Mevzu derin, proje bellidir.
Amaç, Türklerin Anadolu'dan atılması veya Türklüğün unutturulmasıdır.
Bu konuda ülkemiz aleyhine çok önemli mesafeler alınmış, özellikle de iç cephe denilen toplumsal yapımızda derin çatlaklar oluşturulmuş ve kırılgan fay hatları meydana getirilmiştir.
Türk milleti üzerinde oynanan oyunların tarihi, çok eskilere dayanmaktadır.
Hedefte ilk olarak Türk milletinin elinden zengin coğrafyasının alınması ve ardından mazlum milletlere cehennemin kapılarının açılması vardır.
Türkler oyun dışı bırakılırsa dünyayı paylaşmak ve yönetmek, artık çocuk oyuncağıdır.
Bu oyunların en şiddetlisi, şüphesiz kurtuluş savaşı yıllarında sahnelenmişti.
Ancak çelik iradesi ve sarsılmaz imanı ile Mustafa Kemal Atatürk, tüm bu oyunları bertaraf etmişti.
Yetmedi, yapılması gerekenleri kusursuz bir reçete ile Türk milletinin dikkatine sundu ve bu ilkeleri bizlere miras olarak bıraktı.
Dediklerini yaptık mı? Mirasına sahip çıktık mı?
HAYIR!
Sevgili okurlarım asla unutulmaması gereken bir hakikat vardır o da;
Batı medeniyetinin ürünü olan toplumlar ve önderleri, Türkleri asla kabul etmezler ve sadece amaçlarına ulaşmak için bize dost ve şirin gözükürler.
Elbette ki biz böyle düşündüğümüz için değil, tarihte yaşanmış olan hadiseler bunu bize açıkça söylediği içindir.
Mesela;
1873 yılından sonra, Fransız Tarihçi-Arkeolog Ernest Renan, batılı arkeologlara şöyle seslenmişti:
"Arkeolojik bulgular Türkleri işaret ediyorsa da, siz onları Türklere mal etmeyin. Sonu kötü olur. O zaman Türkleri Anadolu'dan sürmek zorlaşır."
Renan şöyle devam edecekti:
"Türkler hiçbir uygarlık kurmadılar. Aksine kurulmuş uygarlıkları yıktılar. Türkler Barbardır. Kızılderililere ne yapıldıysa, Türklere de o yapılmalıdır."
Oysa 1873'e kadar, Anadolu'daki arkeolojik bulguların tamamının Türklere ait olduğu belgelenmişti.
Mesela Türkleri dışarıdan müdahalelerle etkisiz hale getiremeyen Batılılar, 1800'lü yıllardan itibaren yapay bir sorun oluşturup, bu planı devreye koyacaklardı.
Neydi bu yapay ve gerçek dışı sorunun adı, "Kürt sorunu" veya Kürtlerin Türklerle ayrı bir yapı olduğunun dayatılmasıydı.
1919 yılında İngilizler, Binbaşı Edward William Charles Noel'i bu iş için görevlendirmişti.
Noel, Mondros Mütarekesi sonrasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da faaliyet gösteren İngiliz istihbarat subayıdır.
"Kürt Lawrence'ı" olarak bilinen Noel, İngiliz çıkarları doğrultusunda bölgede Kürtleri Türk hareketine karşı kışkırtmak ve İngiliz himayesinde özerk/bağımsız bir 'Kürt devleti' kurmak misyonuyla görevlendirilmiştir.
Elbette ki başarılı olamadılar.
O gün bu oyunu bozan irade, Mustafa Kemal Atatürk'ten başkası değildi.
Güneydoğulu aşiretlerin tamamına yakınının aynı kararlılıkla Atatürk'ün yanında durmaları ise, İngilizlerin sinsi planını boşa çıkarma hususunda çok önemli rol oynamıştı.
Ancak söz konusu Türkler olunca, bu coğrafyada oyunların ardı arkası kesilmeyecekti şüphesiz.
1980'i yıllardan itibaren bir başka dış odaklı sinsi bir istihbarat oyunu sahneye kondu.
Etnisite ayrışmaları ile ulus devlet kimliğini aşındırmak ve toplumsal bütünlüğün parçalanması için zemin hazırlamak.
Bu konuda sayısız CIA ajanı, Türkiye'de ve özellikle de Güneydoğu'da faaliyet yürüttü.
Siyasetçileri kullandılar ve halen daha günümüzde kullanmaya devam ediyorlar.
Bu konuda birçok siyasetçinin, Millet Vekili görüntüsü altında ajan faaliyetinde bulunduğunu sanırım bilmesi gerekenler çok iyi biliyordur!
Türklerin teslim alınması mümkün olmadığına göre, onları içeriden güçsüz ve takatsiz hale getirmek çok daha mantıklı ve masrafsızdı.
Milli olmayan siyasetçiler ve gayri milli politikalar sayesinde ancak başarılabilecek bir işti bu.
Elbette ki her şeyin kılıfı hazırlanmıştı.
Koalisyon hükümetlerinin zararlı olduğu ve sözüm ona devletin hantallığı halka propaganda yapılacaktı.
En faydalı sistemin, Başkanlık sistemi olduğu dayatılacaktı.
Böylece Atatürk'ün kurduğu ve sağlam temellere oturttuğu Cumhuriyet sisteminin yerine, ucube bir sisteme geçilecekti.
Ne var ki, Türkiye'de başkanlık sisteminin olması, ABD'nin çok öteden beri istediği bir şeydi.
CIA Türkiye eski şefi Paul Bernard Henze, 2006'da Beyaz Saray'a sunduğu Türkiye raporunun bir bölümünde; "Türkiye'nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız.
Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar.
Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis, Meclis'i ikna ettiğimizde ordu, orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor.
Eğer Amerika'nın çıkarı Türkiye'de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, Meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir.
Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır.
Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda
tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak, Amerika için sorun olmaz" diyordu.
Demek ki, bizdeki Türk tipi Başkanlık sistemi denilen bu ucube sistemin mimarları, CIA ve küresel müesses nizamcıların bizzat kendileridir.
CHP'nin karpuz gibi ikiye bölünmesi de, aynı projenin devamıdır.
Milletin yüzde 80'ni, bırakın fakirliği açlık sınırının altında yaşamaktadır.
Bu kadar büyük ekonomik krizin altında inleyen milletin bu denli derin mevzuları ve küresel planları kavrayabilmesi, sizce mümkün olabilir mi?
Son söz…
"Umutsuz olaylar yoktur, umutsuz insanlar vardır"
Mustafa Kemal Atatürk.
Çare; Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin fabrika ayarlarına acilen geri dönülmesindedir.
Atatürk paydasında bir araya gelebilecek ve ortaklaşa hareket edecek tüm siyasi partilerin, hiç vakit kaybetmeden milli bir platform etrafında toplanmaları ve millete güven ve umut vermeleri, tek çıkar yoldur.
Şahsen benim en çok merak ettiğim husus şudur.
Vatan diye bir mefhum kalmazsa, bu kibirli siyasetçilere hangi makam ve koltuk kalacak?
Bir araya gelmeniz için ramazan topunun patlamasını mı bekliyorsunuz?
Mesela daha ne olmalı, ne gibi rezillikler yaşanmalı?
"Kurtuluş yok tek başına, Ya hep beraber Ya hiçbirimiz" diye attığınız slogandan ne anlıyorsunuz?
Özgür Özel'in bugün yapması gereken şey, İYİ Parti, BTP, Zafer Partisi ve diğer Atatürkçü partilerle acilen bir masa etrafında toplanmasıdır.
Yoksa yarın çok geç olacak!
Amaç, Türklerin Anadolu'dan atılması veya Türklüğün unutturulmasıdır.
Bu konuda ülkemiz aleyhine çok önemli mesafeler alınmış, özellikle de iç cephe denilen toplumsal yapımızda derin çatlaklar oluşturulmuş ve kırılgan fay hatları meydana getirilmiştir.
Türk milleti üzerinde oynanan oyunların tarihi, çok eskilere dayanmaktadır.
Hedefte ilk olarak Türk milletinin elinden zengin coğrafyasının alınması ve ardından mazlum milletlere cehennemin kapılarının açılması vardır.
Türkler oyun dışı bırakılırsa dünyayı paylaşmak ve yönetmek, artık çocuk oyuncağıdır.
Bu oyunların en şiddetlisi, şüphesiz kurtuluş savaşı yıllarında sahnelenmişti.
Ancak çelik iradesi ve sarsılmaz imanı ile Mustafa Kemal Atatürk, tüm bu oyunları bertaraf etmişti.
Yetmedi, yapılması gerekenleri kusursuz bir reçete ile Türk milletinin dikkatine sundu ve bu ilkeleri bizlere miras olarak bıraktı.
Dediklerini yaptık mı? Mirasına sahip çıktık mı?
HAYIR!
Sevgili okurlarım asla unutulmaması gereken bir hakikat vardır o da;
Batı medeniyetinin ürünü olan toplumlar ve önderleri, Türkleri asla kabul etmezler ve sadece amaçlarına ulaşmak için bize dost ve şirin gözükürler.
Elbette ki biz böyle düşündüğümüz için değil, tarihte yaşanmış olan hadiseler bunu bize açıkça söylediği içindir.
Mesela;
1873 yılından sonra, Fransız Tarihçi-Arkeolog Ernest Renan, batılı arkeologlara şöyle seslenmişti:
"Arkeolojik bulgular Türkleri işaret ediyorsa da, siz onları Türklere mal etmeyin. Sonu kötü olur. O zaman Türkleri Anadolu'dan sürmek zorlaşır."
Renan şöyle devam edecekti:
"Türkler hiçbir uygarlık kurmadılar. Aksine kurulmuş uygarlıkları yıktılar. Türkler Barbardır. Kızılderililere ne yapıldıysa, Türklere de o yapılmalıdır."
Oysa 1873'e kadar, Anadolu'daki arkeolojik bulguların tamamının Türklere ait olduğu belgelenmişti.
Mesela Türkleri dışarıdan müdahalelerle etkisiz hale getiremeyen Batılılar, 1800'lü yıllardan itibaren yapay bir sorun oluşturup, bu planı devreye koyacaklardı.
Neydi bu yapay ve gerçek dışı sorunun adı, "Kürt sorunu" veya Kürtlerin Türklerle ayrı bir yapı olduğunun dayatılmasıydı.
1919 yılında İngilizler, Binbaşı Edward William Charles Noel'i bu iş için görevlendirmişti.
Noel, Mondros Mütarekesi sonrasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da faaliyet gösteren İngiliz istihbarat subayıdır.
"Kürt Lawrence'ı" olarak bilinen Noel, İngiliz çıkarları doğrultusunda bölgede Kürtleri Türk hareketine karşı kışkırtmak ve İngiliz himayesinde özerk/bağımsız bir 'Kürt devleti' kurmak misyonuyla görevlendirilmiştir.
Elbette ki başarılı olamadılar.
O gün bu oyunu bozan irade, Mustafa Kemal Atatürk'ten başkası değildi.
Güneydoğulu aşiretlerin tamamına yakınının aynı kararlılıkla Atatürk'ün yanında durmaları ise, İngilizlerin sinsi planını boşa çıkarma hususunda çok önemli rol oynamıştı.
Ancak söz konusu Türkler olunca, bu coğrafyada oyunların ardı arkası kesilmeyecekti şüphesiz.
1980'i yıllardan itibaren bir başka dış odaklı sinsi bir istihbarat oyunu sahneye kondu.
Etnisite ayrışmaları ile ulus devlet kimliğini aşındırmak ve toplumsal bütünlüğün parçalanması için zemin hazırlamak.
Bu konuda sayısız CIA ajanı, Türkiye'de ve özellikle de Güneydoğu'da faaliyet yürüttü.
Siyasetçileri kullandılar ve halen daha günümüzde kullanmaya devam ediyorlar.
Bu konuda birçok siyasetçinin, Millet Vekili görüntüsü altında ajan faaliyetinde bulunduğunu sanırım bilmesi gerekenler çok iyi biliyordur!
Türklerin teslim alınması mümkün olmadığına göre, onları içeriden güçsüz ve takatsiz hale getirmek çok daha mantıklı ve masrafsızdı.
Milli olmayan siyasetçiler ve gayri milli politikalar sayesinde ancak başarılabilecek bir işti bu.
Elbette ki her şeyin kılıfı hazırlanmıştı.
Koalisyon hükümetlerinin zararlı olduğu ve sözüm ona devletin hantallığı halka propaganda yapılacaktı.
En faydalı sistemin, Başkanlık sistemi olduğu dayatılacaktı.
Böylece Atatürk'ün kurduğu ve sağlam temellere oturttuğu Cumhuriyet sisteminin yerine, ucube bir sisteme geçilecekti.
Ne var ki, Türkiye'de başkanlık sisteminin olması, ABD'nin çok öteden beri istediği bir şeydi.
CIA Türkiye eski şefi Paul Bernard Henze, 2006'da Beyaz Saray'a sunduğu Türkiye raporunun bir bölümünde; "Türkiye'nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız.
Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar.
Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis, Meclis'i ikna ettiğimizde ordu, orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor.
Eğer Amerika'nın çıkarı Türkiye'de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, Meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir.
Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır.
Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda
tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak, Amerika için sorun olmaz" diyordu.
Demek ki, bizdeki Türk tipi Başkanlık sistemi denilen bu ucube sistemin mimarları, CIA ve küresel müesses nizamcıların bizzat kendileridir.
CHP'nin karpuz gibi ikiye bölünmesi de, aynı projenin devamıdır.
Milletin yüzde 80'ni, bırakın fakirliği açlık sınırının altında yaşamaktadır.
Bu kadar büyük ekonomik krizin altında inleyen milletin bu denli derin mevzuları ve küresel planları kavrayabilmesi, sizce mümkün olabilir mi?
Son söz…
"Umutsuz olaylar yoktur, umutsuz insanlar vardır"
Mustafa Kemal Atatürk.
Çare; Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin fabrika ayarlarına acilen geri dönülmesindedir.
Atatürk paydasında bir araya gelebilecek ve ortaklaşa hareket edecek tüm siyasi partilerin, hiç vakit kaybetmeden milli bir platform etrafında toplanmaları ve millete güven ve umut vermeleri, tek çıkar yoldur.
Şahsen benim en çok merak ettiğim husus şudur.
Vatan diye bir mefhum kalmazsa, bu kibirli siyasetçilere hangi makam ve koltuk kalacak?
Bir araya gelmeniz için ramazan topunun patlamasını mı bekliyorsunuz?
Mesela daha ne olmalı, ne gibi rezillikler yaşanmalı?
"Kurtuluş yok tek başına, Ya hep beraber Ya hiçbirimiz" diye attığınız slogandan ne anlıyorsunuz?
Özgür Özel'in bugün yapması gereken şey, İYİ Parti, BTP, Zafer Partisi ve diğer Atatürkçü partilerle acilen bir masa etrafında toplanmasıdır.
Yoksa yarın çok geç olacak!
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- Uyan Türkiye’m bölünüyorsun! / 12.06.2026
- Cumhuriyetin vidaları söküldü! / 11.06.2026
- AK Parti iktidar olursa faizi indirecek! / 08.06.2026
- Siyasetçilerin göremediği büyük fotoğraf / 04.06.2026
- Küresel müesses nizamcılar AK Parti ile yola devam diyor / 01.06.2026
- Bahçeli ve Öcalan ölürse ne olur? / 21.05.2026
- ‘Tekel’i işletemeyenlere devleti teslim ettik’ / 18.05.2026
- Milleti için yaşayan tek insan: ATATÜRK / 16.05.2026
- CHP’yi Atatürk çarptı / 15.05.2026
- Askerler atamalardan rahatsız! / 13.05.2026
- Cumhuriyetin vidaları söküldü! / 11.06.2026
- AK Parti iktidar olursa faizi indirecek! / 08.06.2026
- Siyasetçilerin göremediği büyük fotoğraf / 04.06.2026
- Küresel müesses nizamcılar AK Parti ile yola devam diyor / 01.06.2026
- Bahçeli ve Öcalan ölürse ne olur? / 21.05.2026
- ‘Tekel’i işletemeyenlere devleti teslim ettik’ / 18.05.2026
- Milleti için yaşayan tek insan: ATATÜRK / 16.05.2026
- CHP’yi Atatürk çarptı / 15.05.2026
- Askerler atamalardan rahatsız! / 13.05.2026

























































