logo
14 AĞUSTOS 2026

126 Türk'ün katledildiği vahşetin canlı tanığı Aşır, Muratağa-Sandallar Katliamı'nın yıl dönümünde yaşadıklarını anlattı

Kıbrıs Türk halkının hafızasına kazınan Muratağa, Sandallar ve Atlılar katliamının canlı tanığı Ahmet Aşır, 14 Ağustos 1974'te EOKA mensuplarınca gerçekleştirilen insanlık dışı vahşeti İHA'ya anlattı. İkinci Barış Harekâtı'nın başlamasıyla kaçan Rumların, en küçüğü 16 günlük, en yaşlısı 95 yaşında olan 126 savunmasız sivili katledip çöplüğe gömdüğünü belirten Aşır; babasının köpeği sayesinde katliam çukuruna ulaşarak yaşadığı acıyı ve uluslararası kamuoyunun gözü önünde cezasız kalan bu soykırımı gözler önüne serdi

14.08.2026 12:42:00 / Güncelleme: 14.08.2026 12:47:33
İHA
 
126 Türk'ün katledildiği vahşetin canlı tanığı Aşır, Muratağa-Sandallar Katliamı'nın yıl dönümünde yaşadıklarını anlattı
126 Türk'ün katledildiği vahşetin canlı tanığı Aşır, Muratağa-Sandallar Katliamı'nın yıl dönümünde yaşadıklarını anlattı
Muratağa-Atlılar-Sandallar Şehitlerini Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Aşır, 14 Ağustos 1974'te EOKA mensuplarınca Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde gerçekleştirilen katliamı İHA'ya anlattı. Katliamdan sağ kurtulan Aşır, yaşananların yalnızca üç köyün değil, Kıbrıs Türk halkının hafızasına kazınan bir insanlık suçu olduğunu söyledi. 14 Ağustos 1974'te EOKA mensupları tarafından Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde gerçekleştirilen katliamda, en küçüğü 16 günlük, en yaşlısı 95 yaşında olmak üzere silahsız 126 Kıbrıs Türkü öldürüldü. 1960 nüfus sayımına göre toplam nüfusu 248 olan üç köy peş peşe basıldı. Muratağa ve Sandallar köylerinde öldürülen siviller aynı toplu mezara gömülürken, mezardan 89 kişinin cansız bedeni çıkarıldı. Katliamın izleri, Türk birliklerinin 1-2 Eylül 1974 tarihlerinde bölgede yaptığı aramalarda ortaya çıktı.

Muratağa-Atlılar-Sandallar Şehitlerini Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Aşır da, İhlas Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, katliamın yalnızca 14 Ağustos 1974 günüyle sınırlı olmadığını, Kıbrıs Türklerine yönelik saldırıların uzun yıllar öncesine dayandığını anlattı.

"Bu üç Türk köyünde soykırım yapıldı, cezasız kaldı"

Atlılar köyündeki okulun öğrencilerinin dahi aileleriyle birlikte katledildiğini belirten Aşır, "Bu okulun bütün öğrencileri aileleriyle birlikte soykırıma maruz kaldı, katledildiler. Rumlar ve Yunanlılar tarafından. 14 Ağustos 1974 günü burada, Atlılar, Muratağa ve Sandallar'da bu savunmasız üç Türk köyünde bir savaş suçu işlendi, bir soykırım yapıldı ve maalesef cezasız kaldı. Ama daha önce yaşananlar var. Onlardan da kısaca bahsetmek isterim. 1571'de Osmanlı adayı fethettikten sonra Anadolu'dan, Mersin'den, Konya'dan ve Türkiye'nin diğer bölgelerinden gelip Kıbrıs'a yerleşen Türklerdir Kıbrıs Türkleri. Ada 307 yıl Osmanlı idaresinde kaldı. Bu dönemde Türkler, Rumlar, Maronitler ve Ermeniler birlikte yaşadı. Kimsenin diline, dinine ve okuluna karışılmadı. 1878'de Osmanlı'nın adayı İngiltere'ye bırakmasının ardından hem İngilizler hem de Rumlar tarafından Kıbrıs Türklerine baskılar ve ambargolar uygulanmaya başlandı. Türk bayrağı çekmek bile yasaklandı.

Bu zor şartlarda bazı Türkler anavatana döndü. Burada kalanlar ise bütün baskılara rağmen Türklüklerinden vazgeçmedi" ifadelerini kullandı.

"103 Türk köyünü yaktılar, Türkleri kantonlara sıkıştırdılar"

1955 yılında EOKA terör örgütünün kurulmasıyla birlikte saldırıların sistematik hale geldiğini belirten Aşır, 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rum tarafınca benimsenmediğini ve hedefin adayı Yunanistan'a bağlamak olduğunu söyledi. Aşır, yaşananları şu şekilde anlattı:

"1955'te İngiliz döneminde Kıbrıs Rumları adayı Yunanistan'a bağlamak için EOKA terör örgütünü kurdular. Silahlı bir terör örgütüydü bu. Başlarında da Yunanistan'dan gelen bir general vardı. İngiliz'e karşı ve adanın Yunanistan'a bağlanmasını istemeyen Türklere karşı silahlı eylemlere başladılar. O dönemde yüzlerce Türk'ün yanında yüzlerce İngiliz de hayatını kaybetti. O dönemde Kıbrıs Cumhuriyeti kurulana kadar bu üç küçük Türk köyünde de 1956 yılında bir şehit verdik, 1958 yılında ise 3 şehit verdik. 1960 yılına gelindiğinde İngilizler bu terör olaylarından usandı ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasına razı oldu. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Kıbrıs Türkleri bu cumhuriyetin eşit ortağıydı. Fakat Rumların amacı Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yaşatmak değildi. Amaçları adayı Yunanistan'a bağlamaktı. Bu ortaklık ancak 3 yıl sürdü. 1963 yılında Türklere saldırıya geçtiler. 103 Türk köyünü yaktılar, yıktılar ve göç ettirdiler."

Saldırıların ardından Kıbrıs Türklerinin kendi savunmalarını oluşturduğunu anlatan Aşır, "Kıbrıs Türkleri anavatanın desteğiyle Mücahit teşkilatını kurdu. Göç etmek zorunda kaldıkları kantonlarda kendilerini savunmaya çalıştılar" dedi.

Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerinin küçük yerleşim yerleri olması nedeniyle mücahit koruması altında bulunmadığını belirten Aşır, çocukluk yıllarında yaşadığı korkuyu ise şu ifadelerle anlattı:

"Bu üç küçük köy mücahit koruması altına alınmamıştı. İçimizde hiç Rum yaşamıyordu. Benim çocukluğum Muratağa'da geçti. 1963 yılında sekiz yaşındaydım. Rumlar burada da mücahit bulunduğunu düşünüyor ve sürekli silahlı tacizlerde bulunuyordu. Biz çocuklar korkuyorduk.

"Çocuklar korkmayın. Bu Beşparmak Dağları'nın arkasında büyük anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti var"

Babasının kendilerini teskin etmek için söylediklerini de aktaran Aşır, "Babam bize, 'Çocuklar korkmayın. Bu Beşparmak Dağları'nın arkasında büyük anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti var. Bize bir şey yapmaya kalkarlarsa, Erenköy'de olduğu gibi Türk jetleri gelir ve onlara hadlerini bildirir.' derdi. Böylece bizi sakinleştirmeye çalışırdı" ifadelerini kullandı.

Aşır, 16 yaşında mücahit olduğunu kaydederek 1974 yılında 18 yaşında olduğunu ve Mağusa'yı savunan 140 mücahitten biri olduğunu kaydetti.

"Amaç Türkleri yok edip adayı Yunanistan'a bağlamaktı"

15 Temmuz 1974'te EOKA tarafından Makarios'a karşı darbe yapıldığını hatırlatan Aşır, darbenin amacının adayı Yunanistan'a bağlamak olduğunu belirterek, "15 Temmuz 1974'te EOKA terör örgütü Makarios hükümetine karşı darbe yaptı. Amaç bir an önce adayı Yunanistan'a bağlamaktı. Makarios canını kurtararak İngilizler tarafından adadan çıkarıldı ve Türkiye'ye, 'Müdahale etmezseniz Türkleri kesecekler' çağrısında bulundu. Anavatanımız önce diplomatik girişimlere başladı. Ancak EOKA terör örgütü yönetimi ele geçirdi ve bütün Türk bölgelerini tanklarıyla, toplarıyla abluka altına aldı. Verilecek emri bekliyorlardı. Amaç Türkleri soykırımdan geçirip adayı Yunanistan'a bağlamaktı" ifadelerine yer verdi.

Türkiye'nin diplomatik girişimlerinden sonuç alınamaması üzerine 20 Temmuz 1974'te Barış Harekatı'nın başladığını belirten Aşır, "Anavatanımız diplomatik girişimlerden sonuç alamayınca 20 Temmuz sabahı Kıbrıs Barış Harekâtı'nı başlattı. Amaç Kıbrıs Türklerini soykırımdan kurtarmaktı. Türk ordusuna ve mücahitlere saldırıya geçtiler. Muratağa, Atlılar ve Sandallar'a da tanklarıyla, toplarıyla girdiler. Bizim babalarımızın, dedelerimizin elinde sadece birkaç av tüfeği vardı. Köyümüzde mücahit yoktu. Tanka ve topa karşı koyabilecek durumda değillerdi. Çocuklarına ve ailelerine zarar gelmesin diye teslim olmak zorunda kaldılar" dedi.

Aşır, köye giren Rum ve Yunan askerlerinin eli silah tutan tüm erkekleri esir kamplarına götürdüğünü belirterek, "Köylerimizde yalnızca çocuklar, anneleri, nineleri ve dedeleri kaldı. Tamamen Rumların insafına bırakıldılar" dedi.

"BM seyretti, kadınlar ve çocuklar Rumların insafına bırakıldı"

20 Temmuz 1974'te başlayan Barış Harekatı'nın ardından köylerde yalnızca kadınlar, çocuklar ve yaşlıların kaldığını belirten Aşır, sivillerin yaklaşık üç hafta boyunca Rum ve Yunan askerlerinin kontrolünde yaşamak zorunda bırakıldığını söyledi. Aşır, o günleri şu ifadelerle anlattı:

"20 Temmuz sabahından 14 Ağustos 1974 sabahına kadar burada Rum'un insafına kaldılar. Her türlü tacize ve tecavüze maruz kaldılar. O dönemde BM askerleri vardı. Bugün de varlar. Ateşkes döneminde köylerimize geliyorlardı. Kadınlar ve çocuklar onlara yalvarıyordu; 'Ya bizi Rumlardan koruyun ya da bizi mücahitlerin bulunduğu güvenli bölgelere götürün' diyorlardı. Ama yardım etmediler. Buradaki insanlar Rumların insafına bırakıldı"

Türkiye'nin ilk harekatın ardından da diplomatik çözüm arayışını sürdürdüğünü belirten Aşır, Rum tarafının saldırılarını durdurmadığını ifade ederek "Anavatanımız birinci harekâttan sonra da diplomatik girişimlerini sürdürdü. Ancak yine sonuç alınamadı. Çünkü birçok mücahit bölgesi düşmüştü. Mücahitlerin elindeki silahlar yetersizdi, cephaneleri sınırlıydı. Biz Mağusa'da direniyorduk. Ancak bizim de cephanemiz tükenmek üzereydi. Komutanlarımız, 'Dikkatli ateş edin, cephanemiz az kaldı.' diye uyarıyordu" dedi. 14 Ağustos sabahı başlayan İkinci Barış Harekatı'nın ardından Rum ve Yunan birliklerinin geri çekilmeye başladığını belirten Aşır, geri çekilirken savunmasız sivillerin hedef alındığını söyledi.

"Kaçarken çocukları, kadınları ve yaşlıları toplayıp katlettiler"

Katliamın, İkinci Barış Harekatı'nın başladığı gün gerçekleştirildiğini belirten Aşır, "14 Ağustos 1974 sabahı ikinci Barış Harekâtı başlar başlamaz Türk ordusu karşısında bozguna uğradılar. Türk ordusuna güçleri yetmiyordu. Mücahitlere de güçleri yetmiyordu. Ama çocuklara, kadınlara ve yaşlılara güçleri yetiyordu. Kaçış yolları üzerinde bulunan Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerindeki savunmasız çocukları, kadınları ve yaşlıları topladılar ve katlettiler" ifadelerine yer verdi.

15 Ağustos'ta Türk ordusunun Mağusa'ya ulaştığını ancak kendisinin cephede görev yaptığı için köyüne dönemediğini anlatan Aşır, ailesinden haber alamadığı günleri de "15 Ağustos akşamı Türk ordusu Mağusa'ya ulaştı ve ateşkes ilan edildi. Ben cephedeydim. Mücahit olduğum için köyüme gidemiyordum. Komutanımdan her gün izin istiyordum ama vermiyordu. O da haklıydı çünkü savaş devam ediyordu" sözleriyle anlattı.

Bir arkadaşından köyde kimsenin kalmadığını öğrendiğini belirten Aşır, o an yaşadıklarını duygulanarak şu şekilde anlattı:

"Bir arkadaşıma sordum. 'Köye gidebildin mi'' dedim. Bana, 'Gittim ama köyde kimse yok.' dedi. Ben ise, 'Bir yerlere saklanmışlardır. Çıkıp gelirler.' diye düşündüm. İnsan böyle bir vahşetin yapılabileceğine inanamıyor"

Komutanından günler sonra izin aldığını belirten Aşır, katliam çukurlarının bulunduğunun kendisinden gizlendiğini de dile getirerek "Ben sürekli izin istiyordum. Meğer Atlılar Katliam Çukuru bulunmuş. Bana üzülmeyeyim diye söylemiyorlarmış. Yaklaşık iki hafta sonra komutanım beni çağırdı ve izin verdi. O sırada Muratağa-Sandallar toplu mezarı da bulunmuştu. Ama benim bunların hiçbirinden haberim yoktu" açıklamasını yaptı.

"Babamın köpeği beni katliam çukuruna götürdü; orada bütün dünyam yıkıldı"

Yaklaşık 18 gün sonra köyüne dönmesine izin verildiğini belirten Aşır, izin verilmeden önce Atlılar ile Muratağa-Sandallar'daki toplu mezarların bulunduğunu, ancak bunu kendisinden özellikle gizlediklerini söyledi. O günlerde ailesinin ve köylülerinin hayatta olduğuna inandığını ifade eden Aşır, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

"Komutanımdan her gün izin istiyordum. Bana vermiyordu. Sonradan öğrendim ki Atlılar Katliam Çukuru iki gün önce bulunmuştu. Bana üzülmeyeyim diye söylemiyorlardı. Yaklaşık 17-18 gün sonra komutanım beni çağırdı ve bu kez ben istemeden izin verdi. Meğer Muratağa-Sandallar Katliam Çukuru da bulunmuş. Benim ise bunların hiçbirinden haberim yoktu. Köyüme geldim. Gerçekten arkadaşımın söylediği gibi köyde kimse yoktu. İn cin top oynuyordu. Evlerin kapıları ve pencereleri açıktı. Her yer darmadağındı. Evimize girdim. Babamın köpeği üzerime atladı. Onu sevdim. İçeri girdiğimde her şeyin yerlere saçıldığını gördüm. Ateşkes döneminde aileme bir mektup yazmıştım. Birleşmiş Milletler askerleri Mağusa'ya da geliyordu. Onlardan mektubumu aileme ulaştırmalarını rica etmiştim. Mektubu ulaştırmışlar. Ailem de bana bir mektup yazmış ancak gönderememiş. O mektubu evimizin içinde yerde buldum"

Evden çıktıktan sonra babasına ait köpeğin kendisini sürekli dışarı çağırdığını anlatan Aşır, "Babamın köpeği dışarıda havlıyordu. Kapıya koşuyor, sonra geri dönüp bana bakıyordu. Tekrar koşuyordu. Sanki beni peşinden gelmeye çağırıyordu. O katliamı görmüştü. Beni bilerek oraya götürmek istiyordu. Onu takip ettim ve doğruca katliam çukurunun bulunduğu yere vardık" dedi.

Katliam çukuruna ulaşıncaya kadar ailesinin ve köylülerinin hayatta olduğuna inandığını belirten Aşır, "Oraya varıncaya kadar ailemin ve köylülerimin sağ olduğunu düşünüyordum. Bir yerlere saklandıklarını, birazdan çıkıp geleceklerini sanıyordum. Ama katliam çukuruna ulaştığım anda bütün gerçeği öğrendim. O an bütün dünyam yıkıldı" sözleriyle yaşadıklarını anlattı.

"Şehitlerimizi çöplüğe gömüp üzerlerini çöple örtmüşlerdi"

Toplu mezarın bulunduğu alanda karşılaştığı manzarayı ömrü boyunca unutamadığını söyleyen Aşır, Türk askerlerinin ve hayatta kalan köylülerin şehitleri çıkarmaya çalıştığını belirterek "Orada büyük bir vahşet vardı. Hayatta kalan köylülerimiz de oradaydı. 28'inci Tümen'e bağlı askerlerimiz de şehitlerimizi çöplüğün içinden çıkarıyordu. Orası bir çöplüktü. Şehitlerimizi çöplüğün içerisine gömmüşler, üzerlerini çöple örtmüşlerdi. Bununla da yetinmeyip ateşe vermişlerdi. Ateşli silahların yanında kesici ve delici aletler de kullanmışlardı. Çıkarılan şehitlerimizin birçoğunun, özellikle erkek çocuklarının başları yoktu. Bazılarının kolları, bazılarının bacakları parçalanmıştı. Karşılaştığımız manzara tarif edilebilecek gibi değildi" dedi. Katliamın uluslararası basının da gözü önünde ortaya çıkarıldığını belirten Aşır, buna rağmen sorumluların hiçbir zaman yargılanmadığını ise "O gün orada Türkiye'den çok sayıda gazeteci vardı. Yabancı basın da oradaydı. Fotoğraflar çektiler, görüntüler aldılar ve yaşananları bütün dünyaya aktardılar. Ama katledilenler Türk ve Müslümandı. Dünya gözünü kapattı, kulaklarını kapattı. Burada işlenen savaş suçunu ve soykırımı görmezden geldi. Maalesef bugüne kadar da bu katliamın sorumluları cezalandırılmadı" sözleriyle anlattı.

Şehitlerin ilk olarak toplu şekilde defnedildiğini, yıllar sonra ise kimlik tespitlerinin yapıldığını anlatan Aşır, "Şehitlerimizi oradan çıkardık ve toplu halde defnetmek zorunda kaldık. Çünkü kiminin kolu yoktu, kiminin bacağı yoktu, kiminin başı yoktu. Aradan yıllar geçtikten sonra mezarlar açıldı, DNA incelemeleri yapıldı ve bugün yeni yapılan şehitlikte her bir şehidimizin ayrı bir kabri bulunuyor" ifadelerini kullandı.

"Garantörlük devam etmediği sürece kalıcı bir anlaşmanın mümkün olduğuna inanmıyorum"

Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerinde Türk bayrağının hiçbir zaman indirilmediğini vurgulayan Aşır, şehitlerin mezarları başında bugün de Türk bayrağı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağının dalgalandığını belirterek, bunun Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin simgesi olduğunu söyledi.

Aşır, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Bu üç küçük Türk köyü de diğer köyler gibi 1963'ten 1974'e kadar Türk bayrağını gururla dalgalandırdı, hiç indirmedi. 'Burası Türk toprağıdır' diyerek bayrağını korudu. Bugün şehitlerimizin başucunda hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı hem de Türk bayrağı dalgalanıyor. Biz inanıyoruz ki o bayraklar dalgalandığı sürece onlar huzur içinde uyuyacak. O bayrakları sonsuza kadar başuçlarında dalgalandırmaya devam edeceğiz. Kesinlikle iki toplumun yeniden bir arada yaşama şansı olduğuna inanmıyorum. Çünkü Rum okullarında, kiliselerinde ve evlerinde yeni nesiller Türk düşmanlığıyla yetiştiriliyor. Daha 20 Temmuz'da düzenlenen gösterilerde atılan sloganlar da bunu açıkça ortaya koydu. Türkiye'ye ve Kıbrıs Türk halkına karşı nefret söylemleri dile getirildi. Anavatan Türkiye'nin etkin ve fiili garantörlüğü devam etmediği, iki devletli çözüm temelinde bir anlayış kabul edilmediği sürece burada kalıcı bir anlaşmanın mümkün olacağını düşünmüyorum. Rum tarafının amacı anlaşma yapmak değil; garantileri ortadan kaldırmak, Kıbrıs Türklerini savunmasız bırakmak ve sonunda adanın tamamını Yunanistan'a bağlamaktır. Eğer gerçek anlamda bir anlaşma mümkün olsaydı, bunun için geçen 52 yıl içinde mutlaka bir sonuç alınırdı. Ancak bugüne kadar olmadı. Çünkü Rum tarafının hedefi hiçbir zaman ortaklık değil, farklı bir siyasi hedefti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, kendi hedeflerini belirleyen ve geleceğini kendi iradesiyle şekillendiren bir ülkeye dönüştü" ifadelerini kullandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "AK Parti'nin çeyrek asrının Türkiye için tarihi dönüşüme karşılık geldiğini görüyoruz. Türkiye, kendi hedeflerini belirleyen ve geleceğini kendi iradesiyle şekillendiren bir ülkeye dönüştü" ifadelerini kullandı

14.08.2026 12:57:00
AA
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, kendi hedeflerini belirleyen ve geleceğini kendi iradesiyle şekillendiren bir ülkeye dönüştü" ifadelerini kullandı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, kendi hedeflerini belirleyen ve geleceğini kendi iradesiyle şekillendiren bir ülkeye dönüştü" ifadelerini kullandı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "AK Parti'nin çeyrek asrının Türkiye için tarihi dönüşüme karşılık geldiğini görüyoruz. Türkiye, kendi hedeflerini belirleyen ve geleceğini kendi iradesiyle şekillendiren bir ülkeye dönüştü" ifadelerini kullandı

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AK Parti'nin kuruluşunun 25. yılı dolayısıyla kaleme aldığı "AK Parti, Milletle Birlikte Yazılan Çeyrek Asırlık Dönüşüm Hikayesi" başlıklı makalesi Suudi Arabistan merkezli Al Arabiya'da yayımlandı.

Erdoğan, makalesinde 25 yıl önce AK Parti'yi kurarken Türk milletiyle birlikte Türkiye'nin geleceğini yeniden şekillendirecek uzun soluklu bir yürüyüş başlattıklarını belirterek, Türkiye'nin o günlerde siyasi krizlerin, ekonomik belirsizliklerin ve vesayetçi anlayışın ağır baskısı altında olduğunu, kendilerinin de siyaseti yeniden milletin hizmetine sunmak, devlet ile vatandaş arasındaki güven bağını güçlendirmek ve Türkiye'yi kendi kararlarını verebilen güçlü bir ülke haline getirmeyi hedeflediklerini anlattı.

"14 Ağustos 2001'de 'Artık Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak' derken en büyük güvencemiz milletimizin iradesiydi. AK Parti hakları sınırlandırılan, krizlerin yükünü omuzlayan ve çocukları için daha müreffeh bir gelecek isteyen milyonların ortak umudu olarak doğdu." değerlendirmesini yapan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bugün geriye baktığımızda AK Parti'nin çeyrek asrının Türkiye için tarihi bir dönüşüme karşılık geldiğini görüyoruz. Demokratik meşruiyet güçlendi, devletimizin hizmet kapasitesi gelişti, toplumun farklı kesimlerinin kamusal hayata katılımı genişledi. Türkiye, kendi hedeflerini belirleyen, imkanlarına güvenen ve geleceğini kendi iradesiyle şekillendiren bir ülkeye dönüştü. Demokratik meşruiyetin güçlenmesi, bu dönemde verdiğimiz mücadelenin temelini oluşturdu. Bunun en ağır sınavını 15 Temmuz darbe girişiminde yaşadık. Milletimiz o gece seçilmiş iradeye ve anayasal düzene sahip çıkarak Türkiye'nin geleceğine sandık dışı hiçbir gücün yön veremeyeceğini ortaya koydu. Bu kararlı duruş, vesayet döneminin geride bırakılmasında, sivil siyasetin güçlenmesinde ve demokrasimizin kökleşmesinde tarihî bir dönüm noktası oldu."

"Hava savunma sistemlerine uzanan hamlelerimiz Türkiye'nin üretim ve teknoloji kapasitesini güçlendirdi"
Erdoğan, eğitimden sağlığa, ulaştırmadan enerjiye, sosyal politikalardan şehirleşmeye kadar gerçekleştirdikleri yatırımların dönüşümlerin somut temelini oluşturduğunu belirtti.

Kamu hizmetlerine erişimi ülke genelinde yaygınlaştırdıklarını vurgulayan Erdoğan, Anadolu'nun üretim ve kalkınma imkanlarını genişlettiklerini, kadınların, gençlerin, engellilerin ve toplumun bütün kesimlerinin ekonomik ve sosyal hayata daha güçlü katılımını desteklediklerinin altını çizdi.

Savunma sanayisinde ve ileri teknolojide attıkları adımların, stratejik alanlardaki dışa bağımlılığı önemli ölçüde azalttığına işaret eden Erdoğan, "İnsansız hava araçlarından milli muharip uçağımız KAAN'a, savaş gemilerinden hava savunma sistemlerine uzanan hamlelerimiz Türkiye'nin üretim ve teknoloji kapasitesini güçlendirdi. TOGG, uzay programımız, nükleer enerji yatırımlarımız ve Karadeniz'de keşfettiğimiz doğal gaz bu yeni özgüvenin sembolleri oldu. Önümüzdeki dönemde bu birikimi yapay zeka, yarı iletkenler, enerji teknolojileri ve yüksek katma değerli üretimde yeni bir sıçramaya dönüştüreceğiz." değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, dış politikada Türkiye'nin, değişen ve giderek çok kutuplu hale gelen uluslararası sistemin etkin aktörlerinden biri olduğuna dikkati çekerek, milli çıkarları korurken diplomasiyi, diyaloğu ve insani sorumluluğu esas alan çok yönlü bir anlayışla hareket ettiklerini anlattı.

Türk ve İslam dünyasıyla münasebetlerini çok boyutlu bir şekilde geliştirirken, mazlumların haklarını her platformda cesaretle savunduklarını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"NATO'nun güçlü bir müttefiki, G20'nin etkin bir üyesi, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın önde gelen ülkesi ve Avrupa güvenlik mimarisinin başat aktörlerinden biri olarak Karadeniz'den Orta Doğu'ya, Kafkasya'dan Afrika'ya uzanan geniş bir coğrafyada barış ve istikrara katkı sunuyoruz. Stratejik özerkliği, karşılıklı saygı ve ortak çıkarlar temelinde daha dengeli ilişkiler kurmanın zemini olarak görüyoruz. 'Dünya beşten büyüktür' çağrımız, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kurumların günümüzün güç dengelerini ve toplumların çeşitliliğini daha adil biçimde temsil etmesi gerektiğine dair teklifimizin özüdür. Küresel barış ve güvenliğin sınırlı sayıdaki ülkenin önceliklerine bağlı kalması, insanlığın karşı karşıya bulunduğu krizlere kalıcı çözümler üretmemektedir. Daha kapsayıcı, daha etkin ve hesap verebilir bir uluslararası düzenin ortak geleceğimiz için zorunlu olduğuna inanıyoruz."

"11 ilimizi ve milyonlarca vatandaşımızı etkileyen büyük felaket milletimizin yüreğinde derin yaralar açtı"
Erdoğan, çeyrek asırlık yürüyüşleri boyunca terör saldırılarından bölgesel savaşlara, düzensiz göç hareketlerinden küresel salgına ve ekonomik dalgalanmalara kadar çok sayıda sınamayla karşılaştıklarını anımsatarak, bu dönemlerin güçlü kurumların, etkin kamu yönetiminin ve millet-devlet dayanışmasının taşıdığı önemi bir kez daha gösterdiğini belirtti.

6 Şubat depremlerinde tarihin en ağır afetlerinden birini yaşadıklarını aktaran Erdoğan, "11 ilimizi ve milyonlarca vatandaşımızı etkileyen bu büyük felaket milletimizin yüreğinde derin yaralar açtı. İlk andan itibaren devletimizin bütün imkanlarını seferber ettik. Bugün şehirlerimizin yeniden imarında önemli mesafe katettik. Güvenli konutlardan üretim altyapılarına, sosyal hayattan tarihi dokunun korunmasına kadar yürüttüğümüz çalışmaları aynı kararlılıkla sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı.

"Geleceğin imkanlarına odaklanarak yolumuza aynı kararlılıkla devam ediyoruz"
Erdoğan, AK Parti'yi çeyrek asırdır güçlü tutan temel unsurun milletle kurdukları gönül bağı olduğunu ifade ederek, bu tecrübenin kendilerine sürekli yenilenme sorumluluğunu da yüklediğini anlattı.

Milletin değişen beklentilerini, gençlerin gelecek arayışlarını, ekonomik güçlüklerin gündelik hayattaki etkilerini ve siyaset yapma biçimlerini açık yüreklilikle değerlendirmek zorunda olduklarını aktaran Erdoğan, "Geçmiş başarılarımız önemli bir referanstır; bizi geleceğe taşıyacak olan reform irademiz ve değişime öncülük etme kabiliyetimizdir. Önümüzdeki dönemde de enflasyonla mücadeleyi kararlılıkla sürdürürken üretimi, yatırımı ve istihdamı büyüteceğiz. Alın terinin karşılığını veren, refahı toplumun bütün kesimlerine yayan ve gençlerimizin eğitimden istihdama, girişimcilikten konuta kadar fırsatlara daha adil biçimde erişebildiği bir Türkiye için çalışacağız." değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye Yüzyılı, Cumhuriyetimizin ikinci asrına yönelik ortak gelecek irademizin adıdır." açıklamasında bulunan Erdoğan, demokrasisi güçlü, ekonomisi üretken, teknolojide öncü, dış politikada etkili ve toplumsal dayanışması sağlam bir Türkiye hedeflediklerini vurguladı.

Erdoğan, geçmişin birikimini geleceğin imkanlarıyla buluşturarak milletin refahını artıracaklarını belirterek, bölgenin istikrarını güçlendireceklerini ve daha adil bir uluslararası düzene katkı sunacaklarının altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "AK Parti'nin 25'inci yılı, geçmişin tecrübesini değerlendirerek yeni dönemin yol haritasını ortaya koyduğumuz tarihi bir eşiktir. Aziz milletimizle çıktığımız bu yolda, reform irademizi diri tutarak ve geleceğin imkanlarına odaklanarak yolumuza aynı kararlılıkla devam ediyoruz." değerlendirmesini yaptı.

İstanbul'da "Şapkalılar" suç örgütüne operasyon: 9 gözaltı

İstanbul'da Şapkalılar suç örgütüne yönelik yapılan operasyonda çeşitli olaylara karıştıkları tespit edilen 9 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı

14.08.2026 12:39:00
İHA
 
İstanbul'da "Şapkalılar" suç örgütüne operasyon: 9 gözaltı
İstanbul'da "Şapkalılar" suç örgütüne operasyon: 9 gözaltı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında; liderliğini yurt dışında bulunan ve bir kısmı hakkında kırmızı bültenle yakalama kararı bulunan kişilerin yaptığı organize silahlı suç örgütlerine yönelik çalışmaların sürdüğü belirtildi.

Soruşturma kapsamında şüphelilerin; 31 Temmuz 2026'da Beyoğlu'nda M.E. isimli kişinin yaralanması, 3 Ağustos 2026'da Avcılar Yeşilkent Mahallesi Milli Egemenlik Parkı'nda meydana gelen kasten yaralama ve tehdit, 7 Ağustos 2026'da Kağıthane'de faaliyet gösteren "Atölye Park" isimli iş yerinin kurşunlanması, 8 Ağustos 2026'da Kağıthane'de faaliyet gösteren "Miraç Rezidans" isimli iş yerinin kurşunlanması eylemlerine karıştıkları tespit edildi.

Şapkalılar suç örgütüne mensup olduğu belirlenen şüphelilerin yakalanmasına yönelik İstanbul merkezli eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. Operasyonda 9 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. Şüpheliler hakkındaki tahkikat işlemlerinin sürdüğü bildirildi.

Holding patronundan madencilere söz

Eskişehir Mihalıççık'taki maden ocağından Ankara'ya yürüyen ve günlerdir açlık grevinde olan Doruk Madencilik işçileri, Yıldızlar SSS Holding binasında şirket sahibi Sebahattin Yıldız ile karşı karşıya geldi. Kameraların kayıtta olduğu nefes kesen görüşmede Yıldız, alacakların yatırılacağını açıklarken; işçiler holding sahibinin yemek davetini "Paralar yatana kadar açız" diyerek geri çevirdi

13.08.2026 21:00:00
Haber Merkezi
 
Holding patronundan madencilere söz
Holding patronundan madencilere söz
Eskişehir'in Mihalıççık ilçesinde bulunan Doruk Madencilik'te (eski adıyla Adularya) çalışan ve aylardır maaş, kıdem tazminatı ile emeklilik haklarını alamayan maden işçilerinin Ankara'daki adalet arayışı bugün çok kritik bir gelişmeye sahne oldu. Türkiye Maden-İş Sendikası çatısı altında bir araya gelerek başkentte açlık grevi başlatan işçiler, bugün haklarını talep etmek üzere maden ocağının bağlı olduğu Yıldızlar SSS Holding'in Ankara'daki genel merkez binasına girdi.

Kameralar önünde canlı yayın gibi görüşme

İşçilerin kararlı bekleyişinin ardından Yıldızlar SSS Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Yıldız, işçi temsilcileri ve sendika yöneticileriyle basın mensuplarının gözü önünde yüz yüze görüştü. Finansal olarak zor bir dönemden geçtiklerini ve bankalardan kredi bulmakta zorlandıklarını savunan holding patronu Sebahattin Yıldız, madencilerin mağduriyetini kabul etti.

Yıldız, yaşanan gecikmelerin şirket bürokrasisinden de kaynaklandığını belirterek, aktif çalışan madencilerin birikmiş maaş ve tazminat alacaklarının bugün itibarıyla banka hesaplarına yatırılmaya başlanacağını resmen ilan etti.

"Yemek teklifini reddediyoruz, haklarımızı istiyoruz!"

Görüşme sırasında duygusal ve gergin anlar da yaşandı. Holding sahibi Sebahattin Yıldız'ın, günlerdir açlık grevinde olan madencilere jest yapmak amacıyla "Gelin hep birlikte bir restorana gidelim, size yemek ısmarlayayım" teklifinde bulunması üzerine işçilerden sert bir yanıt geldi.

Maden işçileri, "Biz buraya yemek yemeye gelmedik, hakkımızı aramaya geldik. Şu an açlık grevindeyiz. Bizim tek bir beklentimiz var, o da alın terimizin karşılığı olan paranın hesaplarımıza eksiksiz yatmasıdır. Paralar yatana kadar hiçbir şey yemeyeceğiz" diyerek teklifi net bir dille reddetti.

İşçilere açılan 50'şer bin liralık davalardan geri adım

Toplantıda, şirketin daha önce üretim yapılamadığı gerekçesiyle 94 maden işçisine açtığı 50'şer bin liralık tazminat davaları da gündeme geldi. İşçilerin hak arama mücadelesinin suç sayılamayacağını belirten sendika temsilcilerine hak veren Sebahattin Yıldız, "Bu davalarla bir yere varamayız. İşçilerin bu durumda bir suçu yok, sorun malzeme ve altyapı eksikliğindeydi" diyerek bu davaların geri çekileceğinin sinyalini verdi.

Holding sahibi ayrıca, işten ayrılan eski işçiler ile şirketin Söğüt ve Elazığ'daki diğer tesislerinde çalışan madencilerin ödemelerinin de önümüzdeki hafta içinde tamamlanacağını sözlerine ekledi.

Sendikadan açıklama: "Açlık grevi bitti, nöbet devam ediyor"

Görüşmenin ardından basın açıklaması yapan Türkiye Maden-İş Sendikası yetkilileri, işveren tarafından verilen resmi ödeme sözü doğrultusunda madencilerin sağlık sağlığını korumak adına açlık grevini sonlandırdıklarını duyurdu. Ancak sendika, paranın tamamı işçilerin hesaplarında görülene kadar Ankara'yı terk etmeyeceklerini vurguladı.

Uzaydan gelen tehdide karşı dev adım

Gezegen savunmasında yeni dönem başlıyor! Gökbilimciler, Dünya'ya yaklaşan asteroitlerin rotasını değiştirmek yerine, onları atmosferin en üst katmanında eritecek yeni bir yapay parçacık teknolojisi geliştirdi. Bu yöntem, nükleer müdahalelere gerek kalmadan gezegeni koruyacak

13.08.2026 20:20:00
Eyüp Kabil
 
Uzaydan gelen tehdide karşı dev adım
Uzaydan gelen tehdide karşı dev adım
Uzay ajanslarının yıllardır üzerinde çalıştığı gezegen savunma sistemlerinde, NASA Asteroit İzleme Servisi ve uluslararası gökbilim konsorsiyumlarının son verilerine göre devrim niteliğinde bir buluşa imza atıldı. Bilim insanları, Dünya için potansiyel tehlike oluşturan ve halk arasında "kıyamet mineralleri" olarak bilinen yüksek demir ve nikel içerikli gök taşlarını durdurmanın yeni bir yolunu buldu.

Geleneksel yöntemler asteroitleri patlatarak milyarlarca tehlikeli parçaya ayırmayı hedeflerken, bu yeni teknoloji gök taşını Dünya atmosferine girdiği anda kimyasal olarak çözmeyi amaçlıyor. Geliştirilen iyonize plazma bulutu, termosfer katmanında asteroitin yüzeyiyle tepkimeye girerek taşın saniyeler içinde tamamen zararsız bir küle dönüşmesini sağlıyor.


Yeni savunma teknolojisi nasıl çalışıyor?


Gezegen savunma sistemine entegre edilen bu yeni nesil teknolojinin öne çıkan özellikleri şunlar:

Termal Katalizör Enjeksiyonu: Tehlikeli gök taşı henüz uzay boşluğundayken, üzerine taşın erime noktasını düşüren özel bir kimyasal bileşik fırlatılıyor.

Atmosferik Reaksiyon Tetikleyici: Gök taşı atmosferin üst katmanlarına ulaştığında, enjekte edilen bileşik havanın sürtünme ısısıyla birleşerek zincirleme bir erime süreci başlatıyor.

Parçalanma Karşıtı Stabilizasyon: Sistem, taşın büyük parçalara ayrılarak yeryüzüne düşmesini engelliyor ve kütleyi mikroskobik toz bulutuna dönüştürüyor.


Uzay tehditlerine karşı alınan 4 küresel önlem


Uzmanlar, bu yeni plazma kalkanı teknolojisinin yanı sıra, uzay kaynaklı felaketleri önlemek için dünya genelinde uygulanan diğer hayati tedbirleri şu şekilde sıralıyor:

1. Erken Uyarı Teleskop Ağları: Dünya genelindeki optik ve radar teleskopları, çapı 10 metrenin üzerindeki tüm yakın geçişli cisimleri yapay zeka destekli yazılımlarla 7/24 tarıyor.

2. Kinetik Çarpma Testleri: Potansiyel olarak tehlikeli büyük gök taşlarının yörüngesini yıllar öncesinden değiştirmek için insansız uzay araçlarıyla yön saptırma görevleri yürütülüyor.

3. Uluslararası Uzay Hukuku Protokolleri: Olası bir acil durumda tüm ülkelerin ortak savunma yapabilmesi için küresel veri paylaşım ağları ve hızlı müdahale anlaşmaları güncelleniyor.

4. Sivil Savunma ve Simülasyon Senaryoları: Olası küçük çaplı meteor düşmelerine karşı yerel yönetimler, erken tahliye ve sığınak koordinasyon planlarını dijital simülasyonlarla test ediyor.

Bu tarihi gelişmenin, insanlığın dinozorlarla aynı kaderi paylaşmasını engelleyeceğini ve Dünya'yı uzaydan gelebilecek en büyük tehditlere karşı tamamen güvenli bir sığınak haline getirebileceğine inanılıyor.

Fethiye'de gezi teknesinde can pazarı

Muğla'nın Fethiye ilçesinde günübirlik mavi tur düzenleyen gezi teknesinde çıkan yangın nedeniyle tam bir can pazarı yaşandı. Kısa sürede tüm gövdeyi saran alevlerden kurtulmak isteyen, aralarında çocukların da olduğu 115 yolcu can yeleklerini giyerek kendilerini serin sulara bıraktı

13.08.2026 18:00:00
Haber Merkezi
 
Fethiye'de gezi teknesinde can pazarı
Fethiye'de gezi teknesinde can pazarı
Muğla'nın dünyaca ünlü turizm merkezi Fethiye, bugün sabah saatlerinde denizin ortasında kabus dolu anlara sahne oldu. Edinilen bilgilere göre olay, saat 11.00 sıralarında Katrancı Koyu yakınlarında meydana geldi. Bölgede günübirlik mavi tur hizmeti veren "Toys Boat" (bazı kaynaklarda İmparator Atila) isimli gezi teknesinin mutfak bölümünde henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın başladı.

Alevler saniyeler içinde tüm tekneyi sardı

Mutfakta başlayan yangın, rüzgarın da etkisiyle saniyeler içinde büyüyerek tüm tekneyi etkisi altına aldı. Gökyüzünü kaplayan yoğun siyah dumanlar kilometrelerce uzaktan görülürken, teknede bulunan yolcular büyük bir panik yaşadı.

Alevlerin kaçış yollarını kapatması üzerine, aralarında çok sayıda çocuğun da bulunduğu 115 yolcu, kaptan ve mürettebatın yönlendirmesiyle hızlıca can yeleklerini giydi. Güvertede sıkışan vatandaşlar, alevlerden korunabilmek adına sırayla denize atlamaya başladı.

Çevre tekneler yardıma koştu

Olayın ardından yapılan acil çağrılar üzerine bölgeye Sahil Güvenlik Komutanlığı, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Deniz Polisi ve çok sayıda sağlık ekibi sevk edildi. Telsiz anonslarını duyan çevredeki balıkçılar, özel tekneler ve diğer günübirlik tur tekneleri de hızla olay yerine rotalarını çevirdi.

Deniz yüzeyinde can pazarının yaşandığı dakikalarda, Sahil Güvenlik botları ve sivil deniz araçları koordineli bir şekilde çalışarak suda mahsur kalan vatandaşları birer birer altı. Yoğun çabalar sonucunda denize atlayan 115 kişinin tamamı sudan çıkarılarak güvenli bölgelere tahliye edildi.

Dumandan etkilenenler hastaneye kaldırıldı

Kurtarılan yolcular, Göcek ve Karagözler mahallelerindeki Sahil Güvenlik Komutanlığı iskelelerine getirilerek karaya çıkarıldı. İskelelerde hazır bekletilen ambulanslardaki sağlık ekipleri, vatandaşlara ilk müdahaleyi burada yaptı.

İlk belirlemelere göre olayda herhangi bir can kaybı veya ağır yaralanma yaşanmadı. Ancak dumandan etkilendiği belirlenen 2 yolcu tedbir amaçlı olarak Fethiye'deki hastanelere kaldırıldı. Korku dolu anlar yaşayan çocukların ve diğer yolcuların sağlık kontrolleri ise ayakta tamamlandı.

Fethiye Kaymakamı'ndan açıklama

Olay yerinde ve tahliye noktalarında incelemelerde bulunan Fethiye Kaymakamı Fatih Akkaya, duruma ilişkin yaptığı açıklamada mucizevi bir kurtuluş yaşandığını vurguladı. Kaymakam Akkaya, "Olayın hemen ardından devletimizin tüm imkanları ve çevredeki duyarlı denizcilerimiz bölgeye intikal etti. En büyük tesellimiz tek bir vatandaşımızın dahi burnunun kanamamış olmasıdır. Yolcularımızın tamamı Sahil Güvenlik botlarımız ve çevredeki teknelerle güvenli şekilde tahliye edilmiştir" ifadelerini kullandı.

Dev gezi teknesi sulara gömüldü

Yangın söndürme ekiplerinin denizden yaptığı yoğun müdahaleye rağmen, ahşap ve fiber malzemelerin hızla yanması nedeniyle gezi teknesi tamamen küle döndü. Büyük bölümü yanan ve ağır hasar alan tekne, bir süre sonra dengesini kaybederek Katrancı Koyu açıklarında batmaya başladı. Teknede oluşan maddi zararın milyonlarca lira olduğu tahmin ediliyor.

Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığı, 115 kişinin hayatını tehlikeye atan yangının kesin çıkış nedeninin belirlenmesi amacıyla geniş çaplı bir soruşturma başlattı.

Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, "Çerçeve Yasa" ve Mekke Anlaşması'na dair değerlendirmelerde bulundu

"Çerçeve Yasa" oylamasında CHP ve YENİ Parti'nin tutumunu eleştiren Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, "Bize 'Muhalefet partisiyiz' demeyin. Siz iktidarın ancak bu şekilde payandası olursunuz" dedi

13.08.2026 17:11:00
Haber Merkezi
 
Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, "Çerçeve Yasa" ve Mekke Anlaşması'na dair değerlendirmelerde bulundu
Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, "Çerçeve Yasa" ve Mekke Anlaşması'na dair değerlendirmelerde bulundu
Partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenleyen Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Özdağ, kamuoyunda "Çerçeve Yasa" olarak bilinen "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun"a ilişkin, "Oylama sonucundan, daha Genel Kurul'dan başlayarak bölücülerin, PKK yandaşlarının, Kandil'deki narko-terör baronlarının çok mutlu olduğunu gördük" dedi.

Özdağ, AKP Diyarbakır Milletvekili Suna Kepoğlu Ataman'ın, "Çerçeve Yasa"nın kabul edilmesinin ardından terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'a teşekkür etmesine dair şunları söyledi:

"Hanımefendi, siz kimin milletvekilisiniz? Siz Diyarbakır'da, Mardin'de, Şırnak'ta, Hakkari'de yapılan katliamları kimin yaptığını unuttunuz mu? Pınarcık'ta, Çevrimli'de, Başbağlar'da beşikteki bebekleri katledenin Öcalan olduğunu unuttunuz mu? Hadi şimdi bu köylere gidin de bu köylerdeki vatandaşlarımızın önünde de 'Allah Öcalan'dan razı olsun' deyin. Bakın size ne yapıyorlar. Bebek ve çocuk katili bir terör ve cinayet çetesinden, onun elebaşından Allah elbette razı olmayacaktır. Ancak bu vekili ve onun gibi düşünenleri Allah'a havale ediyoruz. Allah sana ve senin gibilere her iki cihanda da bildiği gibi yapsın."

Özdağ, bazı milletvekillerinin TBMM'de "Çerçeve Yasa"ya evet oyu verdiğini ancak bundan memnun olmadığını öne sürdü. Özdağ, şu ifadelere yer verdi:

"İki gün önce tesadüfen karşılaştığım ve hâlen milletvekili olan bir AK Partili yanıma gelip kendisini tanıttıktan sonra, 'Allah yardımcınız olsun' dedi. Allah'ın Türk milletine yardım edeceğinden eminim. Evet, içlerine sinmediği hâlde evet oyu verenlerin, biz 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi davranmalarını arzu etmiştik. Öyle davranmadılar. Tarih de millet de onları affetmeyecek."

"Ulus devlet yapımızı sözde Öcalan'ın tasarladığı 'demokratik ulus' ile değiştirecekmişiz" diyen Özdağ, şu sözlerle devam etti:

"Demokratik ulus dedikleri ne? Çok etnisiteli, çok mezhepli, Lübnan, Yugoslavya, Irak gibi bir model. Yani çözülmeye ve dağılmaya hazır bir yapı. Bu bağlamda halkların kendi kaderini tayin hakkı istiyorlar. Bununla yetinmiyorlar. 'Doğal kaynakların kullanım hakkı' diyorlar. Daha Meclis'te konuşurken bu af yasası için 'Fırat'ın doğusu ve batısı' diye Türkiye'yi bölüyorlar."

Bu süreçte CHP ve YENİ Parti'nin tutumuna tepki gösteren Özdağ şu ifadeleri kullandı: "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, Sevr'in yıl dönümünde, PKK'ya af yasasının arkasında durup, PKK'nın kullandığı 'eşit vatandaşlık' kavramını parti programına koyup, Öcalan'ın 'Bunu yapın, yeter' dediği Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'ndaki çekinceleri kaldırıp, sonra bize 'Muhalefet partisiyiz' demeyin. Siz iktidarın ancak bu şekilde payandası olursunuz."

Marmaraereğlisi ve Şarköy'de denize girmek yasaklandı

Tekirdağ'da olumsuz hava ve deniz şartları nedeniyle Marmaraereğlisi ile Şarköy ilçelerinde bazı plajlarda denize girişler geçici olarak yasaklandı

13.08.2026 11:50:00
İHA
 
Marmaraereğlisi ve Şarköy'de denize girmek yasaklandı
Marmaraereğlisi ve Şarköy'de denize girmek yasaklandı
Tekirdağ Valiliği tarafından yapılan duyuruda, Şarköy ilçesi ve Marmaraereğlisi ilçesi Sultanköy sahilinde 13-14 Ağustos tarihlerinde 2 gün boyunca denize girmenin yasaklandığı bildirildi.

Yasakların, olumsuz deniz şartları nedeniyle yaşanabilecek boğulma vakalarının önüne geçmek amacıyla uygulandığı belirtildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün saat 16.00'da DEM Parti İmralı heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ı Beştepe'de kabul edecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün saat 16.00'da DEM Parti İmralı heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ı Beştepe'de kabul edecek

13.08.2026 11:15:00
Haber Merkezi
 
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün saat 16.00'da DEM Parti İmralı heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ı Beştepe'de kabul edecek
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün saat 16.00'da DEM Parti İmralı heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ı Beştepe'de kabul edecek
"Terörsüz Türkiye" sürecinde gözler Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde yapılacak kritik görüşmeye çevrildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün saat 16.00'da DEM Parti İmralı heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ı Beştepe'de kabul edecek.

Görüşmenin zamanlaması dikkat çekiyor. Kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünlüğün Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, sürecin yasal altyapısını oluşturmak amacıyla Meclis gündemine getirildi. Teklif TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.

Erdoğan-Buldan-Sancar görüşmesinin de yasanın Meclis aşamasının hemen ardından gerçekleşecek olması, buluşmanın önemini artırıyor. Görüşmede sürecin geldiği nokta, yasal düzenlemenin ardından atılacak adımlar ve bundan sonraki takvimin değerlendirilmesi bekleniyor.

Yalova'da F-16 eğitim uçağı düştü

Yalova'da F-16 uçağı eğitim uçuşu sırasında kaza kırıma uğradı. Düşen F 16 uçağından kendini fırlatarak hayatta kalan pilot Yalova Eğitim Araştırma Hastanesinde tedavi altına alındı

12.08.2026 18:30:00
Haber Merkezi
 
Yalova'da F-16 eğitim uçağı düştü
Yalova'da F-16 eğitim uçağı düştü
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait bir F-16 uçağının, eğitim uçuşu sırasında Yalova'da kaza kırıma uğradığını, pilotun atlayarak kurtulduğunu bildirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, "Hava Kuvvetlerimize ait bir adet F-16 uçağımız, eğitim uçuşu sırasında Yalova'da kaza kırıma uğramış, pilotumuz atlayarak kurtulmuştur. Kaza kırım nedeni, yapılacak detaylı inceleme sonucu belirlenecektir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur" ifadeleri kullanıldı.

YALOVA VALİSİNİN AÇIKLAMASI

Yalova Valisi Ahmet Hamdi Usta da olay yerinde incelemelerde bulundu.

Usta, F-16 uçağının kaza kırıma uğradığını söyledi.

Pilotun sağ olduğunu belirten Usta, "Herhangi bir sivil veya askeri personelimizde sıkıntı yok. Kaza kırım ekibi çalışıyor" dedi.

Usta, uçağın 18. Ana Üs Komutanlığı yerleşkesinin dışındaki alanda kırıma uğradığını anlatarak, "Bir yerleşim yeri yok. Herhangi bir sivil ya da askeri yaralımız yok. Pilotumuz tedbir amaçlı hastaneye kaldırıldı. Bir sıkıntı yok. Gerekli incelemeleri yapıyoruz." dedi.

Ayşe Bülbül şehit annelerinin sesi oldu

Trabzon’da 9 yıl önce şehit düşen Eren Bülbül’ün annesi Ayşe Bülbül, "Terörsüz Türkiye" süreci ve yeni yasa tartışmalarına sert tepki gösterdi. Ayşe Bülbül, "Evimin kapısını 9 yıldır kilitlemiyorum, teröristlerin serbest kalma ihtimalini asla kabul etmiyorum" dedi

12.08.2026 15:10:00
Haber Merkezi
 
Ayşe Bülbül şehit annelerinin sesi oldu
Ayşe Bülbül şehit annelerinin sesi oldu
Trabzon'un Maçka ilçesinde 11 Ağustos 2017'de terör saldırısında şehit düşen 15 yaşındaki Eren Bülbül'ün annesi Ayşe Bülbül, "Terörsüz Türkiye" süreci ve TBMM'de kabul edilen Çerçeve Yasa tartışmalarına ilişkin duygusal bir açıklama yaptı. Acılı anne, 9 yıldır kapısını kilitlemediğini belirterek teröristlerin serbest bırakılması ihtimaline sert tepki gösterdi

Trabzon'un Maçka ilçesinde oğlunun şehit edildiği bölgede basın mensuplarına konuşan Ayşe Bülbül, gözyaşları içinde şunları söyledi:

"9 yıldır kapı kilitlemiyorum. Benim yavrum gelecek diyorum. Yaralıdır, kollarını kaldırıp kapıyı açamaz diyorum. Hâlâ yavrumun geleceğini hissediyorum. Gece hava güzel olduğunda gelip kabrinde oturuyorum. Allah hiç kimseye evlat acısı yaşatmasın.

Terör olayları bitsin. Kimse neden bitiyor diyemez ama ne şekilde ve nasıl bitecek? Cezaevinde salınacaklar salınırsa benim kırgınlıklarım hayatta bitmez. Bir şehit annesi olarak başka duyumlar alıyorum. İçerdekiler çıkarsa ben bir anne olarak yıkılırım, yıkıldığım yerden kalkamam. Teröristler bırakılırsa ben bir şehit annesi olarak bir daha ayağa kalkamam.

Yavrum, babasının yerine geçti. Kimseyi incitmezdi. Kimseye bir şey yapmadı. 17 kurşuna evladımı şehit verdim. Terör normal şekilde bitsin. Salınmasınlar, yıkılırım. Şehit annesi olarak içerdekiler çıkarsa yıkıldığım yerden, düştüğüm yerden kalkamam."

Ayşe Bülbül, konuşmasında terörün sona ermesini istediğini ancak bunun cezaevindeki terör örgütü mensuplarının salıverilmesi yoluyla gerçekleşmesi halinde acısının asla dinmeyeceğini vurguladı. 9 yıldır kapısını kilitlememesinin nedenini ise oğlunun "yaralı olduğu ve kapıyı açamayacağı" inancına bağladı.


Dinmeyecek bir acı


11 Ağustos 2017'de PKK'lı teröristlerin erzak çaldığı bir evi güvenlik güçlerine gösterirken çıkan çatışmada Astsubay Başçavuş Ferhat Gedik ile birlikte şehit olan Eren Bülbül'ün annesi, yıllardır aynı acıyla yaşadığını her fırsatta dile getiriyor. Açıklaması, TBMM Genel Kurulu'nda 11 Ağustos 2026 gecesi 467 oyla kabul edilen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" (kamuoyunda Çerçeve Yasa) tartışmalarının gölgesinde yapıldı. Yasa, PKK/KCK'nın silah bırakması ve örgütün fiili varlığına son verildiğinin tespiti halinde bazı soruşturma, kovuşturma ve cezaların ertelenmesini öngörüyor.

Ayşe Bülbül'ün bu sözleri, sosyal medyada hızla yayıldı ve birçok kullanıcı tarafından "şehit ailelerinin sesi" olarak paylaşıldı. Acılı anne, daha önce de benzer açıklamalarında terörün gerçekten bitmesi halinde süreci destekleyebileceğini, ancak aldatmaca olması durumunda şehit ailelerinin daha fazla acı çekeceğini belirtmişti.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.