logo
19 TEMMUZ 2026

15 Temmuz sonrası demokrasi muhasebesi

19.07.2026 00:00:00
 

İçinde bulunduğumuz 2026 yılı itibarıyla, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık ve aynı zamanda en destansı dönüm noktalarından biri olan 15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yıldönümünü idrak ettik. 

Bu anlamlı milat, sadece geçmişe bakıp ibret alma günü değil; aynı zamanda demokrasinin, milli iradenin ve bir ülkenin küresel organizasyonlar eliyle nasıl bir uçurumun kenarına itilmek istendiğinin muhasebeleşme vaktidir.

Zaferin gerçek sahibi milletin kendisidir

15 Temmuz 2016 gecesi saat 22:00 sularında başlayan hareketlilik, Türkiye'nin meşru düzenini ve bağımsızlığını hedef alan FETÖ destekli hain bir kalkışmaydı. 

Ankara semalarında uçan F-16'lar, sokaklara sürülen tanklar ve saat 02:42'de milletin kalbi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) bombalanması, gözü dönmüşlüğün en açık kanıtıydı. 

Dönemin Başbakanı Binali Yıldırım'ın televizyon ekranlarından bunun bir kalkışma olduğunu ilan etmesi ve ardından milletin meydanlara davet edilmesiyle seyrini değiştiren bu karanlık gece, sabaha karşı bir demokrasi zaferine dönüştü.

Bu zaferin yegane ve gerçek sahibi Türk milletidir. 

Silahlara, jetlere ve tanklara karşı sadece imanı ve bayrağıyla direnen halk; dışarıdan kurgulanan hiçbir vesayeti, empozeyi ve hain girişimi kabul etmeyeceğini tüm dünyaya ilan etmiştir. 

Neticede bu şanlı direniş, 29 Ekim 2016'da resmi bir kararla "Demokrasi ve Milli Birlik Günü" ilan edilerek taçlandırılmıştır.

Küresel hesaplar ve FETÖ'nün tarihsel kökleri

FETÖ, bir gecede ortaya çıkmış bir yapı değildir. Bu organizasyonun temelleri, kökleri itibarıyla ta Kurtuluş Savaşı yıllarına ve o dönemin İngiliz projelerine kadar uzanan tarihsel bir sürekliliğin parçasıdır. 

Zamanla küresel emperyalist mantığın el değiştirmesiyle birlikte, bu taşeron yapının yeni hamisi ABD olmuştur.

Bu yapının ideolojik kodlarını anlamak için 1990'lı yıllara bakmak yeterlidir. 

ABD merkezli düşünce (istihbarat) kuruluşu olan Rand Corporation'ın "Ilımlı İslam" (Moderate Islam) raporları ve Fethullah Gülen'e verilen ödüller sürecin fitilini ateşlemiştir. 

Nitekim 1998 yılında Gülen'in Vatikan'a yaptığı ziyaret ve Papa ile görüşmesi, yapının gerçek misyonunu deşifre etmiştir. 

FETÖ'nün yayın organı olan Zaman Gazetesi'nde bizzat yayınlanan Papa'ya mektupta, Vatikan'ın "Dinlerarası Diyalog" projesinin bir parçası olunduğu netçe itiraf edilmiştir.

Anadolu coğrafyası üzerinde hesabı bitmemiş olan güçlerin (ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi, İsrail'in arzı mevut planları, AB'nin Şark Meselesi) ortak bir konsorsiyumu olarak FETÖ, dinsel argümanları maske yaparak Türkiye'yi içeriden işgal etme projesinin uygulayıcısı olmuştur.

"Aldandık" demek yetmez: Erken uyarılar ve vefa borcu

Yıllarca "Gülen Hareketi" adı altında masum bir sivil toplum kuruluşu gibi pazarlanan bu yapı, AK Parti iktidarı döneminde devletin en kılcal damarlarına kadar sızma imkanı bulmuştur. 

Dönemin siyasi iradesinin bizzat "Ne istediler de vermedik?" diyerek itiraf ettiği bu ortaklık, 2002 yılından sonraki süreçte emniyetin, askerin, Milli Eğitim Bakanlığı'nın, 2010 referandumuyla da yargının kapılarını bu örgüte sonuna kadar açmıştır. 

Milli Eğitim ders kitaplarına "dört büyük din" safsatasının sokulması, on binlerce kilise evlerinin açılması gibi yüzlerce uygulama bu dönemde hayat bulmuştur.

Oysa bu tehlikeyi çok önceden gören ve devleti yönetenleri defalarca uyaran bir isim vardı. Prof. Dr. Haydar Baş, daha 2001 yılında bizzat Erdoğan'ı uyararak Dinlerarası Diyalog faaliyetlerinin bir işgal projesi olduğunu aktarmıştı. 

Televizyonlarda, mitinglerde ve yazdığı eserlerde bu fitneye karşı büyük mücadele veren Prof. Dr. Baş, bundan rahatsız olan FETÖ'nün devlet gücünü kullanarak kurduğu baskıyla hedef tahtasına oturtulmuştur. 

Yine FETÖ'nün açtığı 40 bin dava dosyasıyla, ailesi, kurumları ve partisiyle birlikte hep rahatsız edilmiştir ama buna karşı verdiği hukuk mücadelesinde de kazanmıştır.

Bugün darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçmiş olmasına rağmen hala kamuda, emniyette kripto FETÖ operasyonları yapılıyor ve yüzlerce kişi yakalanıyorsa, bu geçmişteki büyük körlüğün bir sonucudur. 

Siyasetin "aldandık" diyerek geçiştiremeyeceği bu süreçte, haklılığı zamanla anlaşılan yerli ve milli isimlere büyük bir özür ve vefa borcu bulunmaktadır.

Demokrasinin rafa kaldırılması 15 Temmuz'un ruhuna uygun değil

15 Temmuz gecesi meydanlara çıkan halkın tek bir muradı vardı: Demokrasiye sahip çıkmak ve milli iradeyi çiğnetmemek. 

Ancak darbe girişiminden bir yıl sonra, 2017 referandumuyla hayata geçirilen "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi", yasama, yürütme ve yargı erklerini tek bir kişide toplayarak demokrasinin temel direği olan güçler ayrılığını rafa kaldırmıştır.

Milletin canı pahasına savunduğu 15 Temmuz ruhu ile bugünkü sistem 180 derece bir çelişki barındırmaktadır. 

Eğer gerçekten bu zaferin hakkı verilmek isteniyorsa, parlamenter sistem yeniden geri getirilmeli, meclis tahkim edilmeli ve ifade özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. 

Bugün milletin demokrasi zaferi olan 15 Temmuz'u eleştirenlere hemen soruşturma açılırken, bugün varlık sebebimiz olan Kurtuluş Savaşı'na, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ve Cumhuriyet'in kurucu değerlerine hakaret edenlerin cezasız kalması da ayrıca büyük bir çelişkidir. Bu durum, toplumsal barışı ve adaleti zedeleyen büyük yaradır. 

Unutulmamalıdır ki, Kurtuluş Savaşı zaferi olmasaydı, bugün ne savunulacak bir devlet ne de 15 Temmuz zaferi olacaktı.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.