, teröre mağlup olma anlamı taşır ki, böyle bir şey söz konusu değildir. Dahası, örnek olarak gösterilen devletler, müzakereyi teröristlerle değil, onların siyasi kanadı sayılan ve hiçbir şekilde teröre bulaşmamış siyasetçilerle yapmışlardır.
Türkiye’de öyle mi yapılıyor? Hayır, müzakere bizzat terörist başı ile sürdürülüyor. Halktan oy almış siyasetçiler ise postacı rolündedir. Terörist başı,
parlamentodaki milletvekillerinin bir kısmını teslim aldı. Onlar vasıtasıyla, diğer kısmına da devletin temel ilkelerinde değişiklik yapılmasını dikte ettiriyor. Bir terörist başının, demokrasinin tecelli ettiği mekân olan parlamentoyu, böylesine etki altına almasına demokratlarımız niçin ses çıkarmıyorlar? Askerlerin güvenlikle ilgili bir konuda bile beyanat vermesini demokrasiye müdahale olarak yorumlayanlar neredesiniz? Demokrasinin düzeyini yükseltmekten söz ediyordunuz. Hedeflediğiniz düzey bu muydu? Millet bunu merak ediyor.
Deniliyor ki: “Müzakere süreci sonunda, akan kan duracak, anaların gözyaşı dinecek, ülkeye barış, huzur ve refah gelecektir.” Tarif edilen sonuç güzel, ancak izlenen yol oraya gitmez ki? Yanlış yolla doğruya varıldığı nerede görülmüştür? Terör, bir insanlık suçudur. İnsanlık suçu işleyenlerle, müzakere ederek iyi bir sonuç almak mümkün müdür? Söylenenlerin gerçekleşmesi için hem dava, hem de kullanılan yöntem hak olmalıdır. Hâlbuki teröristlerin ne davalarında, ne de yöntemlerinde zerre kadar haklılık vardır. Hak dava bile terörle güdülmez. Bir başka deyişle terör, hiçbir zaman hak arama yönetimi olamaz.
Türk tarihinde, kültür ve medeniyetinde terörün yeri yoktur. Terörü, İslâm coğrafyasında egemen kılan, terörle kurulmuş ve terörü bir politika olarak benimsemiş olan ABD ve İsrail’dir. Bu gerçeği göz ardı etmek, terörün kaynağını bilmemektir. ABD ve İsrail’in amacı, terörle İslâm ülkelerinin harita ve rejimlerini değiştirmektir. Bunu gizlemiyor, açıkça ilân da ettiler ve ediyorlar. PKK terör örgütünü de bu amaç için kurdular,
desteklediler ve yaşattılar. AKP hükümeti, bir taraftan ABD’nin, “stratejik ortak” ve “doğal müttefik” olduğunu söylüyor, öte yandan onun öncü güç olarak kullandığı örgütle müzakere ediyor. Bu nasıl bir iştir? Hükümet, böyle sorular sorup, müzakere sürecini sorgulayanları, barışı ve huzuru istememekle suçluyor. Hükümetin, bu suçlamayı yapabilmesi için önce bazı sorulara inandırıcı cevaplar vermesi gerekir. O sorulardan bir kaçını soralım: Müzakere süreci, ABD ve İsrail’in İslâm ülkelerinin harita ve rejimlerini değiştirme projesine uygun olarak mı gelişiyor, yoksa onu engellemeye dönük müdür? Süreç, engellemeye dönükse, ABD niçin süreci destekliyor? PKK terör örgütü ile müzakere etmek yerine, onun hamisi olan ABD ile müzakere etmek, ondan da öte hesaplaşmak gerekmez miydi?
Bazıları terörü bitirmek için teröristlerle müzakereyi normal karşılıyor ve dünyadan buna benzer tek tük uygulamaları örnek gösteriyorlar. Bu kişilerin görmediği veya görmek istemediği gerçekler şunlardır: Yapılan müzakere, sadece terörü bitirme çerçevesinde cereyan etmiyor. Teröristlerle, devletin niteliğini değiştirme dâhil, birçok anayasal maddeler de müzakere edilmektedir. Prof. Dr. Haydar Baş’ın dediği gibi, “Bu yasal ve anayasal suçtur:”
Teröristlerle müzakere konusunda örnek gösterilen devletlere gelince… O devletler de Türkiye’ye örnek teşkil etmezler. Çünkü o devletler, teröre karşı devlet terörü
uygulayarak, teröristlerle aynı düzeye inmişlerdir. Türkiye’ de ise durum çok farklıdır. Türkiye, terörle devlet olmanın hakkını kullanarak, hukuk çerçevesinde, meşru zeminde mücadele etmiştir. O bakımdan Türkiye’nin terörle müzakere yapması, teröre mağlup olma anlamı taşır ki, böyle bir şey söz konusu değildir. Dahası, örnek olarak gösterilen devletler, müzakereyi teröristlerle değil, onların siyasi kanadı sayılan ve hiçbir şekilde teröre bulaşmamış siyasetçilerle yapmışlardır.
Türkiye’de öyle mi yapılıyor? Hayır, müzakere bizzat terörist başı ile sürdürülüyor. Halktan oy almış siyasetçiler ise postacı rolündedir. Terörist başı,
parlamentodaki milletvekillerinin bir kısmını teslim aldı. Onlar vasıtasıyla, diğer kısmına da devletin temel ilkelerinde değişiklik yapılmasını dikte ettiriyor. Bir terörist başının, demokrasinin tecelli ettiği mekân olan parlamentoyu, böylesine etki altına almasına demokratlarımız niçin ses çıkarmıyorlar? Askerlerin güvenlikle ilgili bir konuda bile beyanat vermesini demokrasiye müdahale olarak yorumlayanlar neredesiniz? Demokrasinin düzeyini yükseltmekten söz ediyordunuz. Hedeflediğiniz düzey bu muydu? Millet bunu merak ediyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018




























































