logo
17 EYLÜL 2026

126 Türk'ün katledildiği vahşetin canlı tanığı Aşır, Muratağa-Sandallar Katliamı'nın yıl dönümünde yaşadıklarını anlattı

Kıbrıs Türk halkının hafızasına kazınan Muratağa, Sandallar ve Atlılar katliamının canlı tanığı Ahmet Aşır, 14 Ağustos 1974'te EOKA mensuplarınca gerçekleştirilen insanlık dışı vahşeti İHA'ya anlattı. İkinci Barış Harekâtı'nın başlamasıyla kaçan Rumların, en küçüğü 16 günlük, en yaşlısı 95 yaşında olan 126 savunmasız sivili katledip çöplüğe gömdüğünü belirten Aşır; babasının köpeği sayesinde katliam çukuruna ulaşarak yaşadığı acıyı ve uluslararası kamuoyunun gözü önünde cezasız kalan bu soykırımı gözler önüne serdi

14.08.2026 12:42:00 / Güncelleme: 14.08.2026 12:47:33
İHA
 
126 Türk'ün katledildiği vahşetin canlı tanığı Aşır, Muratağa-Sandallar Katliamı'nın yıl dönümünde yaşadıklarını anlattı
126 Türk'ün katledildiği vahşetin canlı tanığı Aşır, Muratağa-Sandallar Katliamı'nın yıl dönümünde yaşadıklarını anlattı
Muratağa-Atlılar-Sandallar Şehitlerini Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Aşır, 14 Ağustos 1974'te EOKA mensuplarınca Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde gerçekleştirilen katliamı İHA'ya anlattı. Katliamdan sağ kurtulan Aşır, yaşananların yalnızca üç köyün değil, Kıbrıs Türk halkının hafızasına kazınan bir insanlık suçu olduğunu söyledi. 14 Ağustos 1974'te EOKA mensupları tarafından Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde gerçekleştirilen katliamda, en küçüğü 16 günlük, en yaşlısı 95 yaşında olmak üzere silahsız 126 Kıbrıs Türkü öldürüldü. 1960 nüfus sayımına göre toplam nüfusu 248 olan üç köy peş peşe basıldı. Muratağa ve Sandallar köylerinde öldürülen siviller aynı toplu mezara gömülürken, mezardan 89 kişinin cansız bedeni çıkarıldı. Katliamın izleri, Türk birliklerinin 1-2 Eylül 1974 tarihlerinde bölgede yaptığı aramalarda ortaya çıktı.

Muratağa-Atlılar-Sandallar Şehitlerini Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Aşır da, İhlas Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, katliamın yalnızca 14 Ağustos 1974 günüyle sınırlı olmadığını, Kıbrıs Türklerine yönelik saldırıların uzun yıllar öncesine dayandığını anlattı.

"Bu üç Türk köyünde soykırım yapıldı, cezasız kaldı"

Atlılar köyündeki okulun öğrencilerinin dahi aileleriyle birlikte katledildiğini belirten Aşır, "Bu okulun bütün öğrencileri aileleriyle birlikte soykırıma maruz kaldı, katledildiler. Rumlar ve Yunanlılar tarafından. 14 Ağustos 1974 günü burada, Atlılar, Muratağa ve Sandallar'da bu savunmasız üç Türk köyünde bir savaş suçu işlendi, bir soykırım yapıldı ve maalesef cezasız kaldı. Ama daha önce yaşananlar var. Onlardan da kısaca bahsetmek isterim. 1571'de Osmanlı adayı fethettikten sonra Anadolu'dan, Mersin'den, Konya'dan ve Türkiye'nin diğer bölgelerinden gelip Kıbrıs'a yerleşen Türklerdir Kıbrıs Türkleri. Ada 307 yıl Osmanlı idaresinde kaldı. Bu dönemde Türkler, Rumlar, Maronitler ve Ermeniler birlikte yaşadı. Kimsenin diline, dinine ve okuluna karışılmadı. 1878'de Osmanlı'nın adayı İngiltere'ye bırakmasının ardından hem İngilizler hem de Rumlar tarafından Kıbrıs Türklerine baskılar ve ambargolar uygulanmaya başlandı. Türk bayrağı çekmek bile yasaklandı.

Bu zor şartlarda bazı Türkler anavatana döndü. Burada kalanlar ise bütün baskılara rağmen Türklüklerinden vazgeçmedi" ifadelerini kullandı.

"103 Türk köyünü yaktılar, Türkleri kantonlara sıkıştırdılar"

1955 yılında EOKA terör örgütünün kurulmasıyla birlikte saldırıların sistematik hale geldiğini belirten Aşır, 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rum tarafınca benimsenmediğini ve hedefin adayı Yunanistan'a bağlamak olduğunu söyledi. Aşır, yaşananları şu şekilde anlattı:

"1955'te İngiliz döneminde Kıbrıs Rumları adayı Yunanistan'a bağlamak için EOKA terör örgütünü kurdular. Silahlı bir terör örgütüydü bu. Başlarında da Yunanistan'dan gelen bir general vardı. İngiliz'e karşı ve adanın Yunanistan'a bağlanmasını istemeyen Türklere karşı silahlı eylemlere başladılar. O dönemde yüzlerce Türk'ün yanında yüzlerce İngiliz de hayatını kaybetti. O dönemde Kıbrıs Cumhuriyeti kurulana kadar bu üç küçük Türk köyünde de 1956 yılında bir şehit verdik, 1958 yılında ise 3 şehit verdik. 1960 yılına gelindiğinde İngilizler bu terör olaylarından usandı ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasına razı oldu. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Kıbrıs Türkleri bu cumhuriyetin eşit ortağıydı. Fakat Rumların amacı Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yaşatmak değildi. Amaçları adayı Yunanistan'a bağlamaktı. Bu ortaklık ancak 3 yıl sürdü. 1963 yılında Türklere saldırıya geçtiler. 103 Türk köyünü yaktılar, yıktılar ve göç ettirdiler."

Saldırıların ardından Kıbrıs Türklerinin kendi savunmalarını oluşturduğunu anlatan Aşır, "Kıbrıs Türkleri anavatanın desteğiyle Mücahit teşkilatını kurdu. Göç etmek zorunda kaldıkları kantonlarda kendilerini savunmaya çalıştılar" dedi.

Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerinin küçük yerleşim yerleri olması nedeniyle mücahit koruması altında bulunmadığını belirten Aşır, çocukluk yıllarında yaşadığı korkuyu ise şu ifadelerle anlattı:

"Bu üç küçük köy mücahit koruması altına alınmamıştı. İçimizde hiç Rum yaşamıyordu. Benim çocukluğum Muratağa'da geçti. 1963 yılında sekiz yaşındaydım. Rumlar burada da mücahit bulunduğunu düşünüyor ve sürekli silahlı tacizlerde bulunuyordu. Biz çocuklar korkuyorduk.

"Çocuklar korkmayın. Bu Beşparmak Dağları'nın arkasında büyük anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti var"

Babasının kendilerini teskin etmek için söylediklerini de aktaran Aşır, "Babam bize, 'Çocuklar korkmayın. Bu Beşparmak Dağları'nın arkasında büyük anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti var. Bize bir şey yapmaya kalkarlarsa, Erenköy'de olduğu gibi Türk jetleri gelir ve onlara hadlerini bildirir.' derdi. Böylece bizi sakinleştirmeye çalışırdı" ifadelerini kullandı.

Aşır, 16 yaşında mücahit olduğunu kaydederek 1974 yılında 18 yaşında olduğunu ve Mağusa'yı savunan 140 mücahitten biri olduğunu kaydetti.

"Amaç Türkleri yok edip adayı Yunanistan'a bağlamaktı"

15 Temmuz 1974'te EOKA tarafından Makarios'a karşı darbe yapıldığını hatırlatan Aşır, darbenin amacının adayı Yunanistan'a bağlamak olduğunu belirterek, "15 Temmuz 1974'te EOKA terör örgütü Makarios hükümetine karşı darbe yaptı. Amaç bir an önce adayı Yunanistan'a bağlamaktı. Makarios canını kurtararak İngilizler tarafından adadan çıkarıldı ve Türkiye'ye, 'Müdahale etmezseniz Türkleri kesecekler' çağrısında bulundu. Anavatanımız önce diplomatik girişimlere başladı. Ancak EOKA terör örgütü yönetimi ele geçirdi ve bütün Türk bölgelerini tanklarıyla, toplarıyla abluka altına aldı. Verilecek emri bekliyorlardı. Amaç Türkleri soykırımdan geçirip adayı Yunanistan'a bağlamaktı" ifadelerine yer verdi.

Türkiye'nin diplomatik girişimlerinden sonuç alınamaması üzerine 20 Temmuz 1974'te Barış Harekatı'nın başladığını belirten Aşır, "Anavatanımız diplomatik girişimlerden sonuç alamayınca 20 Temmuz sabahı Kıbrıs Barış Harekâtı'nı başlattı. Amaç Kıbrıs Türklerini soykırımdan kurtarmaktı. Türk ordusuna ve mücahitlere saldırıya geçtiler. Muratağa, Atlılar ve Sandallar'a da tanklarıyla, toplarıyla girdiler. Bizim babalarımızın, dedelerimizin elinde sadece birkaç av tüfeği vardı. Köyümüzde mücahit yoktu. Tanka ve topa karşı koyabilecek durumda değillerdi. Çocuklarına ve ailelerine zarar gelmesin diye teslim olmak zorunda kaldılar" dedi.

Aşır, köye giren Rum ve Yunan askerlerinin eli silah tutan tüm erkekleri esir kamplarına götürdüğünü belirterek, "Köylerimizde yalnızca çocuklar, anneleri, nineleri ve dedeleri kaldı. Tamamen Rumların insafına bırakıldılar" dedi.

"BM seyretti, kadınlar ve çocuklar Rumların insafına bırakıldı"

20 Temmuz 1974'te başlayan Barış Harekatı'nın ardından köylerde yalnızca kadınlar, çocuklar ve yaşlıların kaldığını belirten Aşır, sivillerin yaklaşık üç hafta boyunca Rum ve Yunan askerlerinin kontrolünde yaşamak zorunda bırakıldığını söyledi. Aşır, o günleri şu ifadelerle anlattı:

"20 Temmuz sabahından 14 Ağustos 1974 sabahına kadar burada Rum'un insafına kaldılar. Her türlü tacize ve tecavüze maruz kaldılar. O dönemde BM askerleri vardı. Bugün de varlar. Ateşkes döneminde köylerimize geliyorlardı. Kadınlar ve çocuklar onlara yalvarıyordu; 'Ya bizi Rumlardan koruyun ya da bizi mücahitlerin bulunduğu güvenli bölgelere götürün' diyorlardı. Ama yardım etmediler. Buradaki insanlar Rumların insafına bırakıldı"

Türkiye'nin ilk harekatın ardından da diplomatik çözüm arayışını sürdürdüğünü belirten Aşır, Rum tarafının saldırılarını durdurmadığını ifade ederek "Anavatanımız birinci harekâttan sonra da diplomatik girişimlerini sürdürdü. Ancak yine sonuç alınamadı. Çünkü birçok mücahit bölgesi düşmüştü. Mücahitlerin elindeki silahlar yetersizdi, cephaneleri sınırlıydı. Biz Mağusa'da direniyorduk. Ancak bizim de cephanemiz tükenmek üzereydi. Komutanlarımız, 'Dikkatli ateş edin, cephanemiz az kaldı.' diye uyarıyordu" dedi. 14 Ağustos sabahı başlayan İkinci Barış Harekatı'nın ardından Rum ve Yunan birliklerinin geri çekilmeye başladığını belirten Aşır, geri çekilirken savunmasız sivillerin hedef alındığını söyledi.

"Kaçarken çocukları, kadınları ve yaşlıları toplayıp katlettiler"

Katliamın, İkinci Barış Harekatı'nın başladığı gün gerçekleştirildiğini belirten Aşır, "14 Ağustos 1974 sabahı ikinci Barış Harekâtı başlar başlamaz Türk ordusu karşısında bozguna uğradılar. Türk ordusuna güçleri yetmiyordu. Mücahitlere de güçleri yetmiyordu. Ama çocuklara, kadınlara ve yaşlılara güçleri yetiyordu. Kaçış yolları üzerinde bulunan Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerindeki savunmasız çocukları, kadınları ve yaşlıları topladılar ve katlettiler" ifadelerine yer verdi.

15 Ağustos'ta Türk ordusunun Mağusa'ya ulaştığını ancak kendisinin cephede görev yaptığı için köyüne dönemediğini anlatan Aşır, ailesinden haber alamadığı günleri de "15 Ağustos akşamı Türk ordusu Mağusa'ya ulaştı ve ateşkes ilan edildi. Ben cephedeydim. Mücahit olduğum için köyüme gidemiyordum. Komutanımdan her gün izin istiyordum ama vermiyordu. O da haklıydı çünkü savaş devam ediyordu" sözleriyle anlattı.

Bir arkadaşından köyde kimsenin kalmadığını öğrendiğini belirten Aşır, o an yaşadıklarını duygulanarak şu şekilde anlattı:

"Bir arkadaşıma sordum. 'Köye gidebildin mi'' dedim. Bana, 'Gittim ama köyde kimse yok.' dedi. Ben ise, 'Bir yerlere saklanmışlardır. Çıkıp gelirler.' diye düşündüm. İnsan böyle bir vahşetin yapılabileceğine inanamıyor"

Komutanından günler sonra izin aldığını belirten Aşır, katliam çukurlarının bulunduğunun kendisinden gizlendiğini de dile getirerek "Ben sürekli izin istiyordum. Meğer Atlılar Katliam Çukuru bulunmuş. Bana üzülmeyeyim diye söylemiyorlarmış. Yaklaşık iki hafta sonra komutanım beni çağırdı ve izin verdi. O sırada Muratağa-Sandallar toplu mezarı da bulunmuştu. Ama benim bunların hiçbirinden haberim yoktu" açıklamasını yaptı.

"Babamın köpeği beni katliam çukuruna götürdü; orada bütün dünyam yıkıldı"

Yaklaşık 18 gün sonra köyüne dönmesine izin verildiğini belirten Aşır, izin verilmeden önce Atlılar ile Muratağa-Sandallar'daki toplu mezarların bulunduğunu, ancak bunu kendisinden özellikle gizlediklerini söyledi. O günlerde ailesinin ve köylülerinin hayatta olduğuna inandığını ifade eden Aşır, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

"Komutanımdan her gün izin istiyordum. Bana vermiyordu. Sonradan öğrendim ki Atlılar Katliam Çukuru iki gün önce bulunmuştu. Bana üzülmeyeyim diye söylemiyorlardı. Yaklaşık 17-18 gün sonra komutanım beni çağırdı ve bu kez ben istemeden izin verdi. Meğer Muratağa-Sandallar Katliam Çukuru da bulunmuş. Benim ise bunların hiçbirinden haberim yoktu. Köyüme geldim. Gerçekten arkadaşımın söylediği gibi köyde kimse yoktu. İn cin top oynuyordu. Evlerin kapıları ve pencereleri açıktı. Her yer darmadağındı. Evimize girdim. Babamın köpeği üzerime atladı. Onu sevdim. İçeri girdiğimde her şeyin yerlere saçıldığını gördüm. Ateşkes döneminde aileme bir mektup yazmıştım. Birleşmiş Milletler askerleri Mağusa'ya da geliyordu. Onlardan mektubumu aileme ulaştırmalarını rica etmiştim. Mektubu ulaştırmışlar. Ailem de bana bir mektup yazmış ancak gönderememiş. O mektubu evimizin içinde yerde buldum"

Evden çıktıktan sonra babasına ait köpeğin kendisini sürekli dışarı çağırdığını anlatan Aşır, "Babamın köpeği dışarıda havlıyordu. Kapıya koşuyor, sonra geri dönüp bana bakıyordu. Tekrar koşuyordu. Sanki beni peşinden gelmeye çağırıyordu. O katliamı görmüştü. Beni bilerek oraya götürmek istiyordu. Onu takip ettim ve doğruca katliam çukurunun bulunduğu yere vardık" dedi.

Katliam çukuruna ulaşıncaya kadar ailesinin ve köylülerinin hayatta olduğuna inandığını belirten Aşır, "Oraya varıncaya kadar ailemin ve köylülerimin sağ olduğunu düşünüyordum. Bir yerlere saklandıklarını, birazdan çıkıp geleceklerini sanıyordum. Ama katliam çukuruna ulaştığım anda bütün gerçeği öğrendim. O an bütün dünyam yıkıldı" sözleriyle yaşadıklarını anlattı.

"Şehitlerimizi çöplüğe gömüp üzerlerini çöple örtmüşlerdi"

Toplu mezarın bulunduğu alanda karşılaştığı manzarayı ömrü boyunca unutamadığını söyleyen Aşır, Türk askerlerinin ve hayatta kalan köylülerin şehitleri çıkarmaya çalıştığını belirterek "Orada büyük bir vahşet vardı. Hayatta kalan köylülerimiz de oradaydı. 28'inci Tümen'e bağlı askerlerimiz de şehitlerimizi çöplüğün içinden çıkarıyordu. Orası bir çöplüktü. Şehitlerimizi çöplüğün içerisine gömmüşler, üzerlerini çöple örtmüşlerdi. Bununla da yetinmeyip ateşe vermişlerdi. Ateşli silahların yanında kesici ve delici aletler de kullanmışlardı. Çıkarılan şehitlerimizin birçoğunun, özellikle erkek çocuklarının başları yoktu. Bazılarının kolları, bazılarının bacakları parçalanmıştı. Karşılaştığımız manzara tarif edilebilecek gibi değildi" dedi. Katliamın uluslararası basının da gözü önünde ortaya çıkarıldığını belirten Aşır, buna rağmen sorumluların hiçbir zaman yargılanmadığını ise "O gün orada Türkiye'den çok sayıda gazeteci vardı. Yabancı basın da oradaydı. Fotoğraflar çektiler, görüntüler aldılar ve yaşananları bütün dünyaya aktardılar. Ama katledilenler Türk ve Müslümandı. Dünya gözünü kapattı, kulaklarını kapattı. Burada işlenen savaş suçunu ve soykırımı görmezden geldi. Maalesef bugüne kadar da bu katliamın sorumluları cezalandırılmadı" sözleriyle anlattı.

Şehitlerin ilk olarak toplu şekilde defnedildiğini, yıllar sonra ise kimlik tespitlerinin yapıldığını anlatan Aşır, "Şehitlerimizi oradan çıkardık ve toplu halde defnetmek zorunda kaldık. Çünkü kiminin kolu yoktu, kiminin bacağı yoktu, kiminin başı yoktu. Aradan yıllar geçtikten sonra mezarlar açıldı, DNA incelemeleri yapıldı ve bugün yeni yapılan şehitlikte her bir şehidimizin ayrı bir kabri bulunuyor" ifadelerini kullandı.

"Garantörlük devam etmediği sürece kalıcı bir anlaşmanın mümkün olduğuna inanmıyorum"

Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerinde Türk bayrağının hiçbir zaman indirilmediğini vurgulayan Aşır, şehitlerin mezarları başında bugün de Türk bayrağı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağının dalgalandığını belirterek, bunun Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin simgesi olduğunu söyledi.

Aşır, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Bu üç küçük Türk köyü de diğer köyler gibi 1963'ten 1974'e kadar Türk bayrağını gururla dalgalandırdı, hiç indirmedi. 'Burası Türk toprağıdır' diyerek bayrağını korudu. Bugün şehitlerimizin başucunda hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı hem de Türk bayrağı dalgalanıyor. Biz inanıyoruz ki o bayraklar dalgalandığı sürece onlar huzur içinde uyuyacak. O bayrakları sonsuza kadar başuçlarında dalgalandırmaya devam edeceğiz. Kesinlikle iki toplumun yeniden bir arada yaşama şansı olduğuna inanmıyorum. Çünkü Rum okullarında, kiliselerinde ve evlerinde yeni nesiller Türk düşmanlığıyla yetiştiriliyor. Daha 20 Temmuz'da düzenlenen gösterilerde atılan sloganlar da bunu açıkça ortaya koydu. Türkiye'ye ve Kıbrıs Türk halkına karşı nefret söylemleri dile getirildi. Anavatan Türkiye'nin etkin ve fiili garantörlüğü devam etmediği, iki devletli çözüm temelinde bir anlayış kabul edilmediği sürece burada kalıcı bir anlaşmanın mümkün olacağını düşünmüyorum. Rum tarafının amacı anlaşma yapmak değil; garantileri ortadan kaldırmak, Kıbrıs Türklerini savunmasız bırakmak ve sonunda adanın tamamını Yunanistan'a bağlamaktır. Eğer gerçek anlamda bir anlaşma mümkün olsaydı, bunun için geçen 52 yıl içinde mutlaka bir sonuç alınırdı. Ancak bugüne kadar olmadı. Çünkü Rum tarafının hedefi hiçbir zaman ortaklık değil, farklı bir siyasi hedefti.

ÖSYM'den KPSS için flaş karar

ÖSYM, 6 Eylül'de düzenlenen KPSS Lisans oturumunda Şanlıurfa'daki bir kampüste mevzuata aykırı uygulamalar yapıldığını saptadı. İncelenen kamera kayıtlarının ardından, fırsat eşitliğini korumak amacıyla 392 aday için eş değer sınav kararı alındı

16.09.2026 19:20:00
Haber Merkezi
 
ÖSYM'den KPSS için flaş karar
ÖSYM'den KPSS için flaş karar
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), milyonlarca memur adayının katıldığı 2026-KPSS Lisans Genel Yetenek-Genel Kültür oturumuna ilişkin çok kritik bir karara imza attı.

Kurumdan yapılan resmi açıklamaya göre, Şanlıurfa Harran Üniversitesi Osmanbey Kampüsü'ndeki bazı salonlarda mevzuata aykırı sınav uygulamaları gerçekleştirildiği tespit edildi. ÖSYM Yönetim Kurulu, adalet ve fırsat eşitliğinin zedelenmemesi adına bu salondaki 392 adaya eş değer sınav uygulanacağını duyurdu.


Sınav sabahı yaşanan trafik kazası rötar getirmişti


Türkiye genelinde 1 milyon 708 bin 329 adayın katılımıyla 6 Eylül 2026 Pazar günü gerçekleştirilen büyük sınavın Şanlıurfa ayağında sıra dışı gelişmeler yaşanmıştı. Sınav sabahı kent merkezi ile Osmanbey Kampüsü arasındaki bağlantı yolunun tek şeride düşmesi ve bölgede meydana gelen trafik kazası, çok sayıda adayın ulaşımını aksattı.

Adayların mağdur olmaması adına durum ÖSYM Sınav Günü Masası'na iletildi ve sınav gizliliği ile güvenliği korunmak şartıyla binalara giriş süresi 30 dakika uzatılarak sınav saat 10.45'te başlatıldı.

Kamera kayıtları tek tek incelendi, mevzuata aykırılık çıktı

Bu ani rötar kararının ardından ortaya atılan çeşitli iddiaları değerlendiren ÖSYM, idari ve teknik düzeyde ivedilikle kapsamlı bir inceleme başlattı. Kampüsteki sınav binalarının giriş kameraları ve tüm sınav salonlarının video kayıtları, ÖSYM uzmanları tarafından her bir aday için detaylı ve tek tek incelendi.

Yapılan derinlemesine tetkikler sonucunda, kampüste bulunan toplam 150 sınav salonunun 22'sinde ÖSYM'nin yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı sınav uygulamaları yapıldığı saptandı.

"Her sınav bir emanettir"

ÖSYM yaptığı açıklamada adalet vurgusu yaparak şu ifadelere yer verdi:

"Her bir adayın sınavı Başkanlığımız için büyük bir sorumluluk ve emanettir. Bu emanetin korunması, adalet ve fırsat eşitliğinin bozulmaması amacıyla bu kapsamda belirlenen adaylara ÖSYM Yönetim Kurulunun 15.09.2026 tarihli kararı ile eş değer sınav yapılmasına karar verilmiştir."

Eş değer sınav ne zaman yapılacak?

ÖSYM, usulsüzlük saptanan 22 salondaki 392 adayın gireceği yeni eş değer sınavın tarihi ve uygulama detaylarına ilişkin henüz bir bilgi paylaşmadı. Merakla beklenen sınav takviminin önümüzdeki günlerde ÖSYM Resmi Web Sitesi üzerinden adaylara duyurulması bekleniyor.

Alınan bu karar sadece Şanlıurfa'daki söz konusu 22 salonda sınava giren kişileri kapsıyor; Türkiye genelindeki diğer adayların sınav süreçlerinde herhangi bir iptal veya değişiklik bulunmuyor.

Yolcu otobüsünde 69 bin kişiyi zehirleyebilecek miktarda uyuşturucu ele geçirildi

Şanlıurfa'da bir yolcu otobüsünün bagaj kısmında 17 kilo 300 gram uyuşturucu madde ele geçirildi

16.09.2026 16:14:00
İhlas Haber Ajansı
 
Yolcu otobüsünde 69 bin kişiyi zehirleyebilecek miktarda uyuşturucu ele geçirildi
Yolcu otobüsünde 69 bin kişiyi zehirleyebilecek miktarda uyuşturucu ele geçirildi
Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, yol uygulamasında durdurdukları bir yolcu otobüsünde arama yaptı.

Bagaj kısmında narkotik köpeğinin yardımıyla yapılan aramada bir yolcuya ait 4 parça halinde 17 kilo 300 gram skunk maddesi ele geçirildi. Gözaltına alına yolcu, işlemlerinin ardından sevk edildiği mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ele geçirilen uyuşturucunun 69 bin 200 kişiyi zehirlemeye yetecek miktarda olduğu açıklandı.

İşçiler dışarıdan sipariş verdikleri yemekten zehirlendi

Adıyaman'ın Gölbaşı ilçesinde faaliyet gösteren fabrikada çalışan 20 işçi, dışarıdan yedikleri yemekten zehirlenerek hastaneye kaldırıldı

16.09.2026 14:00:00 / Güncelleme: 16.09.2026 14:02:24
İHA
 
İşçiler dışarıdan sipariş verdikleri yemekten zehirlendi
İşçiler dışarıdan sipariş verdikleri yemekten zehirlendi
Edinilen bilgilere göre, Gölbaşı ilçesine bağlı Çelik köyündeki Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren bir fabrikada çalışan 20 işçi, dışarıdan sipariş verdikleri tantunileri yedikten bir süre sonra fenalaştı.

Mide bulantısı, kusma ve halsizlik şikayetleri üzerine fabrikaya çok sayıda sağlık ekibi sevk edildi.



Olay yerine gelen sağlık ekiplerince ilk müdahalesi yapılan işçiler, Gölbaşı Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.

Hastanede tedavi altına alınan işçilerin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.

Konuyla ilgili soruşturma başlatıldı.

İstanbul'da son bir ayda 1 buçuk ton uyuşturucu ele geçirildi

İstanbul'da uyuşturucu tacirlerine yönelik art arda operasyonlar; Son bir ayda 1 buçuk ton uyuşturucu madde ele geçirildi: 46 gözaltı

16.09.2026 13:50:00
İhlas Haber Ajansı
 
İstanbul'da son bir ayda 1 buçuk ton uyuşturucu ele geçirildi
İstanbul'da son bir ayda 1 buçuk ton uyuşturucu ele geçirildi
İstanbul'da uyuşturucu tacirlerine yönelik 18 Ağustos ile 15 Eylül tarihleri arasında yapılan operasyonlarda toplam 1 ton 432 kilogram uyuşturucu madde, 922 bin adet uyuşturucu-uyarıcı hap, 134 kilo 50 gram kimyasal katkı maddesi ele geçirilirken, toplam 46 şüpheli yakalandı.

Son 9 ayda yapılan operasyonlarda ise toplamda 11 ton 891 kilo 39 gram uyuşturucu madde ve 25 milyon 946 bin 472 adet uyuşturucu-uyarıcı hap ele geçirildiği, yakalanan 6 bin 422 şüphelinin tutuklanarak cezaevine gönderildiği kaydedildi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce uyuşturucu madde ticareti suçuna yönelik yeni bir çalışma yaptı. 18 Ağustos ile 15 Eylül tarihleri arasında ulusal ve uluslararası düzeyde uyuşturucu madde ticareti yaptığı tespit edilen şahısların yakalanmasına yönelik Avcılar, Bayrampaşa, Beykoz, Esenyurt, Kağıthane, Küçükçekmece, Silivri, Sultangazi ve Üsküdar ilçelerinde operasyonlar gerçekleştirildi.



Düzenlenen operasyonlarda; 151 kilo 700 gram metamfetamin, 716 kilo 100 gram skunk, 552 kilo 772 gram pregabalin, 16 kilo 552 gram kokain, 850 bin adet sentetik ecza, 72 bin adet extacy hap, 134 kilo 50 gram katkı maddesi ele geçirildi. Toplam 1 ton 432 kilogram uyuşturucu madde, 922 bin adet uyuşturucu-uyarıcı hap, 134 kilo 50 gram kimyasal katkı maddesi ele geçirildi.

Ayrıca Beyoğlu ve Gaziosmanpaşa ilçelerinde faaliyet gösteren sokak satıcılarına yönelik eş zamanlı gerçekleştirilen operasyon kapsamında 14 şüpheli, tüm operasyonlarda toplam 46 şüpheli yakalandı. 41 şüpheli çıkarıldıkları adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderildi. 5 şüphelinin ise işlemlerine devam edildiğini öğrenildi.

01 Ocak 2026 tarihi itibariyle "Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti" ile mücadele kapsamında, İstanbul genelinde toplamda 11 ton 891 kilo 39 gram uyuşturucu madde ve 25 milyon 946 bin 472 adet uyuşturucu - uyarıcı hap ele geçirildiği, yakalanan 6 bin 422 şüphelinin tutuklanarak cezaevine gönderildiği öğrenildi. Öte yandan son iki ayda yapılan operasyonlarda ele geçirilen uyuşturucular emniyette sergilendi.

İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız, yaptığı açıklamada uyuşturucuya topyekun savaş açtıklarını dün gece Esenyurt'ta yapılan operasyonlara değinerek çalışmaların devam edeceğini söyledi.

"Kurtlar Vadisi Pusu" dizisine FETÖ iddiaları üzerine incelenme kararı

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, "Kurtlar Vadisi Pusu" dizisinin bazı bölümlerinde FETÖ propagandası yapıldığı iddiaları üzerine sahnelerin bilirkişi tarafından incelenmesine karar verildi

16.09.2026 13:41:00
İHA
 
"Kurtlar Vadisi Pusu" dizisine FETÖ iddiaları üzerine incelenme kararı
"Kurtlar Vadisi Pusu" dizisine FETÖ iddiaları üzerine incelenme kararı
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunduğu sırada 2011 yılında Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybeden eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma sürüyor.

Bu kapsamda, "Kurtlar Vadisi Pusu" dizisinde yer alan "Kazım Kaşifoğlu" karakterinin vatan haini olarak gösterilmesinin ardından öldürülmesi, bazı sahnelerde "FG" harf grubunu taşıyan araç plakalarına yer verilmesi ve dizinin belirli bölümlerinde, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lehine propaganda, örtülü mesaj, örgütsel talimat veya yönlendirme niteliğinde içeriklerin bulunduğu iddiaları üzerine inceleme kararı verildi.

Söz konusu iddialar, alanında uzman kişilerce oluşturulan bilirkişilerce incelenecek.

Bilirkişi heyetince söz konusu iddiaların açıklığa kavuşturulması için çalışma yürütülüyor.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gazeteci Nagehan Alçı’nın geçen hafta kendisiyle yaptığı röportajın ardından gündeme gelen Abdullah Öcalan için İmralı’da “villa” yapıldığı iddiasına açıklık getirdi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gazeteci Nagehan Alçı’nın geçen hafta kendisiyle yaptığı röportajın ardından gündeme gelen Abdullah Öcalan için İmralı’da “villa” yapıldığı iddiasına açıklık getirdi

16.09.2026 12:00:00
Haber Merkezi
 
 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gazeteci Nagehan Alçı’nın geçen hafta kendisiyle yaptığı röportajın ardından gündeme gelen Abdullah Öcalan için İmralı’da “villa” yapıldığı iddiasına açıklık getirdi
 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gazeteci Nagehan Alçı’nın geçen hafta kendisiyle yaptığı röportajın ardından gündeme gelen Abdullah Öcalan için İmralı’da “villa” yapıldığı iddiasına açıklık getirdi
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gazeteci Nagehan Alçı'nın geçen hafta kendisiyle yaptığı röportajın ardından gündeme gelen Abdullah Öcalan için İmralı'da "villa" yapıldığı iddiasına açıklık getirdi.

Alçı, 11 Eylül'de Bahçeli ile yaptığı görüşmenin ardından, Öcalan için İmralı Adası'nda önünde bahçesi bulunan ve normal yaşam koşullarına uygun bir ev inşa edildiğini, Öcalan'ın ise "statü" talebi nedeniyle bu eve geçmediğini aktarmıştı.

Bahçeli bu kez gazeteci Ceyhun Bozkurt'a yaptığı açıklamada, Alçı'nın sözlerinden "villa" yorumu çıkarıldığını belirterek iddiayı reddetti. Bahçeli, İmralı'da 250 metrekarelik bir konut yapıldığını söyledi.

Bahçeli, "Hanımefendinin (Nagehan Alçı) aktardıklarından birileri villa yorumu çıkardılar, 'villa' diye bir şey yok" İfadelerini kullandı.

Bahçeli, söz konusu yapının neden yapıldığına ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

"250 metrekare bir konut yapıldı. Zaten etrafı denizle çevrili, Öcalan'ın yaşı da ilerledi, orada görüşmelerini yapsın, vereceği mesajları aktarsın, bu imkanlar sağlanmalı, sağlanacaktır."

İmralı sürecine ilişkin mesajlarını da yineleyen Bahçeli, daha önce gündeme getirdiği "Barış süreci siyasallaşma koordinatörlüğü" önerisinin geçerli olduğunu söyledi.

A.Ö: ‘Kaybedecek zamanımız yok’

Abdullah Öcalan’ın İmralı görüşmelerinde sürecin hızlandırılması gerektiğine ilişkin sözleri yeniden gündemde

15.09.2026 22:20:00
Haber Merkezi
 
A.Ö: ‘Kaybedecek zamanımız yok’
A.Ö: ‘Kaybedecek zamanımız yok’
Abdullah Öcalan'ın İmralı görüşmelerinde sürecin hızlandırılması gerektiğine ilişkin sözleri yeniden gündemde. Öcalan, beklemenin risk ürettiğini belirterek "Kaybedecek zamanımız yoktur" ifadelerini kullandı.

'Süreçte ısrar ve acele ediyoruz'

Abdullah Öcalan'ın daha önceki görüşmelerinde yaptığı değerlendirmelerde, yürütülen sürecin ilerletilmesi konusunda dikkat çeken ifadeler kullandığı aktarıldı.

Öcalan'ın mesajında, 'bunun için süreçte ısrar ve acele ediyoruz' dediği belirtildi.

Öcalan, sürecin belirsizlik içinde bırakılmasının yeni riskler doğurabileceğini savunarak şu ifadeyi kullandı: 'Beklentide kalmak, beklenti halini sürdürmek sadece risk üretir. Kaybedecek zamanımız yoktur'.

'Çerçeve bir yasa' çağrısı

Öcalan'ın açıklamalarında TBMM'nin rolüne de dikkat çekildi. Meclisin süreci hassasiyetle yürütmesi gerektiğini belirten Öcalan, "Çerçeve bir yasa, demokratikleşme sürecinin kök hücresini oluşturabilir" değerlendirmesinde bulundu.

Bu sözler, sürecin yalnızca siyasi görüşmelerle değil, yasal düzenlemeler üzerinden kurumsal bir zemine taşınması gerektiği yönündeki mesaj olarak değerlendirildi.

Tartışma yeniden alevlendi

Öcalan'ın "ısrar ve acele" vurgusu, Türkiye'de devam eden tartışmaların da yeniden gündeme gelmesine neden oldu.

Bir tarafta sürecin ilerletilmesi ve Meclis zemininde yasal adımlar atılması gerektiğini savunanlar bulunurken, diğer tarafta "Neden acele ediliyor, hangi adımlar hazırlanıyor ve kamuoyundan ne saklanıyor?" soruları soruluyor.

Özellikle Öcalan'ın "Kaybedecek zamanımız yoktur" sözleri, sürecin bundan sonraki aşamasında atılacak adımların zamanlamasına ilişkin tartışmaları daha da büyütüyor.

Kritik soru: Acele edilen nedir?

Öcalan'ın açıklamalarındaki en dikkat çekici ifadelerden biri "acele ediyoruz" vurgusu oldu. Şimdi gözler Meclis'e ve siyasi aktörlere çevrilmiş durumda.

Acele edilen süreç nedir?

Hangi yasal düzenlemeler gündeme gelecek?

Kamuoyunun bilmediği hangi takvim işletiliyor?

Bu soruların yanıtı, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin en önemli siyasi gündem maddelerinden biri olmaya aday.

İşte yeni eğitim yılındaki radikal değişiklikler ve yasaklar

Türkiye genelinde milyonlarca öğrenci ve öğretmen için ilk ders zili çaldı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın yayımladığı yeni genelgeyle okullarda randevusuz veli dönemi kapanırken, güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı

15.09.2026 16:00:00
Eyüp Kabil
 
İşte yeni eğitim yılındaki radikal değişiklikler ve yasaklar
İşte yeni eğitim yılındaki radikal değişiklikler ve yasaklar
Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki yaklaşık 17 milyon öğrenci ve 1,2 milyon öğretmen, üç aylık yaz tatilinin ardından 14 Eylül Pazartesi günü ders başı yaptı. Yeni eğitim-öğretim yılının resmi açılışı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in katılımıyla Gazi Anadolu Lisesi'nde düzenlenen törenle gerçekleştirildi.

Ancak bu dönem, sadece ilk zil heyecanıyla değil, bakanlığın 81 il valiliğine gönderdiği "2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler" genelgesindeki çok konuşulan yeni kurallarla başladı.

Velilere "Okul Randevu Sistemi" zorunluluğu

Yeni dönemin en dikkat çekici uygulamalarından biri velileri doğrudan ilgilendiriyor. Artık veliler, okulları istedikleri saatte ziyaret edemeyecek. Ülke genelinde hayata geçirilen "Okul Randevu Sistemi" ile veli görüşmeleri tamamen planlı hale getirildi.

Randevusu bulunmayan ziyaretçilerin veya öğrencinin yasal vasisi olmayan kişilerin okul binalarına girişine kesinlikle izin verilmeyecek. Bu kararla eğitim ortamlarının kesintiye uğramaması ve öğretmenlerin mesleki haklarının korunması amaçlanıyor.

Okul girişlerinde sıkı güvenlik ve dedektör önlemi

Geçtiğimiz dönemlerde yaşanan üzücü okul saldırılarının ardından, bakanlık bu yıl "Güvenli Okul İklimi" kapsamında güvenlik tedbirlerini en üst seviyeye çıkardı. Genelgeye göre okul ortamlarında yaya ve araç trafiği birbirinden tamamen ayrılacak, kör noktalar aydınlatılacak ve birçok okulda risk durumuna göre girişlerde dedektörle arama uygulaması yürütülecek.

Öğretmenlere önlük uygulaması ve "deneme sınavı" yasağı

Eğitim camiasını yakından ilgilendirilen bir diğer başlık ise kılık-kıyafet düzenlemesi oldu. Genelgede, öğretmenlerin mesleğin vakarına ve öğrencilere örnek olma niteliğine uygun hareket etmeleri vurgulanarak önlük giymeleri istendi.

Ayrıca öğrencileri ve velileri maddi külfetten kurtarmak amacıyla ticari kaygıyla yapılan deneme sınavlarına da kısıtlama getirildi. MEB tarafından hazırlanan resmi ölçme araçları dışındaki il, ilçe veya sınıf genelindeki deneme, tarama ve hazır bulunuşluk sınavlarının okullarda uygulanmasına ya da öğrencilere kaynak kitap olarak satın aldırılmasına izin verilmeyecek.

İlk ara tatil kasım ayında

MEB çalışma takvimine göre, tempolu başlayacak olan yeni eğitim döneminde öğrencilerin heyecanla beklediği ilk ara tatil 16-20 Kasım 2026 tarihleri arasında yapılacak. Yarıyıl tatili (sömestr) ise 22 Ocak 2027 Cuma günü çalacak son ders ziliyle başlayacak.

Fethiye'de aile faciası

Muğla Fethiye'de eşiyle boşanma aşamasındaki bir baba, iki çocuğunu iş yerinde öldürdükten sonra yaşamına son verdi. Annelerinin ihbarıyla ortaya çıkan ve kenti yasa boğan acı olayla ilgili çok yönlü soruşturma sürerken, cenazeler otopsi için Adli Tıp Kurumuna kaldırıldı

15.09.2026 14:20:00
Haber Merkezi
 
Fethiye'de aile faciası
Fethiye'de aile faciası
Muğla'nın Fethiye ilçesinde bir iş yerinde baba ile iki çocuğu ölü olarak bulunurken, ölüm nedenlerinin yapılacak incelemelerin ardından netleşeceği bildirildi.  

Olay, bugün saat 08.30 sıralarında Fethiye Yeni Mahalle Adnan Menderes Bulvarı üzerindeki bir iş yerinde meydana geldi. İş yerinden gelen ihbar üzerine bölgeye ekipler sevk edildi. İş yerinin kapısının zorlanarak açılmasının ardından içeride yapılan kontrolde, iş yeri sahibi Ergün Güngör (37) asılı halde bulundu. İş yerinde bulunan E.G'nin çocukları olduğu belirtilen Hatice Güngör (10) ve Hüseyin Güngör (6) isimli iki çocuk da yataklarında hareketsiz halde bulundu.

Durumun bildirilmesi üzerine olay yerine Acil Sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde, 3 kişinin de hayatını kaybettiği belirlendi.

Olayın ardından durum Cumhuriyet Savcılığı talimatları doğrultusunda Fethiye İlçe Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ekipleri inceleme başlatılırken, baba ve iki çocuğunun ölümlerinin kesin nedeni ve olayın nasıl gerçekleştiği yapılacak adli incelemelerin ardından belirleneceği öğrenildi.



Bir süredir ailevi sorunları vardı

Tüm kenti yasa boğan acı olayın detayları netleşmeye başladı. Bir süredir ailevi sorunlar yaşadığı ve eşiyle boşanma aşamasında olduğu öğrenilen 37 yaşındaki Ergün Güngör ile çocukları 10 yaşındaki Hatice ve 6 yaşındaki Hüseyin Güngör'ün ölümüne ilişkin ilk incelemeler tamamlandı.

Annenin ihbarı acı gerçeği ortaya çıkardı

Edinilen bilgilere göre, şehir dışından Fethiye'ye dönen anne, eşine ve çocuklarına ulaşamayınca durumdan şüphelenerek polise başvurdu. İhbar üzerine harekete geçen emniyet güçleri, babanın çalıştığı iş yerine çilingir yardımıyla girdi. Ekipler, içeride korkunç bir manzara ile karşılaştı.

İlk bulgular: Önce çocuklar, sonra baba

Olay yeri inceleme ekipleri ve Cumhuriyet Savcısı'nın gerçekleştirdiği ilk tespitlere göre; baba Ergün Güngör'ün, çocukları Hatice ve Hüseyin'i yataklarında hareketsiz halde bulduğu, ardından kendisini asarak yaşamına son verdiği belirlendi.

Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde üçünün de olay yerinde hayatını kaybettiği kesinleşti. Güvenlik güçleri, ilk veriler ışığında olayın babanın çocuklarının canına kıydıktan sonra intihar etmesi şeklinde gerçekleştiği şüphesi üzerinde duruyor.

Cenazeler, ölümün kesin nedeninin ve zamanının belirlenmesi amacıyla otopsi yapılmak üzere Muğla Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Olayla ilgili geniş çaplı adli soruşturma çok yönlü olarak sürdürülüyor.

Kayıp bebek soruşturmasında 2 gözaltı daha

Sivas'ın Divriği ilçesinde 11 aylık bebeğin kaybolmasına ilişkin gözaltına alınan şüpheli sayısı 10'a yükseldi

15.09.2026 13:20:00
Anadolu Ajansı
 
Kayıp bebek soruşturmasında 2 gözaltı daha
Kayıp bebek soruşturmasında 2 gözaltı daha

Divriği Cumhuriyet Başsavcılığınca Büşra bebeğin kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 2 zanlı daha gözaltına alındı.

Gözaltında bulunan baba Yusuf Balıkçı ve anne Elif Balıkçı ile akrabaları M.R.B. (60), R.B. (45), İ.B, M.D, M.B, çadırlar bölgesinde kalan K.D. (50), Ö.B. (19) ve A.Ç'nin işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmesi bekleniyor.

Öte yandan anne Balıkçı'nın, bebeğini eşinin öldürüp araziye bıraktığını iddia etmesinin ardından Göndüren köyü İncedere Yaylası'nda AFAD, komando ve jandarma ekipleri, yapay zeka destekli insansız hava aracı ve iz takip köpeğinin desteğiyle yeniden arama çalışması başlattı.

Sivas Valiliğinden yapılan açıklamada, yürütülen adli süreçlere ilişkin kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına yeniden bir basın açıklaması yapılması ihtiyacı doğduğu belirtildi.

Bebeği arama çalışmalarının ilk andan itibaren titizlikle sürdürüldüğü vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Olayla ilgili yürütülen adli tahkikat kapsamında, aile fertlerinin çelişkili ifadeleri üzerine soruşturma kapsamı genişletilmiş, bebeğin öldürülmüş, kaçırılmış veya maddi menfaat karşılığında başka bir kişiye verilmiş olabileceği yönündeki ihtimaller de dahil olmak üzere tüm olasılıklar çok yönlü olarak değerlendirilmektedir. Divriği Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları doğrultusunda olayla ilgili 10 kişi gözaltına alınmış olup adli süreçleri devam etmektedir. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğümüz tarafından yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde, ailede bulunan 2017, 2018, 2021 ve 2023 doğumlu olmak üzere iki kız ve iki erkek çocuk devlet koruması altına alınmıştır. Bu nedenle soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi ve adli sürecin selameti açısından, yetkili makamlarca yapılacak açıklamalar dışında kamuoyunda yer alan bilgi ve değerlendirmelere itibar edilmemesi önem arz etmekte olup soruşturma, tüm ihtimaller değerlendirilerek çok yönlü ve titiz bir şekilde devam etmektedir."

Göndüren köyü İncedere Yaylası'nda hayvancılıkla uğraşan 5 çocuk annesi Elif Balıkçı, 10 Eylül'de bebeği Büşra Balıkçı'yı yaşadıkları çadırda bulamayınca durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirmiş, ihbar üzerine köye AFAD ve jandarma ekipleri sevk edilmiş, bölgede arama çalışması başlatılmıştı.

Soruşturma kapsamında bebeğin babası Yusuf Balıkçı ve annesi Elif Balıkçı'nın da aralarında bulunduğu 9 şüpheli gözaltına alınmış, zanlılardan veteriner hekim serbest bırakılmıştı.

Bebeğin kaybolmasıyla ilgili Divriği Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Sulh Ceza Hakimliğince yayın yasağı kararı alınmıştı.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.