Bir önceki yazımızı şu soruyla bitirmiştik: Ortadoğu yeniden şekillenirken Türkiye bu değişimin öznesi mi olacaktır, yoksa başkalarının hazırladığı bölgesel projelerin konusu mu hâline gelecektir? Şimdi bu sorunun peşinden gidelim. Çünkü bugün Türkiye'de yaşananları anlamak için yalnızca Ankara'ya, Meclis'e veya "Terörsüz Türkiye" sürecine bakmak yeterli değildir. Haritayı biraz büyüttüğümüzde Irak'ı, Suriye'yi, İran'ı, ABD'yi ve İsrail'i de aynı denklem içerisinde görmek zorundayız.
Irak'ta federal bir yapı ortaya çıkmışken, Suriye'nin kuzeyinde yıllardır statü ve yönetim modeli tartışılıyorken, Türkiye'de aynı dönemde vatandaşlık, kimlik, yerel yönetimler, demokratikleşme ve "Kürt sorununun kök nedenleri" konuşuluyorsa bütün bunları birbirinden tamamen bağımsız gelişmeler olarak değerlendirmek mümkün müdür? İşte Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce yaptığı uyarılar tam bu noktada yeniden okunmalıdır.
Henüz 2004 yılında Büyük Ortadoğu Projesi tartışılırken Haydar Baş, bu projeyi yalnızca bir demokratikleşme girişimi olarak görmüyor; bölgedeki devletlerin ve sınırların geleceği açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendiriyordu. Proje kamuoyuna demokrasi, reform ve dönüşüm kavramları üzerinden anlatılıyordu. Haydar Baş ise meseleyi bundan ibaret görmüyor; devlet yapıları, etnik unsurlar ve bölgesel dengeler üzerindeki muhtemel sonuçlarına dikkat çekiyordu. Ona göre Büyük Ortadoğu Projesi'nin arkasında ABD'nin ve İsrail'in bölgeye ilişkin çok daha geniş stratejik hedefleri bulunuyordu.
Aradan yıllar geçti. 21 Kasım 2012 tarihli "İhtimaller" başlıklı yazısında Haydar Baş bu kez Türkiye, Irak ve Suriye'de yaşanan gelişmeleri aynı harita üzerinde değerlendiriyordu. Suriye'deki PYD'yi, Irak'taki gelişmeleri ve Türkiye'deki PKK meselesini birbirinden ayrı hadiseler olarak görmüyor; bunların bölgesel bir Kürt devleti tartışmasını akla getirdiğini söylüyordu.
Dikkat edelim. Bunlar bugün söylenmiş sözler değildir. Yıl 2012'dir. Suriye iç savaşı henüz başlangıç safhasındadır. Bugün Suriye'nin kuzeydoğusunda gördüğümüz yapı bugünkü biçimine ulaşmamıştır. Haydar Baş, 29 Haziran 2015 tarihli "Yine savaşın eşiğindeyiz" başlıklı yazısında uyarısını daha da açık hâle getirdi. Suriye'nin kuzeyindeki gelişmeleri değerlendirirken Irak, İran, Suriye ve Türkiye'yi birlikte anıyor ve Türkiye'nin güney sınırındaki yapılanmanın ileride ülkemiz açısından doğurabileceği sonuçlara dikkat çekiyordu. Bu uyarıların ayrıntısına bir sonraki yazımızda döneceğiz. Bugün dönüp bu yazıları yeniden okumak gerekiyor.
Çünkü Haydar Baş'ın üzerinde durduğu temel mesele Kürt vatandaşlarımız değildi. Tam tersine, Türklerle Kürtlerin kardeşliğini savunuyor; Türkiye'de etnik kimlikler üzerinden yeni siyasi ayrımlar oluşturulmasına karşı çıkıyordu. Nitekim yıllarca "Türkiye'de Kürt meselesi değil, terör sorunu vardır" diyerek meselenin bir vatandaşlık veya etnik kimlik problemi hâline getirilmesine itiraz etti. Onun itirazı Kürt'e değildi. Kürt kimliğinin uluslararası projelerin aracı hâline getirilmesineydi. Bugün yapılması gereken de budur: Kürt vatandaşlarımızla terör örgütünü birbirinden ayırmak; eşit vatandaşlığı korurken, etnik kimlikler üzerinden yürütülen jeopolitik hesapları da görmek.
İsrail boyutunu da görmezden gelemeyiz. İsrail yönetiminden son yıllarda Suriye'deki Kürtlerin korunması gerektiği yönünde açıklamalar da geldi. 2026 başında İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, Suriye'deki Kürtlere ilişkin uluslararası topluma çağrıda bulundu. Bu, tek başına "İsrail bir Kürt devleti kuruyor" demek için yeterli değildir. Ancak İsrail'in Suriye'deki Kürtlerin geleceğini kendi bölgesel güvenlik değerlendirmesinin dışında tutmadığını göstermesi bakımından önemlidir. ABD'nin Irak'ın dönüşümündeki rolü ortadadır. Suriye'de SDG ile kurduğu askerî ilişki de ortadadır. O hâlde Türkiye'nin bütün bunların dışında olduğunu nasıl düşünebiliriz? Üstelik bugün ülkemizde PKK'nın silah bırakmasıyla sınırlı kalmayan bir siyasi süreç yürütülmektedir. "Kök nedenler" deniliyor. "Demokratik toplum" deniliyor. Yeni anayasa konuşuluyor. Vatandaşlık tartışılıyor. Yerel yönetimler konuşuluyor. Kimliklerin siyasi temsili tartışılıyor. Ve bütün bunlar Irak ve Suriye'de devlet yapılarının büyük değişimler geçirdiği tarihsel bir dönemin devamında yaşanıyor. İşte büyük resim budur.
Haydar Baş'ın yıllar önce yaptığı uyarıları bugün değerli kılan, geleceği kelimesi kelimesine tarif etmiş olması değildir. Asıl önemli olan, Türkiye'de yaşanan terör meselesini Türkiye sınırları içine hapsederek okumaması; Irak'ı, Suriye'yi, İran'ı, ABD'yi ve İsrail'i aynı jeopolitik denklem içerisinde değerlendirmesidir.
Irak'ta yaşananları gördük. Suriye'de ortaya çıkan yapıyı görüyoruz. ABD'nin bölgedeki askerî ve siyasi varlığını, İsrail'in bölgesel güvenlik hesaplarını biliyoruz. Bütün bunların ortasında Türkiye'de yeni bir süreç yürütülüyor. Bu tablo bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Türkiye'deki terör meselesinin yalnızca Türkiye sınırları içerisinde üretilmiş sebepleri ve sonuçları yoktur. Terör örgütünü konuşup onu besleyen bölgesel ve küresel hesapları görmezsek meselenin ancak bir bölümünü anlamış oluruz.
Aradan geçen yıllar Irak'ı değiştirdi. Suriye'yi değiştirdi. Bölgede yeni siyasi ve askerî yapılar ortaya çıkardı. Şimdi aynı coğrafyanın merkezindeki Türkiye'nin önüne getirilen süreci bütün bunlardan bağımsız okuyamayız. Terörü bitirelim derken, terörü yıllarca kullanan uluslararası hesapların Türkiye için ne öngördüğünü gözden kaçırmamalıyız. Çünkü mesele sadece silahın bırakılması değildir. Asıl mesele, silah bırakıldıktan sonra önümüze hangi Türkiye'nin konulacağıdır.
İşte bundan dolayı Haydar Baş'ın yıllar önce söylediklerini yeniden hatırlamak gerekiyor. Bir sonraki yazımızda onun uyarılarını tarihleriyle, söyledikleriyle ve bugün karşımıza çıkan tabloyla birlikte ele alacağız.
Devam edecek...
Irak'ta federal bir yapı ortaya çıkmışken, Suriye'nin kuzeyinde yıllardır statü ve yönetim modeli tartışılıyorken, Türkiye'de aynı dönemde vatandaşlık, kimlik, yerel yönetimler, demokratikleşme ve "Kürt sorununun kök nedenleri" konuşuluyorsa bütün bunları birbirinden tamamen bağımsız gelişmeler olarak değerlendirmek mümkün müdür? İşte Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce yaptığı uyarılar tam bu noktada yeniden okunmalıdır.
Henüz 2004 yılında Büyük Ortadoğu Projesi tartışılırken Haydar Baş, bu projeyi yalnızca bir demokratikleşme girişimi olarak görmüyor; bölgedeki devletlerin ve sınırların geleceği açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendiriyordu. Proje kamuoyuna demokrasi, reform ve dönüşüm kavramları üzerinden anlatılıyordu. Haydar Baş ise meseleyi bundan ibaret görmüyor; devlet yapıları, etnik unsurlar ve bölgesel dengeler üzerindeki muhtemel sonuçlarına dikkat çekiyordu. Ona göre Büyük Ortadoğu Projesi'nin arkasında ABD'nin ve İsrail'in bölgeye ilişkin çok daha geniş stratejik hedefleri bulunuyordu.
Aradan yıllar geçti. 21 Kasım 2012 tarihli "İhtimaller" başlıklı yazısında Haydar Baş bu kez Türkiye, Irak ve Suriye'de yaşanan gelişmeleri aynı harita üzerinde değerlendiriyordu. Suriye'deki PYD'yi, Irak'taki gelişmeleri ve Türkiye'deki PKK meselesini birbirinden ayrı hadiseler olarak görmüyor; bunların bölgesel bir Kürt devleti tartışmasını akla getirdiğini söylüyordu.
Dikkat edelim. Bunlar bugün söylenmiş sözler değildir. Yıl 2012'dir. Suriye iç savaşı henüz başlangıç safhasındadır. Bugün Suriye'nin kuzeydoğusunda gördüğümüz yapı bugünkü biçimine ulaşmamıştır. Haydar Baş, 29 Haziran 2015 tarihli "Yine savaşın eşiğindeyiz" başlıklı yazısında uyarısını daha da açık hâle getirdi. Suriye'nin kuzeyindeki gelişmeleri değerlendirirken Irak, İran, Suriye ve Türkiye'yi birlikte anıyor ve Türkiye'nin güney sınırındaki yapılanmanın ileride ülkemiz açısından doğurabileceği sonuçlara dikkat çekiyordu. Bu uyarıların ayrıntısına bir sonraki yazımızda döneceğiz. Bugün dönüp bu yazıları yeniden okumak gerekiyor.
Çünkü Haydar Baş'ın üzerinde durduğu temel mesele Kürt vatandaşlarımız değildi. Tam tersine, Türklerle Kürtlerin kardeşliğini savunuyor; Türkiye'de etnik kimlikler üzerinden yeni siyasi ayrımlar oluşturulmasına karşı çıkıyordu. Nitekim yıllarca "Türkiye'de Kürt meselesi değil, terör sorunu vardır" diyerek meselenin bir vatandaşlık veya etnik kimlik problemi hâline getirilmesine itiraz etti. Onun itirazı Kürt'e değildi. Kürt kimliğinin uluslararası projelerin aracı hâline getirilmesineydi. Bugün yapılması gereken de budur: Kürt vatandaşlarımızla terör örgütünü birbirinden ayırmak; eşit vatandaşlığı korurken, etnik kimlikler üzerinden yürütülen jeopolitik hesapları da görmek.
İsrail boyutunu da görmezden gelemeyiz. İsrail yönetiminden son yıllarda Suriye'deki Kürtlerin korunması gerektiği yönünde açıklamalar da geldi. 2026 başında İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, Suriye'deki Kürtlere ilişkin uluslararası topluma çağrıda bulundu. Bu, tek başına "İsrail bir Kürt devleti kuruyor" demek için yeterli değildir. Ancak İsrail'in Suriye'deki Kürtlerin geleceğini kendi bölgesel güvenlik değerlendirmesinin dışında tutmadığını göstermesi bakımından önemlidir. ABD'nin Irak'ın dönüşümündeki rolü ortadadır. Suriye'de SDG ile kurduğu askerî ilişki de ortadadır. O hâlde Türkiye'nin bütün bunların dışında olduğunu nasıl düşünebiliriz? Üstelik bugün ülkemizde PKK'nın silah bırakmasıyla sınırlı kalmayan bir siyasi süreç yürütülmektedir. "Kök nedenler" deniliyor. "Demokratik toplum" deniliyor. Yeni anayasa konuşuluyor. Vatandaşlık tartışılıyor. Yerel yönetimler konuşuluyor. Kimliklerin siyasi temsili tartışılıyor. Ve bütün bunlar Irak ve Suriye'de devlet yapılarının büyük değişimler geçirdiği tarihsel bir dönemin devamında yaşanıyor. İşte büyük resim budur.
Haydar Baş'ın yıllar önce yaptığı uyarıları bugün değerli kılan, geleceği kelimesi kelimesine tarif etmiş olması değildir. Asıl önemli olan, Türkiye'de yaşanan terör meselesini Türkiye sınırları içine hapsederek okumaması; Irak'ı, Suriye'yi, İran'ı, ABD'yi ve İsrail'i aynı jeopolitik denklem içerisinde değerlendirmesidir.
Irak'ta yaşananları gördük. Suriye'de ortaya çıkan yapıyı görüyoruz. ABD'nin bölgedeki askerî ve siyasi varlığını, İsrail'in bölgesel güvenlik hesaplarını biliyoruz. Bütün bunların ortasında Türkiye'de yeni bir süreç yürütülüyor. Bu tablo bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Türkiye'deki terör meselesinin yalnızca Türkiye sınırları içerisinde üretilmiş sebepleri ve sonuçları yoktur. Terör örgütünü konuşup onu besleyen bölgesel ve küresel hesapları görmezsek meselenin ancak bir bölümünü anlamış oluruz.
Aradan geçen yıllar Irak'ı değiştirdi. Suriye'yi değiştirdi. Bölgede yeni siyasi ve askerî yapılar ortaya çıkardı. Şimdi aynı coğrafyanın merkezindeki Türkiye'nin önüne getirilen süreci bütün bunlardan bağımsız okuyamayız. Terörü bitirelim derken, terörü yıllarca kullanan uluslararası hesapların Türkiye için ne öngördüğünü gözden kaçırmamalıyız. Çünkü mesele sadece silahın bırakılması değildir. Asıl mesele, silah bırakıldıktan sonra önümüze hangi Türkiye'nin konulacağıdır.
İşte bundan dolayı Haydar Baş'ın yıllar önce söylediklerini yeniden hatırlamak gerekiyor. Bir sonraki yazımızda onun uyarılarını tarihleriyle, söyledikleriyle ve bugün karşımıza çıkan tabloyla birlikte ele alacağız.
Devam edecek...
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -VI- Ortadoğu'yu kim yeniden şekillendiriyor? / 14.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -V- Mesele sadece Türkiye'nin iç meselesi mi? / 13.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -IV- Federasyon tartışması nereden çıkıyor? / 12.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -III- Kimlik siyaseti Türkiye'yi nereye götürür? / 11.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -II- Asıl tartışma silahlar mı, sonrası mı? / 10.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -I- “Devlet politikası” demek yeterli mi? / 09.08.2026
- Türkiye neden bu hale geldi? / 03.08.2026
- Koridor savaşları başladı / 02.08.2026
- Sınav değil, gençlik kaybediyor / 28.07.2026
- Emperyalizmin İran’daki hesap hatası / 26.07.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -V- Mesele sadece Türkiye'nin iç meselesi mi? / 13.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -IV- Federasyon tartışması nereden çıkıyor? / 12.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -III- Kimlik siyaseti Türkiye'yi nereye götürür? / 11.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -II- Asıl tartışma silahlar mı, sonrası mı? / 10.08.2026
- Terörsüz Türkiye'yi anlamak -I- “Devlet politikası” demek yeterli mi? / 09.08.2026
- Türkiye neden bu hale geldi? / 03.08.2026
- Koridor savaşları başladı / 02.08.2026
- Sınav değil, gençlik kaybediyor / 28.07.2026
- Emperyalizmin İran’daki hesap hatası / 26.07.2026


























































