Dünya, bir kez daha akıl ve vicdan yerine ihtirasın yön verdiği karanlık bir dönemin içinden geçiyor. Bir tarafta İran–ABD–İsrail hattında büyüyen gerilim ve akan masum kanları, diğer tarafta Rusya-Ukrayna ile Avrupa'nın kalbinde süren yıkım…
Her geçen gün yeni cepheler açılıyor, yeni şehirler harabeye dönüyor, yeni çocuklar yetim kalıyor. Savaşların dili değişse de gerçeği değişmiyor: Kazanan silah tüccarları, kaybeden insanlık oluyor.
Bugün dünya siyasetini belirleyen temel sorun, devletlerin insanı değil çıkarı merkeze almasıdır. Enerji koridorları, doğal kaynaklar, yaptırımlar, ambargolar ve dolar merkezli ekonomik tahakküm; savaşların yalnızca askeri değil ekonomik boyutunu da gözler önüne seriyor. İran'a uygulanan yaptırımlar, Rusya'ya yönelik ekonomik abluka, İsrail-Filistin hattındaki çatışmaların uluslararası ticaret dengelerine etkisi… Bunların her biri göstermektedir ki modern savaş, artık tanklarla olduğu kadar para birimleriyle de yürütülmektedir.
Tam da burada Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli, yalnızca bir ekonomik teori değil, aynı zamanda savaş üreten küresel düzenin alternatifi olarak öne çıkmaktadır. Çünkü Haydar Baş'a göre savaşların ana sebeplerinden biri, dünyayı birkaç finans merkezinin kontrolüne bırakan sömürü düzenidir. Doların rezerv para olarak küresel hakimiyeti, ülkeleri ekonomik bağımlılığa sürüklemekte; bağımlı hale gelen devletler ise siyasi baskıya ve nihayet çatışmaya açık hale gelmektedir.
Milli Ekonomi Modeli'nin temel önerisi, her ülkenin kendi milli kaynaklarına dayalı bağımsız ekonomi inşa etmesidir. Üretim odaklı, tüketiciyi destekleyen, devletin sosyal dengeyi koruduğu bu modelde dış borç ve faiz bağımlılığı minimize edilir. Eğer ülkeler kendi parasına, kendi üretimine ve kendi iç pazarına güvenen bir ekonomik yapı kurarsa; dış müdahalelere karşı daha dirençli hale gelir. Böylece ekonomik sömürünün doğurduğu siyasi krizler ve savaş ihtimalleri de azalır.
Rusya-Ukrayna savaşında görüldüğü gibi enerji bağımlılığı, Avrupa'yı siyasi olarak kırılgan hale getirmiştir. İran örneğinde ise yaptırım mekanizmaları, halkları cezalandıran ama barış getirmeyen araçlara dönüşmüştür. İsrail-ABD ekseninde ise askeri üstünlük, kalıcı barışı sağlayamamaktadır. Çünkü ekonomik adalet olmadan diplomatik denge kurulamaz. Haydar Baş'ın modeli tam da bunu savunur: Adil paylaşım olmadan barış olmaz.
Milli Ekonomi Modeli'nin en güçlü taraflarından biri, refahı tabana yaymayı hedeflemesidir. Yoksulluğun, işsizliğin ve gelir adaletsizliğinin yoğun olduğu toplumlarda savaş propagandası daha kolay karşılık bulur. İnsanlar umutsuz kaldıkça çatışma siyaseti güç kazanır. Oysa gelir dağılımını düzelten, vatandaşını koruyan ve üreticiyi destekleyen ekonomik sistemler, toplumsal huzuru güçlendirir. İç huzurunu sağlamış toplumlar ise dış savaşlara karşı daha dirençlidir.
Bugün insanlığın ihtiyacı olan şey, yeni askeri ittifaklar değil; yeni bir ekonomik ahlaktır. Prof. Dr. Haydar Baş'ın yaklaşımı, savaşı yalnızca cephede durdurmayı değil, savaşı doğuran ekonomik adaletsizliği ortadan kaldırmayı hedefler. Çünkü açlığın, borcun, sömürünün olduğu yerde barış kalıcı olamaz.
Artık dünya şunu anlamalıdır: Silahlarla kurulan düzenler geçicidir; adaletle kurulan düzenler kalıcıdır. İran'da, Ukrayna'da, Gazze'de akan kanın durması için yalnızca ateşkes değil, ekonomik sömürüye dayalı küresel sistemin değişmesi gerekir. Ve bu değişimin yolu, insanı merkeze alan, bağımsızlığı esas alan, adaleti önceleyen bir modelden geçmektedir.
Yeter, bitsin bu savaşlar. Çünkü insanlık, savaşlarla büyüyen imparatorluklardan değil; barışla yükselen medeniyetlerden yana olmalıdır. Bunun da yolu Mili Ekonomi Modelinden geçer.
Her geçen gün yeni cepheler açılıyor, yeni şehirler harabeye dönüyor, yeni çocuklar yetim kalıyor. Savaşların dili değişse de gerçeği değişmiyor: Kazanan silah tüccarları, kaybeden insanlık oluyor.
Bugün dünya siyasetini belirleyen temel sorun, devletlerin insanı değil çıkarı merkeze almasıdır. Enerji koridorları, doğal kaynaklar, yaptırımlar, ambargolar ve dolar merkezli ekonomik tahakküm; savaşların yalnızca askeri değil ekonomik boyutunu da gözler önüne seriyor. İran'a uygulanan yaptırımlar, Rusya'ya yönelik ekonomik abluka, İsrail-Filistin hattındaki çatışmaların uluslararası ticaret dengelerine etkisi… Bunların her biri göstermektedir ki modern savaş, artık tanklarla olduğu kadar para birimleriyle de yürütülmektedir.
Tam da burada Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli, yalnızca bir ekonomik teori değil, aynı zamanda savaş üreten küresel düzenin alternatifi olarak öne çıkmaktadır. Çünkü Haydar Baş'a göre savaşların ana sebeplerinden biri, dünyayı birkaç finans merkezinin kontrolüne bırakan sömürü düzenidir. Doların rezerv para olarak küresel hakimiyeti, ülkeleri ekonomik bağımlılığa sürüklemekte; bağımlı hale gelen devletler ise siyasi baskıya ve nihayet çatışmaya açık hale gelmektedir.
Milli Ekonomi Modeli'nin temel önerisi, her ülkenin kendi milli kaynaklarına dayalı bağımsız ekonomi inşa etmesidir. Üretim odaklı, tüketiciyi destekleyen, devletin sosyal dengeyi koruduğu bu modelde dış borç ve faiz bağımlılığı minimize edilir. Eğer ülkeler kendi parasına, kendi üretimine ve kendi iç pazarına güvenen bir ekonomik yapı kurarsa; dış müdahalelere karşı daha dirençli hale gelir. Böylece ekonomik sömürünün doğurduğu siyasi krizler ve savaş ihtimalleri de azalır.
Rusya-Ukrayna savaşında görüldüğü gibi enerji bağımlılığı, Avrupa'yı siyasi olarak kırılgan hale getirmiştir. İran örneğinde ise yaptırım mekanizmaları, halkları cezalandıran ama barış getirmeyen araçlara dönüşmüştür. İsrail-ABD ekseninde ise askeri üstünlük, kalıcı barışı sağlayamamaktadır. Çünkü ekonomik adalet olmadan diplomatik denge kurulamaz. Haydar Baş'ın modeli tam da bunu savunur: Adil paylaşım olmadan barış olmaz.
Milli Ekonomi Modeli'nin en güçlü taraflarından biri, refahı tabana yaymayı hedeflemesidir. Yoksulluğun, işsizliğin ve gelir adaletsizliğinin yoğun olduğu toplumlarda savaş propagandası daha kolay karşılık bulur. İnsanlar umutsuz kaldıkça çatışma siyaseti güç kazanır. Oysa gelir dağılımını düzelten, vatandaşını koruyan ve üreticiyi destekleyen ekonomik sistemler, toplumsal huzuru güçlendirir. İç huzurunu sağlamış toplumlar ise dış savaşlara karşı daha dirençlidir.
Bugün insanlığın ihtiyacı olan şey, yeni askeri ittifaklar değil; yeni bir ekonomik ahlaktır. Prof. Dr. Haydar Baş'ın yaklaşımı, savaşı yalnızca cephede durdurmayı değil, savaşı doğuran ekonomik adaletsizliği ortadan kaldırmayı hedefler. Çünkü açlığın, borcun, sömürünün olduğu yerde barış kalıcı olamaz.
Artık dünya şunu anlamalıdır: Silahlarla kurulan düzenler geçicidir; adaletle kurulan düzenler kalıcıdır. İran'da, Ukrayna'da, Gazze'de akan kanın durması için yalnızca ateşkes değil, ekonomik sömürüye dayalı küresel sistemin değişmesi gerekir. Ve bu değişimin yolu, insanı merkeze alan, bağımsızlığı esas alan, adaleti önceleyen bir modelden geçmektedir.
Yeter, bitsin bu savaşlar. Çünkü insanlık, savaşlarla büyüyen imparatorluklardan değil; barışla yükselen medeniyetlerden yana olmalıdır. Bunun da yolu Mili Ekonomi Modelinden geçer.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Yeter, bitsin bu savaşlar / 11.04.2026
- Ateşkesi nasıl okumalıyız? / 10.04.2026
- BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -6- / 09.04.2026
- BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -5- / 08.04.2026
- BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -4- / 07.04.2026
- BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -3- / 06.04.2026
- BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -2- / 05.04.2026
- BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -1- / 04.04.2026
- İran’ı neden kimse mağlup edemez? / 03.04.2026
- Mezhep kavgası: İçeriden çökerten en büyük fitnedir / 02.04.2026
- Ateşkesi nasıl okumalıyız? / 10.04.2026
- BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -6- / 09.04.2026
- BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -5- / 08.04.2026
- BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -4- / 07.04.2026
- BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -3- / 06.04.2026
- BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -2- / 05.04.2026
- BTP’nin Güneydoğu ziyaretleri analizi -1- / 04.04.2026
- İran’ı neden kimse mağlup edemez? / 03.04.2026
- Mezhep kavgası: İçeriden çökerten en büyük fitnedir / 02.04.2026


























































