logo
20 HAZİRAN 2026

Uyan Türkiye’m bölünüyorsun!

12.06.2026 00:00:00
Bir olay meydana geldiğinde, o olayın kimin işine yarayıp yaramadığını çok iyi tahlil ederek konuyu analiz etmek gerekir.

Yapılan açıklamaları da aynı kapsamda ele almak icap eder.

Kim ne zaman ne demiştir, neden böyle demiştir ve söylenenler kimin menfaatleriyle kesişmiş veya çakışmıştır diye dikkat kesilmek, özellikle de gazeteciler için izlenmesi gereken bir yöntem olmalıdır.

Şimdi ne demek istediğimize gelelim.

Mutlak Butlan'cı Kemal Bey, geçtiğimiz günlerde çok dikkat çekici ve kendisinden hiçte duymaya alışık olmadığımız türden mesajlar verdi.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı" sözlerinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'da, Osmanlı ve devlet geleneğine vurgu yapan bir paylaşım yaptı.

Kılıçdaroğlu ne demişti hatırlayalım:

"Osmanlı'nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı."

Hayırdır beyim!

Senden hiç böyle sözler duymaya alışık değiliz.

Nereden icap etti şimdi bu Osmanlı öykünmesi!

"Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız" açıklamasıyla neyi kastediyorsun Bay Kemal.

Elbette ki biz bunun nereden üfürüldüğünü ve zamanlamasının manidarlığını çok iyi biliyor ve analiz ediyoruz.

Geleceğim işin aslına ancak, bir de bu konsepte uygun Erdoğan tarafından yapılmış açıklamalara bakalım.

Sn. Erdoğan 2016 yılında yaptığı bir konuşmada; Türkiye'nin Misak-ı Milli sınırlarını koruyamadığını belirterek, ülkenin kendisini 1923 sınırlarının kabuğuna hapsetmemesi ve Osmanlı geçmişinin unutulmaması gerektiğini vurgulamıştı.

Erdoğan, zaman zaman yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin sınırlarının yalnızca mevcut Cumhuriyet topraklarıyla sınırlandırılamayacağını, Osmanlı'dan miras kalan tarihi ve kültürel bağların bulunduğu bölgelerle de (özellikle Kuzey Suriye, Irak, Musul ve Ege adaları) ilgilenmenin bir zorunluluk olduğunu belirtmekteydi.

Ne tesadüf değil mi?

Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarıyla nasıl da örtüşüyor.

Peki ya, ABD'nin Türkiye Valisi gibi davranan şımarık adam Tom Barrack'ın, Türkiye'nin mevcut ulus-devlet yapısından ziyade farklı etnik ve dini kimliklerin bir arada yaşadığı kapsayıcı Osmanlı millet sistemini benimsemesinin bölgesel istikrar için en iyi model olabileceğini belirtmiş olması, normal bir açıklama mıdır?

Aynı alçak herif daha da ileri giderek, "1919'dan bu yana uygulanan ulus-devlet modelinin bölgesel barışın önünde bir bariyer oluşturmaktadır" diyebiliyor.

Barrack, "Türkiye Osmanlı sistemine geçmeli. Türkiye için en iyi sistemin, farklı dini ve etnik grupların harmanlandığı ve bir arada yaşadığı Osmanlı modelidir" diye de ekliyor.

Peki terörist başı Öcalan bu açıklamaların neresinde yer alıyor hiç merak ettiniz mi?

BEBEK KATİLİ Öcalan bu türden tartışmalara, "Osmanlı'nın idari ve toplumsal yapısı, özellikle de "millet sistemi" ve esnek yönetim modeli, modern ulus-devletlerin katı merkeziyetçiliğine alternatif bir tarihsel modeldir" diye bakar ve tarif eder.

Şimdi tüm bu açıklamaların nasılda birbiriyle paralel seyrettiğini anlamışsınızdır umarım.

Yeniden Osmanlı sistemine dönüş konusunda dört farklı açıklamayı sundum sizlere.

Öcalan neden böyle bir şey dedi diye sormaya lüzum yok zira, Öcalan'ın Osmanlı'dan kastettiği şey, aslında SEVR koşullarının yeniden canlandırılması ve hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir.

Tom Barrack'ta aynı şeyi istemektedir.

Anladık da ya diğerleri!

Sevgili dostlarım bu konuyu enine boyuna geçtiğimiz köşe yazısında ele almıştım.

Belki de 100 yıllık bir sırrı ifşa etmiş ve bu büyük oyunun şifrelerini, Yeni Mesaj okurları için derlemiş ve çözümlemiştik.

Detaylarına hiç girmeden özetle tekrar etmem gerekirse derim ki;

Türkiye Cumhuriyeti devleti'nin ulus devlet yapısına ilk saldırı girişimleri, Lozan'da olmuştu.

Bu büyük saldırının şifreleri belki de, 100 yıl aradan sonra çözülmüştü.

Ulu önder Atatürk Lozan heyetini göndermeden önce, 2 Kasım 1922'de Saltanatı kaldırmıştır.

Bu öngörü öylesine büyük bir oyunu bozmuştur ki, dediğim gibi günümüze kadar bu öngörünün sırrı hep saklı kalmıştır.

İngiliz heyeti Türk heyetine, 17 gizli oturumda ve büyük bir taarruz şeklinde bir şey dayatmışlardır.

Türk heyetine dayatılan husus şuydu:

Türkiye bundan sonra asla ulus devlet formülü üzerinde durmayacak ve daha önceleri olduğu gibi, Osmanlı sistemi ile yönetilecekti.

Türkiye'de şer-i hukuk sistemi işleyecek ve buna göre azınlıklara tıpkı Osmanlı'da olduğu gibi, çok geniş imtiyazlar tanınacaktı.

Hilafete dokunulmayacak ve bu hükümler uygulandığı sürece yeni bir savaşa girişilmeyeceği ileri sürülüyordu.

Ancak bu taleplerin Türk heyetine iletileceğini çok önceden sezen yüce Atatürk, İngiliz heyetine şunların söylenmesini ister:

"Biz Saltanatı kaldırdık ve laik demokratik bir sisteme geçtik. Artık bundan böyle egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türkiye Cumhuriyetini kuranlar Türk'tür. Azınlıklara farklı hukuk uygulanmasına, bu nedenlerden dolayı imkan yoktur"

17 gizli oturum yapılır ve 160 sayfa tutanak tutulur.

Bu tutanaklarda İngilizlerin taleplerinin hiçbirisi kabul edilmediği gibi, Türk heyetinin taleplerinin tamamı ise karşı delegelere kabul ettirilir.

Bu hususu hiçbir tarihçi yazmamış ve anlatmamıştır.

Daha sonra bu 17 gizli oturumda tutulan 160 sayfalık bilgilerin tamamı, Türk tarafında bulunan Lozan Antlaşması kitabında yer alır.

Ancak bu tutanaklar İngiliz ve Fransızların işine gelmediği için, "Sekret" ibareli tutanakları kendi ülkelerinde yayımlanan Lozan kitapçığına koymamışlardır.

Özellikle de 2006 yılından bu tarafa Türkiye'de kopartılan, "Lozan'da gizli maddeler var ve bu maddeler gereği madenlerimiz işletilemiyor" şeklinde ki kuyruklu yalanın sebebi de budur.

Lozan'da Türkiye'ye dayatılan şey, tam olarak siyasal İslam rejimiydi.

Atatürk işte bu büyük oyunu bozan, Türk tarihinin en büyük dahisidir.

Daha sonra ulus devletlerin tasfiyesine yönelik olarak yine Atatürk döneminde çeşitli kitaplar yayımlanır.

Bu kitaplardan birisini ise kurtuluş savaşı yıllarında Rauf Orbay'ın istihbarat subayı olan, Ömer Fevzi Mardin yazmıştır. Daha doğrusu, Mardin'e yazdırılmıştır.

Kitapta çok ilginç konular yer almaktaydı.

Küresel müesses nizam sahipleri daha o yıllarda bir şeye tam olarak karar vermişlerdi.

Ulus devletlerin tasfiyesi ve yerine esnek sistem olarak tarif edilen, Osmanlı Hilafet sisteminin getirilmesi.

Çünkü bu güçler çok iyi biliyorlardı ki, istedikleri coğrafyada, istedikleri gibi sömürü düzenini kurabilmenin önündeki tek bariyer ve engel, ulus devlet yapısı idi.

O bakımdan, Türkiye'nin ulus devlet kimliğinin aşındırılması için her türlü yönteme başvuran o dönemin küreselcileri, içimizden hainler devşirerek kitaplar yazdırmışlardır.

İşte Ömer Fevzi Mardin'in kitabında yer alan şu hususlar, Atatürk'ün dikkatini celp etmiş ve anında olaya müdahale etmiştir.

Mardin kitabında şöyle diyordu:

"Artık dünyada savaşların olmaması ve insanların birbirleriyle iyi geçinebilmeleri için farklı dinlere ihtiyaç ve gerek yoktur. Dünyada tek bir dini inanış olmalıdır.  Bu dini inanışa biraz Müslümanlıktan, biraz  Hıristiyanlıktan ve  birazda Musevilikten  değerler katılmalıdır. Bu sayede insanların sahip olduğu tüm değerler, ortaklaşa kullanılmalıdır"

Atatürk bu bölümde yer alan ve Türk milleti için oldukça tehlikeli olduğuna kanaat getirdiği kitabın yazarına anında kovuşturma başlatmıştır.

Denebilir ki, Dinler Arası Diyalog tuzağına karşı tarihte Türk milletini ilk kez uyaran kişi, Mustafa Kemal Atatürk'tü.

Çok ilgin bir şekilde, 1997'li yıllarda FETÖ tarafından devam ettirilen aynı uygulama ve tuzağa karşı Türk milletini uyaran ikinci isim, Prof. Dr. Haydar Baş olmuştu.

Atatürk vefat ettikten sonra bu oyunlar çok farklı boyut kazandı.

Bu seferde 1943 yılında Vatan gazetesinin sahibi Ahmet Emin Yalman, Ömer Fevzi Mardin'in gündeme getirdiği "Tek Dünya  Devleti"nin kurulması için dinlerin birleştirilmesi teorisine karşı, farklı bir teoriyi gündeme taşıdı.

Ahmet Emin Yalman bu kitabı,  Sovyetler Birliği'ne atanan ilk Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi olan, William Christian Bullitt'le görüştükten sonra yazmaya karar verir.

Yalman'da, küresel güçlerin "Tek Dünya Devleti" hedefine katkıda bulunmak için her yerde okutulmasını sağladığı, "Havalarda 50.000 km seyehat notları" adlı bir kitap kaleme alır.

Bu kitapta işlenen konu şudur.

Dünyada savaşların olmaması için tek bir polis gücünün olması gerekir. Diğerlerinin gereksiz yere silahlanmasına lüzum yoktur. Ayrıca dünyada ki özellikle de fosil yakıtlar sonrası gündeme gelecek olan yenilebilir enerji kaynaklarının (NTE), tek bir süper güç tarafında çıkartılıp işlenmesi ve insanlığa dağıtılması sağlanmalıdır.

Görüldüğü üzere burada da tıpkı Ömer Fevzi Mardin'in birleşik dinler teorisinde olduğu gibi, "Tek Dünya Devleti"nin kurulması hedeflenmektedir.

Bu doğrultuda 1968 yılında Roma kulübü kurulmuş ve bir rapor yayınlanmıştır.

Raporda, dünyada ki kaynakların kıt olduğu ve insan nüfusunun fazlalığından yakınılmakta, buna acilen müdahalede bulunmak için, tek bir dünya devletinin kurulmasının kaçınılmaz olduğu propaganda yapılmaktadır.

Bu rapor 1977'de ABD yönetimince kitapçık haline getirilerek, tüm devletlerin başbakanlarına gönderilmiştir.

Aynı kitapçık Türkiye'de de, başbakanlık makamına gönderilmiş ve başucu kitapçığı olarak yerini almıştı!

Konuyu uzattık ve dağıttık gibi anlayabilirsiniz.

Ancak, günümüzde CHP'nin küçük lokmalar haline getirilmesinin de arka planında, aynı senaryo yer almaktadır.

Bahçeli'nin her şeye rağmen iktidara destek çıkıyor olmasının perde arkasında ise, inanın gerekçe ve senaryolar mevcuttur.

Hedef, Atatürk Cumhuriyeti ve ulus devlet yapısının tasfiyesidir.

Elbette ki bunu yaparken, "Türkiye'yi büyütüyoruz" diyerek yapacaklardır.

Tabi yerseniz!

Demem o ki;

Uyan Türkiye'm bölünüyorsun!

 

 

 

 

 

 

 

 
Hacı Gaydan / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.