logo
17 EYLÜL 2026

Türkiye tarımında çöküşün perde arkası

17.09.2026 00:00:00
 

Türkiye tarımı; yapısal, ekonomik, çevresel ve sosyolojik darboğazların çemberinde tarihin en ağır krizlerinden birini yaşamaktadır. 

Yıllardır uygulanan küresel merkezli yanlış tarım politikaları, üretim altyapısını tahrip ederken Türk çiftçisini borç sarmalına sürüklemiş, tüketiciyi ise fahiş gıda fiyatlarıyla baş başa bırakmıştır. 

Veriler, tarımsal girdilerden üretici borçlarına, tarladan sofraya fiyat makasından yaşlanan çiftçi nüfusuna kadar sektörün her alanında alarm zillerinin çaldığını açıkça ortaya koymaktadır.

Tarımda yüksek maliyetler, borç sarmalı, derinleşen fiyat makası

Üretimin temel direği olan girdilerdeki fahiş fiyat artışları, çiftçinin belini bükmeye devam etmektedir. 

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) verilerine göre; gübre ve toprak geliştiricilerde yıllık bazda yüzde 50,99'luk devasa bir artış yaşanmıştır. 

Bina ve tesis bakım harcamaları yüzde 40-45, tohum ve dikim materyalleri yüzde 35-40, hayvan yemi yüzde 25-30 ve bitki koruma ürünleri (zirai ilaçlar) yüzde 20-25 bandında yükselirken, genel girdi enflasyonu ortalaması yüzde 32,06 seviyesine ulaşmıştır. 

İthalata ve dövize bağımlı bu maliyet yapısı, tarladaki üretimin sürdürülebilirliğini imkânsız hale getirmektedir.

Artan maliyetler karşısında gelir elde edemeyen üretici, çareyi bankalara sığınmakta bulmuştur. 

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, tarım sektörünün bankacılık sistemine olan toplam nakdi kredi borcu 1 trilyon 492 milyar TL seviyesine dayanmıştır. 

Asıl tehlike sinyali takipteki (batık) kredilerde görülmektedir; batık borç miktarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 226'lık muazzam bir artışla 25 milyar TL'ye yükselmiş, takipteki kredi oranı yüzde 0,7'den yüzde 1,8'e çıkmıştır. 

Üretici, elde ettiği gelirle borcunu kapatamadığı için sürekli yeni kredi çekerek borcu borçla döndürmektedir.

Diğer taraftan, üreticinin tarlada yok pahasına sattığı ürün, tüketiciye ulaşana kadar katlanarak pahalanmaktadır. 

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) verilerine göre tarladan sofraya fiyat farkı 3 ila 8,5 kat (yüzde 200-748) arasında değişmektedir. 

Örneğin tarlada üretici fiyatı 10 TL'ye kadar düşen limon, market raflarında 84,80 TL'ye satılarak yüzde 748,4'lük rekor bir fiyat farkı oluşturmuştur. 

Benzer şekilde havuç yüzde 380,3, elma ve kuru soğan ise yüzde 300'ün üzerinde bir fiyat farkıyla tüketiciye sunulmaktadır. 

Ağustos ayı gıda enflasyonu verilerinde TÜİK gıda enflasyonunu yüzde 33,79, Türk-İş mutfak enflasyonunu yüzde 37,90, İTO yüzde 33-35 bandında açıklarken, ENAG ise yıllık gıda artışını yüzde 48-50 aralığında hesaplamıştır. 

Bu tablo, tarımsal üretimdeki maliyet yükünü, tedarik zincirindeki aracı hakimiyetini ve kooperatifleşme yetersizliğini gözler önüne sermektedir.

Yapısal tahribat, yaşlanan kırsal ve yetersiz destekler

Tarım sektörünün krizini derinleştiren tek unsur ekonomik göstergeler değildir. Yapısal sorunlar, kontrolsüz kentleşme ve demografik çöküş de üretimi tehdit etmektedir. 

Miras hukuku ve satışlar nedeniyle tarım arazilerinin küçük ve parçalı hale gelmesi tarımsal makine kullanımını engellemekte; sanayileşme, kentleşme ve erozyon nedeniyle verimli topraklar kaybedilmektedir. 

Sulama altyapısındaki yetersizlikler, vahşi sulama yöntemleri ve iklim değişikliğine bağlı kuraklık rekolteyi doğrudan vurmaktadır.

Daha da vahimi, kırsaldaki nüfus hızla yaşlanmaktadır. ÇKS ve TZOB verilerine göre Türkiye'de ortalama çiftçi yaşı 58–59 seviyesine çıkmıştır. 

Çiftçilerin yüzde 35'i 65 yaş ve üzerinde, diğer yüzde 35'i ise 50–64 yaş aralığındadır. 18–32 yaş arasındaki genç çiftçilerin toplam üretim içindeki payı ise yalnızca yüzde 5'te kalmıştır. 

Gençlerin tarımdan koparak kente göç etmesi, yakın gelecekte üretim yapacak insan kaynağının kalmayacağını göstermektedir.

Tüm bu tablonun ortasında, devletin çiftçiye vermesi gereken yasal destekler oldukça yetersiz kalmaktadır. 

Orta Vadeli Program'da (OVP) 2026 yılı hedeflenen Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 1,8 trilyon doların üzerinde (yaklaşık 87,6 trilyon TL) öngörülmüştür. 

5488 sayılı Tarım Kanunu'nun 21. maddesine göre, bütçeden ayrılacak tarımsal desteklerin GSYH'nin en az yüzde 1'i oranında olması yasal bir zorunluluktur. 

Bu hesaba göre 2026 yılında çiftçiye aktarılması gereken bütçe en az 876 milyar TL olmalıyken, açıklanan doğrudan tarımsal destek bütçesi sadece 168 milyar TL'de kalmıştır. 

Yasal hakkı olan desteğin beşte birini dahi alamayan Türk çiftçisi, küresel piyasaların ve yüksek maliyetlerin karşısında yalnız bırakılmıştır.

Milli Ekonomi Modeli ile tarımda tam bağımsızlık reçetesi

Görüldüğü üzere Türkiye tarımındaki kriz tesadüf değil, AB ve ABD güdümlü, küresel sermayenin çıkarlarını gözeten yanlış politikaların doğrudan bir sonucudur. 

Türk tarımını ve köylüsünü tefecilerin, ithalat lobilerinin ve aracılı sistemin elinden kurtaracak yegâne çözüm, Baş Hoca Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli'dir.

Prof. Dr. Haydar Baş'ın da vurguladığı gibi tarım, bir ülkenin milli güvenliğini doğrudan ilgilendiren en stratejik sektördür. 

Milli Ekonomi Modeli, tarımı tamamen devlet güvencesine ve desteğine alan devrim niteliğinde projeler sunar.

Çiftçiye ihtiyacı olan gübre, tohum, mazot ve ilaç devlet tarafından sübvanse edilecek; üretim öncesi ihtiyaç duyulan finansman avans sistemiyle karşılanacaktır.

Devlet, çiftçinin ürettiği ürüne daha ekim yapılmadan önce maliyet ve makul kar marjını hesaplayarak taban fiyat açıklayacak ve alım garantisi verecektir. Böylece tarlada ürün kalmayacak, arz-talep dengesizlikleri önlenecektir.

Üretici kooperatifleri doğrudan devlet eliyle desteklenecek, hal ve tedarik zincirindeki spekülatif aracılar aradan çıkarılarak tarladan sofraya olan fiyat farkı kapatılacaktır.

Kırsalda üretkenliği artırmak amacıyla genç çiftçilere arazi tahsisi, sosyal güvenlik primlerinin devletçe karşılanması ve hibe destekleri sağlanarak köyden kente göç tersine çevrilecektir.

Türkiye'nin gıda egemenliğini yeniden kazanması, çiftçimizin borç yükünden kurtulup toprağına küsmeden üretmesi ancak bu milli projelerin hayata geçirilmesiyle mümkündür. 

Milli Ekonomi Modeli'nin uygulanması ve bu stratejik vizyonun sahayla buluşması için Bağımsız Türkiye Partisi ve lideri Hüseyin Baş'a fırsat vermek, Türkiye'nin geleceği ve tarımsal bağımsızlığı için en acil ve hayati adımdır.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.