logo
25 HAZİRAN 2026

‘Milli Ekonomi Modeli’ uygulanmazsa Türkiye parçalanır!

25.06.2026 00:00:00
Hemen her gün gördüğümüz, duyduğumuz "şiddet" haberleri hepimizin aklına "şiddet toplumuna mı dönüşüyoruz?" sorusunu getiriyor.

Yapılan birçok araştırma özellikle son yıllarda cinnet, cinayet, istismar ve şiddet türevi yaşanan olayların sayısındaki artışın tek bir sorumlusu var:

İktidar ve projesiz siyaset!

Ağır depresyon geçiren insanların, ekonomik bağımsızlık açısından hedeflerine ulaşamadıkları görülüyor.

Sonra ne mi oluyor?

Bu bireyler kendileri de dahil olmak üzere, başkalarının canına kıymak istedikleri; alkol ve madde bağımlılığı ile yaşadıkları ve sonuç itibariyle cinnet geçirdikleri görülmektedir.

Yaşam koşullarının ağırlığı, ailevi problemlerle başa çıkabilme yetisinin azalması, önce ruhsal problemlere ardından depresyona ve önlem alınmadığı takdirde de ruhsal sorunların doruk noktası olan cinnet geçirmeye kadar gidebilmektedir.

Ancak toplumsal olarak şiddete ve saldırganlığa olan eğilimimizin artmış olduğu da açıktır.

En küçük bir hadiseden büyük tartışma ve kavgaların çıkması, hep anlattığımız bütüncül nedenselliklerden kaynaklanmaktadır.

Özellikle de trafikte görmeye alıştığımız en basit yol verme olayının ölümle sonuçlanan cinnet hali durumlara vardırılması da, aynı nedenlerden ötürüdür.

Yaşanan tüm bu gelişmeleri, ancak ekonomik ve sosyal olarak açıklamak mümkündür.

Ekonomik olarak son yıllarda yaşanan gelir düzeyinin azalması, yoksullaşma, işsizlik, geleceğe dair umutların azalması, kişilerin maddi açıdan ciddi zararlar görmeleri, insanların kendilerini tehdit altında hissetmelerine neden oluyor.

Bireylerin kişisel ve ailevi ihtiyaçlarını karşılamak için çözümler ararken "nasıl olsa öderim" düşüncesi ile kredi kullanmaya başlaması, birisini bitiremeden diğerini çekmesi gibi nedenler, aynı şekilde anlattığımız genel tablo içinde yerini almaktadır.

Bu duruma düşen bireyler ekonomik olarak kendilerini güvende hissedemedikleri için, şüphesiz saldırganlığa ve şiddete meyilli oluyorlar.

Artan hayat pahalılığı ve gelir adaletsizliği bireylerde, haliyle çok büyük bir çaresizlik ve tükenmişlik yaratıyor.

Maddi kaygılar, temel ihtiyaçları karşılayamama korkusu ve gelecek güvencesinin yitirilmesi, elbette ki kronik öfke patlamalarına yol açar.

Aynı zamanda toplumsal düzenin korunamadığı hissi, bireylerin hukuka olan inancını sarsar.

Hakkaniyet duygusunun yara alması ve suçluların cezasız kalacağı düşüncesi, insanları kendi adaletlerini sağlamaya veya kuralsızlığa yöneltiyor.

Manevi ve ahlaki değerlerdeki çözülmelerde, insan hayatına verilen değeri çok ciddi manada azaltabiliyor.

Özellikle de çocuk yaşta olanlar için şiddet içerikli yayınların, haberlerin ve dijital oyunların hayatın her alanında ulaşılabilir olması ve şiddeti sıradan ve tepki göstermenin olağan bir yolu olarak görmesi de, saydığımız sonuçların yaşanmasına önemli katkı sunuyor.

Bu örneklerden hareketle söz konusu olan durumlar hangi ülkede yaşanırsa yaşansın, sonuçların değişmeyeceği ve benzerlikler taşıyacağı muhakkaktır.

Vatandaşın sormayı ihmal ettiği en kritik soru şuydu:

Biz neden fakirlik yaşıyoruz?

Niçin açlık sınırının altında yaşamak gibi bir kader bize dayatılıyor?

Neden sadece belli kesimler pastanın en büyük bölümünü alıp götürüyor?

Emekli maaşı niçin açlık sınırının yarısı kadar?

Neden ülkemizde yaşanan enflasyon dünya genelinin en ön sıralarında çıkıyor?

Niçin en yüksek faiz bizim ülkemizde?

Ve neden sürekli aynı siyasetçileri görmek zorunda kalıyoruz ve bunlara oy veriyoruz?

İktidar olanlar niçin Atlantik ötesi bağlantılı güç odaklarıyla anlaşmak zorunda kalıyor?

Niçin bizim öz malımız olan ve dünyanın en stratejik olanlarına sahip olduğumuz madenlerimizi yabancılara veriyoruz?

Bu soruları çoğaltmak mümkündür.

Sevgili dostlarım, izaha çalıştığım ve her birinizin günlük olarak tanıklık ettiğiniz bu derin meseleye dair çok ciddi okumalarım söz konusudur.

Kadim Türk tarihinin hiçbir döneminde bugün yaşanan olayların bir benzeri yaşanmamıştır.

Türkiye siyasiler eliyle ve sistematik olarak çökertilmektedir.

Bu çökertme projesinde yer alan siyasilerin anlattıklarına, asla inanmayınız!

Türk milletini cephelerde yenemeyenlerin keşfettiği sinsi yöntemler sayesinde günden güne savruluyor ve sistematik olarak parçalanmaya doğru yol alıyoruz.

Tüm siyasi partilerin programlarını okumuş birisi olarak tarihe not düşüyorum.

Ulu önderimiz Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletini ve bu aziz milleti kurtaracak olan, tek bir partinin çok kapsamlı çalışmaları söz konusudur.

Bu parti, Bağımsız Türkiye Partisi'dir.

Sahip olduğu model ise, bugün dünyanın şekillenmesine neden olmuş olan, Milli Ekonomi Modeli tezidir.

Şayet milli bir cephe oluşturulacak ve millet kurtarılacaksa, bu oluşumun merkezinde, BTP ve onun bu fikirleri olmalıdır.

İzleyin ve dikkatlice takip edin bakın.

Hüseyin Baş'ın diğer liderlerden farkını ilk bakışta göreceksiniz.

Son bir cümle:

Bu yazıyı ve sonuç bölümünü okuyanlar şu ön yargı ile hareket edebilir:

Yazarın kendisi BTP'ye yakınlığı dolayısıyla böyle bir kurgu yapıyor.

Sevgili okurlarım BTP'nin partilerden bir parti olmadığını ve lideri Hüseyin Baş'ın ise sıradan bir siyasi parti lideri olmadığını, güneşi görür gibi göreceksiniz.
 
Hacı Gaydan / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.