Meclis Genel Kurulu'nda yaklaşık 12 saat süren maraton görüşmelerin ardından 467 "kabul" oyuyla yasalaşan Çerçeve Yasa, siyasetin ve bürokrasinin ana gündem maddesi haline getirildi.
Kabul, ret, çekimser ve mükerrer oyların gölgesinde yürürlüğe giren bu düzenleme; kamuoyuna "terörün sonlandırılması" ambalajıyla sunulsa da metnin içeriği ve muhataplarının takındığı tutum, ortada büyük bir illüzyon olduğunu net bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Ankara koridorlarında hukuki takvimler, MGK teyit kararları ve infaz ertelemeleri konuşulurken; dağdaki terör unsurlarının ve onların Avrupa'daki uzantılarının talepleri bitmek bilmemektedir.
Siyaset kurumu bu sürece kilitlenmişken, milletin asıl yakıcı gündemi olan ekonomik kriz gölgelenmekte ve milli duruş sergilemesi gereken yapılar için tarihi bir sorumluluk doğmaktadır.
Geri dönüşü olmayan mayınlı yol: Bitmeyen PKK talepleri
Çerçeve Yasa'nın kabul edilmesiyle birlikte 12 maddelik metnin Resmi Gazete'de yayımlanması, koordinasyon kurulunun oluşturulması, MGK'nın teyit kararı ve 6 aylık başvuru süreçlerini kapsayan karmaşık bir hukuki takvim ilan edilmiştir.
Cezaların 5 ila 10 yıl süreyle ertelenmesini öngören bu mekanizma, terör örgütü PKK cephesinde hiçbir karşılık bulmamıştır.
11 Temmuz 2025'teki sözde silah yakma eyleminin yıldönümünün ardından girdiği 30 günlük sessizliği bozan terör örgütü; sözde hareket yönetimi ve KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal aracılığıyla yasayı "ciddi hata ve yetersizlikler" taşımakla itham etmiştir.
Örgüt, teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın "özgür yaşar ve çalışır" koşullara kavuşmasını, sürecin bizzat Öcalan tarafından yönetilmesini ve statüsünün yeniden tanımlanmasını şart koşmaktadır.
Bu durum açıkça göstermektedir ki; devlet ne kadar taviz verirse versin, örgütün talepleri asla son bulmayacaktır.
Yasada yapılan düzenlemeler terör gerçeğini ortadan kaldırmaya yetmediği gibi, sunulan "Öcalan şartı" sürecin aşamalı olarak federasyon ve ülkenin bölünmesi hedefine doğru sürüklendiğini kanıtlamaktadır.
Masaya oturtulmaya çalışılan bu şartlar, Çerçeve Yasa'nın hiçbir temel problemi çözmeyeceğini ve meclisten geçen düzenlemenin terör örgütünü feshetmek yerine daha da cesaretlendirdiğini net bir biçimde ortaya koymaktadır.
Milletin gerçek gündemi geçim derdi ve Hüseyin Baş'ın tarihi ikazı
Meclis'teki partilerin büyük bir çoğunluğunun Çerçeve Yasa etrafında kenetlendiği ve yapay gündemlerle kamuoyunu meşgul ettiği bir vasatta, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş toplumsal vicdanın sesi olmuştur.
Baş'ın sosyal medya üzerinden yaptığı, "Siyasetin amacı elbette ki toplumsal huzuru sağlamaktır. Peki, ekonomi kötüyse toplum huzur bulabilir mi? Siyasetin öncelikli maksadı, ekonomiyi düzeltmek ve halkın refah seviyesini artırmak olmalı. Geçinemeyen bir emekliye, kirasını ödeyemeyen bir işçiye, çocuğunu okutmakta zorlanan bir esnafa, devletin yapacağı en büyük iyilik ekonomisine destek olmaktır" şeklindeki çıkışı, milletin esas meselesini deşifre etmiştir.
Halkın mutfağındaki yangın büyürken, evini geçindiremeyen, kirasını ödeyemeyen milyonlarca vatandaş siyasetin merkezine ekonominin konulmasını beklemektedir.
Siyaset kurumunun terör örgütünün dayatmalarına odaklanıp vatandaşı açlık ve yoklukla baş başa bırakması büyük bir basiretsizliktir.
Toplumsal huzurun temeli, terör odaklarına sağlanan hukuki ertelemelerden değil; halkın refah seviyesinin yükseltilmesinden ve adil bir ekonomik düzenden geçmektedir.
Yanlışta birleşenlere karşı milli cephe: Ümit Özdağ'ın ittifak çağrısı
Partilerin Çerçeve Yasa ile aynı yanlış noktada birleştiği, iktidarı ve muhalefetiyle meclis çoğunluğunun bu sürece çanak tuttuğu bir ortamda, Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın açıklamaları büyük bir anlam kazanmaktadır.
Özdağ'ın katıldığı televizyon programında dile getirdiği, "Kim böyle bir süreçte milli güçlerin birleşmesine karşı çıkıyorsa Saray'a çalışıyor demektir. Muhakkak bir seçim ittifakı yapılmalı çünkü Türk halkı bunu istiyor. AKP, MHP, DEM bir araya gelmişken, ben Zafer Partisi Genel Başkanı olarak nasıl İYİ Parti ile BTP ile AP ile kol kola yürümeyi reddederim?" ifadeleri, milli bir duruşun zorunluluğunu vurgulamaktadır.
AKP, MHP ve DEM Parti'nin aynı düzlemde buluşarak meşrulaştırmaya çalıştığı, CHP ve YENİ Parti'nin göstermelik muhalefet yaptığı bu sürece karşı; İYİ Parti, Zafer Partisi, BTP ve AP gibi yapıların bir araya gelmesi kaçınılmaz bir tarihi görevdir.
Türk milletinin bütünlüğünü, devletin üniter yapısını ve vatandaşın ekonomik geleceğini korumak adına kurulacak böyle bir "milli ittifak", sistemin dayattığı krizlere karşı yegane çıkış yoludur.
Siyasetin kutuplaştığı ve Meclis'in terörün talepleri karşısında çaresiz kaldığı bu dönemde, milli güçlerin birleşmesi Türkiye'nin geleceği için en kritik adımdır.
- ‘Çerçeve Yasa’ bütünleşme mi, bölünme mi getirecek? / 11.08.2026
- Fındıkta kâr şirketlerde, yük çiftçinin omuzlarında / 10.08.2026
- Mekke Anlaşması, Sünni NATO ve ABD'nin Ortadoğu'da tasfiye planı / 09.08.2026
- Borç dağının altında ezilen ipotekli hayatlar ve çıkış yolu / 08.08.2026
- Çerçeve yasa kimin geleceğini inşa ediyor? / 07.08.2026
- Petrol için ittifak, insanlık için sessizlik / 06.08.2026
- Alevlerin kıyısında zamanla yarış / 05.08.2026
- ABD tıkandı, İsrail rahatsız, İran'dan geri adım yok / 04.08.2026
- Dimyat saldırısı ve ‘sahte bayrak’ şüphesi / 03.08.2026
























































