logo
19 HAZİRAN 2026

Siyasetin filozofu

16.06.2026 00:00:00
Kimden mi bahsediyorum? Kuşkusuz ki yeni dönem ve yeni kuşak siyasetçisi olan Hüseyin Baş'tan bahsediyorum.

Hüseyin Baş sıra dışı bir siyasetçi olmanın da ötesinde, sıra dışı bir insan.

BTP Genel Başkanı olduğu günden bu tarafa, tıpkı partinin kurucu lideri Haydar Baş gibi çok yeni ve farklı fikirleri ileri sürüyor Hüseyin Baş Bey.

Her konuşmasında farklı bir noktayı öne çıkarıyor.

En son yaptığı ve şahsen ilgi ile takip ettiğim dikkat çekici konuşması, benimde uzun yıllardan beri üzerinde yoğunlaştığım bir meseleydi aslında.

Toplumların yeni fikirlere yelken açamıyor olması veya bu konuda ki dirençleri.

Kanıksanmış dogma bilgiler ve bu bilgilerin en doğru hakikatlermiş gibi savunulması.

Öğretilmiş çaresizlik karşısında toplumların teslim bayrağını çekmesi.

Hüseyin Baş Bey yaptığı konuşmasında, toplumların kendilerine dayatılan veya sunulan bilim dışı bilgi veya çaresizliğin kabul edilmiş gibi gözükmesine isyan ediyor.

"Türkiye önündeki ekonomik meseleleri çözmediği müddetçe başka hiçbir meseleyi çözme imkânına sahip olamayacaktır. Bir emekli 100 bin lira maaş alabilir mi desek, 'Yok canım, mümkün değil' deriz. Yani o garibanlık kaderine öyle bir ikna edilmişiz ki; 'Ne bileyim, gökten bir fil düşse olur mu?' deseler, 'Evet, olabilir' deriz ama bir emeklinin 100 bin lira alacağına inanmayız. Çünkü garibanlık bu toplumun kodlarına işlendi."

Sevgili dostlarım elinizi vicdanınıza koyarak düşünün.

Şimdiye kadar böyle bir açıklamayı yapan başka bir siyasetçiyi gördünüz mü, duydunuz mu?

Büyük devrimci Haydar Baş Bey'de siyasi hayatı boyunca, daima farklı ve yenilikçi fikirleri savunmuştu.

Hüseyin Baş Bey'in dikkat çekiği konu esasen Türk milletine biçilen kefenin yırtılıp atılmasına katkı sunması bakımından, çok önemli ve hayati bir meseledir.

Bu meseleye Hüseyin Baş'ın baktığı zaviyeden bakan veya yakınından geçen hiçbir siyasetçinin olmaması da, oldukça manidardır.

Toplumumuz kendisine dayatılan bu cehalet fışkıran çaresizliği, adeta bir kanun ve asla terk edilmemesi gereken bir kural olarak benimseme eğilimindedir.

Hüseyin Baş'ın dediği gibi, garibanlık ve fakirlik adeta kodlarımıza işlenmiştir.

Peki, neden durum böyledir?

Meseleye birazda bilimsel ve felsefi temelde yaklaşalım.

Filozoflara göre yeni bilgileri kabullenmeyen toplumlar; dogmatizmin, cehaletin ve durağanlığın karanlığına gömülür.

Eleştirel düşünceden yoksun kalan bu toplumlar, değişen dünya şartlarına uyum sağlayamaz, entelektüel anlamda çürür ve giderek kendi tarihsel ve ahlaki gelişimi içinde geriler.

Esasen bir yönetici için en büyük kayıp, ona daima yalakalık yapan, hatasını söylemeyen danışmanlarla ve yardımcılarla çalışmasıdır.

Bundan daha büyük körlük olmaz.

Her gün aynı gazeteyi takip eden, aynı televizyonu izleyen, aynı kitapları okuyan, aynı mahallede dolaşan ve aynı kişilerle konuşan birinin fikirleri, elbette ki katılaşır.

Fikirleri katılaşan biri de esneyemez ve kırılır.

Kötü fikrin en büyük korkusu ise, iyi bir fikirle karşılaşmaktır.

Kapitalist düşünce sistemine iman etmiş olanlarında korkusu da, işte aynen bunun gibidir.

O yüzden zayıf insanlar sürekli kendileri gibi düşünen, kendileri gibi konuşan, kendileri gibi hareket edenlerle birlikte olmayı tercih ederler.

Esasen bu tip insanlar ve siyasetçiler, fikren korkak insanlardır.

Yönetenler, toplumun inancını ve devletin gücünü temel dayanak olarak kullanmayı, tüm eylemlerini ise din ile meşrulaştırma yolunu seçerler.

Para ve imtiyaz vererek yanlarına çektikleri sınıfları ise, uyguladıkları siyaseti meşrulaştırma aracı olarak kullandılar.

Bu durum da kaçınılmaz olarak farklı düşüncelerin yer bulmasını, ekonomik kalkınmayı ve toplumsal refahın gelişimini engeller.

İnsanlar mevcut inançlarını destekleyen bilgileri kabul edip ön plana çıkarırken, doğru olsa bile çelişen kanıtları reddetme veya göz ardı etme eğilimindedir.

İnsanlar bir yalanı veya yanlış bilgiyi yeterince sık duyarlarsa, o bilginin doğruluğunu sorgulamadan bir süre sonra doğruymuş gibi kabul ederler.

İnsanlar mevcut bilgi ve inançlarını destekleyen kanıtları hafızalarına kazırken, onlarla çelişen bilimsel verileri reddetme veya görmezden gelme eğilimindedir.

Bilimsel gerçeklerin kabulü; uzun araştırmalar yapmayı ve eğitimi gerektirir.

Gerçek dışı bilgi ve hikayeleri anlamak ve yaymak, zihinsel olarak çok daha az enerji tüketir.

İnsanların yeni bilgilere kapalı olması, genellikle önyargılar ve duygusal güvenlik ihtiyacı ve konfor alanından çıkma korkusundan kaynaklanır.

Bilineni korumak beyin için daha az enerji gerektirir.

İnsanlar, halihazırda inandıkları şeyleri destekleyen bilgileri kabul etme ve bunlara inanma eğilimindedir.

Mevcut görüşleriyle çelişen verileri ise reddederler.

İnsanlar kabul etmek gerekirse, alıştıkları rutinleri ve inançları terk etmekte zorlanır.

Alışkanlıkların yarattığı güvenden vazgeçmek, insanlara tedirginlik verir.

Yanlış fikirlerin çürütülmesi veya yanıldığını kabul etmek, insanlar tarafından zayıflık gibi algılanıyor ve psikolojik bir rahatsızlık yaratıyor.

Eğitim konusunda da durum aynıdır.

Ezberci, sorgulamayan ve eleştirel düşünceyi dışlayan eğitim modelleri, bireylerin yeni fikirlere uyum sağlama kapasitesini köreltir.

Osmanlı ve diğer İslam imparatorluklarında medreseler sadece dini ilimlere ağırlık verirken; Batı'daki üniversiteler deney, gözlem ve seküler hukuk dallarında kurumsallaşarak Rönesans ve Aydınlanma'nın temelini oluşturmuştu.

Matbaanın Osmanlı'ya geç gelmesi gibi teknolojik ve toplumsal adaptasyon sorunları da, bu makasın açılmasında önemli bir faktör olarak yer alır.

Tüm bu gerçekler ışığında Hüseyin Baş'ın açıklamalarına bir kere daha dikkat kesilmekte yarar vardır.

BTP'nin parti programını oluşturan ve iktisadi anlamda insanlık tarihinin en büyük devrimi olan Milli Ekonomi Modeli tezinin bu topraklarda yeterinde anlaşılamamasının temel nedeni de, bu saydığımız gerekçelerdir.

Bilimsel gerçeklere ve yeni fikirlere açık olan toplum ve ülkelerde Milli Ekonomi Modeli tezinin hayata geçirilmesi, işte bu sebeple daha kolay olmaktadır.

Bu yönü itibariyle BTP, dünyanın en parlak fikirlerine sahip siyasal bir oluşumdur.

Siyaset arenasında ise Hüseyin Baş Bey, sadece düz bir siyasetçi olmanın ötesinde, gerçek bir filozof kumaşı taşımaktadır.

Ne diyelim…

İyi ki varsın Hüseyin Baş Bey.
 
Hacı Gaydan / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.