Şiir okumayan, edebiyatı sevmeyen nesiller yetiştiriyoruz.
Şimdiki gençlik o kadar meşgul, o kadar zaman darlığı yaşıyor ki, elindeki el kadar telefondan gözünü ayırıp, başını kaldırıp başucunda yol sorana yol tarif edecek vakti bile bulamıyor.
Zorla üç-beş kıta şiir okutsanız, bestesi ile, müziği ile dinletseniz dahi, okuduğunu ya da dinlediğini anlayıp haz duyacak zaman ayıramıyor zavallı.
Dil konusunda yaşlı kuşaklarla yetişmekte olan kuşaklar arasındaki uçurum her geçen gün biraz daha derinleşiyor ve de korkunçlaşıyor.
Her gün hayatımıza giren yeni ürünler, teknolojik ve elektronik cihazlar yedeklerinde getirdikleri yabancı kelimeleri günlük kullanıma sokarken, hayatımızda olan, atadan, dededen yadigâr kelimelerimizi de bir çırpıda hayatımızdan silip atıyorlar.
Yeni kelimeleri kullanmaya özenen gençler hızlı bir şekilde onlara dört elle sarılırken ebeveynler ve dedeler herhangi bir yabancıyı dinler gibi çoğu kez çocuklarını dinlemek zorunda kalıyorlar.
Günlük konuşmalarda, aile ve çeşitli meslek gurupları arasındaki sohbetlerde dile gelen darb-ı meseller, deyimler, atasözleri ve cinaslar artık ders kitaplarında sadece sınıf geçecek kadar zoraki öğrenilen konular arasında.
"Dünyasına dünyasına
Kim doymuş dünyasına
Dünya benim diyenindi
Gitmiştik dün yasına."
Bu dörtlükte işlenen "cinas" sanatının hazzına varmak için az-çok vakit ayırmak gerek.
"Hayalde gör düşte gör
Sen beni dost bilmedin
Bir zalime düş de gör"
mısraları da anlayana elbette ciltler dolusu şeyler anlatmaktadır.
Güzel Türkçemizin bal-kaymak tadındaki inceliklerine daha çok halk ozanlarımızın eserlerinde rastlarız.
Rahmetli Çobanoğlu gür sesi ile seslendirdiği dertli her türkünün sonunda gür sesi ile şu cinası okurdu mesela:
"Geçti benden
Ok değdi geçti benden
Ben merde köprü oldum
Namert de geçti benden"
İki mısraını başlık yaptığımız Rahmetli Reyhani'nin şu şiiri ise tam anlamıyla çiçek balı tadındadır:
"Demedim mi gönül kalkıp yürüme
Bir gün yollarını harami bağlar
Dertliysen derdini dertsize açma
Dertsiz doktor olsa yaramı bağlar.
Oku sayfasını geçmiş çağların
Yaprağını dökmüş nice bağların
Âdeti böyledir yüksek dağların
Aslıya yol verir, keremi bağlar.
Kaderdir mutlaka başa gelince
Suç sende ayağın taşa gelince
Kudretin damlası çoşa gelince
Bunu bent mi eyler dere mi bağlar.
Ben bir Reyhani'yim susuz pınarım
Damlam coş ederse olmaz kenarım
Kederli günümü duysa dostlarım
Bilmem al mı giyer, kara mı bağlar."
Şimdiki gençlik o kadar meşgul, o kadar zaman darlığı yaşıyor ki, elindeki el kadar telefondan gözünü ayırıp, başını kaldırıp başucunda yol sorana yol tarif edecek vakti bile bulamıyor.
Zorla üç-beş kıta şiir okutsanız, bestesi ile, müziği ile dinletseniz dahi, okuduğunu ya da dinlediğini anlayıp haz duyacak zaman ayıramıyor zavallı.
Dil konusunda yaşlı kuşaklarla yetişmekte olan kuşaklar arasındaki uçurum her geçen gün biraz daha derinleşiyor ve de korkunçlaşıyor.
Her gün hayatımıza giren yeni ürünler, teknolojik ve elektronik cihazlar yedeklerinde getirdikleri yabancı kelimeleri günlük kullanıma sokarken, hayatımızda olan, atadan, dededen yadigâr kelimelerimizi de bir çırpıda hayatımızdan silip atıyorlar.
Yeni kelimeleri kullanmaya özenen gençler hızlı bir şekilde onlara dört elle sarılırken ebeveynler ve dedeler herhangi bir yabancıyı dinler gibi çoğu kez çocuklarını dinlemek zorunda kalıyorlar.
Günlük konuşmalarda, aile ve çeşitli meslek gurupları arasındaki sohbetlerde dile gelen darb-ı meseller, deyimler, atasözleri ve cinaslar artık ders kitaplarında sadece sınıf geçecek kadar zoraki öğrenilen konular arasında.
"Dünyasına dünyasına
Kim doymuş dünyasına
Dünya benim diyenindi
Gitmiştik dün yasına."
Bu dörtlükte işlenen "cinas" sanatının hazzına varmak için az-çok vakit ayırmak gerek.
"Hayalde gör düşte gör
Sen beni dost bilmedin
Bir zalime düş de gör"
mısraları da anlayana elbette ciltler dolusu şeyler anlatmaktadır.
Güzel Türkçemizin bal-kaymak tadındaki inceliklerine daha çok halk ozanlarımızın eserlerinde rastlarız.
Rahmetli Çobanoğlu gür sesi ile seslendirdiği dertli her türkünün sonunda gür sesi ile şu cinası okurdu mesela:
"Geçti benden
Ok değdi geçti benden
Ben merde köprü oldum
Namert de geçti benden"
İki mısraını başlık yaptığımız Rahmetli Reyhani'nin şu şiiri ise tam anlamıyla çiçek balı tadındadır:
"Demedim mi gönül kalkıp yürüme
Bir gün yollarını harami bağlar
Dertliysen derdini dertsize açma
Dertsiz doktor olsa yaramı bağlar.
Oku sayfasını geçmiş çağların
Yaprağını dökmüş nice bağların
Âdeti böyledir yüksek dağların
Aslıya yol verir, keremi bağlar.
Kaderdir mutlaka başa gelince
Suç sende ayağın taşa gelince
Kudretin damlası çoşa gelince
Bunu bent mi eyler dere mi bağlar.
Ben bir Reyhani'yim susuz pınarım
Damlam coş ederse olmaz kenarım
Kederli günümü duysa dostlarım
Bilmem al mı giyer, kara mı bağlar."
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Depremin yaraları daha sarılmamışken… / 18.04.2026
- ‘Dikkat! Asıl müfsitler onlardır…’ / 16.04.2026
- Bahar gelsin şu dağlara çıkalım belki derdimize çare bir çiçek / 14.04.2026
- Vurguncu keyif çatıyor yoksul yokluk içinde / 13.04.2026
- Türkiye yüz yılında dert denizinde yüzer olduk / 11.04.2026
- Bu savaş ortamında Kur’an’ı tekrar tekrar okumak / 10.04.2026
- Dur bakalım hesap vermeden nereye? / 09.04.2026
- Vicdan rafa kalkmışsa çalı çam olur çalılık orman olur… / 07.04.2026
- Yamuk bizden ise kaldır halıyı bizden değil ise çam yap çalıyı / 06.04.2026
- Haydutluğun hüküm sürdüğü devirlerden geçiyoruz / 03.04.2026
- ‘Dikkat! Asıl müfsitler onlardır…’ / 16.04.2026
- Bahar gelsin şu dağlara çıkalım belki derdimize çare bir çiçek / 14.04.2026
- Vurguncu keyif çatıyor yoksul yokluk içinde / 13.04.2026
- Türkiye yüz yılında dert denizinde yüzer olduk / 11.04.2026
- Bu savaş ortamında Kur’an’ı tekrar tekrar okumak / 10.04.2026
- Dur bakalım hesap vermeden nereye? / 09.04.2026
- Vicdan rafa kalkmışsa çalı çam olur çalılık orman olur… / 07.04.2026
- Yamuk bizden ise kaldır halıyı bizden değil ise çam yap çalıyı / 06.04.2026
- Haydutluğun hüküm sürdüğü devirlerden geçiyoruz / 03.04.2026



























































